29 Nisan 2014 Salı

Yüzünü Dökme Küçük Kız

,
Çılgın küçük bir kız çocuğu,küçücük yüreğine kocaman kocaman sevgiler sığdırmış...Sevgisini dört bir yana saçmakta...Zincirlerini kırmış...Özgür ve mutlu...
Hayallerinde uçsuz bucaksız  kırlarda ,rüzgarın esintisine kapılmış koşmakta...Sapasağlam ayakta...
Hayallerinde ki uçurtma bayramlarını kutlarcasına,uçurtma uçuran çocukların,uçurtmalarını kovalamakta,yanından geçtiği çiçek tarlaları onu selamlamakta o da yüzünde ki kocaman tebessümle karşılık vermekte ...Mutlulukla....
Güneşin ışıltısı denizin dalgalarına düşmüş ışıldamakta,düşen ışıltılar küçük kızın yüzünü aydınlatmakta...Huzurla...
Dünyası renkli mi renkli...
Hayalleri sonsuz...

Sakın Yüzünü Dökme Küçük Kız (tık tık;) )

SEVGİ ve IŞIK'la kalın...
Persephone
devamını oku →

Akvaryumda Bir Köpekbalığı

,
Bu aralar enteresan bir durumdayım.Akvaryumda ki köpekbalığı gibi hissetmekteyim kendimi...:)))
O da neyin nesi derseniz,şöyle özetleyeyim;bilim adamları aç bir köpekbalığını bir akvaryuma koyarlar,içine de beslenmesi için küçük bir balık,ancak köpekbalığını bir süpriz beklemektedir,arada cam bölme vardır:)Köpekbalığı,küçük balığı her yemeye kalktığında bu cam bölmeye çarpar ve 48 saat sonra artık küçük balığı yemekten vazgeçer.Deneyin ikinci aşamasında cam bölme kaldırılır.İşin şaşılacak tarafı da buradadır,köpekbalığı küçük balığı yemek için hiçbir girişimde bulunmaz...:)Buna da bilim adamaları Öğrenilmiş Çaresizlik Sendromu demişler...
Bu aralar benim durumum da köpekbalığı ile benzer..:)Damarlarımda öğrenilmiş çaresizlik kol gezmekte...:)Ben de kendi kendime oh ne güzel hiç öğrenilmiş çaresizliğim yok olsa da aşarım derdim meğerse varmış öyle de kolay aşılamıyormuş...:)Hiçbir şey için insan bu  benim başıma gelmez dememeli,hiç bir şeye de kolay gözüyle bakmamalı...:)İnsan bir şeyi bir kez tecrübe etti mi,cam bölmeye de çarpmışsa kafayı tekrar sazan balığı konumuna düşmektense köpekbalığı kalmayı tercih ediyormuş:)))Cam bölme kalkmış olsa bile...:)
Nereden bileceksin ki cam bölmenin kalkıp kalkmadığını...Ya hala orada duruyorsa:)))Di mi ama?:)
En iyisi akvaryumda bir köpekbalığı olmak...:)
Hayat tecrübelerime bir yenisini daha eklemiş bulunmaktayım...Ne mutlu bana benim de nur topu gibi öğrenilmiş çaresizliğim var artık:))))

SEVGİ ve IŞIK'la kalın...
Persephone

 
devamını oku →

28 Nisan 2014 Pazartesi

İLK KONUK BLOG YAZARIM BUTTERFLY'INIZ...:)

,
Blogumun ilk konuk blog yazarı;butterfly'ınız
Kendisi pek bir şekerdir.Yeni blog yazarlarından...Benim dünyama da yeni katıldı ama sanki uzun zamandır dünyamdaymış gibi...
Beni kırmadı ve blogum için kendi hikayesini yazdı...Ve gerçek yaşanmışlıklarından bir hikaye ile bloguma can verdi...Kendisine sonsuz teşekkürler...Beni çok mutlu etti...

butterfly'ınız 'ın yazısı;

İki kadın karşılıklı otururken içlerinde kopan fırtınalar gözlerinden birbirlerine ulaştı .

Esmer olan ; hayatını hiç sevmediği adamla geçirmişti , hala geçiriyordu..Müthiş bir yalnızlıkla ruhu yüzünden çok önce yaşlanmış haldeyken tüm eski anıları canlanıverdi kumral olanı görünce , şimdi alışmıştı bırakmıştı yüreği artık onun için üzülmeyi bile , ama kumral olan arkadaşını ; karşısında görünce aklına ilk gelen ki pek çok anıları vardı;sesini sevdiği arkadaşına yıllar yıllar öncesinden sevdiği kişinin ona telefonda dinlettiği '' sakın bir söz söyleme , yüzüme bakma sakın '' şarkısını söyletti ..

Kumral olan ; hayatı esmere benzer olduğundan karşılaştılar ama o bunu yapamadı sevmediği adamla yıllar geçiremedi.. Yolları öyle ayrıldı ki zamanla ülkeler bile değişti .. Peki ne oldu ? mutlu da olamadı , yani her ikisi içinde pek bir şey değişmedi ..
 
Uzun zaman sonra bir araya geldiler esmer olanın şarkısını söylediler , ağladılar , hasret , özlem , duygu dolu birbirlerine bakıp güldüler.. Gülüşürken akıllarına kumral olanın Alevilikle ilgili sözleri geldi , daha çok güldüler ...O kadar küçük yaşta ve cahildiler ki kumral olan esmer olanın Alevi olduğunu anlamamış saçma sapan laflar etmişti :)) Ama ben Aleviyim dediğinde utancından günlerce görüşememişti..

Ahh ne günlerdi ...İki mutsuz kadın gülümsedi..

Hikayemiz gerçek hayattan..
butterfly'ınız


Yazılarınızı bekliyorum konuk blog yazar köşeme:)
SEVGİ ve IŞIK'la kalın...
Persephone
persephoneguncesi@hotmail.com
devamını oku →

BU İYİ ŞANS İÇİN BİR NEPAL TANTRA TOTEMİ

,
Sevgili kuzenciğim WhatsApp'tan bana mesaj göndermiş az önce, mutlaka oku bunu diye de uyarı koymuş. Eh tabii tanıyor kuzenciğini, bilir sevdiğimi bu tip konuları. Canım kuzuuuum kuzenime de ayrıca teşekkürler, bu güzel hatırlatma mahiheyetinde ki yazı için...
Hayata bakışımı hatta hayat felsefimi demek daha doğru olur belki de, çok net yansıtan bir tantra... En çok gitmek istediğim ülke Hindistan'dan bize kadar ulaşmış... İyi ki de ulaşmış.
Üstüne kafa yorulası bir yazı...
Modernleşen hayatta bir çok değer yargımızı da kaybediyoruz...
Saygı ve sevgiden uzaklaşıyoruz...
Çağ modernleşiyor ama bizlere birşeyler oluyor...
Çalan telefonlarımıza bakmak, atılan mesajlara cevap vermekten bile kaçıyoruz artık...
İnsanlar birbirlerini önemsemez oldu...
Neyse daha fazla sıkmayacağım sizi, zaten anlatılması gereken her şey çok net bir dille anlatılmış...
İyi okumalar...

YAŞAM İÇİN ÖNERİLER:
  • Kepekli pirinçten çok ye. İnsanlara beklediklerinden daha çok şey ver ve bunu zevk alarak yap. En sevdiğin şiiri ezberle. Dinlediğin her şeye inanma, sahip olduğun her şeyi harcama ve istediğin kadar uyuma.
  • 'Seni seviyorum' dediğinde, cidden söyle.  Üzgünüm dediğinde, o kişinin gözlerinin içine bak. Evlenmeden önce en az 6 ay nişanlı kal. İlk bakışta aşka inan. Başkalarının düşleriyle asla alay etme. Tutkuyla ve derinden sev. Sonradan yara alabilirsin belki, ama hayatı komple yaşamanın tek yolu budur.
  • Anlaşmazlık durumlarında, dürüst ol. Kimseyi kırma, hakaret etme. İnsanları akrabalarına göre yargılama.Yavaş konuş, ama hızlı düşün. Biri sana, yanıt vermek istemediğin bir soru yöneltirse, gülümse ve en büyük aşkın ve en büyük başarıların daha büyük riskleri olduğunu hatırla. Anneni ara. Biri hapşırdığında 'çok yaşa' de. Kaybettiğinde, ders al. 3 'S'yi unutma: Kendine Saygı; başkalarına Saygı; herşeyde Sorumluluk. Küçük bir anlaşmazlığın büyük bir arkadaşlığı bozmasına izin verme.  
  • Hata yaptığını farkettiğinde, onu hemen düzelt. Telefona cevap verirken gülümse. Seni arayan kişi bunu sesinden anlayacaktır. Konuşmaktan, sohbetten hoşlanan bir kadın/erkekle evlen. Yaşlandığınızda, konuşma yeteneğiniz her şeyden daha önemli olacak. Biraz yalnız kal.
  • Değişikliklere kucak aç, ama değerlerini yitirme. Suskunluğun, bazen, en iyi yanıt olduğunu unutma. Daha çok kitap oku, daha az televizyon seyret. İyi ve saygın bir hayat sür. İleride, yaşlandığında ve geçmişi hatırladığında, bir kez daha nasıl zevk aldığını göreceksin.  
  • Allah`a güven ama arabanı kilitle. (Deveni bağla sonra tevekkül et). Evde sevgi dolu bir atmosfer önemlidir. Huzurlu ve uyumlu bir ortam yaratmak için elinden geleni yap. Sevdiklerinle anlaşmazlığa düştüğünde, o anki duruma önem ver. Geçmişte çok yaşama. Satırlar arasını oku. Bidiklerini paylaş. Ölümsüzlüğü elde etmenin bir yoludur.
  • Gezegenimize karşı nazik ol. Dua et. Dua da, ölçülemeyecek bir güç saklıdır. Sana sevgi gösterisinde bulunan birini engelleme.
  • Başkalarının işine burnunu sokma. Onu öperken gözlerini kapatmayan bir kadın/erkeğe güvenme. Yılda bir kez hiç gitmediğin bir yere git. Çok para kazanıyorsan eğer, hayattayken, başkalarına yardım et. Bu,Şansın sana verebileceği en büyük tatmindir.
  • Unutma, istediklerini elde edememek, bazen büyük bir şanstır. Bütün kuralları öğren, sonra bazılarına uyma. İki insan arasındaki aşkın birbirine duydukları gereksinimden daha büyük olduğu ilişkinin, en iyi ilişki olduğunu unutma. Başarını, onu elde etmek için vazgeçmek zorunda kaldığın şeylere bağlantılı olarak değerlendir.  
Tantra: Sanskritçe'de yöntem demektir. Felsefi anlamda Tantra kelimesi iki sözcüğe bölünebilir: Tan ve Tra. Tan sözcüğü ''genişletmek'' manasını taşıyan Tanoti kelimesinin köküdür. Tra sözcüğü ise ''özgürleştirmek'' anlamına gelen Trayete kelimesinin köküdür. Tantra sözcüğü  fazla seçenek sunarak özgürleştiren yöntem demektir.

