hikaye etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
hikaye etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

10 Aralık 2020 Perşembe

HİKAYE ANLATICILIĞI

Son dönemlerde ön plana çıkmaya başlayan kavram ‘Storytelling’ dilimizde ‘Hikaye Anlatıcılığı’ olarak yer buldu.

Hikayelerin beynin işleyiş mekanizmasına uygun olması Hikaye Anlatıcılığı’nı günümüzde ön plana çıkarmış durumda. Sayısal değerler uzun süre sonra hafızamızdan silinirken, duyduğumuz, okuduğumuz hikayeleri anımsarız. Bir olayı sayısal değerlerle ifade ettiğimizde, karşı tarafta bir duygu uyandırmaz. Olayı hikayeleştirdiğimizde ise ortaya duygu çıkar ve iz bırakır. Hatırlanması kolay hale gelir. Bundan dolayıdır ki  haberlerde izlediğimiz kadın cinayetleri rakamlarla ifade edildiğinde unuturuz. Bir kadının hikayesi anlatıldığında ise hafızamıza kazınır.

Mantık genelleme yapar, öznel duygulardan uzaklaştırmaya çalışır. Hikaye genel çerçeveyi yakalar, duyguları yakalar. 

Hikaye neden anlatılır? Neden bu kadar önemlidir?

- Ortak yaşama doğrudan katkı sağlaması

- Bireysel deneyimlerin çok kısa ve etkin biçimde aktarılması

- Geleneksel ve kolektif yapısıyla etkililik düzeyinin yüksekliği

- Beynin çalışma şekline uygun olması

- Empati becerisini geliştirmesi

- Farklı bakış açılarını, farklı duygularla sunması

- Geleceği kurgulayabilmesi

Bu liste böylece uzar gider. 

Bugün milyar dolarlık şirketler dahi hikayelerini anlatıyor. Etrafımızda gördüğümüz bir çok şeyin hikayesi var. Her birimizin farklı hayat hikayeleri var. 

Hiç Tedx konuşması izlemediyseniz, izlemenizi tavsiye ederim. İnsanlar yirmi dakikaya hayat hikayelerini sığdırıyor. Ve bir çoğunu anımsıyorsunuz. Çünkü bir insanın hikayesine eşlik ediyor, hislerini paylaşıyorsunuz. 

Karşınızdaki kişiye bir şey anlatmak istiyorsanız, hikayeleştirin. Bu işinizi kolaylaştıracaktır. 


Sevgi ve Işıkla kalın...

Persephone

30 Eylül 2020 Çarşamba

Leonardo Ve Son Akşam Yemeği



Paulo Coelho kaleminden bir hikaye;

Leonardo da Vinci `Son Akşam Yemeği` isimli resmini yapmayı düşündüğünde büyük bir güçlükle karşılaştı. İyi`yi İsa`nın bedeninde, Kötü`yü de İsa`nın arkadaşı olan ve son akşam yemeğinde ona ihanet etmeye karar veren Yahuda`nın bedeninde tasvir etmek zorundaydı.

Resmi yarım bırakarak bu iki kişiye model olarak kullanabileceği birilerini aramaya başladı. Bir gün bir koronun verdiği konser sırasında, korodakilerden birinin İsa tasvirine çok uyduğunu fark etti. Onu poz vermesi için atölyesine davet etti, sayısız taslak ve eskiz çizdi. Aradan üç yıl geçti. `Son Akşam Yemeği` neredeyse tamamlanmıştı, ancak Leonardo da Vinci henüz Yahuda için kullanacağı modeli bulamamıştı.

Leonardo`nun çalıştığı kilisenin kardinali, resmi bir an önce bitirmesi için ressamı sıkıştırmaya başladı. Günlerce aradıktan sonra Leonardo vaktinden önce yaşlanmış genç bir adam buldu. Paçavralar içindeki bu adam sarhoşluktan kendinden geçmiş bir durumda kaldırım kenarına yığılmıştı.

Leonardo, yardımcılarına adamı güçlükle de olsa kiliseye taşımalarını söyledi. Çünkü artık taslak çizecek zamanı kalmamıştı. Kiliseye varınca yardımcılar adamı ayağa diktiler. Zavallı, başına gelenleri anlamamıştı. Leonardo adamın yüzünde görülen inançsızlığı, günahı, bencilliği resme geçiriyordu..
 
Leonardo işini bitirdiğinde, o zamana kadar sarhoşluğun etkisinden kurtulmuş olan berduş gözlerini açtı ve bu harika duvar resmini gördü. Şaşkınlık ve hüzün dolu bir sesle şöyle dedi:  `Ben bu resmi daha önce gördüm...`
`Ne zaman?` diye sordu Leonardo da Vinci, o da şaşırmıştı..
`Üç yıl önce` dedi adam. `Elimde avucumda olanı kaybetmeden önce... O sıralarda bir koroda şarkı söylüyordum. Pek çok hayalim vardı. Bir ressam beni İsa`nın yüzü için modellik yapmak üzere davet etmişti...`

İyi ve Kötü`nün yüzü aynıdır...
Her şey, insanın yoluna ne zaman çıktıklarına bağlıdır...

Paulo Coelho

SEVGİ ve IŞIK’la kalın...

Persephone

25 Şubat 2014 Salı

ANGUT KUŞU


Bir gün internette bir yazıya takıldı gözüm ''angut kuşu'' başlıklı... Merak ettim doğrusu ''angut kuşu'' nedir diye? Çünkü; günlük hayatta salak, ahmak, kaba saba olarak gördüğümüz insanlara ''angut'' deriz ve bunun sebebini de hiç mi hiç bilmiyordum. Pek kullandığım bir kelime de değildi işin gerçeği. Yazının da ''angut'' kelimesinin kullanımıyla bir ilgisi olduğunu düşünmüştüm...
Oysa durum tamamen farklıydı. Angut kuşunun hikayesi anlatılıyordu yazıda. ''Angut kuşu'' eşe sadakatin simgesi olarak anılıyordu. Eşi öldükten sonra başka eş kabul etmeden ömrünün sonuna kadar yaşayan, tek eşli bir hayvan. Ölen eşinin başında gözlerini bir an bile ayırmadan baş ucunda bekleyerek yas tutan ve bu yas durumunu da ömrünün son gününe kadar devam ettiren bir hayvan...
Nedendir anlamını bilmediğimiz kelimeleri, değersiz kılmak. Saygıyla önünde eğilmemiz gereken ''angut kuşu''nun adını bir aşağılama anlamında yersiz yere kullanmak... Bilinmez...
Kimi zaman bir şiir, bir şarkı, bir dans, bir film, bir kitap, kimi zaman da bir ''angut kuşu'' hikayeler yazdırır, yeni başlangıçlar için adım attırır insana...
Her yaşam, her yaşanmışlık kendi içinde bir hikaye barındırır aslında. ''Yaşadıklarımı yazsam roman olurdu.''demez mi pek çok insan... Bir hayvan da olsa, her canlı gibi ''angut kuşu''nun da bir hikayesi var işte...

Bazı hikayeler; mutlu...
Bazı hikayeler de; ''angut kuşu''nun hikayesi gibi hüzünlüdür...

SEVGİ ve IŞIK'la kalın...
Persephone