12 Şubat 2017 Pazar

Reklamlardaki Gibi Olmayan Şeyler

,
Sevgili Emine Bektaşi yakın zamanda bir akım başlattı. Bu akıma beni de davet etti. Kendisine teşekkür ederim.
Reklam sektörünün en çok tuzaklarına düşen biz kadınlarız. Yapılan araştırmalar sonucu bu kanıtlanmış durumda artık. Tabii reklamlarda gördüğümüz bir ürünün elimize ulaştığında mucizeler yaratmıyor olması can sıkıcı bir durum. Sevgili bloger arkadaşımız Emine Bektaşi  de bu konuya parmak basmış iyi de etmiş.
Ben en çok deterjan reklamlarının hastasıyım. Kirlenmek güzeldir! Emin misin? O lekeler nasıl çıkacak peki? Sen mi gelip çıkaracaksın? Haydi gel de çıkar bakalım şu aşağıdaki lekeleri:) Reklamlar güzel de gerçeklerle pek örtüşmüyor...



SEVGİ ve IŞIK'la kalın...
Persephone
devamını oku →

Bir Küçük Elif Meselesi'nden MİM

,
Sevgili bloger arkadaşım Elif kendisi bir mim başlatmış, bu onun ilk düzenlediği mim. Kendi cevapları için tık tık. Çok da güzel olmuş, emeğine sağlık. Beni de mimlemiş. Kendisine teşekkür ederim. Yapmak isteyen herkes bu güzel mime davetlidir. Gelelim soru ve cevaplara...

1. Almaktan asla vazgeçemeyeceğin bir şey var mı?

- Çok düşündüm ama bulamadım ben yaaa.. Hiçbir şey vazgeçilmez değildir ki:)

2. Büyük, kocaman bir acı hissettiniz mi?

- Tabii ki hissettim. En çok kaybettiğim yakınlarım canımı acıttı. Bedensel acı illa ki geçiyor ama yürekteki acılar geçmiyor, belki hafifliyor ama yok geçmiyor.

3. Altın günlerine dair korkunç bir anın var mı?

- Yıllar yıllar öncesinde annemin altın günleri olurdu. Mazide kaldı. O günlerden ilk aklıma gelen eğer evde gün varsa annem beni eve kitlerdi:)

4. Özel bir yeteneğin olsa ne olmasını isterdin?

- İstanbul trafiğinden o kadar bunaldım ki ışınlanabilmeyi isterdim...

5. ''Etraf ne der'' diye düşünmeden hareket edebilir misin?

- Ederim demek isterdim buna. Ne yazık ki Türkiye'de kadınsan etraf ne der diye düşünerek yaşamak zorundasın, Tabii herkes için genel geçer kural değil ama çoğu kadının aynı şeyi hissedeceğini düşünüyorum. Çok istediğim bir şey oldu mu gözümü kapatırım her şeye ama. Öyle de manyak bir tarafım var yani:)

6. Hangi mevsimi seversin?

- Baharları severim.

7. Blog yazmak sana ne kattı?

- Benim için en güzel tarafı yeni dostluklar oldu.

8. En sevdiğin dizi, film, animasyon ve kitap hangileri?

- Dizi izlemeyi pek sevmiyorum. Tek takip ettiğim dizi Game of Thrones. Animasyon Yukarı Bak. Kitap çok fazla var ama yaaaa, seçmedim:)

Siddartha- Herman Hesse diyebilirim.

9. Düşlediğin hayatı yaşayabildin mi?

- Neredeyse evet:) Daha iyisi de olabilirdi tabbi ki;)

10. Gece yarısı uyanıp sevdiğiniz birinin nefesini dinlediniz mi?

-Tabii ki evet...


SEVGİ ve IŞIK'la kalın...
Persephone
devamını oku →

10 Şubat 2017 Cuma

Yalnız Bir Opera

,


Ölü bir yılan gibi yatıyordu aramızda
yorgun, kirli ve umutsuz geçmişim
oysa bilmediğin bir şey vardı sevgilim
Ben sende bütün aşklarımı temize çektim

imrendiğin, öfkelendiğin
kızdığın ya da kıskandığın diyelim
yani yaşamışlık sandığın
Geçmişim
dile dökülmeyenin tenhalığında
kaçırılan bakışlarda
gündeliğin başıboş ayrıntılarında
zaman zaman geri tepip duruyordu. Ve elbet üzerinde durulmuyordu.
Sense kendini hala hayatımdaki herhangi biri sanıyordun, biraz daha
fazla sevdiğim, biraz daha önem verdiğim.

