28 Aralık 2015 Pazartesi

Kendime Düşünceler - Marcus Aurelius Antoninus

,

marcus aurelius antoninus




M.S. 121'de Roma'da doğan Marcus Aurelius M.S. 161'de Roma imparatoru oldu.Tarihte az rastlanılır olan İmparator - Filozof Marcus Aurelius, stoacı düşünceden etkilendiği 12 kitaptan oluşan eseri Kendime Düşünceler'i, 170 - 180 yılları arasında askeri harekatlar sırasında yunanca olarak kağıda döker. Kitabı basmak amacıyla değil, kendine notlar olarak yazmıştır.  
Stoacılar için insanın temel amacı mutluluktur. Mutluluğa ulaşmak içinse doğaya uygun yaşamak gerekir.
Marcus Aurelius Kendime Düşünceler'i stoacı felsefinin süzgecinden geçirerek notlarını düşüyor. Bir insanın her sabah uyanıp aynaya bakarak kendisiyle yüzleşmesi gibi kendisiyle yüzleşiyor Marcus ve vicdanını sorguluyor.
Kendime Düşünceler; 1. kitap Marcus'un hayatına anlam katan herkese ve her şeye teşekkürle başlıyor ve 12. kitap sonuna kadar kendine öğütler ve düşünceleri ile devam ediyor.
Kendime Düşünceler; yaşam kılavuzu niteliğinde bir kitap. Bir başucu kitabı.

12 Kitaptan oluşan Kendime Düşünceler'den alıntılar:
  • Dostlarına özen göstermeyi, onları sıkmamayı, ne de onlara düşkünlük göstermeyi; her durumda kendi kendine yetmeyi ve dinginliği. İleriye bakmayı, her şeyi, en önemli ayrıntıları bile düzenlemeyi, ama bunun gösterişsizce yapmayı... Her şeyde ölçülü ve kararlı olmayı, yeniliklere karşı kabaca davranmamayı ne de bunlar için yanıp tutuşmayı.
  • Başkalarının ruhunda olup bitenlerin ayrımına varamadığı için mutsuz olan bir insana rastlamak zordur; ama kendi ruhunun devinimlerinin ayırımına varmayan bir insanın mutsuz olması kaçınılmazdır.
  • Hiçbir zaman istemine karşı, bencilce, düşüncesizce ya da gönülsüzce davranma; birbirine karşıt nedenler sürüklemesin seni; düşünceni allayıp pullayarak güzelleştirmeye çalışma. Fazla konuşmaktan, gereğinden fazla işe karışmaktan kaçın... İçin huzur dolu olsun, başkalarının sağlayabileceği yardıma ya da dinginliğe gereksinimin olmasın. Kısaca dimdik durmalısın, başkaları ayakta tutmamalı seni.
  • Şeyleri, fikrini zorla kabul ettirmek isteyen kimsenin yargıladığı ya da senin onları yargılamanı istediği gibi değil, gerçekte olduğu  gibi gör.
  • Her zaman mutlu yaşayabilirsin, çünkü doğru yolu izlemek, ona göre düşünmek ve davranmak senin elindedir. Şu iki ilke Tanrı'nın ve insanların ve her ussal yaratığın ruhlarının ortak niteliğidir; başkalarının seni engellemesine izin verme, kendi iyiliğini doğruyu istemekte ve doğru davranmakta ara ve arzularını buna göre sınırlandır.
  • Bir şeyi başarmak sana zor geliyorsa, bunun insan yeteneğini aşan bir şey olduğunu düşünme hemen; tersine, bir şey olanaklı ve insanın yapabileceği bir şeyse, senin de onu başarabileceğini düşün.
  • Olmayan şeyleri varmışlar gibi düşünme, var olan şeyler arasından en hoşuna gidenleri seç, eğer olmasalardı, onları nasıl isteyeceğini düşün. Ama sahip olmaktan mutluluk duyduğun şeyleri aşırı değerlendimemeye alıştır kendini; yoksa onları bir gün yitirirsen sarsılırsın.
  • Kendi kendime acı vermek yaraşmaz bana, çünkü başkasına hiçbir zaman isteyerek acı vermedim.
  • Utanmazın biri seni incitirse, hemen şunu sor kendine: ''Dünyada utanmazların bulunmaması olanaklı mıdır?'' Olanaksızdır. Öyleyse olanaksız olanı isteme; çünkü bu insan da dünyada var olması kaçınılmaz olan utanmazlardan biridir. Bu düşünceyi, bir hırsızla, bir hamle, ya da başka bir kötü insanla karşılaştığında da aklında tut, çünkü bu tür insanların var olmalarının olanaksızlığını anımsar anımsamaz,  onlara daha kolay katlanırsın.
  • Birinin yaptığı her eylemde, kendi kendine: ''Bu adam bu eylemiyle neyi amaçlıyor?'' diye sormaya alıştır kendini, olabildiğince. Ama kendinden başla; önce kendini incele.
  • Birisi beni küçümseyecek mi? Varsın küçümsesin. Ama ben kendi adıma kimsenin küçümsenecek bir şey yaptığımı ya da söylediğimi görmemesi için özen gösteririm. Birisi benden nefret mi edecek? Varsın etsin. Ama ben herkese karşı iyiliksever ve iyi niyetli olmayı sürdüreceğim, özellikle de  o kişiye hatasını göstermeye hazır olacağım; ama onu kınayarak ya da sabrımla ona gösteriş yapmaksızın, içtenlikli ve sevecen bir biçimde yapacağım buınu, tıpkı ünlü Phocion gibi; eğer olduğundan başka türlü görünmüyorsa. Çünkü insan, tanrılara hiçbir şeye öfkelnmeye ya da yakınmaya eğilimli olmayan birisi gibi görünmek için yüreğinin derinliklerinde böyle olmalıdır. Çünkü şu anda doğana uygun olanı yapıyorsan, evrensel doğa için uygun olanı şu ya da bu yolla ortak yararını gerçekleştirilmesi için çaba harcayan bir insan gibi hoşnutlukla karşılıyorsan, başına ne kötülük gelebilir?
  • Her şey senin düşüncene bağlı; düşüncen de sana. Bunun için, istediğin zaman düşünceni ortadan kaldır, burnu döner dönmez, dingin bir denizde, tek bir dalganın bile olmadığı bir koyda bulursun kendini.     
Kitap: Kendime Düşünceler
Yazar: Marcus Aurelius Antoninus
Çeviri: Ceyda Eskin
Sayfa: 142
Oda Yayınları


