empati etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
empati etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

20 Mart 2014 Perşembe

İNSAN OLMAK

Mesele insan doğmak değil, insan olmak ve insan olabilmeyi başarabilmek. İnsan doğduk ama insan olmak kolay değil, ne yazık ki herkes insan olmayı beceremiyor. İnsan olmanın ne okulu,ne eğitimi, ne de kitabı var...
Uzmanlara göre kişilik çocuklarda 0-6 yaşlar arasında oluşmakta ve hayat boyu gelişmeye devam etmekte. Çocukluk döneminde kişilik oluştuğuna göre ailenin önemi çok büyük sonraki aşamalar da ise eğitim, sosyal çevre ve sosyal etkenler, arkadaşlar sırayı almakta.
Hayatta tek seçim hakkımızın olmadığı nokta doğduğumuz ya da doğacağımız aile. Sonrasında bütün seçimler bize ait.
İnsan olmak ya da olmamak.
Seçim tamamen bizim!
Nasıl bir insan olmak istiyoruz?
Nasıl bir insan olmak bizi mutlu eder?
Olmak istediğimiz insan mıyız?
Yoksa şartların gerektirdiği durumlara göre şekillenerek mi insanlığımızı ortaya koyuyoruz?
Daha onlarca soru sorulabilir bu konuyla ilgili. Peki hangi noktadayız, olmak istediğimiz insanın özelliklerini taşıyor muyuz? Yoksa kendimizden hiç mi memnun değiliz? Şu konuda falanca kişi gibi davranabilseydim, bu konu da filanca kişi gibi tavrımı koyabilseydim, şu özelliğim de olsa hiç fena olmazdı gibi bir yaklaşım mı sergiliyoruz kendimize, kendimizden şikayet edercesine...
İnsan olma yolunda kişilik gelişimi önemli bir faktörken, kişiliği etkileyen en önemli faktör ise ''Benlik Kavramı''dır. Benlik; insanın kendi kendisini nasıl tanıdığı, nasıl algıladığı ve nasıl değerlendirdiğidir. Uzun lafın kısası insanın kendi kendini nasıl gördüğü ve ifade ettiğidir ''Benlik Kavramı''.
Peki kendimizi yeterince tanıyor muyuz? Ne kadar irdeliyoruz kendimizi?
Soruyor muyuz kendimize; ''Ben hangi özelliklere sahibim?'', ''Benim için neler değerlidir?'', ''Hangi değer yargılarına sahibim?'' ''Ben neyi, nasıl, ne kadar yapabilirim ya da yapamam?'', ''Hedeflerim nelerdir?'' v.s...
İnsan olmak; önce kendini tanımak ve en önemlisi de bir bütün olarak kendini sevmekle başlar. Kendini bir bütün olarak, tüm sahip olduğu özellikleriyle sevmeyen insan, yeryüzünde ki hiç bir canlıyı da sevemez, sevdiğini zannederek kendisini kandırır.
İnsan olmak; vicdan kavramını anlamış, özümsemiş olmak demektir. Kendi davranışları hakkında yargıda bulunabilen, doğrunun ve yanlışın ne olduğunu içsel olarak bilen, iyiyi kötüden ayırabilen kişi insandır ve insanlığın anlamını kavramıştır.
İnsan olmak; var olan zekayı akılla yoğurmak, iradeyi doğru kullanmak, merhamet ve şefkat duygusuna sahip olmaktır.
İnsan olmak; farkındalık sahibi olmayı, empati yeteneğini geliştirmeyi gerektirir.
İnsan olmak; dürüstlük gerektirir. Kendi bencilce duygularına ve isteklerine yenik düşerek, kendisine yapılmasını istemediği bir şeyi başkasına yapmamasının gerekliğinin farkında olma yetisini kazanmış kişi olmaktır.
İnsan olmak; düşünmektir. Hiç bir şeyi sorgulamadan, körü körüne bağlanmamak, konu hakkında farklı bakış açılarına sahip olmak, farklı pencerelerden bakabilmeyi başarabilmektir.
İnsan olmak; doğayı, yaşadığı çevre ve yeryüzünde ki tüm canlıları ve insanları sevmektir. Sevmiyorsa da saygı duyması gerektiğinin bilincinde olmak demektir.
İnsan olmak; farklı duygu ve düşüncelere değer vermek, aynı fikir ve düşünceye sahip olmasa da karşısında ki insanlara, en azından insan olma vasfına sahip oldukları için saygı duymaktır.
İnsan olmak; insan olamanın bilincine sahip olmak demektir.