Başlangıçta doğruydu belki. Sıradan bir serüven, rastgele bir ilişki
gibi başlayıp, gün günden hayatıma yayılan, büyüyüp kök salan ,
benliğimi kavrayıp, varlığımı ele geçiren bir aşka bedellendin.
Ve hala bilmiyordun sevgilim
Ben sende bütün aşklarımı temize çektim
Anladığındaysa yapacak tek şey kalmıştı sana
Bütün kazananlar gibi
Terk ettin


      Yaz başıydı gittiğinde. Ardından, senin için üç lirik parça
yazmaya karar vermiştim. Kimsesiz bir yazdı. Yoktun. Kimsesizdim.
Çıkılmış bir yolun ilk durağında bir mevsim bekledim durdum.
      Çünkü ben aşkın bütün çağlarından geliyordum.

      
      Sanırım lirik sözcüğü en çok yüzüne yakışıyordu
      yüzündeki kuşkun kedere, gür kirpiklerinin altından
      kısık lambalar gibi ışıyan gözlerine
      çerçevesine sığmayan
      munis, sokulgan, hüzünlü resimlerine
      lirik sözcüğü en çok yüzüne yakışıyordu

     
      Yaz başıydı gittiğinde. Sersemletici bir rüzgar gibi geçmişti
Mayıs. Seni bir şiire düşündükçe kanat gibi, tüy gibi, dokunmak gibi
uçucu ve yumuşak şeyler geliyordu aklıma. Önceki şiirlerimde hiç kullanmadığım bu sözcük usulca düşüyordu bir kağıt aklığına, belki de
ilk kez giriyordu yazdıklarıma, hayatıma.
      Yaz başıydı gittiğinde. Bir aşkın ilk günleriydi daha. Aşk mıydı,
değil miydi? Bunu o günler kim bilebilirdi? "Eylül'de aynı yerde ve
aynı insan olmamı isteyen" notunu buldum kapımda. Altına saat: 16.00
diye yazmıştın, ve saat 16.04'tü onu bulduğumda.
   
Daha o gün anlamalıydım bu ilişkinin yazgısını
      Takvim tutmazlığını
      Aramızda bir düşman gibi duran
      Zaman'ı
      Daha o gün anlamalıydım
      Benim sana erken
      Senin bana geç kaldığını


      Gittin. Koca bir yaz girdi aramıza. Yaz ve getirdikleri.
Döndüğünde eksik, noksan bir şeyler başlamıştı. Sanki yaz, birbirimizi görmediğimiz o üç ay, alıp götürmüştü bir şeyleri hayatımızdan, olmamıştı, eksik
kalmıştı.
      Kırılmış bir şeyi onarır gibi başladık yarım kalmış
arkadaşlığımıza. Adımlarımız tutuk, yüreğimiz çekingen, körler gibi tutunuyor, dilsizler gibi bakışıyorduk.
      Sanki ufacık birşey olsa birbirimizden kaçacaktık.

Fotoromansız, trüksüz, hilesiz, klişesiz bir beraberlikti bizimki.
Zamanla gözlerimiz açıldı, dilimiz çözüldü güvenle ilerledik birbirimize.

Gittin.şimdi bir mevsim değil, koca bir hayat girdi aramıza. Biliyorum ne sen dönebilirsin artık, ne de ben kapıyı açabilirim sana.


      Şimdi biz neyiz biliyor musun?
      Akıp giden zamana göz kırpan yorgun yıldızlar gibiyiz.
      Birbirine uzanamayan
      Boşlukta iki yalnız yıldız gibi
      Acı çekiyor ve kendimize gömülüyoruz
      Bir zaman sonra batık bir aşktan geriye kalan iki enkaz olacağız yalnızca
      Kendi denizlerimizde sessiz sedasız boğulacağız
      Ne kalacak bizden?
      bir mektup, bir kart, birkaç satır ve benim su kırık dökük şiirim
      Sessizce alacak yerini nesnelerin dünyasında
      Ne kalacak geriye savrulmuş günlerimizden
      Bizden diyorum, ikimizden
      Ne kalacak?