SEVGİ ve IŞIK'la kalın...
Persephone
   
devamını oku →

27 Aralık 2015 Pazar

Hayvanlardan Tanrılara Sapiens - Yuval Noah Harari

,

yuval noah harari


Kitabın yazarı 1976 doğumlu Yuval Noah Harari Oxford Üniversite'sinde tarih doktorasını tamamlamış. Şimdilerde Kudüs Üniversitesin'de Tarih Bölümü'nde dünya tarihi dersleri veriyor. Kitabı, ''Hayvanlardan Tanrılara Sapiens''i dört ana başlıkta ele almış: ''Bilişsel Devrim'', ''Tarım Devrimi'', ''İnsanoğlunun Birleşmesi'', ''Bilimsel Devrim''.
Son zamanlarda okuduğum en etkileyici kitaplardan biri '' Hayvanlardan Tanrılara Sapiens''. 2,5 milyar yıl önce Doğu Afrika'da insanlığın doğumuyla başlayan ve günümüze gelen Homo Sapiens'in gelişimini yalın, anlaşılır bir dille anlatmakta Harari.

Kitapta anlatılan bir çok konu günümüzden veya tarihten örneklerle detaylandırılıyor, bu da anlatılan konuyu akılda kalıcı kılıyor. Kitapta Türkiye'den ve Osmanlı tarihinden bir çok örnekle karşılaşıyor ve şaşırıyorsunuz. Tabii benim gibi kitabın başında yer alan minik yazılarla not düşülmüş yayıncının notunu gözden kaçırdıysanız. Yazar Harari, orjinal metinde yer almayan ancak kitabın yayınlanacağı her ülkeye özel değişiklikler yapmış. Gerçekten etkileyici ve güzel bir düşünce.
Harari; Homo Sapiens'in hoşgörüsüz bir canlı olduğunu, bilim iklimle bağdaştırsa da Homo Sapiens'in ayak bastığı her yerde canlı türlerinin çoğunluğunu yok ettiğini savunuyor.
İnsanların dedikodu becerilerinin, insanlığın ilerlemesinde çok büyük payı olduğunu iddia ediyor. Bunu da insanların dedikodu sayesinde kime güvenebileceğine dair bilgi, küçük grupların daha büyük gruplara dönüşmesine, dolayısıyla Homo Sapiens'in daha sıkı ve karmaşık işbirliği yöntemleri geliştirmesine yol açmasıyla açıklıyor.
Tarım Devrimi'ni neredeyse insanlık tarihinin talihsizliği olarak görüyor ve avcı - toplayıcı iken Homo Sapiens'in beslenmesinin daha çeşitli olduğunu, doğanın sırlarını daha iyi bildiklerini, Tarım Devrimi'nin insanlığın elindeki gıda miktarını arttırdığını ancak daha iyi beslenme yaratmadığını ve bununla birlikte nüfus patlamasına yol açarak şımarık seçkinler yarattığını ortaya koyuyor.
Paranın, mitlerin insan üzerindeki büyük etkisini, imparatorlukları, dini, mutluluğu, emparyalizmi, kapitalizmi, teknolojiyi mercek altına alıyor ve insalığın geleceği için ürkütücü senaryoları dile getiriyor.
Kitap, bir çok şeye farklı bir bakış açısı kazandırıyor.
Harari, kitabının son sözünde okurun tam kalbine nişan alıyor. ''Tanrıya Dönüşen Hayvan''.




SONSÖZ
TANRIYA DÖNÜŞEN HAYVAN

 70 bin yıl önce, Homo Sapiens hala Afrika'nın bir köşesinde kendi işiyle meşgul olan önemsiz bir hayvandı. İlerleyen bin yıllarda kendisini tüm gezegenin efendisi ve ekosistemin baş belasına çevirecek dönüşümü gerçekleştirdi. Bugün ise bir Tanrı haline gelmenin, sadece ebedi gençliğin değil, yaratmak ve yok etmek gibi ilahi beceileri de ele geçirmenin arifesinde.
Maalesef dünyadaki Sapiens rejimi şu ana kadar gurur duyabileceğimiz çok fazla şey üretmedi. Etrafımızı şekillendirdik, gıda üretimini arttırdık, şehirler yaptık, imparatorluklar kurduk, çok uzak ve geniş ticaret ağları oluşturduk, ama dünyadaki acıyı azalttık mı? Tekrar vurgulamakta fayda var, insan gücündeki büyük artış birey olarak Sapiens'in durumunu daha iyi hale getirmedi ve genellikle diğer hayvanlara çok büyük acılar çektirdi.
Geçtiğimiz on yıllarda nihayet insanların durumuyla ilgili bazı somut gelişmeler sağlayabildik ve kıtlığı, salgınları ve savaşı azaltabildik. Öte yandan, diğer hayvanların durumu her zamankinden de hızlı kötüleşiyor ve insanların durumundaki düzelme de hem çok yeni, hem de kesinlikle emin olmak için henüz çok erken.
Dahası, insanların yapabildikleri olağanüstü şeylere rağmen hedeflerimiz konusunda  değiliz ve her  zamanki kadar memnuniyetsiziz. Kano ve kadırgalardan buharlı gemilere ve uzay mekiklerine vardık ama kimse nereye gittiğimizi bilmiyor. Her zamankinden daha güçlüyüz ama bunca güçle ne yapacağımızı bilmiyoruz. Daha da kötüsü, insanlar her zamankinden daha sorumsuz gibiler. Uymamız gereken yegane yasalar fizik yasaları ve kendi kendini yaratmış küçük tanrılar olarak kimseye hesap vermiyoruz. Diğer hayvanları ve etrafımızdaki ekosistemi sürekli mahvediyoruz ve bunun karşılığında sadece kendi konforumuzu ve eğlencemizi düşünüyoruz, üstelik tatmin de olmuyoruz.
Ne istediğini bilmeyen, tatminsiz ve sorumsuz tanrılardan daha tehlikeli bir şey olabilir mi?