SEVGİ ve IŞIK'la kalın...
Persephone

devamını oku →

27 Nisan 2014 Pazar

DURGUN SU

,
Güzel bir çağlayan pınar var,gün gelir durgun suya dönüşür.Bundan rahatsız olan insanoğlu,geçer bu durgun suyun karşısına ,alır eline ufak tefek taşları başlar suya atmaya...Durgun suyun bedeni o kadar alışmış ki durulmaya,hissetmez ufak tefek taşları...Bu taşlara tepki vermeyen durgun su,yine rahatsız eder insanoğlunu...Bu kez insanoğlu başlar daha büyük taşlar atmaya...Ne olduğunu bir anda anlayamayan durgun su;hisseder bu büyük taşları ve başlar yavaş yavaş dalgalanmaya,atılan taşlara tepki vermeye...İnsanoğlu geçer dalgalanmaya başlayan durgun suyun karşısına,izler zevk-i sefa ile dalgalanmaları...
Uyandırılır derin uykusundan durgun su...
Peki neden?
Nedir insanoğlunun derdi?
Ne geçmiştir eline?
Ego tatmini mi?
Aldığı zevk-i sefa mı?
Çağlayan pınarın verdiği mutluluk özlemi mi?
Durgun su daha güzel değil miydi?
Durgun su dalgalanmaya başladı da ne oldu?
Nedir insanoğlunun varmak istediği nokta?
Neden böyleyiz biz insanlar?

Yine aklımda deli hikayeler,deli sorular:))))
Cevap verin aklımda ki deli sorulara:))))

SEVGİ ve IŞIK'la kalın...
Persephone
devamını oku →

26 Nisan 2014 Cumartesi

KADIN KOKUSU 2

,
Sabah işe gitmek üzere yola çıktı kadın...Her sabah ki gibi ilk işi radyonun açma tuşuna dokunmak oldu,bekleyen süprizden bihaber...İşte o şarkı çalıyordu radyoda,birden uzaklara gitti düşünceleri...İkisinin şarkısı...
Ne kadar olmuştu ayrılalı sanki bir asır...Gitmesini istemişti adam,sivri diliyle umarsızca sarf ettiği sözler çok canını yakmıştı...Çok üzülmüştü halen de üzgündü kadın...Açılan derin yaraların acısını hissetse de hiç unutmamıştı adamı,unutamamıştı belki de unutmak istememişti...Gözleri buğulandı...Sabah sabah nereden çıktı bu şarkı diye söylendi,biraz hiddetlice biraz da buruk....
Aynı anda birbirlerini düşündüklerinden habersizlerdi...Sabah sabah bu çalan şarkı belki de evrenin bir mucizesiydi...
Güzel başlamıştı herşey biraz dost biraz arkadaş ama hiçbir zaman sevgili olamamışlardı...Çok sevdim dedi kadın hem de çok...Nedensizce...Beklentisizce...İkisi de zor bir dönemden geçiyordu birbirlerini tanıdıklarında...Belki de doğru insanlardık ama zaman yanlıştı dedi kendi kendine kadın...Yoksa kendini mi kandırmaktaydı ...Kendi bakış açısından mı bakmaktaydı yine,hata olduğunu bildiği halde...
Hâlâ çok seviyordu...
Adamın acı çekmesine dayanamazdı...Adamın mutlu olmasını istiyordu yalnızca mutlu...Onsuz da olsa...Başka başka kadınların kulağına sevgi sözcükleri fısıldıyor da olsa...

Uyku kaçınca yine bağlandım ben bu hikayeler moduma:)Çok kitap okumaktan bunlar hep:) GÜNAYDIIIIIN herkese;)

Hüznün ve Yalnızlığın Dansı;TANGO...Aşk olur da Tango olmaz mı;)

TIK TIK;)


SEVGİ ve IŞIK'la kalın...
Persephone
devamını oku →

KADIN KOKUSU

,
Adam  iç geçirdi.Kadının kokusu halen yastğındaydı.Ne kadar olmuştu gideli üç gün,üç ay belki de daha da uzun saymaya yetmemişti günleri parmakları.Duruyordu işte kokusu,oradaydı sanki bedeni,dün gibi...Saklamıştı yastığını,yastığın da bıraktığı kokusunu...Kadını hiç bir zaman sevmediğini düşünse de...Ne garip dedi kendi kendine...Neden sakladım ki bu yastığı?
Bir sigara yaktı,kadının kokusunu içine çeker gibi bir nefes çekti sigarasından.Tam da sevdiği bir hava vardı dışarıda yağmurlu,hafifte sisli gökyüzü...Düşündü;neredeydi hata...Belki de hata demek yanlış olurdu.Hata değildi ki hiç bir şey...Yaşanması gerkenler yaşanmıştı yine de birşeyler eksikti yaşananlar da,yarımdı sanki bir çok şey...Emin değildi...
Yalnızlık iyi be dedi,buna kendi de inanmayarak...Belki de doğru zaman değildi...Başka bir zaman olsa daha iyi olurdu herşey diye düşündü....Aklı kalmıştı kadında,her ne kadar kendi istemiş olsa da gitmesini...Her şey çelişkilerden ibaretti...Nereden düşmüştü bu kadın yine aklına?
Tangosuz olmaz....Tıkla bakalım linke;) KADIN KOKUSU :) 


SEVGİ ve IŞIK'la kalın...
Persephone

devamını oku →

25 Nisan 2014 Cuma

YAŞIYORUM

,
Çok şükür yaşıyorum,
Ne depremler gördü bu yürek
Hâlâ ayakta,
Ne yerdeyim ne gökte,
Bazen baharın coşkusu
Bazen de karın soğuk örtüsü
Kaplamakta yorgun bedeni...
Duygular gidip gelmekte,
Özlemler çağlamakta,
Gidenleriyle kalanlarıyla,
Hiç gelemeyecekleriyle,
Belki de gelir diye beklenenleriyle,
Bir eksik bir fazla yaşanmakta...
Çicekler açmakta ve solmakta,
Gün,her gün yeniden doğmakta...
Bazen gözlerde yağmur bulutu,
Bazen de ışığın pırıltısı aydınlatmakta...
Yaşıyorum umutlarımla, umutsuzluklarımla...
Yaşıyorum mutluluklarımla, mutsuzluklarımla....
Yaşıyorum hayallerimle, bazen de kaybettiğim hayallerimle...
Yaşamaya devam inişleriyle çıkışlarıyla...
Hayatta bunlardan ibaret değil mi zaten!
Avucumuzda kalanlar, avucumuzdan kayıp gidenler...
Hepsi bu...


SEVGİ ve IŞIK'la kalın...
Persephone
devamını oku →

24 Nisan 2014 Perşembe

Her Şeye Rağmen

,
Saklamamalı insan kendine varsa söylenecek kelimeleri boş vermemeli.Kimse muhattabı o kelimlerin söylenmeli.Yoksa cesaretin yüzüne söylemeye bir yol bulunmalı...Ama o yol doğru olmalı...Kelimeler saklanmak için değil paylaşılmak içindir...Nasıl ifade edildiği,edileceği önemli yalnızca...Boşuna beklememeli!
Anlatmak istenen anlatılmalı,korkmamalı....Gerçekle yüzleşmek daima iyidir,içini kurtlar kemireceğine...Kime ne söylemen gerekiyorsa git söyle!Biriktirme içinde!Çünkü bilirim zordur söylenecekleri içinde taşıyıp,söyleyememek...Ağırdır kelimelerin yükü,zor taşınır...Ya kırılırım ya da kırarım diye korkar insan...Kırılacaksan kırıl,kıracaksan kır...Her şeye rağmen...Biriktirilmesi gereken tek şey mutluluk...
Evet senin ne anlattığından çok karşındakinin ne anladğı önem taşır çoğu zaman...Ama olsun...Yine de paylaşılması gerekenler paylaşılmalı...Kimse kimseyi anlamak zorunda değil...Hal böyle de olsa yine de söylenmeli söylenmesi gerekenler....İma edilmemeli belki de daha net olunmalı...
Çoğu zaman düşünür kafamızda çeşitli senaryolar yazarız...Bunların gerçek olmadığını bilsekte öyle olduğunu varsayar ve bu düşüncelerimize inanırız...Var saymamalı asla...Yapılacak en kötü şey varsaymaktır.Çünkü düşündüğünüzün tam tersidir bazı şeyler kimi zaman...Gözlerimizi köreltir kitlendiğimiz düşünceler...Tamamen yanılsama...Bunu kendine yapma!!!