      Şimdi biz neyiz biliyor musun?
      Yıkıntılar arasında yakınlarını arayan öksüz savaş çocukları
gibiyiz. Umut ve korkunun hiçbir anlam taşımadığı bir dünyada bir
şey bulduğunda neyi, ne yapacağını bilemeyen çocuklar gibi.
      Artık hiçbir duygusunu anlamayan çocuklar gibi
      Ve elbet biz de bu aşkla büyüyecek
      Her şeyi bir başka aşka erteleyeceğiz

      kış başlıyor sevgilim
      hoşnutsuzluğumun kışı başlıyor
      bir yaz daha geçti hiçbir şey anlamadan
      oysa yapacak ne çok şey vardı
      ve ne kadar az zaman 
      kış başlıyor sevgilim
      iyi bak kendine
      gözlerindeki usul şefkati
      teslim etme kimseye, hiçbir şeye
      upuzun bir kış başlıyor sevgilim
      ayrılığımızın kışı başlıyor
      Giriyoruz kara ve soğuk bir mevsime.

     
      Kitaplara sarılmak, dostlarla konuşmak, yazıya oturup sonu
gelmeyen cümleler kurmak, camdan dışarı bakıp puslu şarkılar mırıldanmak...

      Böyle zamanlarda her şey birbirinin yerini alır
      çünkü her şey bir o kadar anlamsızdır
      içinizdeki ıssızlığı doldurmaz hiçbir oyun
      para etmez kendinizi avutmak için bulduğunuz numaralar
      Bir aşkı yaşatan ayrıntıları nereye saklayacağınızı bilemezsiniz
çıplak bir yara gibi sızlar paylaştığınız anlar, eşyalar
      gözünüzün önünde durur birlikte yarattığınız alışkanlıklar
      korkarsınız sözcüklerden, sessizlikten de; bakamazsınız aynalara,
çağrışımlarla ödeşemezsiniz
      dışarıda hayat düşmandır size
      içeride odalara sığamazken siz, kendiniz
      Bir ayrılığın ilk günleridir daha
      Her şey asılı kalmıştır bitkisel bir yalnızlıkla

      Gün boyu hiçbir şey yapmadan oturup
      kulak verdiğiniz saatin tiktakları
      kaplar tekin olmayan göğünüzü
      geçici bir dinginlik, düzmece bir erinç
suyu boşalmış bir havuz, fişten çekilmiş bir alet kadar tehlikesiz
      bakınıp dururken duvarlara
      boş bir çuval gibi, çalmayan bir org gibi, plastik bir çiçek, unutulmuş bir oyuncak, eski bir çerçeve gibi, hani, unutsam eşyanın gürültüsünü, nesnelerin dünyasında kendime bir yer bulsam, dediğimiz zamanlar gibi
      kendimizin içinden yeni bir kendimiz çıkarmaya zorlandığımız anlar
gibi
      yeni bir iklime, yeni bir kente, bir tutukluluk haline, bir trafik
kazasına, başımıza gelmiş bir felakete, işkenceye çekilmeye, ameliyata
alınmaya
      kendimizi hazırlar gibi
      yani dayanmak ve katlanmak için silkelerken bütün benliğimizi
      ama öyle sessiz baktığımız duvarlar gibi olmaya çalışırken,
      ve kazanmış görünürken derinliğimizi
      Ne zaman ki, yeniden canlanır bağışlamasız belleğimizde
      bir anın, yalnızca bir anın bütün bir hayatı kapladığı anlar
o tiktaklar kadar önemsiz kalır şimdi
      hayatımıza verdiğimiz bütün anlamlar


