30 Aralık 2013 Pazartesi

Yeni Yıl SEVGİ Getirsin...

,
Tüm dünyanın SEVGİyle aydınlandığı,korkuların son bulduğu...
Nefretin ve kinin yok olduğu...
Paranın,şanın,şöhretin,mevkinin,ünvanın mutluluğu getirmediğini,gerçek mutluluğun içimizde olduğunun anlaşıldığı...
Hırsların,hırsızlıkların son bulduğu...
Açlıktan ölen insanların kalmadığı,herkesin bir parça somununu paylaştığı...
Çocukların yüzünden gülücüklerin eksik ol...madığı...
Dinin sömürülmediği,hepimizin Tanrı'nın bir parçası olduğumuz inancının güçlendiği...
Dostluk,arkadaşlık,kardeşlik,aile kavramlarının değerinin bilindiği...
Aşkın ve sevginin hesapsızca,beklentisiz ve cesurca yaşandığı,bu değerlerin anlamını bulduğu...                               
Hepimizin insan olduğunun,birimizin bir diğerinden üstün olmadığının farkına varıldığı,kadın ve erkeğin eşit olduğu kavramının kabul gördüğü...
Yeni gelen yılların hiç bir şeyi değiştirmediğini,gerçek değişimin insanla başladığının özümsendiği...
Gökyüzünün sevinç ve kahkahalarla dolduğu...
Yeni bir yıl olması dileğiyle....                                   
SEVGİ ve IŞIK'la kalın...
Persephone;)
devamını oku →

28 Aralık 2013 Cumartesi

Kim Suçlu???

,
Hayat bize  seçenekler sunar,önümüze kapılar açar.Ya mantığımızla ya da duygularımızla bu seçenekleri değerlendirir ve yolumuza devam ederiz...Hiç bir müdahele yoktur, seçimlerimiz bize aittir.
Kimi  zaman da hayat bize mucizelerini sunar.Ya bu mucizeleri büyük bir minnetle kabul ederiz ya da cesaretimiz olmadığı için elimizin tersiyle iteriz...
Kader dediğimiz şey; bize sunulanların içinden ,bizim tercihlerimizden oluşan bir yoldur...Kaderimizi kendimiz ve seçimlerimiz belirler...
Seçimimiz bizi ulaşmak istediğimiz yere ulaştırıyorsa, kendimizi şanslı adlederiz...Tam tersi durumda şanssız oluruz...
Seçimlerimiz, beklentilerimizi karşıladığı sürece sorun yoktur...Peki karşılamadığında???
İşte sorunlar bu noktada varolmaya başlar...Önce kaderimize sonra şansımıza lanet ederiz...O da yetmez bir suçlu ararız...Önce hiç bir günahı olmayan hayatı suçlamaktan başlarız...O da yetmez çevremizdeki insanları suçlarız...
Ne kadar haklıyız suçlamalarımızda???
Senin seçimlerinden kim sorumlu???
İzleyeceğin yolu kim seçti???
Kader mi?
Şans mı?
Hayat mı?
Yoksa çevrendeki insanlar mı???
Yaptığın her seçimden,aldığın her karardan sen sorumlusun...Doğduğum aileyi de ben mi seçtim diyebilirsin...Belki seçmemişsindir belki de seçmişsindir...Unutma ki korkunç aile deneyimleri yaşayıp,kendi dünyalarında kahraman olmuş insanlar var...Yani ne olacağının seçimini yapan yine sensin...Boşyere bahanelere sığınma,suçlu arama...
Realiteni kendin yaratırsın...
Yaşamda varolma amacını kendin belirlersin...
Yaşadığın tecrübelerden ya dersler çıkarır ya da aynı hataları tekrarlamaya devam edersin.Dersler çıkarmadığın taktirde de 'Neden bu hep benim başıma geliyor?'diye  kara kara düşünürsün.
Ya sever sevilirsin ya da kin ve nefret saçarsın...
Seçimlerin senindir ve sana aittir...

Peki bu durumda Kim suçlu???

