25 Ekim 2016 Salı

Kalbiyle Yönetmek

,
Melborn McBroom, yanında çalışanları yıldıracak kadar  çabuk parlayan, buyurgan bir mizaca sahip bir patrondu. Eğer McBroom bir büro ya da fabrikada çalışıyor olsaydı, bu gerçeğin kimse farkına varmayabilirdi. Ancak McBroom bir uçak pilotuydu.
1978'de bir gün, uçağı Oeregon'un Portland kentine yaklaşırken, McBroom iniş takımlarında bir sorun olduğunu fark etti. Bunun üzerine, yüksek irtifada beklemeye geçti ve havaalanı üzerinde tur atarken, bir yandan da mekanizmayı kurcalamaya başladı.
McBroom iniş takımlarına kafayı takadursun, uçağın yakıt göstergeleri yavaş yavaş sıfıra iniyordu. Felaketin yaklaştığını gördükleri halde, McBroom'un gazabından korkan yardımcı pilotlar, hiçbir şey söylemediler. Uçak düştü ve on kişi öldü.
Bugün bu düşüşün hikayesi havayolu  pilotlarına güvenlik eğitimi sırasında bir ibret öyküsü olarak anlatlmaktadır. Uçak kazalarının yüzde sekseninde pilot hataları, uçuş ekibinin birbiriyle daha uyumlu çalışması durumunda önlenebilecek türdendir. Ekip çalışması, açık iletişim hataları, işbirliği, dinleme, fikrini söyleme, günümüzdeki pilot eğitimi sırasında teknik beceri kadar vurgulanmaktadır.
Uçağın kokpiti herhangi bir işleyen organizasyonun minyatürü, yani küçültülmüş çapta bir modeldir. Ancak, bir uçağın yere çakılması gibi dramatik bir gerçekliğin sınanmasına tabi olmayan işyerlerinde, moral bozukluğuyla yıldırılmış işçilerin veya kibirli patronların-ya da bir işyerindeki diğer düzinelerce duygusal eksiklik bileşimlerinin-o yıkıcı etkileri, dar çevrenin dışındakiler tarafından çoğu kez fark edilmeden sürüp gider. Ancak bunların bedeli; düşen üretkenlik, giderek artan teslimat gecikmeleri, yanlışlıklar, aksilikler ve çalışanların daha cana yakın ortamlara kaçması gibi işaretlerden okunabilir. Sonuçta, işteki düşük duygusal zeka düzeyilerinin, şirketin temelini etkileyen bir  maliyeti vardır. Bu çok yaygın bir hal alırsa şirketler de yere çakılıp yanabilir.
Duygusal zekanın maliyet açısından verimliliği etkilemesi, iş dünyasında bazı yöneticilerin kabul etmekte zorlandığı, görece yeni bir fikirdir. 250 üst düzey yönetici üzerinde yapılan bir araştırma çoğunluğun 'kalbimi değil kafamı kullanmalıyım' diye düşündüğünü bulgulamıştır. Birçoğu da birlikte çalıştığı kişilere karşı empati ve merhamet hisssinin, kurumsal hedefleriyle çelişeceğinden korktuğunu dile getirmişti. Biri, yanında çalışanların hissettiklerini sezme fikrini saçma bulduğunu ve bunu yapacak olursa 'insanları idare etmenin imkansızlaşacağını' belirtmişti. Başkaları, duygusal bakımdan mesafeli kalmazlarsa, işin gerektirdiği 'zor' kararları alamayacaklarını öne sürmüştü; oysa, büyük olasılıkla daha insancıl kararlar alacaklardı.
Bu araştırma iş ortamının çok farklı olduğu 1970'lerde yapılmıştır. Bence bu tutumların artık modası geçmiştir ve bunlar eski günlerin bir lüksüdür; yeni rekabetçi ortamın gerçekleri, işyerinde ve pazar yerinde duygusal zekayı öne çıkarmaktadır. Harvard İşletme Okulu'ndan psikolog Shoshona Zuboff'un belirttiği gibi, 'buyüzyılda şirketler radikal bir devrim yaşamış ve duygusal çevrede bir dönüşüm olmuştur. Şirket hiyerarşisinin yönetim egemenliği altında manipülasyoncu, gerilla savaşçısı gibi yöneticiler uzun bir süre ödüllendirilmiştir. Ancak bu katı hiyerarşi 1980'lerde globalleşmenin ve bilgi teknolojisinin çifte baskısı altında kırılmaya başlamıştır. Gerilla savaşçısı yönetici şirketlerin geçmişini, kişiler arası ilişkilerin virtiözü ise geleceğini temsil etmektedir.'
Buna yol açan birtakım nedenler açıkça ortadadır; bir çalışma grubunda sık sık öfkeyle patlayan ya da çevresindeki kişilerin hislerine karşı duyarlı olmayan birinin ne gibi sonuçlara yol açacağını düşünün, ajitasyonun düşünmeye dayalı işler üzerindeki zararlı etkileri, işyerinde de kendini aynen gösterir: Duygusal dengesi bozulan kişiler hatırlayamaz, dikkatini toparlayamaz, öğrenemez ya da zihin açıklığıyla karar veremez. Bir yönetim asistanın dediği gibi 'Stres insanları aptallaştırır.'
Olumlu tarafından bakacak olursak, birlikte olduğumuz kişilerin hissettikleriyle uyum içinde olmak,anlaşmazlıkları tırmandırmadan halledebilmek, işimizi yaparken akış haline girebilmek gibi temel duygusal becerilerde ustalaşmanın iş hayatındaki yararlarını görebiliriz. Liderlik, hükmetmek değil; insanları ortak bir hedef doğrultusunda birlikte çalışmaya ikna edebilmektir.Kendi kariyerimizi yönlendirmek açısından da, yaptığımız iş hakkında beslediğimiz derin duyguların-ve işimizden daha fazla doyum sağlamak için hangi değişikliklerin gerekebileceğinin-farkında olmaktan daha hayati bir şey olmayabilir.
Duygusal yeteneklerin iş hayatında gerekli olan becerilerin en başında yer almanın daha az belirgin bazı nedenleri de, çalışma yaşamındaki topyekun değişimleri yansıtmaktadır. Ne demek istediğimi, duygusal zekanın üç uygulamasının yarattığı frkı izleyerek anlatmaya çalışayım: Anlaşmazlıkları yapıcı eleştirilerolarak dile getirebilmek, farklılığa değer verilen ve bir sürtüşme kaynağı olarak bakılmayan bir ortam yaratabilmek ve etkili bir iletişim ağı kurabilmek...