      denemeseniz de, bilirsiniz
      hiç yakın olmamışsınızdır intihara bu kadar
   

      Bana Zamandan söz ediyorlar
      Gelip size Zamandan söz ederler
Yaraları nasıl sardığından, ya da her şeye nasıl iyi geldiğinden. Zamanla ilgili bütün atasözleri gündeme gelir yeniden. Hepsini bilirsiniz zaten, bir ise yaramadığını bildiğiniz gibi. Dahası onlar da bilirler. Ama yine de güç verir bazı sözler, sözcükler,
      öyle düşünürler.
      Bittiğine kendini inandırmak, ayrılığın gerçeğine katlanmak, sırtınızdaki hançeri çıkartmak, yüreğinizin unuttuğunuz yerleriyle yeniden
karşılaşmak kolay değildir elbet. Kolay değildir bunlarla baş etmek,
uğruna içinizi öldürmek. Zaman alır.
      Zaman
      Alır sizden bunların yükünü
      O boşluk dolar elbet, yaralar kabuk bağlar, sızılar diner, acılar
dibe çöker. Hayatta sevinilecek şeyler yeniden fark edilir. Bir
yerlerden
bulunup yeni mutluluklar edinilir.
      O boşluk doldu sanırsınız
      Oysa o boşluğu dolduran eksilmenizdir

      gün gelir bir gün
      başka bir mevsim, başka bir takvim, başka bir ilişkide
      o eski ağrı
      ansızın geri teper.
      Dilerim geri teper. Yoksa gerçekten
      Bitmişsinizdir.

      Zamanla  yerleşir yaşadıkların, yeniden konumlanır, çoğalır, anlamları
      önemi kavranır. Bir zamanlar anlamadan yaşadığın şey, çok sonra değerini 
      kazanır. Yokluğu derin  ve sürekli bir sızı halini alır.

      Oysa yapacak hiçbir şey kalmamıştır artık
      Mutluluk geçip gitmiştir yanınızdan
      Herşeye iyi gelen Zaman sizi kanatır


      ölmüş saadeti karşılaştır yaşayan mutsuzlukla
      günlerin dökümünü yap
      benim senden, senin benden habersiz alıp verdiklerini
      kim bilebilir ikimizden başka?
      sözcüklerin ve sessizliklerin yeri iyi ayarlanmış
bir ilişkiyi, duyguların birliğini, bir aşkı beraberlik haline getiren
      kendiliğindenliği
      yani günlerimiz aydınlıkken kaçırdığımız her şeyi
      bir düşün
      emek ve aşkla güzelleştirilmiş bir dünya
      şimdi ağır ağır batıyor ve yokluğa karışıyor orada
ölmüş saadeti karşılaştır yaşayan mutsuzlukla
      Bunlar da bir ise yaramadıysa
      Demek yangında kurtarılacak hiçbir şey kalmamış aramızda


      Bu şiire başladığımda nerde,
      şimdi nerdeyim?
      solgun yollardan geçtim. Bakışımlı mevsimlerden
      ikindi yağmurlarını bekleyen
      yaz sonu hüzünlerinden
      gün günden puslu pencerelere benzeyen gözlerim
      geçti her çağın bitki örtüsünden
      oysa şimdi içimin yıkanmış taşlığından
      bakarken dünyaya
      yangınlarda bayındır kentler gibiyim:
      çiçek adlarını ezberlemekten geldim
eski şarkıları, sarhoşların ve suçluların
      unuttuklarını hatırlamaktan
      uzak uzak yolları tarif etmekten
      haydutluktan ve melankoliden
      giderken ya da dönerken atlanan eşiklerden
      Duyarlığın gece mekteplerinden geldim
      Bütünlemeli çocuklarla geçti
      gençliğimin rüzgara verdiğim yılları
      dokunmaların ve içdökmelerin vaktinden geldim.

      Bu şiire başladığımda nerde,
      şimdi nerdeyim?
      yaram vardı. bir de sözcükler
      sonra vaat edilmiş topraklar gibi
      sayfalar ve günler
      ışık istiyordu yalnızlığım
      Kötülükler imparatorluğunda bir tek şiir yazmayı biliyordum
      İlerledikçe... Kaybolup gittin bu şiirin derinliklerinde
                     Aşk ve Acı usul usul eriyen bir kandil gibi söndü
                     daha şiir bitmeden. Karardı dizeler.
      Aşk... Bitti. Soldu şiir.
      Büyük bir şaşkınlık kaldı o fırtınalı günlerden