Yaaaa ben bu üç noktayı amma da seviyorum:)))

SEVGİ ve IŞIK'la kalın...
Persephone
devamını oku →

23 Nisan 2014 Çarşamba

Uğruna Acı Çektiğimiz Şeyleri Neden Severiz?

,

Geçen hafta sonu Beşiktaş'ta Nezih Kitabevine girdim, bir bakayım yeni çıkan kitaplara diye. Dolaştı gözlerim raflarda, yine çekti beni bir kitap, alsam mı almasam mı gidip gelmelerdeyim. Evde okunacak bir sürü kitabım birikti, bir yandan da onu düşünüyorum...:) Ama kitap konusundaki açgözlülüğümü bastıramama problemim var,dayanamadım aldım Hatasız Düşünme Sanatı 2 Rolf Dobelli imzalı kitap. İlk çıkan kitabı okumamıştım ama içerik enteresan gelince alır almaz başladım okumaya... Hem eğlenceli hem de enteresan bilgiler mevcut kitapta... Bir çok bölümden oluşuyor kitap ve konular oldukça ilgi çekici:) Sizlerle de bir bölümü paylaştım aşağıda. Arkadaşlarla oturduğumuzda sürekli proje geliştiririz, bu bölüm de geçen gün konuştuğumuz bir konuya parmak basmış ve benim de kafamda çaktı şimşekler, hemen unutmadan yazayım dedim... Bu bizim muhteşem projede izlememiz gereken güzel bir yol...:) Malum bizde proje çok, kafa sürekli fikir üretmeye programlı:))) Herkesin de ilgisini çekecek bir konu sanırım... Ve işte Zahmet Gerekçelendirmesi Nedir?:) Buyrun bir göz atın derim;)

ZAHMET GEREKÇELENDİRMESİ
John Amerikan Hava Kuvvetleri'nde bir asker, az evvel paraşüt sınavını verdi. Sıraya girmiş o gözde paraşüt rozetini almayı bekliyor. Nihayet üstü önünde dikiliyor, rozeti John'un göğsüne takıyor ve rozetin iğnesini yumruğuyla vurarak o kadar derine itiyor ki, iğne John'un etine saplanıp kalıyor. O zamandan beri John, her fırsatta ufak yarayı göstermek için gömleğin üst düğmesini açıyor. Ve onlarca yıl sonra bile o iğne çerçevelenmiş şekilde, salonun duvarında asılı duruyor.
Marc paslı bir Harley-Davidson'u elleriyle tamir etti. Bütün haftasonlarını ve tatilleri motosikleti tamir etmeye harcarken evliliğ faciadan kıl payı kurtuldu. Çılgınca bir çabaydı amaşaheseri nihayet bitti ve güneşin altında pırıl pırıl parlıyor. İki yıl sonra Marc'ın paraya ihtiyacı var. Harley'i satmak istiyor ama aklından geçen fiyat gerçeğin çok üzerinde.İlgilenen biri piyasanın iki katını teklif etse bile Marc satmıyor. John ve Marc zahmet gerekçelendirmesinin kurbanı olmuşlar. Bu düşünce hatası der ki: Bir şeye çok enerji harcayan kişi sonucu abartılı değerlendirecektir. John paraşüt rozeti için fiziksel acı çekmek zorunda kaldığından buna diğer nişanlarından daha fazla değer biçiyor. Marc Harley için motosiklete o kadar yüksek bir fiyat biçiyor ki. asla satamayacak.     
Zahmet gerekçelendirmesi bilişsel uyumsuzluğun özel bir türüdür. Basit bir nişan için göğsüne bir delik deldirmek aslında gülünç. John'un beyni rozetin değerini arttırarak, onu sıradan bir şeyden neredeyse kutsal bir şeye yükselterek bu orantısızlığı dengeliyor. Bütün bunlar bilinçdışı gerçekleşiyor ve engellemesi çok güç.
Gruplar zahmet gerekçelendirmesi üyeleri kendilerine bağlamak için, mesela giriş ritüelleri şeklinde kullanır. Gençlik çeteleri ve üniversite öğrencileri birlikleri adayları ancak tiksinme ve şiddet sınavlarını başarıyla geçerlerse kabul ederler. Araştırmalar şunu kanıtlıyor: ''Giriş sınavı'' ne kadar zorluysa, sonradan o derece büyük gurur duyuluyor. Aynı şekilde işletme mastırı sunan okullar, öğrencileri aralıksız meşgul tutarak, onları zaman zaman tükenme sınırına dek zorlayarak zahmet gerekçelendirmesini kullanır. Ödevlerin ne kadar faydalı aptalca olduğunun önemi yoktur: İşletme mastırı bir kere cepteyse, öğrenci onu kariyeri için hayati olarak görecektir, çünkü karşılığında çok ağır bir bedel ödemiştir.
Zahmet gerekçelendirmesinin hafif bir şekli İKEA etkisidir. Kendi başımıza monte ettiğimiz mobilyaları pahalı tasarımcı mobilyalarından daha değerli gözle bakarız genellikle. Ya da kendi ördüğümüz çoraplar: Onları öylesine atı vermek bir mağazadan satın aldığınız bir çift çorabı atmaktan daha zor gelir bize-çoraplar çoktan yıpranmış ve modası geçmiş olsa bile. Haftalar boyu bir strateji üzerinde çalışan yöneticiler bu stratejiyi eleştirel gözle bakmayacaktır. Aynı şekilde yarattıkları şeye şekilde kafa patlatan tasarımcılar, reklam yazarları, ürün geliştirciler için de bu geçerlidir.
50'li yıllarda piyasaya hazır kek karışımları çıktı. Kesin bir satış başarısı olacak diye düşündü üreticiler.Bilakis: Ev hanımları karışımı sevmedi, çünkü işlerini fazlasıyla kolaylaştırıyordu ancak biraz karmaşıklaştırıldığında paketteki tarife göre taze bir yumurta eklemek gerekiyordu-ev hanımlarının özsaygısı tekrar yükselerek hazır yemeklere biçtikleri değer de arttı.
Zahmet gerekçelendirmesini bir kere tanıyan kendisini daha uyanık olmaya zorlayabalir.Deneyin:Bir şeye çok zaman ve emek yatırdığınız her sefer, sonuca-ama sadece sonuca-mesafeli bakın.Beş yıl boyunca kafa patlatıp yazdığınız ve hiç bir yayın evinin ilgi göstermediği roman:Belki de Nobel Ödülü'ne layık değildir?Yapmanız gerektiğine inandığınız işletme mastırı:Onu başkalarına tavsiye ede misiniz? Ve yıllardır peşinden koştuğunuz kadın:Kendisini kollarınıza atandan daha iyi bir seçim mi gerçekten?

Rolf Dobelli


SEVGİ ve IŞIK'la kalın...
Persephone 
devamını oku →

21 Nisan 2014 Pazartesi

Başka Bir Ben

,
Gidip gelmelerde aklım.Yine mi bir ilüzyonun içindeyim,kafam karıştı iyiden iyiye...Tekrar tekrar başa mı sarmaktayım bilemedim ki...Hiç bir şey net değil,tamamen flu...Ne yapmam gerektiği konusunda yine çelişkiler içindeyim...Satır aralarında dolaşıyorum uzun zamandır.Bırakmıştım aslında,yine yeniden başladım dolaşmaya...Her okuduğum kaybettiğim bir Ben,her arayışımda bulduğum başka bir Ben.Oysa ki biliyorum hiç biri bir Ben değil...Öyleydi,öyle olmuştu ve belki de yine öyle.Kabul etsem de etmek istemesem de.Yok ki bir cevabı...Neden,nereden düştü bu kaosun içine düşünceler...Dikkatimi neden yine aynı noktada buldum...Zorla odaklandırıldım belki de...
Derin bir sessizlik içinde düşüncelerim bazen de kayık gibi sallanıyor,dalgaların şiddetinde...
Zaman akıp gidiyor kum taneleri gibi avucumdan...Üzülmekteyim bu duruma bazen...Bazen de diyorum bırak aksın zaman,belki de bir mucize bekliyor zamanın bir noktasında başka bir Ben'i...
Derler ya hani; 'zaman her şeyin ilacı...İnanmıyorum!Zaman iyileştirmiyor açılan hiç bir derin yarayı...Belki mucizeler iyi gelir...:)Kimbilir...
Sabırsızlanıyor bir kuşun kanat çırpınışı gibi düşüncelerim,bir cevap bulmak için...

SEVGİ ve IŞIK'la kalın...
Persephone
devamını oku →

20 Nisan 2014 Pazar

HAYATLA YÜZLEŞME..