YUVAL NOAH HARARI
HAYVANLARDAN TANRILARA SAPİENS

Kitap: Hayvanlardan Tanrılara Sapiens
Yazar:Yuval Noah Harari
Çeviri: Ertuğrul Genç
Sayfa: 411
Kolektif Kitap
SEVGİ ve IŞIK'la kalın...
Persephone
devamını oku →

21 Aralık 2015 Pazartesi

Nostaljik Pazartesi: Fısıltı

,
Neler hissetmişim, neler yaşamışım da kalemim dile gelmiş yıllar öncesinde... Ne çok şey değişiyor insan hayatında. İnişler, çıkışlar... Zorlu bir yolda ilerlerken ne fırtınalar kopuyor yürekte. Geçmişin kapılarını aralarken nasıl da hüzünlü bir tebessüm beliriveriyor insanın yüzünde. Sevgili E.Q'nun ''nostaljik pazartesi'' fikrini sevmem en çok ta geçmişe atılan o minik geri adımlar...
31.10.2013 tarihinde yazmışım FISILTI yı...


SEVGİ ve IŞIK'la kalın...
Persephone
devamını oku →

Dünya Yuvarlaktır

,



Sakince oturup izliyorum insanları, hiçbir şey düşünmeden, hiçbir yorumda bulunmadan. Yalnızca izliyorum, yorumlarımı sonraya bırakıyorum.
İzlenim edinmeye devam etmek istiyorum. Yapamıyorum. Duraksıyorum ve kendimi sorguluyorum; ''Bu izlenmleri edinirken ne kadar objektifim acababa?'' ''Benlik duygumu bir kenara bırakabildim mi?''
Elimden geldiğince tarafsız bakmaya çalışıyorum. Sorularım sürekli kafamda dönüyor ve tek tek soruyorum kendime: ''Herkes kendini iyi ve mükemmel görürken bu dünyada yaşanan kötülüklerin kaynağı kim? Herkes olayları kendi bakış açısından yorumlarken ne kadar haklı? Neden empati yapmak, yapabilmek bu kadar güç? Neden iyinin, doğrunun ne olduğunu kendisinin bildiğini iddia eder insan?''
Dünya karşıt fikirlerle dolu. Toplumun genel geçer kuralları, doğruları var. Peki bunlardan birine karşı çıktığımızda yanlış mı yapmış oluruz? Haksız mıyızdır? İnsan her zaman haklı olamaz, eğer her zaman haklı olduğunu düşünüyorsa ortada bir yanlış vardır. Herkesin doğru kabul ettiğine yanlış diyorsa da haksız olduğu söylenemez kimi zaman. Bunun en güzel örneklerinden biri kabul ettiğim Galileo. Galileo dünya yuvarlaktır dediğinde tüm kabul görmüş fikirlere karşı çıkmış ve idam edilmek istenmemiş miydi? Bugün ise dünyanın yuvarlak olduğunu hepimiz kabul ediyoruz.
Her birimiz olayları, dünyayı farklı algılıyoruz. Olaylar karşısında tutum ve davranışlaımız birbirinden çok farklı. Kendi talep ve ihtiyaçlarımız doğrultusunda bir çok yargıya varıyoruz. Yaşanan olaylara ben gözüyle bakarsak her zaman haklıyızdır. İnsanların sen gözüyle de bakmaya ihtiyaçları vardır. Bu bakış açısını kazanamıyorsak zamanla kaybeden olmaya mahkum olur, yalnızlaşırız.
Yine kafamda deli sorular beliriyor:
''Önce ben demeden yaşayabiliyor muyuz? Şu yaşadığımız maddi dünyada manevi duygularımız mı güçlü yoksa önce maddi değerlerimiz mi geliyor bizim için? Olaylara bakış açım objektiftir diyebilir miyiz? Bu dünyada iyilik dolu bir kalbe sahip olduğumuzu iddia edebilir miyiz? Karşımızdakileri acımasızca yargılarken, kendimizi sorgulamayı düşünüyor muyuz?''
Önce insan kendi içine dönmeli... Birini yargılayacaksa, önce kendinden başlamalı... Bunu başarabildiğimiz gün bir adım daha ilerlemiş olacağız... Belki o zaman iyilik dolu kalplerin varlığından söz edebileceğiz...

SEVGİ ve IŞIK'la kalın...
Persephone
     

devamını oku →

15 Aralık 2015 Salı

NOSTALJİK PAZARTESİ: KENDİN OL

,
Sevgili blogger arkadaşımız EQ geçen hafta güzel bir fikirle çıkageldi karşımıza: ''Nostaljik Pazartesi.''
Geçmişte yazmış olduğumuz, sararmaya yüz tutmuş yazılarımızı gün yüzüne çıkartıyoruz yeniden. Bu fikir bir çok blogger arkadaşımızın da çok hoşuna gitti, tabii ki benim de. Neden olmasın dedik ve mazide yazdıklarımızı her pazartesi yad ediyoruz artık.
Ben de 7 Nisan 2014'te yazmış olduğum ''Kendin Ol '' yazımı hatırladım ve tekrar sizlere görücüye çıkardım;)