      Daha önce de başka şiirlerde konaklamıştım
      Ağır sınavlar vermiştim değişen ruh iklimlerinde
      Aşk yalnız bir operadır, biliyordum: Operada bir gece
      uyudum, hiç uyanmadım.
      barbarların seyrettiği trapezlerden geçtim
      her adımda boynumdan bir fular düşüyordu
      el kadar gökyüzü mendil kadar ufuk
      birlikte çıkılan yolların yazgısıdır:
      eksiliyorduk
      mataramda tuzlu suyla, oteller kentinden geldim
      her otelde biraz eksilip, biraz artarak
      yani çoğalarak
      tahvil ve senetlerini intiharla değiştirenlerin
      birahaneler ve bankalar üzerine kurulu hayatlarında
      ağır ve acı tanıklıklardan
      geçerek geldim. Terli ve kirliydim.
Sonra tımarhanelerde tımar edilen ruhum
      maskeler ve çiçekler biriktiriyordu
      linç edilerek öldürülenlerin hayat hikayelerini de...
      korsan yazıları, kara şiirleri, gizli kitapları
      ve açık hayatları seviyordu.
      Buraya gelirken
      uzun uzak yollar için her menzilde at değiştirdim
      atlarla birlikte terledim yolları ve geceleri
      ödünç almadım hiç kimseden hiçbir şeyi
      çıplak ve sahici yaşayıp çıplak ve sahici ölmek için
      panayır yerleri... panayır yerleri...
      ölü kelebekler... ölü kelebekler...
      sonra dünyanın bütün sinemalarında bütün filmleri seyrettim.
      Adım onların adının yanına yazılmasın diye
      acı çekecek yerlerimi yok etmeden
      acıyla baş etmeyi öğrendim.
      Yoksa bu kadar konuşabilir miydim?
     
      ipek yollarında kuzey yıldızı
      aşkın kuzey yıldızı
      sanırsın durduğun yerde
      ya da yol üstündedir
      oysa çocukluktan kalma gökyüzünde hileli zar
      ölü yanardağlar, ölü yıldızlar
      ve toy yaşın bilmediği hesap: ışık hızı

      AŞKIN BİR YOLU VARDIR
      HER YAŞTA BAŞKA TÜRLÜ GEÇİLEN
      AŞKIN BİR YOLU VARDIR
      HER YAŞTA BİRAZ GECİKİLEN
      gökyüzünde yalnız bir yıldız arar gözler
      gözlerim
      aşkın kuzey yıldızıdır bu
      yazları daha iyi görülen
      Ben, öteki, bir diğeri ona doğru ilerler
      ilerlerim
      zamanla anlarsın bu bir yanılsama
      ölü şairlerin imgelerinden kalma
      Sen de değilsin. O da değil
      Kuzey yıldızı daha uzakta
      yeniden yollara düşerler
      düşerim
      bir şiir yaşatır her şeyi yaşamın anlamı solduğunda
      ben yoluma devam ederim. Bitmemiş bir şiirin ortasında
      Darmadağınık imgeler, sözcükler ve kafiyeler
      yaşamsa yerli yerinde
      yerli yerinde her şey

      şimdi her şey doludizgin ve çoğul
      şimdi her şey kesintisiz ve sürekli bir devrim gibi
      şimdi her şey yeniden
      yüreğim, o eski aşk kalesi
      yepyeni bir mazi yarattı sözcüklerin gücünden


      Dönüp ardıma bakıyorum
      Yoksun sen
      Ey sanat! Her şeyi hayata dönüştüren