,
Yorgunum artık,biraz da kırgınım sana galiba hayat...Ben istedim sen verdin;kimi zaman mutlu oldum aldıklarımdan,kimi zaman da mutsuz..Biliyorum suç senin değil,belki neyi istemem gerektiğini ben bilemedim,hep zor olanı seçtim ve hep zor olanı sevdim...Tamam kabul ediyorum be hayat,suçlu olan benim...Özgür ruhum bildiğini okudu her zaman,kulak asmadı söylediklerine...:)Boş ver ben böyle mutluyum....:)Çoğu zaman sen haklı çıktın ama...Bunu söylemekten çekinsem bile,dürüstlük,açık sözlülük iyidir her zaman...:)Yiğidi öldür,hakkını yeme...
Şimdi seni nasıl suçlayabilirim ki ey hayat...Bunun adı nankörlük olur o zaman:))Yiaaa yine bir çelişki içindeyim:D Suçlu mu  suçsuz mu hayat:)))Tabii ki suçsuz,benim ki sadece minnak bir isyan:)))
Yaşanması gerekenler yaşandı,alınması gereken dersler alındı...Niye son bulmuyor artık oynanan bu oyun?Yoksa halen alınacak dersler mi var?Aynı filmi tekrar tekrar izlemek niye ola ki?Kim de,kimler de bu hata?Olması gereken ne?Haydi artık sun çözümünü...Yeter bu kadar...:)))Hep benden bekleme çözümü,biraz da sen ver çözümü, ben de hazıra konayım bir kerecik olsun...:)Hep tırnaklarımla kazıyarak mı almalıyım almak istedikleri mi?:)
Yooo hayır bu defa değil...Ben elimden geleni yaptım bu sefer sıra sen de;)Ben beklemekten yoruldum,iş işten geçmeden sun sunacağını....
Ah biraz da huzur ver oh ne ala...:)
Öperim alnından seni hayat,alırım senden istediğimi;)Yiaaa o kadar da iddialıyım..Dibine kadar beklerim...Kusura bakma hayat;)Vermek zorundasın bana tüm istediklerimi...;)

SEVGİ ve IŞIK'la kalın...
Persephone
 
devamını oku →

19 Nisan 2014 Cumartesi

İSTE OLSUN

,
Ağızdan çıkan her söz bir duadır. O nedenle ağzından çıkacak her bir cümleye, her bir kelimeye dikkat etmek gerekir. Düşünceler de tıpkı ağızdan çıkan sözler gibidir. Düşünürken bile dikkatli ol,benden uyarması!
Evrenin işleyişi çok karmaşık gibi görünse de aslında çok basit bir mekanizmayla çalışıyor, ayıptır söylemesi anca anladım... Biraz uzun bir yolculuk gerektiriyor, hele ki bu tip şeylere inanmayanlar için. Başta ben olmak üzere.
Uzun yıllarımı aldı bazı şeyleri kabullenmek ve anlamak... Neden mi? Bilim alt yapılı bir iş yapıyorum, kanıta dayalı olmayan hiç bir şeye inanmam da ondan.
Secret furyasıyla başlayan bir dönemde, bir kitap sever olarak aldım kitabı okudum, dedim hadi beaaa Rhonda Byrne neyin kafasını yaşıyor acaba? Olur mu böyle saçmalık, bu kadar basit mi her şey? Neyse bir miktar inanma emaresi göstersem de çabuk söndü inancım, yatmadı kafama, bilgi eksikliği vardı. İlla irdeleyeceğim her şeyi, yoracağım ya kafayı.. Eh işte hayat ya bu verecek illa dersini, yıllar sonra haksızlık ettiğimi anladım.
Uzun bir ara verdim Secret hikayesine... Bir şekilde kafamda bir şimşek çaktı, ben sardım yine bu evrenin işleyişine... Kimi insan çok mutlu, ne isterse oluyor, kimi insan da hep şikayetçi istediklerinin bir türlü olmamasından, dolayısıyla hep mutsuz... İyi de nasıl oluyor bu iş?
Yıllardır hem insan psikolojisi üzerine hem de bu konu üzerine deli gibi kitap okuyorum. Kırdım kafayı çözeceğim hem insanın kafasının içini hem evreni. Okumakla olur mu diyebilirsiniz belki, cevabım ise şu tabii ki olmaz... Okumak yetmez, eylem de olmalı... Nispeten de çözdüm sayılır evren kısmını, insanın kafasını çözmek ne mümkün, Freud bile tam olarak çözememişken benim ne haddime. Evren bile daha az karmaşık insan kafasından.
Çözdüm kısmını ise kendi tecrübelerime, kendi kanıtlarıma dayanarak rahatlıkla dile getiriyorum... En azından başıma ne geliyorsa artık neden geldiğinin bilincine varıyorum. Farkındalığım epeyce arttı anlayacağınız...
Evet gelelim aslolan konuya, neyi çözdüm?
Merklanmayın o kadar da büyük bir olay değil...
İste yeter, işte hepsi bu, evet bu kadar basit... Önemli olan nasıl isteyeceğin kısmı..
Her şeyden önce olumlu düşünmeyi öğreneceksin ve olumlu cümleler kuracaksın. Bu işte öyle kolay değil, çünkü hayatımızda o kadar çok olumsuz cümle kurmaya alışmışız ki, kimi zaman mümkün değil olumsuz cümlenin yerine olumlusunu koymak. Dene göreceksin. İşe buradan başlamak gerek...
İste dedim, evet iste... Bazen istemekten bile korkarız, olmazsa hayal kırıklığına uğrarız düşüncesi bizi istemekten alı koyar. Korkma iste! Ne istediğinin bir önemi yok. Yeter ki istemeyi öğren, inancına göre Allah'tan, Tanrı'dan, evrenden her kimden ya da her neyden istersen iste. Ve olacağını düşün, olumsuz hiç bir düşünce geçirme aklından. Ve sürekli bu isteklerini dile getir, gerekirse yaz bir kağıda... Bu kısa vadede de gerçekleşebilir, uzun vadede de. Belki de hiç gerçekleşmeyebilir. İşte kilit nokta. Gerçekleşmeyecekse neden isteyeyim diyebilirsin? Bazen bazı şeylerin gerçekleşmesi bizim hayatımız için daha vahim sonuçlar doğurabilir. Yani istediğimiz şeyin olmaması kimi zaman hayrımızadır. Unutma!!!
İstediğimiz bir konu hakkında olumlu düşünmeye başladığımız an itibariyle, tüm davranışlarımız bu duruma göre şekillenir. Bu konuyla ilgili tüm pozitif olayları üzerimize çekmeye başlarız. Bu çok net ''her şey üst üste geldi'' cümlesini hayatınızda ne kadar sık kullandığınızı bir düşünün. Tamamen verdiğiniz enerji ile ilgili. Evren enerjiden oluşmuştur ve her birimiz de enerjiden oluştuk. Her şey verdiğimiz enerjiyle ilgili... Pozitif ol!!! Pozitif oldan kastım asla Pollyanna ol demek değil...
İnsanın en büyük korkusu kaybetme korkusudur. Korkmayın kaybetmekten, kaybettiğiniz her ne ise mutlaka yerine çok dahi iyisini koyacağınızın bilincinde olun. Ve buna inanın... Korku en büyük düşmanınızdır. Korktuğunuz her şeyin başınıza gelmesi kaçınılmazdır....
Sevgi, en büyük enerjidir. Her şeyi, herkesi sevin evet düşmanınızı bile. Kazanan siz olursunuz...
Farkındalık en büyük hazinelerden biridir. Kendinizin, çevrenizin farkındalığına varın, neyi neden yaşadığınızın farkına varın. Buna kafa yorun. Bugüne kadar hayatınızda yaşadığınız sizin için önemli olayları düşünün. Ne istediniz? Ne düşündünüz? Bu konudaki hisleriniz, korkularınız, endişeleriniz neydi? Nasıl bir sonuca ulaştınız?
Cennette cehennem de bu dünyada yaşanır. Yaptığınız her iyiliğin ve kötülüğün sonuçları her ne olursa olsun size geri döner. Unutmayın size yapılmasını istemediğiniz hiç bir şeyi bir başkasına yapmayın. Çünkü; bir şekilde bedelini ödersiniz. Başınıza gelen iyi ve kötü şeylerin neden başınıza geldiğinin farkında olun. Evet bunu yaşadım çünkü; ben bunu yaptım ve bu başıma geldi demeyi bilin iyi ya da kötü...
Bunu yaşam biçimim haline getirmeye çalışıyorum. Bazen uygulayabiliyorum bazen de uygulayamıyorum. Netice ben de insanım... Benim de sizler gibi belli öğretilerim, kültürüm, korkularım,kurallarım var... Ama artık dediğim gibi neyi, neden yaşadığımı, neden bu sonuca ulaştığımı biliyorum. Onlarca olumlu ve olumsuz örnek yaşadım... Deneme aşamasında, bir kaç olay yaşayınca ister istemez olayın boyutu değişiyor. Evet çok uzun zaman aldı, ama denememe değdi... Halen de öğrenme aşamasındayım...
Denemesi bedava, bence deneyin kaybedecek hiçbir şeyiniz yok, yalnızca biraz inanç sisteminizi belli doğrultuda değiştirmek dışında.
Tabii bunun üzerine yüzlerce kitap yazılıyor, bu epeyce kısa bir özet oldu ama(uzun gözükse de,umarım sıkılmadan okumuşsunuzdur) olayın hemen hemen temeli bu...

İSTE ama olacağına inanarak İSTE!!!
Unutma!!! Ağızdan çıkan her söz bir DUA'dır....