Yazıyı okumak, bir göz atmak  için tık tık ---> Kendin Ol


SEVGİ ve IŞIK'la kalın
Persephone
devamını oku →

6 Aralık 2015 Pazar

Siddhartha

,
siddartha
Kimi zaman hayatı, yaşam amacımızı, mutluluğumuzu sorgularız. Bir arayış içindeyizdir ama ne aradığımızı bilmeyiz. Bilmek, bilgi neden gerekli? Bitip tükenmeyen öğrenme isteği neden kaynaklanır? Belki kendimizi, hayatı, insanları tanıma, anlama, kavrama isteğinden meydana gelir.
Siddhartha; Hesse'nin bireysel bunalımların çözümünü doğu felsefesinde arayışının bir örneğidir.    
Roman kahramanı Siddhartha'nın önünde tek bir hedefi bulunuyor: Arınmış olmak, susamalardan arınmış. Ölerek kendinden kurtulmak, ben olmaktan çıkmak, boşalmış bir yürekle dinginliğe kavuşmak, benliksiz düşünmelerle mucizelere kapıları açmak, işte buydu onun hedefi. Ben tümüyle saf dışı bırakılıp öldürüldü mü, gönüldeki tüm tutku ve dürtülerin sesleri kısıldı mı, işte o zaman gözlerini açacaktı en son şey, varlıktaki artık Ben olmayan öz, o büyük giz.
Siddhartha; bu hedefine ulaşmak için tuhaf yollardan geçecekti. Bir Brahman olarak başladığı hayatına aradığını bulmak için en sevdiği insan, gölgesi Govinda ile birlikte çilekeşlerin peşine düşecek onlardan; soğuk ve sıcakta yaşamayı, aç kalmayı, nefsini terbiye etmeyi öğrenecekti. Buddha'yla tanışacak, öğretisini öğrenecek ve bununla da yetinmeyecekti. Bir kente doğru yola çıkacak orada Kamala'dan sevme sanatını, Kamaswami'den ticaret sanatını öğrenecekti. Ancak bunlarda ruhunu doyurmayacaktı.
Ve özüne, aradığını bulmaya tekrar ormana döncekti Yine bir çocuk olup, yeniden başlayabilmek için ırmağın kıyısında yaşayan, kayıkçı Vasudeva'nın (Sanskritçe'de Irmak Tanrısı anlamına gelir) yanına yerleşecek, gerçek bilgiye burada ulaşacak, aydınlanacak ve içinde aradağı Atman'a ulşacaktı.
Siddhartha'nın bu tuhaf yolunu izlerken, konunun içine çekiliyor, bir çok şeyi sorgulmaya başlıyorsunuz. Bir yol, bir öğreti sunuyor Hesse size. Bazı kitaplar, dönüp tekrar okutur kendini. Ben ikinci kez okudum. Tekrar dönüp okuyacağım belki de kimbilir.

Kitap: Siddhartha
Yazar:Hermann Hesse
Sayfa Sayısı: 148
Can Yayınları

SEVGİ ve IŞIK'la kalın...
Persephone

devamını oku →

30 Kasım 2015 Pazartesi

Kapılar

,


Bedenin ağırlığı altında ezildiği sorumlulukları silkeleyip ardına bakmadan kapıyı çekip gitmek. Geride neyi ya da neleri bıraktığını hiç düşünmeden. Bilirim ki; kapatılan bir kapı yeni açılacak kapıların habercisidir. Kimi zaman tek yapmamız gereken bir kapıdan geçmektir. Gerisi teferruattan ibaret.
Beden yorgun düşene dek özğürlüğün verdiği hafiflikle koşar adım yürümek. Dağları, denizleri aşıp karlı tepelerin, ufuk çizgisinin ardındaki mucizeleri keşfetmek. Ne kadar zor görünse de her şey mümkündür. Biraz cesaret. Ve o kapıdan geçmek.

SEVGİ ve IŞIK'la kalın...
Persephone     
devamını oku →

29 Kasım 2015 Pazar

Değişim

,
Dünya döndükçe zaman hızla akıyor. Yıllar aylara, haftalara, günlere bölünüyor. Dünya değişiyor, insanlar değişiyor. Hiçbir şey aynı kalmıyor. Biz de... Değişim hayatımızın her yerinde. Değişmek zor olsa da sürekli evriliyoruz aslında. Bazen farkındayız bile isteye yapıyoruz bazen de farkında olmadan yavaş yavaş değişiyoruz. Değişim zorunluluk haline geldi. Çünkü; hiç kimse çağ dışı olmak istemez.
Değişim bir zorunluluk ama değişmekten korkuyor ve değişime direniyoruz, çünkü bilinmezlik korkutur insanı. Kendimizi güvende hissettiğimiz  alandan kolay kolay vazgeçmek istemeyiz. Orası bizim sığınağımızdır. Alışkanlıklarımız ise değişim için önümüzdeki en büyük engelimiz. Rutinin dışına çıkmak sandığımızdan da zor, alışkanlıklarımızın gücü inanılmaz. Sevmediğiniz bir alışkanlığın yerine yeni bir alışkanlık edinmek güç, ancak imkansız değil. İhtiyacımız olan en önemli şey, içsel motivasyonumuzun yüksek olması, değişime hazır olmak. Dışarıdan aldığımız itici güçlerin etkisi kendi gücümüzün etkisinden çok daha zayıftır. Değişim için istekli olmak sonuç getirir. Kendinize inanmak, değişimi gerçekleştireceğinize inanmak en önemli unsurdur. Ve bu inancı yaratmanın bir yöntemide alışkanlıklardır. Alışkanlıklarımız biz onları nasıl seçtiysek öyle olur. Ve değişim inancını alışkanlığa dönüştürdüğümüzde olumlu sonuçlar almamız kaçınılmazdır.  Değişeceğinize inanırsanız değişim gerçek olur...

SEVGİ ve IŞIK'la kalın...
Persephone
devamını oku →

28 Kasım 2015 Cumartesi

Soy Ruhunu

,


Dolu dizgin fırtına önüne katmış her şeyi sürüklüyor. Henüz gelecek zaman başlamadan, geçmişin üzerinden haince kükreyerek geçiyor. Umarsız. Yaşadığını sandığın hayat, kendine uydurduğun hikayelerin yansımasından, gölgesinden mi ibaret yoksa?
Zor kullan soy ruhunu yaşadığını sandığın hayata. Çıplak kalan ruh daha kolay bulur yolunu.
Bak fırtına kopuyor. Sen hâlâ başkalarının yaşadığı mutlulukları kendi mutluluğun sayıyorsun. Ruhundaki devinimleri izle kendi mutluluğunu yarat.
''Hayat kısa, kuşlar uçuyor.''

SEVGİ ve Işık'la kalın...
Persephone
devamını oku →

23 Eylül 2015 Çarşamba

Yok

,
Ne kadar çizgiler gerçek gibi olsa da
Anladım ki bu bir rüya
Hepsi yalan... Hepsi kurgu...
Bir uyansam, bir görsem, bir rahatlasam
Şöyle derinden bir ooohhh çeksem...
Kafamı şöyle bir rahatlatsam
Az bi de atarlansam kadere...
İki kadehte vursam feleğin dibine,
Elimi tutup çelme takanlara,
Yüreğimde birikmiş küfürleri sallasam,
Çarpsam kelimeleri tokat gibi yüzlerine...
Yalvarsam durduk yere Tanrı'ya...
Kör et desem tüm yalan olan her şeyi! 