SEVGİ ve IŞIK'la kalın...
Persephone


Richard Bach'ın ''Mavi Tüy'' kitabından alıntı:

Kutsal İndiana topraklarında doğmuş,Fort Wayne'nin doğusundaki mistik tepelerde yetişmiş bir Usta gelmişti yeryüzüne.
Usta bu dünyayı İndiana'nın okullarında ve yetişkinliğinde de otomobil tamirciliği mesleğinde öğrendi.
Ancak Usta başka ülkelerden,başka okullardan ve yaşadığı yaşamlardan da çok şey öğrenmişti.Bunları hatırladı ve hatırlayınca da,akıllı  ve güçlü oldu,diğerleri onun gücünü gördüler ve kendisine akıl danışmaya geldiler.
Usta kendinede bütün insanlığa da yardımcı olacak güce sahip olduğuna inanıyordu e buna inandığı için bu kendsi için geçerli oluyordu. Diğerleri onun gücünü gördüler ve dertlerinden ve hastalıklarından kurtulmak için ona geldiler.
Usta her insanın kendini Tanrı'nın oğlu olarak görmesinin doğru olduğuna inanıyordu ve buna inandığı için de öyleydi.Çalıştığı garajlar,atölyeler onun bilgeliğini,onun elinin temasını arayanlarla,dışarıdaki sokaklar sadece o geçerken gölgesinin üstüne düşmesini ve böylece yaşamlarının değişmesini isteyenlerle doldu.
Kalabalıklar yüzünden ustabaşılar ve dükkan sahipleri onun da tamircilerin de otomobiller üzerinde çalışascak yer bulamadıkları için aletlerini toplayıp başka bir yere gitmesini istediler.
Böylece o da kırlara gitti ve kendisini izleyenler ona Mesih,mucizeler yaratan demeye başladılar;buna inandıkları için de öyle oldu.
O konuşurken bir fırtına kopsa,dinleyenlerden birinin üzerine bir damla düşmüyor,gökler gürlese,yıldırımlar düşse bile kalabalığın en sonundakiler sözlerini en öndeki kadar açık seçik duyuyorlardı.Ve onlarla hep mesellerle konuşuyordu.
Ve Usta onlara dedi ki:''Her birimizin içinde sağlığa ve hastalığa,zenginliklere ve yoksulluğa,özgürlüğe ve köleliğe rızamız yatar.Bunları kontrol eden sadece bizleriz,başka biri değil.''
Bir değirmenci ortaya çıktı;''Senin için böyle konuşmak kolay,Usta,çünkü sen bizim gibi değilsin,yönlendiriliyorsun ve bizler gibi çalışmak zorunda değilsin.Bu dünyada insan yaşamak için çalışmak zorundadır.''
Usta dedi ki:''Bir zamanlar büyük bir billur ırmağın dibinde bir köy dolusu yaratık yaşardı.
Genç ve yaşlı,zengin ve yoksul,iyi ve kötü hepsinin üzerinden sessizce akar geçerdi ırmak.Sadece kendi billur varlığını bilir,kendi yolunda giderdi.
Her yaratık kendi bildiğince ırmak dibinin köklerine ve taşlarına tutunurdu,çünkü tutunmak onların yaşam biçimiydi ve  doğuştan öğrendikleri şey akıntıya direnmekti.
Ama sonunda bir yaratık şöyle dedi:''Ben tutunmaktan bıktım artık,gözlerimle göremiyorsam da,ırmağın gittiği yeri bildiğime inanıyorum.Kendimi bırakacağım,beni istediği yere götürsün.Burada asılı kalırsam sıkıntıdan öleceğim artık.''
Öteki yaratıklar güldüler,''Aptal'' dediler.''Hele bir bırak o zaman taptığın o akıntı seni kayalardan kayalara çarpar ve sıkıntıdan öleceğinden daha çabuk ölür gidersin.''
Ama o onları dinlemedi ve derin bir soluk alarak kendini koyverdi.Aynı anda akıntı kendisini kayalara çarptı.
Ancak yaratık bir daha tutunmayı reddedip de aradan bir zaman geçince akıntı onu dipten kaldırdı ve ondan sonra bir yere çarpıp bir yanını incitmedi.
Irmağın aşağısında kendisine yabancı olan başka yaratıklar,''Bir mucize bu!'' diye bağırdılar. ''Bizim gibi bir yaratık,ama uçuyor işte!Bizleri kurtarmaya gelen Mesih bu!''
Akıntıya kapılmış giden,''Ben sizden fazla Mesih değilim,''dedi.''Irmak bizleri özgürlüğümüze kavuşturmaktan zevk alıyor,eğer kendimizi koyvermeye cesaret edebilirsek.Bizim gerçek işimiz bu yolculuktur,bu serüvendir.''
Ama onlar,''Kurtarıcı!'' diye daha çok bağırarak sıkı sıkı tutundular kayalarına.Bir daha baktıklarında yaratık gitmişti ve onlara da artık sadece bir Kurtarıcı efsanesi yaratmak kalmıştı.''
Usta kalabalığın çevresinde her gün biraz daha arttığını gördü,kendisine her zamankinden daha çok yaklaşıp kendilerini iyileştirmesini,mucizeleriyle beslemesini,onlar için öğrenmesini,onların yaşamlarını yaşamasını istediklerini görünce,bir gün tek başına bir dağ tepesine gidip dua etti.
Ve kalbinde şöyle dedi:Ey Ebedi Parlak Olan,eğer istediğin buysa,bu kadehi al elimden,bu imkansız görevi bir yana bırakmama izin ver.
Başka bir insanın yaşamını yaşayamam,oysa on bin kişi benden yaşam bekliyor.Bunların olmasına izin verdiğim için pişmanım.Eğer istersen beni bırak da motorlarıma ve makinelerime döneyim ve başka insanlar gibi yaşayayım.
Ve dağın tepesinden bir ses duydu:Ne erkek ne kadın,ne yüksek ne hafif,sonsuz derecede sevecen bir ses.Ve bu ses dedi ki:''Benim değil,senin istediğin olacak,çünkü senin istediğin benim senin için istediğim şeydir.Öteki insanlar gibi sende yoluna git ve yeryüzünde mutlu ol.''
Usta bunu duyunca sevindi,teşekkür etti ve dağdan tamirci şarkısı mırıldanarak indi.Kalabalık dertleriyle çevresini sarıp kendilerini sürekli beslemesini ve mucizeleriyle kendilerini eğlendirmesini istediğinde Usta kalabalığa gülümsedi ve şöyle dedi:''Ben bu işi bırakıyorum.''
Kalabalık bir an şaşkınlıktan dona kaldı.
Ve Usta dedi ki:''Bir insan Tanrı'ya en çok istediğin şeyin,kendisine bedeli ne olursa olsun,ıstırap çeken dünyaya yardım etmek olduğunu söylerse ve Tanrı da ona yanıt verip ne yapması gerektiğini söylerse,o insan kendisine söyleneni yapmalı mıdır?
''Elbette,Usta!'' diye bağırdı kalabalık.''Tanrı istediği takdirde cehennem azabı bile çekmek bir zevktir onun için.''
''Bu azap ne olsa da,bu görev ne kadar güç olsa da mı?''
''Tanrı istemişse asılmak bir şereftir,bir ağaca çivilenip yakılmak insanı yüceltir,'' dediler.
Usta kalabalığa ''Tanrı sizin yüzünüze konuşsa ve YAŞADIĞIN SÜRECE YERYÜZÜNDE MUTLU OLMANI EMREDİYORUM deseydi, o zaman ne yapardınız? dedi.
Ve kalabalık sustu,öylece durdukları vadilerden,tepelerden tek ses çıkmadı.
Ve Usta sessizliğe dedi ki:''Mutluluk yolumuzda bu yaşam için seçtiğimiz bilgiyi bulacağız.Bugün ben bunu öğrendim ve şimdi sizi kendi yolunuzda istediğiniz gibi yürümeye bırakmayı seçiyorum.''
Ve Usta kalabalığın arasından geçerek kendi yoluna gitti,onları bırakıp kendi gündelik insanlar ve makinalar dünyasına döndü. 
    