SEVGİ ve IŞIK'la kalın...
Persephone
devamını oku →

17 Nisan 2014 Perşembe

BAŞARI NASIL GELİR

,
İki ayrı insanın aynı şartlara,eğitime sahip olmasına rağmen birinin hayatında başarılı olması,bir diğerinin de başarısızlığın timsali olması,iyi de neden hocam?Sanane ki,niye yorarsın o kafanın içini böyle şeyler için deme hakkına sahipsiniz tabii:)He beni bilen de bilir,böyle garip şeylere kafa yormaya bayılırım.İnsan psikolojisi ve evrenin işleyişi en büyük ilgi alanlarım:)Yiiiaaa işin içinde keşfedilmesi gereken bir şeyler mi var, hele bir durun çekilin şöyle kenara ben geliyorum:))
Çok kafa yordum ben bu işe,çok kitap okudum üzerine.Hay bak şimdi birden ne alakaysa Mustafa Sandal'ın çok kitap okudum şarkısı geldi aklıma,ne adamı ne de şarkılarını sevmesem de,belki seven vardır diye linkte veri verdim:))
Neyse konuma döneyim ben:)))Ne üzerine idi tamam tamam geliyorum o noktaya...:)
Aman bunu bilemeyecek ne var?İşte biri şanslı,biri şanssız dediğinizi duyar gibiyim,hişşşt demeyin öyle!:)Olay o kadar basit değil;)Başarıyı getiren bir çok faktör var,iki ayrı ama aynı şartlara ve eğitime sahip olup da birinin başarılı,bir diğerinin başarısız olmasını sağlayan.Evet şimdi gelelim başarılı olanın neler yapmış olabileceğine,başarısız olanı bir kenara koyalım.Zaten başarılı olanın tam tersini yaptığı için başarısızlık gelmiştir.:)
Temelde yatan en önemli şey bakış açısı;başarılı olan kişi olumlu bakış açısına sahiptir,bakış açısını durum ve şartlara uygun olarak değiştirebilmektedir.Bir işin olmayacağını önceden fark eder ve farklı bakış açısıyla yeni çözümler üretir,olmayacağını görürse vazgeçmesini de bilir,sorun odaklı değil çözüm odaklıdır.İç sesine kulak verir ve iç sesine güvenir. Farkındalık ve empati sahibidir.Öğrenilmiş çaresizlikleri yoktur,her başarısını ya da başarısızlığını hayat yolundaki eğitiminin bir parçası olarak görür ve kendine dersler çıkartır.Korkularından kurtulmuş,cesaret sahibidir,bilir korku insanın en büyük düşmanıdır.Egosunu yönetmesini iyi bilir,özgüveni yüksektir.Başarının onu özgür kıldığına inanmaktadır.Başarılıysa seçen,başarısızsa seçilen olacağının bilincindedir.Hedeflerini doğru belirler,konuşmaktan çok eyleme geçmenin gerekliliğine inanır,doğru zamanı belirler ve eyleme geçer.Kararlıdır,sabırlıdır.Risk almasını bilir.Ne kadar başarılı olursa olsun hiç bir zaman ben ''oldum'' demez,her zaman hayatta öğrenecek bir şeyleri olduğunu bilir. Öğrenmenin sonu yoktur,başarılı insanlar için.
Bunlar benim okuduğum kitaplardan,aldığım eğitimlerden çıkardığım en temel şeyler.Bunun üzerine yazılacak çok şey var aslında,hatta bu konuyla ilgili bir projem bile var ama burada yazmayacağım tabii:)))Fikrimi çalmasınlar di mi?:Pp
Unutmayalım ki herkesin başarı kriterleri farklıdır.Bu kişinin tamamen hayata bakış açısı ve yapmak istedikleri ile ilgilidir.Küçücük dünyaları olup,kendi dünyasında büyük başarılara imza atmış,kocaman dünyaları olup başarısızlıktan geçilmeyen hayatları olan insanlar vardır.Başarı tamamen kendi kurduğunuz dünyanızla,neyi başarı olarak addettiğinizle ilgilidir.
Bu hayatta başarı hikayelerinden çok başarısızlık hikayeleri anlatılır...

SEVGİ ve IŞIK'la kalın...
Persephone
devamını oku →

16 Nisan 2014 Çarşamba

Papatya ve Kelebek

,


Ah şu bahar...Bahar geldi ya benim doğa sevgim tavan yaptı yine.Ben de bilmem ne olacak bu bahar sevgisi:)Yok mu yalnızca baharın yaşandığı bir yer,ben gideyim ömrümün sonuna kadar öyle bir yerde yaşayayım.Ben bilmiyorum da varsa bilen söylesin,gelecek planlarımı ona göre yapayım bari:))
Papatyalar ve kelebekler de en sevdiklerim arasında...İnternette dolaşırken bir gün şöyle bir yazıya denk gelmiştim,paylaşayım istedim.Eh biraz hüzünlü ama...Belki de ince bir ders var içinde...Söylenmesi gerekenleri,söylemeden yarım bırakmamak gerek sanırım kimi zaman...
İşte hikaye;
''Günlerden bir gün, evrenin bir noktasında, küçük bir tırtıl gözlerini hayata açmış. Doğal içgüdüleri ile hemen beslenmeye başlamış.
Ne bulursa yemiş. Bir süre sonra, yeterince büyüdüğünde,kendine güvenli bir yer bulup, bir koza örmeye başlamış.Bu kozanın içinde geçirdiği uzunca bir sürenin sonunda da,rengarenk kanatlı bir kelebek olup çıkmış.
Minik kelebek, uçabiliyor olmanın da verdiği mutlulukla uçmaya başlamış. Dağlar tepeler aşmış, ormanın her yerini dolaşmış.
Derken bir vadiye gelmiş. Rengarenk çiçeklerin bulunduğu bir vadiye. Etrafına şaşkın şaşkın bakarken, vadinin öbür ucunda bir papatya görmüş. Bir anda afallamış. Ne düşüneceğini, ne yapacağını bilememiş. içinden
"Ne muhteşem bir çiçek" diye geçirmiş.Ve vakit kaybetmeden yüzlerce renkli, hoş kokulu çiçeğin üzerinden geçip doğruca onun yanında almış soluğu.
"Merhaba" demiş papatyaya,
"sizi uzaktan gördüm ve yanınıza gelmek istedim.".
Nazlı papatya şöyle bir bakmış konuğuna ve"Merhaba" demiş, "ben de yalnızlıktan sıkılmıştım zaten."Ve konuşmaya başlamışlar. Kelebek ona hayat hikayesini,nerede dünyaya geldiğini, geçtiği ormanı, tepeleri anlatmış.
Papatya da ona kendinden bahsetmiş. Birbirlerinden gerçekten hoşlanmışlar. Kelebek bütün zamanını papatyayla geçirmiş.Gece olunca beraber yıldızları ve ateş böceklerinin danslarını seyretmişler. Gündüz olunca kelebek, kanatlarıyla papatyayı güneşin yakıcı ışınlarından korumuş. Minik kelebek papatyayı çok sevmiş. O kadar çok sevmiş ki, bir türlü onun yanından ayrılamamış.
Papatyanın da onu sevip sevmediğini merak ediyormuş. Ama cesaret edip de bunu papatyaya söyleyememiş bir türlü. Onu kırmaktan, incitmekten, bu yüzden kaybetmekten korkmuş. Papatya da kelebeği çok sevmiş ama o da bir türlü söyleyememiş sevgisini.
Duygularının karşılığının olmayacağından, bu yüzden kelebeği kaybedeceğinden korkmuş. Böylece iki sevgili yan yana ama sevgilerini paylaşmadan sürekli sohbet etmişler.
Böylece saatler saatleri kovalamış. Günler geçip de, kelebek artık zamanı kalmadığını, gücünün tükendiğini anlayınca, papatyaya dönmüş ve;
"Üzgünüm ama senden ayrılmam gerekecek" demiş.Papatya buna bir anlam verememiş. "Neden" demiş. "Yoksa benim yanımda mutsuz musun?". "Hayır" demiş kelebek. "Bilakis, sen benim hayatıma anlam kattın. Fakat biz kelebeklerin ömrü sadece üç gündür. Ve ben de ömrümü tamamladım. Artık kelebeklerin hiç ölmediği bir yere gitmeliyim."
Papatya bu duruma çok üzülmüş ama yapacak bir şey yokmuş zaten. Kelebek artık hiç gücünün kalmadığını, daha fazla tutunamayacağını fark ettiğinde, son bir gayretle papatyaya
"Sevi seviyorum"diyebilmiş ancak. Papatya donakalmış. Sadece "Bende..." diyebilmiş kelebeğin arkasından. Ardından da gözyaşlarına boğulmuş.
İçinden "Keşke onun da beni sevdiğini bilseydim. Keşke onu sevdiğimi söyleyebilseydim." diye geçirmiş.Papatya, sevdiğinin onu sevdiğini bilmeden geçirdiği günlerin acısına dayanamamış. Bir süre sonra yaprakları önce solmuş, sonra da dökülmeye başlamış. Her düşen yaprakta papatya, "seviyormuş" diye geçirmiş içinden.
İşte o günden beri, bunu bilen aşıklar, sevgililerine soramadıklarını hep papatyalara sormuş:
"Seviyor mu, sevmiyor mu?"...''
Alıntı....

 
SEVGİ ve IŞIK'la kalın...
Persephone
devamını oku →

Günün Mesajı:)))

,
Pıııffffff:( Çok bunaldım,ders çalışmam gerek amma canım hiç mi hiç istemiyor:( Ne yapmalı,ne etmeli bilemedim.Bari güzel blog yazarlarımın bloglarını okuyayım:)))
Hava dışarıda mis,kapanmışım eve ders modu.Yoğun stresten uyku da hak getire,uyku bile gelmiyor göze :( Peh tam da bana göre:)Eh ne yapacaksın başa gelen çekiliyor.:))
Hava bahar havası benim en güzel,en çok sevdiğim havalarım.Eh blog adımdan da belli zaten:)))Söylemeye gerek yok sanırım:))
Atacaksın şöyle kendini doğaya ohh beeee misss...Ama nerede?İşler,dersler beni beklemekte.Farmakoloji görünce öğüresim geliyor(pardon da:) ). İlaç diyenin iaahaaa diye boğazına sarılasım geliyor o kadar yani...:)))
Aman aman imdaaat bir de üstüne can damarımdan vuran bir yazı okumayayım mı?:)Ben de gözler yine dolu dolu,malum bünye duygusal:)Napiim bu da benim en pisss huyum.:)Aman bea sen de amma da duygusalsın diye kızacak bana canciğer kuzu sarmalarım yine.:)Yufka yürek olmaksa suç,ivit ben yufka yürekliyim suçluyum bea kıyamam düşmanıma bile banane ki ben buyum işinize gelirse:)
Bu okuduğum yazı da bana bu günün golü oldu.:)
Ya da evrenin bana bir mesajı var,bir şeyleri hatırlatmaya çalışıyor anladığım kadarıyla:)))
''Boş ver aç kollarını sana ihityacı olan herkese,hayır deme!Her kim olursa olsun!'' bu günün bana gelen mesajı da bu olsa gerek:))Sanki ben de farklı bir şey yapıyormuşum gibi peeehhhh:))))

SEVGİ ve IŞIK'la kalın...
Persephone
devamını oku →

14 Nisan 2014 Pazartesi

Duyuru:Konuk Yazarları Bekliyorum

,
Sevgili arkadaşlar,blogseverler:)Her hafta bloguma bir konuk yazar almak istiyorum.Hani bu nasıl yapılır,edilir çokta bilmiyorum....Konuyla ilgili bilgisi olanlardan yardım bekliyorum....Ve ilgilenirseniz de yazılarınızı bekliyorum...