Yok... Yok...
Olacak iş değil bu be...

SEVGİ ve IŞIK'la kalın...
Persephone
devamını oku →

14 Eylül 2015 Pazartesi

Ben Olmak

,
Varlığımızı sürdürdüğümüz bedende kaç kişiyiz? Her birimiz birden çok kişiyiz, bir çoğuz, pek çoğuz... Yaşadığımız her bir farklı olayda başka bir beniz, birbirine benzer olaylarda bile... Varlığımızın içinde gülen, ağlayan, farklı düşünen, farklı bakış açısına sahip tek bedende renklendirdiğimiz, barındırdığımız çeşit çeşit insanlarız. Çünkü; hissettiğimiz her duyguda başka biriyiz... Bu ayrı ayrı insanlar birleştiğinde bir bütün oluruz, tek oluruz... Ben oluruz...


SEVGİ ve IŞIK'la kalın...
Persephone
devamını oku →

4 Ağustos 2015 Salı

Mutlak

,
Gözümüzün önündeki güzellikleri görmekten ne kadar da uzağız. Kafamızda şekillendirdiğimize uydurmak istiyoruz herşeyi... Oysa ki varolduğu şekliyle güzel bir çok şey... Öyle seviyor, sonra onları yoğurup başka bir varlığa dönüştürmeye çalışıyoruz. Olduğu gibi sevmekte başarısısız... Yetinmiyor insanoğlu... Elmayı armuta dönüştürmek istiyoruz her nedense. Hayatın şekillendirmesi yetmezmiş gibi, oynuyoruz elimizdekilerin genleriyle. Keyif aldığımızı zannederek yanılıyoruz. Meydana gelen, yarattığımız bizi hiç memnun etmiyor yine de durduramıyoruz benliğimizi. Yenemiyoruz değiştirme içgüdüsünü... Öyle sevmiştik o eşyayı, o giysiyi, o gıdayı, o insanı... Şimdi niye onca çaba?
Elindekilere değer vermeli, sevgisini katmalı insan, olduğu gibi benimsemeli, bütünleşmeli... Daha iyisine ulaşma çabası yorar, çünkü; daha iyilerin sonu yok... En iyisi dediklerimizi dahi değiştirmeye çabalıyorsak demek ki daha iyi hep sonsuzluktur... En iyiyi kendimizde aramak en doğru yoldur, iyiyi daha iyiyi kendi dışımızda değil, içimizde aramalı... Sevgiyi sarıp sarmalamalı, Agape'nin sıcak kucağına bırakmalı insan kendini...
Unutulmaması gereken en önemli şey ise ''Mutlak!'' Gerisi hikaye...
Mutlak; birinin en küçük hareketinin, başka birilerinin hayatını etkileyen devasa bir neden-sonuç ilişkisidir... Harekete geçmeden önce durup düşünmek, dokunduğumuz hayatları yıpratmayı bir miktar engelleyebilir belki de...

SEVGİ ve IŞIK'la kalın...
Persephone
devamını oku →

30 Temmuz 2015 Perşembe

Düşündüm

,
Dağları aştım, uçsuz bucaksız ovaya geldim. Ovayı aştım çam ormanın içine daldım, yürüdüm yürüdüm, durmadan yürüdüm. Bir çam kestanesi yuvarlanıverdi önüme, dağıldı düşüncelerim. Savruldu ortalığa, eğildim topladım tek tek dağılanları... Devam ettim yürümeye... Denize vardım. Sus pus oldum oturdum kıyısına. Dalgaların ayaklarımdan süzülüşünü izledim. Dalgaların kumda bıraktıkları çakıl taşlarını saydım. Alçaldım, yükseldim, dengesini yitirmiş bir kuş gibi rüzgarın esintisinde savruldum. Sonra duruldum. Cırcır böceklerinin muhabbetlerine şahitlik ettim. Neler anlattılar neler. Kulağımı açtım bir bir dinledim. Sindirdim söylediklerini. Mühimdi söyledikleri... Kalktım yürümeye devam ettim. Vardım deniz aşırı bir eve. Yatakta yatan hasta adama geçmiş olsun dileklerimi ilettim, umarım duymuştur beni. Sesim çok derinden ve kısıktı. Duysun istemedim sanki yorgun bedeni. Eşi olduğunu düşündüğüm kadın sarıldı, sımsıkı sarıldı öyle içtendi ki. Ana kucağı kokusunu çektim içime. Kulağıma eğildi bir şeyler fısıldadı, irkilmeme sebep oldu. Cevap veremedim, dondum, derin bir iç geçirdim. İç sesim konuştu ''keşke 'O' da böyle düşünseydi.'' Çok güzeldi söyledikleri. Ancak düşlerde olurdu. Birden gitmem gerektiğini hatırladım, tasımı tarağımı toplayıp hızlıca uzaklaştım... Uzaklaşmam gerekti, korkuttu düşüncelerim...  


SEVGİ ve IŞIK'la kalın...
Persephone
devamını oku →

12 Mayıs 2015 Salı

6 SÜPER BLOGGER BİR VİDEODA BULUŞTU

,
Sevgili Kreatif Başkan ve beş blogger arkadaşımız blog tarihinde bir ilke imza atmışlar. Farklı şehir ve ülkelerden bloggerlar teknolojinin güzelliklerinden faydalanarak bir video klipte bir araya gelmişler. Bana da bu duyuruyu yapmak düşer;) 
13 Mayıs Çarşamba günü Kreatif Başkan'ın youtube kanalından videoya erişebilirsiniz... Farklı, emek harcanmış, kafa yorulmuş işleri seviyorum ve ben bu çalışmayı merakla bekliyorum...     

Bu projede yer alan Blogger Arkadaşlarımız :

Dilek Eren
Aslı Seymen 
Helene (kuşkız)
Özgül 
Yüsra  
Ve 
Kreatif Başkan

Emeklerinize sağlık...

Blogger arkadaşlarımızın bu güzel çalışmasına siz de blogunuzda paylaşarak destek olabilirsiniz...;) 

SEVGİ ve IŞIK'la kalın...
PERSEPHONE 
devamını oku →

26 Nisan 2015 Pazar

YARDIMINIZ GEREK!!!