Kişi kendini olduğu gibi kabul etmeyi bilmeli, beğendiği kişilik özelliklerine sahip kimselerle kendini kıyaslamamalı, kendini sahip olduğu özellikleriyle iyisiyle kötüsüyle sevmelidir.
Başkaları tarafından onaylanmak ya da değer görmek beklentisi içine girmemek, kendine değer vermeyi bilmek gerekir. Sen kendi gözünde bir değere sahip değilsen, bunu başkalarından görmeyi boş yere beklemek anlamsız olur.
Alçakgönüllü olmak yetenekleri gizlemek değil, yetenekleri tamamlamaktır. Bu yüzden alçakgönüllü olmak insanın sahip olması gereken özelliklerden biridir..
İnsan eleştiriye açık ve bu eleştirileri açık yüreklilikle karşılayacak cesaret ve özgüvene sahip olmalı.
Kişileri değiştirmek amacına sahip olunmamalı, değişim gerekliyse insan önce kendinden değişime başlamalı. Çünkü değişim bir gerekliliktir ve değişim önce insanın kendisinde başlamalıdır.
İnsan anlama ve dinleme kavramlarını özümsemeli. Önceliğin konuşmak, kendini anlatmaya çalışmak değil, anlamak ve dinlemek olduğu gerçeğini kabul etmelidir.
Haklı olmaktan çok, mutlu olmak için çaba harcanmalıdır.
Affedici olun!
Affetmek iyi insanların intikamıdır.
Bazen en büyük intikam gülüp, geçmektir....