SEVGİ ve IŞIK'la kalın...
Persephone
devamını oku →

NE İSTEDİĞİNİ BİLMELİ İNSAN

,
İnsan ne istediğini bilmeli. Bilmiyorum artık demek bir çözüm değil, sorunun ta kendisi. Neyi neden  istediğine karar vermeli. Kaybedecek çok fazla zaman yok hayatta. Yeterince zaman kaybedildi. Alt mesajlar hikaye, bu hayata verilmesi gerekenler ise net mesajlar. Gerisi tamamen bahane. Hele hele ki gizli gizli yaptığını düşünüp, görülmesini istediğin şeyler daha da bir garip. Eh biraz da çocukça. Bir de olan, yapılan yeni fark edilmişse, tabii farkındalık pek bi önemli.
Korktukça, tüm korkuların dolanır gelir başına. Korkma! Yaşadım oradan biliyorum. Korktum, her korktuğum geldi başıma. Almam gereken dersi aldım bu hayatta. Ve artık vazgeçtim korkmaktan... Yaşarım yaşanması gereken her ne varsa, göğsümü gere gere.... Korkmuyorum  artık kaybetmekten, kaybedeceklerimden. Hayattan istediğimi söylerim, almak için gerekirse savaşırım! Hayat her şeye rağmen inat ediyorsa vermek istediklerimi bana  vermekte! Gerekirse vazgeçmesini de bilirim. Karar mercii benimdir yaşamım da, bir başkası ya da hayat değil. Sorumluluklarını almayı bileceksin üzerine... Yeri geldiğinde diyeceksin benim hayatım, yaşadıklarımın sorumlusu benim!
Yaşanması gerekenler yaşanır,ödenmesi gereken bedeller ödenir bu hayatta. Önemli olan kendine alman gereken dersleri almaktır yaşananalardan... Bu hayatta haklı olmak değil, mutlu olmak gerekir. Zaten sen ne dersen de herkes kendince haklı, o zaman önemi kalmıyor ki haklı olmanın. En büyük kazanç mutlu olmak...
Her yaşananan senin seçimlerinden ibarettir, kimsenin değil. Üzülmek, ağlamak, gereksiz yere sızlanmaksa niyetin, yıllarca uzatabilirsin acılarını. Bunun tek nedeni de kendi seçimindir. Sensindir tek sebebi. Sen seçtiğin içindir her ne yaşıyorsan yaşadıkların. Arama boş yere suçlu. Çünkü acılarını taze tutmaktır niyetin. Hayatın öğretttiği en büyük şey önce kendi mutluluğun. Çünkü; sen mutluysan, etrafındakiler de mutlu. Mağduru oynamaksa hayatta ki amacın, boş ver bu hayatta herkes zaten mağdur.
Her insan birbirinden farklı. Zaten dememiş mi kocaman kocaman büyükler beş parmağın beşi bir değil... Aynı kültürde büyüyen kardeş bile birbirinden farklı. Hayatın renkliliği de bu değil mi zaten. Eh bir bildikleri var ki söylemişler bu sözü.
Heyyt be bırak dalgaların savurduğu yere kendini, neyi düşünüyorsun şu üç günlük dünyada. Gelecekse başına gelir zaten her ne gelecekse, engelleyemezsin... Unutma ki istemediğin ot dibinde biter... Kendini korumaya almak o zaman ne diye!? İnsanlar sağ gösterip, sol vurmakta zaten. Hangi birine hazırlayacaksın kendini... Eh burada da yine seçimler giriyor devreye, peki nasıl seçeceksin hayatındaki insanları? Kavun değil ki koklayasın insanları? Kelek mi, olgunlaşmış mı, ham mı? Yoksa çiğ süt emmiş bir vicdansız mı?
İnsanlar kurmuş yalandan dünyalarını, gerçek varsayarak yaşamakta hayatı. Sana da tek düşen görev, elinden geldiğince mutlu yaşamak bu hayatı... Gerçeklerle yüzleş, kabullen gerçek hayatı....
Tüm hatalar, yanılgılar biz insanoğlu için... Önemli olan da yapılanın, yaptığının bilincinde olmak, bilincine varmak.
Kendini tanımak, insanın kendisine evet ben buyum deme cesaretini gösterebilmesidir. En büyük çatışma insanın kendiyle olan çatışmasıdır. Kendi iç dünyanda ki huzur ise en büyük huzurdur...

SEVGİ ve IŞIK'la kalın...
Persephone
devamını oku →

13 Nisan 2014 Pazar

....

,
Daha ne kadar sürecek kelimlerin amansız mücadelesi,
Var mı bir sonu?
Sanırım yok....
Yazdıkça kanayacak kelimeler,nedensiz yere...
Basılacak kanayan yaralara kelimeler,tuz niyetine...
Peki ne diye?
Ağla,doyasıya kana kana ağla,
Çöldeki susuzluğunu gidermek için...
Nedensizce haykırılan kelimeler duyulmaz...
Bir nedeni olmalı,varacakları yerleri bilmeli...

SEVGİ ve IŞIK'la kalın...
Persephone

 
devamını oku →

12 Nisan 2014 Cumartesi

....

,
Kaybettiğin cesaretini bulduğunda,
Korkuların son bulduğunda,
Yeniden güvenmeyi öğrendiğinde,
Sözlerindeki karanlık yerini ışığa bıraktığında,
Söylemlerin umut dolu olduğunda,
Ve o umudu yüreğinde hissettiğinde,
Geçmişte kalanlar,geçmiş olduğunda,
Kaybettiğin içindeki mutlu çocuğa ulaşmayı başardığında,
Aradığın her ne ise emin ol ki  bulacaksın,
Yeter ki arama cesaretine
Ve kudretine sahip ol...

SEVGİ ve IŞIK'la kalın...
Persephone
devamını oku →

11 Nisan 2014 Cuma

,
Nice nice insanlar gördüm yaşı başında olup aklı başında olmayan.


SEVGİ ve IŞIK'la kalın...
Persephone
devamını oku →

Rastgele

,


Kim ister üzülmek, herkes aradığını bulmanın peşinde...
Kimi iş arar, kimi aşk, kimi mutluluk, kimi umut...
Kimi hastalığına derman,
Kimi de üç kuruş ekmek derdinde...
Kimi de sıkıntılarını unutturacak heyecanların peşinde...
Her telden çalan çalana...
Yaşamak uğruna...
Acılarını unutturacak,
Derdine derman olacak ,
Tutunacak bir dal aramakta...
Kimi sıkılmış hayattan,
Bırakın da ben gideyim derdinde...
Kolaysa git gidebildiğin yere,
Gittiğin yere götürmeyeceksen arayışlarını...
Çözümse eğer kaçmak,kolay,
Zor olansa gerçek, kalıcı çözümler bulmak...
Rastgele...





SEVGİ ve IŞIK'la kalın...
Persephone
devamını oku →

10 Nisan 2014 Perşembe

,
''Sabreden derviş muradına ermiş!'' Önemli olan olamayacak duaya amin dememeyi görebilmek...
SEVGİ ve IŞIK'la kalın...
Persephone
devamını oku →

SARIL ve HİSSET

,


Sarıl ve hisset; doğa ananın sana sunduğu tüm güzellikleri,
Sarıl ve hisset; denizin maviliğini, dalgaların huzur veren sesini,
Sarıl ve hisset; gökyüzünde süzülen kuşların özgür ruhunu,
Sarıl ve hisset; tenini yakan güneşin karanlığa duyduğu hasreti,
Sarıl ve hisset; karanlığın içinde ki, aydınlığa kavuşma arzusunu,
Sarıl ve hisset; ayın ve yıldızların aydınlattığı karanlık geceyi,
Sarıl ve hisset; her yeni doğan günün sevincini,
Sarıl ve hisset; kardelen çiçeğinin ölümü göze alarak yeryüzüne uzanışını,
Sarıl ve hisset; yağmurun toprağa karışmış kokusunu,
Sarıl ve hisset; yağmurdan sonra çıkan gökkuşağının renklerini,
Sarıl ve hisset; kapat gözlerini,dinle içindeki huzuru,
Sarıl ve hisset; yalnızca sarıl ve yalnızca hisset...hepsi bu...
Sarıl tüm sevdiklerine sonsuza değin, sevildiğini hissederek...
Bazen sarılmak ihtiyacın olan tek şeydir...