,
Sevgili blogger arkadaşlarım;
Blogumla ilgili bir derdim var, yardımcı olabilirseniz çok mutlu olacağım. Epeyce bir uğraştım ama kendim çözemedim:( Biliyor ya da bilebilecek olan birilerini tanıyorsanız, yönlendirmenizi rica edeceğim. Şablon ayarlarını pek sık kurcaladığımdan sanırım bir yerlerde yanlış bir şeyler yaptım. Blog yazılarımı paylaştığım sosyal mecralarda blog ismi ve yazı başlığı görünmüyor. Belki de basit bir şeydir ancak bu konuyla ilgili hiç bir yazıya denk gelmedim. Blogumu bugün mahvetmeyi başardım sonunda:(


Eskiden yaptığım paylaşımlar aşağıda bulunan resimde ki şekilde görünüyordu, yani olması gerektiği gibi:)



Şimdi ki görüntü ise bu:(


Bir bileniniz var mıdır acaba? Yardımınızı bekliyorum...

SEVGİ ve IŞIK'la kalın...
Persephone  

devamını oku →

24 Nisan 2015 Cuma

Sislerin Ardında

,



Gecenin karanlığına sis çökmüş. Caddeler kıvrılarak sonsuzluğa açılıyor. Ay ışığı aydınlatıyor etrafı bir de bir kaç sokak lambası. Derin ve huzurlu bir sessizlik hakim geceye, ölüm sessizliği. Uzaktan bir adam görünüyor, üzerinde siyah pardösüsü, başında kirden dolayı griden siyaha yüz vurmuş fötr şapkası, sağ eli cebinde sol elinde sigara, üşüyor gibi, omuzlarını göğsüne değin iyice kapatmış oysa hava ılık. Ne sonbahar ne de kış. Az biraz yazdan kalma. Belki de yorgunluktandır o hali.
Ağır aksak adımlarla ilerliyor, başı öne eğik.Yanan sigarasından son bir nefes çekiyor, yere atıp sinirli sinirli sigarasını sağ ayağıyla eziyor, izmaritinin çirkin kokusunu burnumda hissediyorum.
Eli cebine gidiyor, alelacele bir şeyler arıyor,  Sigara paketini çıkarıp bir sigara daha yakıyor. Sigara imiş aradığı.
Oradaki varlığımı, üzerindeki bakışları hissetmiş gibi başını birden yukarıya çeviriyor.
Korkuyorum beni görecek diye, karanlığın içinde perdenin arkasına görüşümü kaybetmeden gizleniyorum. Fark etmiyor beni ya da fark etmemiş görünüyor.
Yüzünün bir kısmını ay ışığı aydınlatıyor, derinleşmiş çizgilerini, dalgın ve yaşlı gözlerini görüyorum. Belli ki yaşı geçkince değil, fazlasıyla yaşanmışlığın izleri yansımış yalnızca yüzüne.
Neler yaşamış, hangi acılara göğüs germiş, hangi yitip giden sevgilere dalgın gözleri kim bilir?
Sessizliği bozan telefonun sesiyle irkiliyor adam. Telefonun ekranına uzun uzun bakıyor, cevap vermekte kararsız gibi. Aç şu telefonu diyorum kendi kendime, huzursuz ediyor beni telefonun sesi.Ve sonunda kararını veriyor, telefonunu kulağına götürüyor. Hızlı hızlı bir şeyler söylüyor, boşta kalan eli bir yukarı çıkıyor bir aşağı iniyor, kızgın.
Meraklanıyorum, duymak istiyorum konuştuklarını hiç üstüme vazife değilken. Oysa ki;tek hevesim derdinin ne olduğunu anlamak. Ne yapabileceksem? Benimki de bir tuhaf hal.
Sorunların tek çözümü kendimizken, sorunlarımıza başka bir elin dokunuşunun ne anlamı var ki?
Telefonu kapatıyor adam, düşünceli düşünceli bir sigara daha yakıyor, adımları telaşlanıyor, hızlıca karanlığa karışıyor.


SEVGİ ve IŞIK'la kalın...
Persephone      
devamını oku →

18 Nisan 2015 Cumartesi

,
Yaşadığımız olaylar deneyimlerimizi oluşturmaz. Deneyimlerimizi oluşturan şey; yaşadığımız olaylar karşısında sergilediğimiz tavırların sonuçlarıdır.


SEVGİ ve IŞIK'la kalın...
Persephone
devamını oku →

29 Mart 2015 Pazar

YILDIZ

,



İçimdeki derin boşluktan bir yıldız kayıyor, parçalanıyor, binlerce minik yıldıza dönüşüyor. Bir kısmı ayak parmaklarımda, bir kısmı da ellerimde ki parmaklarımda beliriyor. Bir elleri bellerinde, bir elleri öne doğru uzanmış, başları ile beni selamlıyorlar. Işıl ışıl, yüzlerinde kocaman bir tebessüm var. Yavaş yavaş bütün vücudumu kaplıyorlar ve neşe içinde etrafıma ışık saçıyorlar.
Kendi etrafımda Vivaldi'nin ''Spring'i'' eşliğinde minik daireler çizmeye başlıyorum, gittikçe hızlanan bir ivmeyle dönüyorum, hiç durmadan. Kuşlar en içli şarkılarını fısıldıyor kulağıma, içimde en derinlerde eşsiz bir mutluluk var. Yıldızlardan oluşan toz bulutları kaplıyor her yanımı, büyüdükçe büyüyorum, büyüleniyorum, bütünleşiyorum, mutluluk gözyaşlarım çağlayana dönüşüp, denize karışıyor...
Ve sonunda milyonlarca minik yıldızın birleşmesinden, tek bir yıldız oluyorum. Gökyüzüne doğru yolculuğum başlıyor...
Bu gece gökyüzüne bakın, belki de sizleri selamlayan bir yıldız göreceksiniz...

SEVGİ ve IŞIK'la kalın...
Persephone
devamını oku →

10 Mart 2015 Salı

,


Bir insanı anlamak için; gözlerinle değil yüreğinle göreceksin. Sözleriyle değil davranışlarıyla değerlendireceksin...