Murathan MUNGAN

SEVGİ ve IŞIK'la kalın...
Persephone


devamını oku →

5 Şubat 2017 Pazar

Elde Etmenin Pişmanlığı

,
İsteme arzusu güçlüdür ve büyük heyecan yaratır. Beğendiğiniz bir ayakkabı bütçenizin üzerinde bile olsa, isteme arzunuza yenik düşmeniz olasıdır. Peki o ayakkabıyı satın aldığınızda ve ayağınıza giydiğinizde, onu istediğiniz zaman içerisinde ki heyecanı duyar mısınız? Genel olarak bu sorunun cevabı; hayır. Çünkü; artık istediğiniz ödüle ulaşmışsınızdır ve elde ettiğiniz şey sizi umutsuz bir duyguya kayıp duygusuna sürükler. Bu duygunun adı da; "elde etme pişmanlığı"dır. Bununla birlikte alışma süreci başlar ve haftalar sonra o ayakkabıyı ne kadar istediğinizi unutursunuz ve sizin için diğer ayakkabılarınızdan farkı kalmaz.
Önce satın alma beklentisinin hazzını hissederiz ve ulaştığımız noktada bu haz yerini beğenme hissine bırakır ve haftalar sonra başlangıçta hissetğimiz hazzı bir daha asla hissedemeyiz. Ve yeni bir ödül süreci bizim için başlar. Beyin ödülleri sever.
Pişmanlık genellikle beklentimizi karşılamadan önce başlıyor. Araştırmalar, ödül beklentisinin yerini pek de heyecan verici olmayan bir şeyin almaya başladığı an itibari ile çok güçlü bir şekilde hissettiğimiz pişmanlığın karar alma sürecini önemli ölçüde etkilediğini gösteriyor. Bu düşüş genelde beklentimiz gerçekleşmeden önce başlıyor.
İlişkilerde de durum pek farklı değil. Boşandıktan sonra pek çok kez evlenen insanları düşünün. İlişkilerde alışma üzerine yapılan araştırmalar, çoğu insanın evlilikle birlikte sorumluluklar başladığında hazda yaşanan azalmanın üstesinden gelemediğine işaret ediyor. Ortaya çıkan boşluğu pişmanlık dolduruyor ve evlilik sıkıntılı bir hal almaya başlıyor. Bu nedenle ikinci evliliklerdeki boşanma oranlarının birinci evliliklerdeki boşanmalardan yüksek olması tesadüf değil; ödülü yeniden elde etme beklentisi yeni bir alışkanlık döngüsü başlatıyor.
Yeni olanın ömrü çok kısa olsa ve nadiren beklentileri karşılasa da çekiciliği hafife alınamaz. Yeni olan ödül beklentisinin azalmasıyla birlikte pişmanlık döngüsü başlar ve gittiğin her yere kendini de götürürsün.
Pişmanlık olumsuzmuş gibi görünse de hayatımıza adapte olmamızı sağlar. Nasıl mı? Değişme, öğrenme ve geliştirme becerilerimizi geliştirir ve hayatta kalma ihtiyacımızı karşılar, karşı-olgusal işlevi vasıtasıyla öğrenme aracı olarak işlev görür. Geri dönüp, kararlarımıza baktığımızda X yerine Y'yi yapsaydım, Z durumuyla karşılaşmazdım, şeklinde düşündüğümüzde "karşı-olgusal düşünme" ile meşgul oluruz. Bu düşünme biçiminin öğrenme açısından yadsınamayacak faydası ise bir daha ki sefer benzer durumlarla karşılaştığımızda karşı- olgusal düşünmenin sonuçlarını bildiğimizden aynı hataları tekrar etmeyeceğimizdir.

Yararlanılan Kaynak: Beyninizi Ne Mutlu Eder ve Siz Niçin Tersini Yapmalısınız - David Disalvo