SEVGİ ve IŞIK'la kalın...
Persephone
devamını oku →

8 Nisan 2014 Salı

M.S.2150 Thea Alexander

,
Nasıl atlara,gördüklerinden ürkmemeleri için meşin gözlük takıp onların görüş alanlarını daraltıyorsak,kendimize de aynı şeyi yapıyoruz.At gözlüklerimizi,alışık olmadıklarımızın dışındaki herşeye karşı kendimizi kapayacak veya bunları dışlayacak biçimde dar tutuyoruz.Sonuçta kendimizin,başkalarının ve evrenle olan ilişkilerimizin sınırsız,ama çaba gerektiren makrokozmik gerçeğini görmek yerine,bu gerçeğin son derece kısıtlı,ama bize pek rahat gelen mikroskobik bir parçasıyla yetiniyoruz...

M.S.2150
Thea Alexander


Sevgi ve ışıkla kalın...
Persephone
devamını oku →

Yiğidi Öldür Hakkını Yeme

,
Onu bunu bilmem  de hak edene hak ettiğini vereceksin arkadaş.:))Ne demiş büyüklerimiz;''Yiğidi öldür,hakkını yeme!''
Çokta özene bezene seçeriz,yaşamımıza dahil ettiğimiz insanları.Nerede kıymet bilen var,değer bilen var hoooop güüüüm itiveririz elimizin tersiyle,görmezden gelir,hiçe sayar,değersizleştiriveririz...Nerede değersizleştiren,kıymet bilmeyen var arar bulur,cımbızla tek tek seçer,alır koyarız yaşam merkezimizin orta göbeğine.:)))
Bir de cımbızla seçtiğimiz yetmezmiş gibi hak ettiklerinden daha fazla değer verir,metiyeler düzer,yüceltir,baş tacı ederiz gereksiz yere.Süsleriz,püsleriz,maskeleriz gözümüze güzel gözüksünler diye...Yanlışlarını,hatalarını gördükçe bahaneler uydurur,aklayıp paklarız yüzlerini. Onlar da boş duracak değil ya elbette,hak ettiğinizi vercekler size,geçirecekler dünyanızı başınıza...
Oysa biliriz içten içe umurlarında bile değilizdir,kör olmuş gözlerimiz görmez aldırmazlıklarını.Kabul de etmesi zordur aslında.Haklı da sayılmaz mıyız?O kadar emek vermişiz bir bir kendi ellerimizle seçmişiz,almışız hayatımıza insanları.Ne de olsa insanoğluyuz,kendi hatalarımıza,yanılgılarımıza  gözlerimizi kapatmak en kolay seçtiğimiz yol...
Anlayana kadar olanları,onlar almış başını gidiyor siz olduğunuz yerde sayarken,atı alan Üsküdar'ı geçmiş bile.Hayatları muhteşem,bir elleri yağda öbür elleri balda,boy boy fotoğraf karesi gibi poz veriyorlar gülümseyerek hayata.Siz de ağlayıp sızlana durun,harcayın boş yere zamanınızı,neye ağladığınızın bilinçsizliğinde.
Ah de vah de,ne dersen de işte,kimin umurunda:))).Geçen zaman geçti,elde var koca bir sıfır.:)
Siz de yanınız derdinize!:))Harcanan zamanınıza mı yanarsınız,kıymetini bilenlerin kıymetini bilmediğinize mi yanarsınız,hala aymadığınıza mı orası bilinmez:))).
Haydi kalk artık,eylem vakti!
Ağlayark,sızlanarak,oraya buraya savrularak harcama kıymetli zamanını.
Dik dur hayata!Eğme başını!Aç gözünü!Kurtar kendini aşılmaz duvarlarından!
Cılız otlar gibi kalma rüzgar esintisinin gölgesinde,kökünü toprağa salmış bin yıllık ağaç gibi ger göğsünü fırtınalara...
Yak seni değersizleştirenleri,savur küllerini denize ve ardından da gülümsemeyi unutma...Çünkü;onlar senin yerine de gülümsemekte hayata...Seni senden ötürü var edenlere, ver vereceklerini...
Bahaneler üretme kendine,vicdanın huzur bulsun diye.Af dile sessizce yok yere canını acıttıklarından,değersizleştirdiklerinden belki de duyarlar sesini bir şekilde.Varsa cesaretin çık karşılarına,dikil yüreklice,sonuçlarının ne olacağına aldırmadan...
İzin ver gözyaşlarına aksın yağmurun sessizliğinde,temizlesin ruhunun karanlıkta kalan yüzünü.Aydınlık bir kol boyu mesafede uzan al artık onu,çünkü;hak etmez hiçbir ruh karanlığı...

SEVGİ ve IŞIK'la kalın...
Persephone
devamını oku →

7 Nisan 2014 Pazartesi

SINAV HEYECANI

,



Bu aralar bir tatlı heyecan var içimdeJAdı da sınav heyecanı,pek bir eğlenceliJ...Konuların ağırlığı düşünülürse pek te zaman kalmadı aslında 24 Mayıs’a.Kolları sıvadık,iş sonrası ders çalışmalaraJ. Sağlık Bakanlığı az eğitimli bulmuş sanırım bizleri,düşünmüşler,taşınmışlar biraz daha eğitelim arkadaşları demişler.Hem de ne eğitmek,doktor diploması verecekler bize galibaJ Bir tek cerrahi eğitim eksik, onu da aldık mı dört dörtlüğüz çok şükür...Evelallah öğrettiniz mi cerrahi operasyon da yaparız bizJ.
Halk sağlığından epidomolojiye,akılcı ilaç kullanımından kişiler arası iletişime,hele bir de farmakoloji var ki değmesin kimse keyfimeJToplam yedi ana başlık,yirmi beş konu.Sayfa sayısına bakmayı yüreciğim kaldırmadıJ.O kadar yaniJ.

Prevelans ,insidans nasıl hesaplanır,kaba doğum hızı,genel doğurganlık hızı ,kaba ölüm hızı,bebek ölüm hızı nedir, nasıl hesaplanır bugünlerde ki en önemli gündem konularım. Tabii bilimsel çalışmada yapmadan olmaz.Hazırlık planı şart JKonunun seçimi, tanımlanması ve amaçlarının belirlenmesi, konu ile ilgili yazılı/görüntülü kaynakların derlenmesi, araştırma amaç ya da hipotezlerinin belirlenmesi,materyal-metod/gereç-yöntemin belirlenmesi,verilerin toplanması, bilgisayara girilmesi, kalite kontrolünün yapılması, verilerin analizi ve değerlendirilmesi, sonuçların yorumlanması, araştırma sonuçlarının rapor edilmesi lazım,işim çok açıkçasıJ.

Santral Sinir Sisteminden,Kardiyovasküler Sisteme,Kanın pıhtılaşmasından Solunum Sistemine,antimuskariniklerden antivirallare,vitaminlerden hormon ilaçlarına oku oku oku bitmiyorJİlk emirde oku oku oku değil mi!Okumak yetse okuyalım tabiJ.Gebelikten yenidoğanlara,çocuklardan geriatriye geç geç geç sonu gelmiyor.
Anatomi hooop yut,yetmedi ilaç etki mekanizmalarını ezberle,hastalık teşhis tanı ve tedavisini öğren.Hangi ilaç,hangi besinlerle,hangi ilaçlarla etkileşir,hangi etkin maddeler hangi  hastalıklarda kullanılır.Hangi hastalıkta hangi tedavi yöntemi  uygulanır öğren,dur ama o da yetmez palyatif tedavi mi radikal tedavi mi uygulanacak bir de ona bak bakalım. Tabii bu ilaçların advers etkileri var o da yetmedi bir de kotrendikasyonları var ne yapmalı şimdi?Bir de bu etkin maddeleri gruplara ayırmak lazım öyle ya her biri ayrı bir grup içinde.Benzadiozepinler,barbüratlar,alfa-beta adrenerjik reseptörler,antikoagülanlar,antimuskarinikler,antihipertansifler v.s pıfff yazarken yoruldum yaaaa...Ancak bu kadarını yazabildimJDaha yüzlerce etken madde varL

Kendi teşhis ve tanımı kendim koyup kendi tedavimi kendim yapacak noktaya ulaşmak üzereyimJSabır.Dopamin,serotonin ve nöradrenalin seviyeleri yerlerde,hafiften demans ta başladı.Ciddi anksiyete belirtileri de var JHangi ilacı başlasam acaba?:)))) Trisiklik başlamayayım onlar eski ilaçlar,MAO’lar da önüne gelen her ilaç,her besinle etkileşiyor yok o da olmaz,en iyisi Selektif Serotonin Reuptake Inhibitörü başlamakJ Hafif insomnia da başladı,yanınada bir sedatif hipnotik eklemek lazım gelir.Benzodiazepin mi alsam yoksa barbürat mı belki de bir H1 antihistaminik reseptörü almalıJ.Hafiften gastroözofageal reflü de var,mide mi dayanır bunlaraJ.Sinirsel uyarılarla salgılanan mide asidi salgısı sizlere ömürJ.Bu strese mide asitimi dayanır haklı olarakJ

Pıffff şaka bir yana da hakikaten zorlu bir eğitim hazırlamışlar,sağ olsunlar.İnsanlar alışmamış beni enerjisi düşük görmeye,görenler hey ne oldu sana modundaJ.Gayet iyiyim işte ne ola ki ;).Hayat size güzel arkadaşım ye iç,eğlen,gez.Biz de bu güzel havlarda,öğrenci modunda ders çalışmacaJ.İyiyim iyi,bişeyciğim yokJ.        