SEVGİ ve IŞIK'la kalın...
Persephone
devamını oku →

8 Mart 2015 Pazar

Bir Kaç Damla

,


Bir kaç dokunaklı cümle sıralamak üzereydim. Durdum... Birden vazgeçtim. Duyguların bu kadar altında ezilmek ne diye derken, bir iki damla gözyaşı sessizce kitabımın üzerine yumuşak iniş yaptı. Sık sık ortalıkta gezinirdi, uzun zamandır saklanmıştı oysa... Epeydir dingindi...
Bir gün arzuyla, ertesi gün bıkkınlıkla  tutuşan, bir gün yana yakıla seven, ertesi gün acımasızca sevgiyi çöpe atan, hiçbir sevgide mutluluğu bulamayan, sevgiye güven beslemeyenlere... Hayata anlam veremeyen, sevgisizlikten ölen insanlara akıyor bugün gözyaşlarım...
Belki de en çok kendim için, her bencil insanoğlu gibi...


SEVGİ ve IŞIK'la kalın...
Persephone
devamını oku →

8 MART DÜNYA EMEKÇİ KADINLAR GÜNÜ

,
Cehaletin tek korkusu kadındır. Çünkü, kadın öğrenirse, çocuğuna da öğretir.
Emine Supçin


 Dünya Kadınlar Günü ya da Dünya Emekçi Kadınlar Günü her yıl 8 Mart'ta kutlanan ve Birleşmiş Milletler tarafından tanımlanmış uluslararası bir gündür. İnsan hakları temelinde kadınların siyasi ve sosyal bilincinin geliştirilmesine, ekonomik, siyasi ve sosyal başarılarının kutlanmasına ayrılmaktadır.
 8 Mart 1857 tarihinde ABD'nin New York kentinde 40.000 dokuma işçisi daha iyi çalışma koşulları istemiyle bir tekstil fabrikasında greve başladı. Ancak polisin işçilere saldırması ve işçilerin fabrikaya kilitlenmesi, arkasından da çıkan yangında işçilerin fabrika önünde kurulan barikatlardan kaçamaması sonucunda 129 kadın işçi can verdi. İşçilerin cenaze törenine 10.000'i aşkın kişi katıldı.

 26 - 27 Ağustos 1910 tarihinde Danimarka'nın Kopenhag kentinde 2. Enternasyonale bağlı kadınlar toplantısında (Uluslararası Sosyalist Kadınlar Konferansı) Almanya Sosyal Demokrat Partisi önderlerinden Clara Zetkin, 8 Mart 1857 tarihindeki tekstil fabrikası yangınında ölen kadın işçiler anısına 8 Mart'ın "Internationaler Frauentag" (International Women's Day - Dünya Kadınlar Günü) olarak anılması önerisini getirdi ve öneri oybirliğiyle kabul edildi.

 İlk yıllarda belli bir tarih saptanmamıştı fakat her zaman ilkbaharda anılıyordu. Tarihin 8 Mart olarak saptanışı 1921'de Moskova'da gerçekleştirilen 3. Uluslararası Kadınlar Konferansı'nda (3. Enternasyonal Komünist Partiler Toplantısı) gerçekleşti. Adı da "Dünya Emekçi Kadınlar Günü" olarak belirlendi. Birinci ve İkinci Dünya Savaşı yılları arasında bazı ülkelerde anılması yasaklanan Dünya Kadınlar Günü, 1960'lı yılların sonunda Amerika Birleşik Devletleri'nde de anmaya başlanmasıyla daha güçlü bir şekilde gündeme geldi. Birleşmiş Milletler Genel Kurulu,16 Aralık 1977 tarihinde 8 Mart'ın "Dünya Kadınlar Günü" olarak anılmasını kabul etti. Birleşmiş Milletler'in sitesinde günün tarihine ilişkin bölümde, kutlamanın New York'ta ölen işçilerin anısına yapıldığı yazılmamıştır.

 Türkiye'de 8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü ilk kez 1921 yılında "Emekçi Kadınlar Günü" olarak kutlanmaya başlandı. 1975 yılında ve onu izleyen yıllarda daha yaygın, ve yığınsal olarak kutlandı, kapalı mekanlardan sokaklara taşındı. "Birleşmiş Milletler Kadınlar On Yılı" programından Türkiye'nin de etkilenmesiyle, 1975 yılında "Türkiye 1975 Kadın Yılı" kongresi yapıldı. 12 Eylül 1980 Askeri Darbesi'nden sonra dört yıl süreyle herhangi bir kutlama yapılmadı. 1984'ten itibaren her yıl çeşitli kadın örgütleri tarafından "Dünya Emekçi Kadınlar Günü" kutlanmaya devam ediliyor.
KAYNAK: VİKİPEDİ

8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü Kutlu Olsun...
SEVGİ ve IŞIK'la kalın...
Persephone

devamını oku →

6 Mart 2015 Cuma

LEYLA

,


Vicente Romero Redondo



Gri bulutların ardından
süzülen ışık aydınlatırdı dünyasını,
Varmıştı yaşının olgunluğuna 
ama yüreği hep çocuk kalmıştı,
Ah Leyla, canım Leyla
Gökyüzünde bulut olmuş dolanıyordu,
Aklı bir karış havada...
Yeni günde beni bekleyen bir şiir var mı 
saflığıyla,
Gece uykularını bölerdi.  
Ah Leyla, canım Leyla
Tüm duyguları maskelerini çıkarmış,
Dikiliyor karşısında...
Ne yapsın ki Leyla...
Bir fırtınanın önüne katılmış,
Elinde horgörülmüş sevgisi, 
çiğnenmiş onuruyla..
Savruluyordu oradan oraya...
Ah Leyla, canım Leyla...
Sevgi bu kadar hoyratsa, 
Olmasa da olurdu be Leyla!




SEVGİ ve IŞIK'la kalın...
Persephone

devamını oku →

3 Mart 2015 Salı

Sosyal Medya Mimi

,
Sevgili Kadriyeciğim bir sürpriz yapıp beni MİM'lemiş... Uzun aradan sonra iki tane MİM yapmanın keyfini çıkarıyorum;) Hem de kitap MİM'i en sevdiklerimden... MİM'in adı Sosyal Medya MİM''i... Teşekkürler Kadriye ...