SEVGİ ve IŞIK'la kalın...
Persephone
devamını oku →

30 Ocak 2017 Pazartesi

Anlar mı? Anılar mı? Geriye Kalan

,

Anlar mı? Anılar mı? Geriye Kalan
Fotoğraf: Persephone

Bu yılbaşında bloglarını takip ettiğim, kitapları olan blog yazarlarının kitaplarını okumaya karar vermiştim. Uzun zamandır ertelemiştim ve eyleme geçmem gerekiyordu. Genelde kitaplarımı İdefix'ten sipariş ederim. Aradığım kitaplardan bir tanesini ne yazık ki İdefix'te bulamadım. Uçun Kuşlar blogunun sahibi Makbule Abalı'nın kitabı ''An'lar mı? Anılar mı? Geriye Kalan'' isimli kitabıydı bu. Makbule hanıma kitabını bulamadığımı, nerede bulabileceğimi sorduğumda, Makbule hanım ''bulamazsan, ben gönderirim kitabı'' demişti. Ama ben ısrarla satın almak istedim. Çünkü; kitabın gelirleri Türkiye Alzheimer Derneği'ne bağışlanmıştı. Benim de bir faydam olsun istedim.
Kitap Pandora kitabevinde vardı. Bir daha ki kitap siparişimde oradan toplu alacaktım listemdeki kitaplarımı ve Makbule hanımın kitabına da bu şekilde kavuşacaktım.
Makbule hanım o kadar ince ki, doğum günü hediyesi olarak kitabını göndermek istediğini söyledi. O kadar mutlu oldum ki, çocuklar gibi şendim kitabın geleceğini duyduğumda. Doğum günüme daha vardı ama bu benim için erken doğum günü sürprizi oldu.
Kitap elime ulaştığında, kitabın yanında öyle değerli, öyle kıymetli bir hediye daha aldım ki el emeği göz nuru, Alzheimer Derneğinde hastalarla atölye eğiticilerinin ortaklaşa yaptıkları bir kitap ayracı. En içten teşekkürlerimi sunuyorum kıymetli hediyeleri için Makbule Abalı'ya.
O kadar uzun yollardan gelmiş ve uzun bir zaman önce okumaya niyetlenip te kitabı okuyamadığım için kitaba kavuştuğum an okumaya başladım.
Makbule Abalı "Uçun Kuşlar" isimli blogun sahibi. İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi, Pedagoloji mezunu, uzun yıllar rehber öğretmen olarak çalışmış bir eğitimci.
Makbule Abalı'nın An'lar mı? Anılar mı? Geriye Kalan kitabı, yıllar içinde yazdığı yazılar ve şiirler, günlükler, çalıştığı kurumlarda yazdığı yazılar ve blog yazılarının derlemesinden oluşturulmuş. Kitaptaki yazılarını bölümlere şu şekilde ayırmış:

A. Gençlikteki duygular, düşünceler, yanılgılar.
B. Eğitimden beklentiler, umutlar, çocuklara yönelik düşünceler.
C. Yaşamın içinden küçük dokunuşlar, eleştiriler.
D. Bir dünya gerçeği; Alzheimer ile ilgili yazı, şiir ve öyküler.

Uzun yıllar öğretmenlik yapmış bir öğretmenin penceresinden insana ve olaylara bakıyorsunuz kitapta. Hem düşünüyor hem de sorguluyorsunuz. Kitabın bir çok yerinde; 'Evet ya! Neden böyle olmasın ki?' derken buldum bir çok kez kendimi. Hayatın içinden öyle güzel anlatımlar var ki, konular öyle incelikle işlenmiş ki, okurken pozitif duygularla yükleniyorsunuz. Kitabın son bölümlerini tüylerim diken diken, gözlerim dolu dolu okudum. Bu bölümler Makbule hanımın alzheimer hastası olan annesinin son yıllarında yaşanmışlıklarına ait. Hastalıkla nasıl başa çıkılır, bu hastalıkta hangi zorluklar yaşanır, duygu-durumunuz nasıl olur gözünüzde canlanıyor.
Hayatta neyle karşılaşacağımızı bilmeden bir yaşam sürüyoruz. Bugün sağlıklıyız, peki ya yarın? Her hastalık zorlu, hastaya bakan içinde hasta içinde yaşam zorlaşıyor. İlaçların yetmediği yerde sabır, şefkat ve sevgi devereye giriyor belki de en iyi ilaçlar bunlar...
Makbule Abalı'nın ''Anlar mı? Anılar mı? Geriye Kalan'' kitabından sevdiğim şiirlerinden bir tanesini 1974 yılında yazmış "Doğa Kanunu" isimli şiirini sizlerle de paylaşmak istiyorum.

Doğa Kanunu

Taştı; Duygusuz, anlamsız
Kaldı yıllarca yerinde...
Fırlatıverdiler bir gün denize doğru
Düştü, yer değiştirdi...

Bitkiydi; Işığa, suya tutkun
Uzadı, büyüdü, çiçek açtı...
Baharı özledi hep mevsimlerin ardından
Susuz kaldı bir gün, kurudu...

Çoban köpeği idi
Sürüyü korudu onca yıl...
Hata yaptı bir gün,
Kurtlara yem oldu...

İnsandı; Düşünen, konuşan, gülen, ağlayan
Doğdu, adım attı dünyaya...
Girdi sahneye, bazen maskeli- bazen maskesiz
Türlü rollere büründü yıllarca...
Uydu yaşama; Büyüdü, gelişti ve öldü.
Mezar taşında sadece iki sözcük kaldı;
Doğdu... Öldü...