Daniel Goleman
Duygusal Zeka Neden IQ'dan Daha Önemlidir?



Sevgi ve ışıkla kalın...
Persephone

19 yorum :

  1. İlgi alanım ve mesleğim olmasına karşın ilk kez duydumbu öyküyü. Çok ilgimi çekti, çok da beğendim. Gerçekten okumalıyım bu kitabı

    Sevgiler Bahar'cım

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Kadriye'cim iş hayatında olan herkesin mutlaka okuması gereken bir kitap olduğunu söyleyebilirim... Sevgiler...

      Sil
  2. Çok yararlı. Bu pilotun kendi kafasının dikine gidip uçağın düşmesine sebep olması bana hemen ülkenin halini getirdi. Son hızla uçuruma uçuruma gidiyoruz, ülke içinde pkk, ışid teröristlerinin hakkından gelemeden, tutmuş ülke dışı savaşa sürüklüyor. Yaptığı hataların listesini yapsak buradan Van'a yol olur. Deneye-yanıla, körükörüne, kandırıldım, ahmağım diye diye ülke yönetiyor üstelik o pilotun en azından diploması gerçektir bunda o da yok. Ay valla sıkıntı bastı....milletin yarısı görüyor ama yarısı kör! :(

    Sevgiler Bahar'ım...

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Konuyu çok güzel bağlamışsın Müjde... Tam da dediğin gibi ne yazık ki:( Sevgiler...

      Sil
    2. kitap güzel,konu şahane,yorum 10 numara:)

      Sil
  3. Yanılmıyorsam EQ kısaltmasıyla tanımlanıyor duygusal zeka. IQ'dan da öncelikliymiş artık.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Yanılmıyorsun Ayşei... Duygusal Zeka EQ olarak tabir ediliyor... IQ'dan daha önemli olduğu düşünülüyor... Sevgiler...

      Sil
  4. Ne kadar doğru. Ancak çevremizde bundan yoksun olan ve bundan yoksun olmayı gerçek güç ve üstünlük zanneden ne kadar çok insan var değil mi :)

    YanıtlaSil
  5. Duygusal zeka insani yanımızı sergiliyor. Çok zeki olsa da çevresindeki insanlarla iyi iletişim kuramayan kişiler hem kaybediyorlar, hem kaybettiriyorlar. Duygusal zekası yüksek bir yönetici hem iş yerinde verimi yükseltiyor, hem çalışanlar daha mutlu oluyorlar. Böyle yayınları seviyorum.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Bence her yöneticiye ve yönetici adaylarına 'duygusal zeka' eğitim olarak verilmeli... Sevgiler...

      Sil
  6. Güzel bir paylaşımdı efendim :)

    YanıtlaSil
  7. bunu da senden duyduk yaneee :)

    YanıtlaSil
  8. Çok ilgimi çekti. Ne yöneticilerle çalıştım yıllarca ego patlaması yaşayan. Bize de çok ağır yansıyordu tabi bu durum. Hep ben, benim dediğim, çaldığım düdük misali. Ayaklarımız geri geri giderdi, ofise girmek istemezdik. Çok şükür geçti o zamanlar tabi ama ben dayanamayıp ayrılmıştım işten. Şimdi senin yazdıklarını okuyunca, hala atamamışım o stresi onu hisettim.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Ne yazık ki bu tip insanlar derin izler bırakıyor hayatımızda. Neyse ki geçmiş, gitmiş zor da olsa... Sevgiler...

      Sil