Bakalım sorular nelermiş;)

1-) Facebook Sorusu: Herkesin sana okuman için baskı yaptığı bir kitap:

-Sürekli karşıma çıkıp duran bir kitap, okumamak için her nedense direniyorum halen:) Kimsenin baskı yaptığı yok ta, sosyal medya baskısı bu kitap galiba:)  






2-) Tumbir Sorusu: Sen okuduktan sonra popüler olan bir kitap:

-Sabahattin Ali'nin Kürk Mantolu Madonna'sı... Pek bir popüler oldu... Ben de çok sevmiştim kitabı... 






3-) Myspace: Beğenip beğenmediğini hatırlamadığın bir kitap:

- Paulo Coelho kitaplarını çok severek okudum. Son kitabı ''Aldatmak'' sanırım pek sevmedim...






4-) Youtube Sorusu: Filme çevrilmesini istediğin bir kitap:

-Aslında okuduğum kitapların filmlerini pek beğenmiyorum, pek bi eksik geliyor... Hayal dünyamda daha güzeller... Öyle kalsınlar...:)



5-) Goodreads Sorusu: Herkese önerdiğin bir kitap:

Ben iki tane önereyim olmaz mı?;)


Bu MİM'i yapmak isteyen herkesi MİM'ledim;)



SEVGİ ve IŞIK'la kalın...
Persephone
devamını oku →

18 Şubat 2015 Çarşamba

Derin Mavi

,

Sevgili Blogger ve yazar arkadaşım Deep Tone Sade ve Derin kitabından sonra ikinci kitabı olan Derin Mavi'yi biz okurlara sundu. Fanatik Deep Tone takipçisi olarak her iki kitabını da okumadan edemedim Sade ve Derin, Derin Mavi . Deep Tone'u herkes güzel ve yaratıcı hikayeleri ile tanır. Sait Faik tadındadır hikayeleri. Deep Tone'u okumak keyiflidir. Gizemli, yaratıcı, eğlenceli ve düşündürücüdür. Deep Tone'u takip edenler meraktadır; kimdir Deep Tone? Belki bir gün biz okurlara kendini tanıtır.;) 
Bizler yalnızca okuduklarımızdan, bize sunduklarından biliriz Deep Tone'u... Biz okurlara sürprizler yapmayı sever...Derin Mavi kitabında da farklı bir yönünü koymuş ortaya. Deep şiir de yazıyor. Derin Mavi kitabında şair Deep Tone'u da tanıyoruz.
Ve güzel şiirler yazıyor, hikayelerinin yanı sıra şiirin de hakkını vermiş... 
Kalemine sağlık Deep Tone yine keyifle okudum ikinci kitabını da... 
Darısı üçüncü kitabının başına;) Bol okurun olsun...


Deep Tone


Deep Tone

Ve merak edenlere Deep Tone'un Derin Mavi kitabından bir şiir alıntısı, diğer şiir ve hikayelerini okumak için Derin Mavi kitabını edinin, tek yapmanız gereken idefix'ten sipariş vermek;)  

BİR ZARF DOLUSU UMUT
DEEP TONE



BİR ZARF DOLUSU UMUT

Her şey söylenmişken
Kendinden uzaklaşmak
Ve ulaşmak için başkalarına
Sen de yazarsın
Ulaşmak için kendine
Söylenmemiş sözler ararsın
Ama yanılırsın
Ama yazarsın
Çünkü hissedersin
Belki herkes aynı şeyleri hisseder
Belki anlamak için o hisleri
Yazarsın
Yazdıkça anlar anlaşılırsın

Bir zarfa koyarsın yazdıklarını
Umutların gibi bir beyaz zarfa
Alıcısı yüreklerdir
Zarftan renkler çıkar
Dantelli hayaller çıkar
Harflerden resimler çıkar
Resimlerden sevgi
Sevgiden gülen gözler
Gülen gözlerden ışık
Ve ışıktan umut
Yazdıkça umut vardır
Ve umutla çoğalır insanlar


SEVGİ ve IŞIK'la kalın...
Persephone

devamını oku →

15 Şubat 2015 Pazar

MİM: ŞİMDİ MEVSİMİ

,
Uzun zamandır MİM yapmıyorum. Bu MİM iyi geldi bana, oturup okuduğum kitaplara kafamın içinde şöyle bir göz gezdirdim...:))) Sevgili Blogger arkadaşım Kadriye beni MİM'lemiş iyi de etmiş... Tabii onun cevaplarını okuyunca beni aldı bir telaş. Umarım Kadriye kadar başarılı olur cevaplarım... 

1. Kışın okumalık favori bir kitabın var mı?

Bir sürü kitabım var sırada bekleyen... Kitap konu olunca gözüm dönüyor sanırım... Derin Mavi - Deep Tone, Algı Yönetimi - Ümit Özdağ, İçimizdeki Şeytan - Sabahattin Ali yalnızca sırada bekleyenlerden bir kaçı... 

2. Kapağı mavi olan bir kitap?

Bu Roman O Kız Okusun Diye Yazıldı - Enver Aysever    

























3. Yılbaşı ağacında yıldız olarak kullanabileceğin bir kitap?

M.S 2150 Çok ilginç bulduğum bir kitap... Mutlaka okunmalı diye düşünüyorum...
























4. Kış tatili için mükemmel olan bir kurgusal dünya?

Blog adıma da uygun olması açısından Bahar Tanrıçası:) Bir de bahar ayını çok sevdiğim için;)

persephone





















5. Birlikte kış tatiline gideceğin bir kitap karakteri?

Tabii ki Hades:) Başka biri nasıl olabilir ki?:)

















6. Bu sene için listende olan bir kitap?


Saatleri Ayarlama Enstitüsü, Aylak Adam... Yalnızca ikisi...


7.Favori tatil içeceğin, atıştırmalığın ve filmin?

Kahve hiç fena olmaz... Atıştırmasam daha iyi:))) Film ruh halime göre değişiyor sanırım...  Kolera Günlerinde Aşk bir seçenek olabilir benim için...

MİM'lenenleri açıklıyorum:)

KAFA DERGİ

MİNİK MİNİ

YEŞEREN YAPRAK

LADY WİTCH

MÜPTEZEL



SEVGİ ve IŞIK'la kalın...
Persephone
devamını oku →