Makbule Abalı
1974

SEVGİ ve IŞIK'la kalın...
Persephone
devamını oku →

26 Ocak 2017 Perşembe

Amigurumi Tavşan ve Yapımı

,

İlk amigurumi merakım başladığında baykuş yapmıştım (baykuş için tık tık), yapımının kolay olduğunu düşündüğüm için. En çok tavşan yapmayı istiyordum ama başlamaya bir türlü cesaret edememiştim. İnstagramda gezinirken sevgili ozlems_crochet tavşan yapmış ve yapımını da takipçileriyle paylaşmış. Görünce önce acaba mı ? diye bir düşündüm, düşüne düşüne tavşanı ortaya çıkaramayacağıma göre en iyisi eyleme geçeyim dedim:) İşte sonuç...   





SEVGİ ve IŞIK'la kalın...
Persephone




devamını oku →

25 Ocak 2017 Çarşamba

Ayrılık Sevdaya Dahil

,





açılmış sarmaşık gülleri 
kokularıyla baygın 
en görkemli saatinde yıldız alacasının 
gizli bir yılan gibi yuvalanmış 
içimde keder 
uzak bir telefonda ağlayan 
yağmurlu genç kadın 
rüzgâr 
uzak karanlıklara sürmüş yıldızları 
mor kıvılcımlar geçiyor 
dağınık yalnızlığımdan 
onu çok arıyorum onu çok arıyorum 
heryerinde vücudumun 
ağır yanık sızıları 
bir yerlere yıldırım düşüyorum 
ayrılığımızı hissettiğim an 
demirler eriyor hırsımdan 
ay ışığına batmış 
karabiber ağaçları 
gümüş tozu 
gecenin ırmağında yüzüyor zambaklar 
yaseminler unutulmuş 
tedirgin gülümser 
çünkü ayrılmanın da vahşi bir tadı var 
çünkü ayrılık da sevdâya dahil 
çünkü ayrılanlar hâlâ sevgili 
hiç bir anı tek başına yaşayamazlar 
her an ötekisiyle birlikte 
her şey onunla ilgili 
telaşlı karanlıkta yumuşak yarasalar 
gittikçe genişleyen 
yakılmış ot kokusu 
yıldızlar inanılmayacak bir irilikte 
yansımalar tutmuş bütün sâhili 
çünkü ayrılmanın da vahşi bir tadı var 
öyle vahşi bir tad ki dayanılır gibi değil 
çünkü ayrılık da sevdâya dahil 
çünkü ayrılanlar hâlâ sevgili 
yalnızlık 
hızla alçalan bulutlar 
karanlık bir ağırlık 
hava ağır toprak ağır yaprak ağır 
su tozları yağıyor üstümüze 
özgürlüğümüz yoksa yalnızlığımız mıdır 
eflatuna çalar puslu lacivert 
bir sis kuşattı ormanı 
karanlık çöktü denize 
yalnızlık 
çakmak taşı gibi sert 
elmas gibi keskin 
ne yanına dönsen bir yerin kesilir 
fena kan kaybedersin 
kapını bir çalan olmadı mı hele 
elini bir tutan 
bilekleri bembeyaz kuğu boynu 
parmakları uzun ve ince 
sımsıcak bakışları suç ortağı 
kaçamak gülüşleri gizlice 
yalnızların en büyük sorunu 
tek başına özgürlük ne işe yarayacak 
bir türlü çözemedikleri bu 
ölü bir gezegenin 
soğuk tenhalığına 
benzemesin diye 
özgürlük mutlaka paylaşılacak 
suç ortağı bir sevgiliyle 
sanmıştık ki ikimiz 
yeryüzünde ancak 
birbirimiz için varız 
ikimiz sanmıştık ki 
tek kişilik bir yalnızlığa bile 
rahatça sığarız 
hiç yanılmamışız 
her an düşüp düşüp 
kristal bir bardak gibi 
tuz parça kırılsak da 
hâlâ içimizde o yanardağ ağzı 
hâlâ kıpkızıl gülümseyen 
-sanki ateşten bir tebessüm- 
zehir zemberek aşkımız

Attila İlhan

SEVGİ ve IŞIK'la kalın...
Persephone
devamını oku →