SEVGİ ve IŞIK'la kalın...
Persephone

9 Şubat 2014 Pazar

Disposable İlişkiler

Günümüz insanı eline geçen her şeyi tüketir hale geldi. Buna insan ilişkilerini de dahil etmekten geri kalmadı. Tamamen yüzeysel, duygusuz, çıkara dayalı ilişkiler, birliktelikler geliştirdi. İş, arkadaşlık, dostluk, yapılan siyaset, aşk ilişkileri disposable(kullan-at) üzerine kurulmaya başlandı... 
İhtiyacı tespit et ve bu ihtiyaca yönelik hedef belirle!
Hedefe yönel!
Hedefe kendi gözünde verdiğin değerde, daha fazla değer veriyormuş hissi yarat!
İhtiyaç karşılanınca disposable(kullan-at)!
Tamamen insan olma özelliğini yitirerek kurulan iş ilişkileri, arkadaşlıklar, dostluklar, yapılan siyaset, aşklar...
Duygu yok! 
Vicdan yok! 
Adalet yok! 
Sadakat yok! 
Dürüstlük yok!
Sabır yok! 
Farkındalık yok! 
Empati yok!
Bunların varlığına kendi ikili ilişkilerimizde rastlaymazken, yaşadığımız toplumda adaletten, haktan, hukuktan, vicdandan bahsediyor olmak trajikomik bir durum olmaktan öteye gitmiyor. Çünkü; toplumu oluşturan biz bireyleriz.  
İnsanın evrimsel gelişiminin ileri bir noktaya taşınmasının yanı sıra bir çok özelliğinin erozyona uğraması şaşırtıcı. Aklı kullanma ve duygu açısından bakıldığında, yakın bir gelecekte ilk insandan pek bir farkımız kalmayacak.     
İnsanı insan yapan, diğer canlılardan ayıran özelliklerimiz neler?
İnsanı diğer canlılardan ayıran en önemli özellik akıl ve ruhtur. İnsan akıllı, düşünme yetisine sahip, irade sahibi, sorumlu, özgür, duyguları (vicdan, merhamet, şefkat, his, adalet, özveri,cömertlik, sadakat, sabır, SEVGİ v.b) olan bir varlıktır.
İnsanı insan yapan özgür iradesidir. Hayvanlarda özgür irade kavramı yoktur, özgür irade akılla var olur. Zeka irade sahibi değildir, sadece aklın faaliyetleri için gerekli bilgi ve birikimleri toplar. Hayvanlar hayatta kalma ve karınlarını doyurma içgüdüsü ile hareket ederler. Bunun için pratik yollar keşfederler, bu da zekanın bir göstergesidir. Hayvanlar da belli bir zeka düzeyine sahiptir ama akla sahip değildirler. Akıl çok kapsamlı çalışan bir kavramdır ve kullanım açısından çeşitlilik gösterir. Çünkü; akıl insana özgüdür. Zeka doğuştan gelen bir yetenek, akıl ise onu kullanma yetisidir. Zeka, aklın kullanılması için vardır ve zekanın faydalı kullanılabilmesi aklın işlevsilliği ile mümkündür.
Akıl bir olay üzerinde fikir yürütebilme, doğru ve yanlışı ayırt edebilme yeteneği, zeka ise bir olayı anlama, kavrama ve çözme yeteneğidir.  
İnsan, bu özellikleriyle hayvan neslinden ve ilk insandan farklılık gösterir. 
Teknolojinin gelişmesi ile birlikte ilk insana dönüşmeyeceğiz kesin.... Ama robotlaşma yolunda ilerleme çabasındayız... Zeka sahibi! Akıl ve ruh yoksunu! İnsanoğlunun gelişimini ne yazık ki ürkütücü buluyorum...
Her şeyi tüketiyoruz, en acısı da biz insanoğlu birbirimizi tüketiyoruz. Tüm değer yargılarımız yavaş yavaş eriyip gidiyor. Duygu yoksunu, sevgi, saygıdan ve empatiden uzak insan ilişkileri hayatımızın bir parçası oluyor ve biz bunu zaman içerisinde normal algısı içinde kabulleniyoruz. Yeni nesillere de bu verileri aktarıyor,sonra da kendi yansımamız olan bu nesli değer yargılarına sahip olmadıkları için eleştiriyoruz.... Bir atasözü der ki: ''İğneyi kendine, çuvaldızı başkasına batır.''