SEVGİ ve IŞIK'la kalın...
Persephone




devamını oku →

Kendin Ol

,




Zor gelir bazen hissettiklerini dile dökmek, kaleme almak. Korkarsın, tamamen insancadır bu korkular. Ne de olsa biz duygularını baskılamak için eğitilmiş bir toplumuz. Tabularla büyütülmüş, bir çok şeyin ayıp olduğu söylenmiş, öğretilmiş bize. ''Erkekler ağlamaz, kadınlar çok gülmez'' bizim öğretilerimizde... Hal böyle oluncada nasıl dökeceksin aklına gelen her şeyi dile. Saygı ve sevgiyse öğretilen aman dur diye basarsın acı acı frene... Biraz da insanlık, vicdan sıkışmışsa araya vah vah haline... Gel de söyle, söylemek istediklerini... Aman dur sık dişini, var gücünle baskıla kendini. Ele güne rezil olma, demesin hakkında kimseler kötü bir şey... Alimallah!!!
Kim ne kadar açık ve net yaşıyor hissettiklerini ki?
Ne kadar açık ve net, hiç çekinmeden söyleyebiliyor insanlara söylemek istediğini?
Ne kadar kendi olabiliyor özgürce?
Kimin ya da kimlerin yanında yalnızca ve yalnızca kendi olabiliyor insan? Varsa öyle biri ya da birileri bulunmaz nimet...
Hiç mi baskılamıyorsun kendini?
Rahat mısın gönlünün istediği gibi?
Yoksa sürekli kendinle mi çelişiyorsun ve çatışıyorsun?
Söylesem ayıp olur mu?
Yanlış anlaşılır mıyım?
Ya kendimi doğru ifade edemezsem?
Ya hakkımda yanlış fikirlere kapılırsa insanlar?
Ya olduğumdan farklı görürse insanlar beni?'
Ne kadarımız bu korkuların dışında yaşıyoruz?
Ne kadarımız gerçekliklerimizin, kendimizin farkındayız?
Dinliyor muyuz kendimizi?
Kulak veriyor muyuz içimizden gelen sese?
Yaşaya biliyor muyuz gönlümüzün istediğince?
Yoksa hep içimizden gelen sesi baskılamakla mı meşgulüz?
Bunları yaptığımızda deli damgası yemekten mi korkuyoruz yoksa?
Bırak eleştirsinler, bırak insanlar ne düşünmek istiyorlarsa onu düşünsünler, insanların senin hakkında gerçekte neyi, nasıl düşündüğünü ne bilebilirsin, ne de değiştirebilirsin. Ayrıca ne önemi var ki sen, sen olmaktan vazgeçiyorsan eğer, kimin ne düşündüğünün... Bırak ne isterlerse onu düşünsünler... Kimselere göre değişme eleştirileceksin diye... Çocuklar gibi özgür ol, uçurtma gibi salın gökyüzünün maviliğinde... Düşünme gerisini, kimseye zarar vermediğin sürece...
Sev kendini, dinle yüreğinin sesini, kulak ver vicdanın sesine... Kendin ol ve vazgeçme hiçbir şey için kendin olmaktan... Yık tabularını, bırak geride sana öğretilen tüm yanlışları... Kapatma kendini yaşama, aksın gelsin yaşam bildiğince... Sevinçle karşıla tüm yaşayacaklarını, gülümsyerek uğurla yaşadıklarını...
Varsın desinler bana deli,
Ben kendimi seviyorum, kimseler sevmese de beni...
Tanıdığım ve tanımadığım insanları seviyorum, insan olduklarından ötürü...
Doğayı seviyorum, taşı,toprağı, yağmuru,fırtınayı,
Her gün doğan günü, geceyi aydınlatan ay ve yıldızları,
Hayvanları seviyorum,
Elimden geldiğince, gönlümün el verdiğince,
Kimsenin onuruna, kişiliğine, gururuna el değmeden söylemek istediklerimi ya dile getiriyorum ya da kaleme döküyorum,
Seviyorum her bir yazdığım satırı, çünkü inanarak yazıyorum ve içimden geldiğince yazıyorum, ruhumun, yüreğimin en saf haliyle yazıyorum... Burada da tamamen kendimim...
Ve kendime inanıyorum...
Biliyorum ki bu hayatta benim isteyip te yapamayacağım hiç bir şey yok, şartlar el verdiğince...
Yaptıklarımdan çok yapamadıklarım ya da yarım bıraktıklarım için pişmanlıklarım...
Kendim olduğum sürece mutluyum,
Duygularımla, hissettiklerimle, mantığımla varım...
Söylemek istediklerimi,söyledikçe artıyor mutluluklarım...
Varsın alınan alınsın, alınmaması gerekenler alınmasın...
En çokta bundan artıyor mutluluğum sanırım; herkes kendinden bir şeyler buluyor ya satırlarımda bu bana yeter de artar bile...

SEVGİ ve IŞIK'la kalın...
Persephone
devamını oku →

3 Nisan 2014 Perşembe

ZORDUR YAŞAMAK

,



Kanın emildiğini, ruhunun çekildiğini hissedersin. Anlamını yitirir bir çok şey, doğruların yanlışlarına, yanlışların doğrularına karışır. Doğru bildiklerin yanlış, yanlış bildiklerin bir bakmışsın doğruların olmuş zorla! Göğsünü gerersin hayata, var gücünle ayakta kalmaya çalışırsın. Rüzgara karşı yelken açarsın. Boş yere uğraşma! Tek dertleri devirmektir yere seni aklı başında olmayanların.... Var güçleriyle iterler kakarlar seni, ayaklarını yerden kesmek için... Yüzüne gülenlerin, ardından konuştukları bini bir para...
Herkesi memnun etmeye çalışmak boşuna, kimseyi de memnun etmek zorunda değilsin ya aslında... Kimse kimseden memnun değil, işine gelmiyorsa yapılan; biri için bir diğeri hatalı, yanlış zaten... Kimsenin kimseye ne saygısı kalmış, ne güveni.
Bu kadar insan olmaktan çıkaran ne?
Çıkar çatışmaları mı? Ben merkezci olmak mı?
Ya da dünyanın etrafında döndüğü ilizyonuna tutulmak mı?
Herkes kendine göre akıllı, kendine göre iyi, kendine göre doğru, kendince haklı... Bir çok şey de aldığın terbiye ve kültüre bağlı...
Ne zordur yaşamak, yaşamaya çalışmak. Umutların, umutsuzlukların olur, geçiriverirler küçücük el kadar dünyanı başına. İyi niyetin suistimallere uğrar, insanı insanlıktan çıkarırlar. Oysa tek niyetin ayakta kalmak, kimseye zarar vermeden insanca yaşamaktır!!!!
Yapmayacağın, yapamayacağın şeyleri zorla yaptırırlar. Sonra da gereksiz yere vicdanını yorarlar. Onurun gururun kırılır, kalbin kırılır yalnızca yaşamak yaşayabilmek uğruna sen de çevirirsin yelkenini ters yöne... Dalgaların gelişine göre yön verirsin yelkenine... O zaman kimse kusura bakmasın! Her koyun kendi bacağından asılıyorsa bu hayatta, herkes işine geldiği gibi belirler davranışlarını. İnsani duygulara sahip olmak suçsa, insanlık yolundan çıkmış olanlara boyun eğmek neden?
Yalnızca yaşamak, yaşayabilmek için mi?     


SEVGİ ve IŞIK'la kalın...
Persephone
devamını oku →

İNSANIN KISA HİKAYESİ

,
Çoğu zaman aklımda deli sorular...Hayatı sorgulamak,insanların yaptıklarını anlamlandırmak.Boş yere,gereksiz yere...Ne anlamsız çaba! Herkes kendi pencerisini açmış hayata.Baktığı nokta aynı!İsteklerime cevap verilsin peşinde,e haklı da herkes kendince..Herkes doğal olarak kıymetli ne de olsa,senden değerli ne ola ki şu garip hayatta!:)))
Allah akıl vermiş,zeka vermiş bi de üstüne ego vermiş tavan yapsın diye...Herkes kendine göre bulunmaz hint kumaşı!!!Anlamak zor,anlamlandırmak olanaksız...
Neden bunca kafa yormaca o zaman?''Hayat gel be bir kez olsun benim istediğim gibi ol!''dediğinde herkes ne olacak peki?Hakikat ne o zaman?Benim isteklerimin cevap bulması mı?Karşımda ki insanların isteklerine cevap bulması mı?Benim isteklerim cevap bulunca onların ki bulmayacak,onların istekleri cevap bulunca benim isteklerim olmayacak...E ne yapmalı şimdi!!!Varsa bilen söylesin...Kendini düşünürsen bencil,karşındakileri düşünürsen safsın:)))Eh işte günümüzün değer yargıları da böyle...
İnsan kendine bile çoğu zaman hakikatleri itiraf edemez ve bu hakikatlerden kaçarken?Kendini,kendine bile dürüstçe ifade edemezken,hep bir kaçış noktası ararken.Yaptıklarına,yapacaklarına ya da yapamayacaklarına bahaneler üretirken...Çözümü kaçışlarda ararken,vur kaçlar peşindeyken.Aman dur bana zarar gelmesin,benden sonrası Allah Kerim,ben kendimi koruyayım gerisinden bana ne derken... Neyin nesi?Neyin kafa yormacası?Ah be deli!:)
İnsanların görmek istemediği nokta,herkes kendince zeki,kendince akıllı!!!Gerisi akıl yoksunu,durum öyle olmasa da!Herkes kendini,bir diğerinden üstün görmekte mübarek...Kaf dağında sanki!!!Ki durum çoğu zaman hiç de öyle değil!!Çünkü;kimse kimseden üstün değil,ama bunu anlayacak akıl nerede?!İşte bu kadar...Kolaysa yap  tercihlerini..:))))

Kişi kendinden bilir işi!!!
İşte insanoğlunun kısa hikayesi bu...

SEVGİ ve IŞIK'la kalın...
Persephone
devamını oku →