Sevgi ve ışıkla kalın...
Persephone

13 Mart 2013 Çarşamba

Empati Nasıl Gelişiyor

Henüz dokuz aylık olan Hope, başka bir bebeğin düştüğünü gördüğü anda gözleri doluyor ve sanki canı acıyan kendisiymiş gibi annesinin kucağına tırmanıp rahatlatılmak istiyordu. On beş aylık Micheal ise, kendi ayısını ağlamakta olan arkadaşı Paul'e veriyor; ancak Paul'ün ağlamaya devam ettiğini görünce onu sakinleştiren battaniyesini bulup veriyordu. Bu küçük çaplı sempati ve ilgi gösterilerinin ikisi de, bu tür empati olaylarını kaydetmek üzere eğitilmiş anneler tarafından gözlemlenmiştir. İnceleme sonuçları, empatinin kökünün bebeklik dönemine kadar uzanabildiğini gösteriyordu. Neredeyse doğdukları günden itibaren, bebekler bir diğerinin ağladığını duymaktn rahatsız olur;  bazıları, bunu empatinin en erken örneği sayar.
Gelişim psikologları, bebeklerin henüz başkalarından ayrı bir varlık olduklarını tam olarak kavramadan, başkasının sıkıntısından rahatsız olduklarını saptamıştır. Doğumdan birkaç hafta sonra tepki veren bebekler, başka bir çocuğun gözyaşlarını görünce ağlarlar. Bir yaş civarında ise, sıkıntının kendilerinde değil de başkasında olduğunun farkına varırlar, ancak yine de bu duruma nasıl tepki göstereceklerini bilemezler. Örneğin, New York Üniversite'sinden Martin L. Hoffman'ın bir araştırmasında, bir yaşındaki bir çocuk ağlayan arkadaşını yatıştırması için, odada bulunan çocuğun annesini görmezden gelip kendi annesinin yanına getirmiştir. Aynı kafa karışıklığı, bir yaşındakilerin bir diğerinin sıkıntısını, belki de onun hissettiğini daha iyi anlayabilmek için taklit ettiğinde de yaşanır; örneğin bir bebek parmaklarını acıtmışsa, bir yaşındaki diğeri de kendi parmaklarını ağzına götürüp acıyıp acımadığına bakmıştır. Annesinin ağladığını gören bir bebek ise hiç gözyaşı olmadığı halde gözlerini silmiştir.
Motor mimikleme diye adlandırılan bu hareket taklidi aslında 1920'de Amerikalı psikolog E.B Titchener'in ilk kez kullandığı şekilde, empati sözcüğünün teknik anlamının özgün karşılığıdır.Bu kullanım, kelimenin Yunanca'dan İngilizce'ye geçişindeki anlamdan bir miktar farklıdır. Yunanca'da 'içini hissetme'' demek olan empatheia terimi, ilk kez estetik kuramcıları tarafından, 'diğerinin öznel deneyimini algılayabilme yeteneği' için Tichener'in kuramına göre, empati, başkasının sıkıntısını bir tür fiziksel taklit yoluyla aynı hislerin kişinin kendisinde uyandırılmasından kaynaklanmaktadır. Titchener, bir diğerinin genel anlamda sıkıntısını hissetmek anlamına gelen, ancak onun hissettiklerini paylaşmayı içermeyen kavramından farklı bir terim arıyordu.
Hareket taklidi, bebekler iki buçuk yaşına geldiklerinde davranış repartuarlarından silinir. O noktada, başkasının acısının kendilerininkinden farklı olduğunu anlar ve diğerini daha iyi rahatlatabilecek  hale gelirler. Bir annenin günlüğünden tipik bir olay:
Komşunun bebeği ağıyor... Jenny ona yaklaşıp bisküvi vermeyi deniyor. Peşinden dolanıp kendi kendine sızlanmaya başlıyor. Sonra onun saçını okşamaya çalışıyor ama öteki kendini geri çekiyor. Bebek yatışıyor ancak Jenny hala kaygılı görünüyor. Ona oyuncaklar getirmeye devam ederek, başını, omuzlarını hafifçe pat-patlıyor.
Gelişmelerin bu evresinde, çocuklar başkalarının duygusal rahatsızlıklarına gösterdikleri genel hassasiyet bakımından farklılaşmaya başlarlar; bazıları, Jenny gibi keskin bir duyarlılığa sahipken, bazıları ise umursamaz. Ulusal Ruh Sağlığı Ensitüsü'nden Marian Radke-Yarrow ve Carolyn Zahn Waxler'in yaptığı bir dizi araştırma, empatik ilgi farklarının büyük ölçüde ailelerin çocuklarını nasıl terbiye ettiklerine bağlı olduğunu göstermiştir. Davranışlarının karşı tarafı nasıl bir sıkıntıya soktuğuna dikkat çeken bir terbiye tarzı, yani 'yaramazlık yaptın' yerine 'bak onu nasıl üzdün' denmesi, çocuklara daha fazla empati kazandırıyordu. Araştırmacılara göre, çocuklardaki empatiyi şekillendiren bir diğer etken, biri sıkıntıdayken diğerlerinin ona nasıl yaklaştığını görmesiydi; özellikle sıkıntıda olan kişilere yardımcı olmak konusunda, çocuklar gördüklerini taklit ederek empatik tepki repertuarlarını geliştiriyorlardı.

Daniel Goleman
Dugusal Zeka Neden IQ'dan daha önemlidir?



Sevgi ve ışıkla kalın...
Persephone