  


devamını oku →

23 Aralık 2013 Pazartesi

Dokunmak...

,
Issız adanın ortasında kaybolmuş yalnızlığına,
Derin denizlerin mavisi tuz basar yaralarına,
Gökyüzü gömüldüğünde geceye,
Çığlık atar içindeki martılar ışığın özlemiyle,
Duymak istersin kulaklarında meleklerin kanat çırpışını,
Bilirsin çünkü; meleklerin kanat çırpışları güzel günlerin habercisi,
Ve
Yüzünü her güneşe döndüğünde yeşerir yüreğindeki umutlar,
Rüzgarda savrulan bir kuş tüyü yeniden bağlar hayata,
Ve
Kendi kendine dersin ki:Boşver nasıl olsa her karanlık,güneşle son bulur...




Bazen hayatı anlayabilmek için dokunmak,
Bazen de dokunabilmek için hayatı anlamak gerekir...
Tıpkı insanlar gibi....

Sevgi ve ışıkla kalın...
Persephone

devamını oku →

16 Aralık 2013 Pazartesi

Şehrin Işıkları...

,
Saat gece yarısnı geçmişti.Şehrin ışıkları tek tek sönmekteydi; Ahmet'in yüreğindeki ışıklar gibi....
Ahmet henüz otuzlu yaşlarının başındaydı ama o kendini çok daha yaşlı hissediyordu.Hayat ona adil davranmamış daha annesinin kokusunu duyamadan,annesi Ahmet'i dünyaya getirirken ebediyete göç etmişti.
İçinde hep bir suçluluk duymuş,kimseyle paylaşacak gücü hiç bir zaman kendinde bulamamıştı.
Ahmet'in babası bir fabrikada işçi olarak çalışıyordu ve eşi ölünce hayatta üç çocukla tek başına kalakalmıştı.Çok azimli ve sevgi dolu bir adamdı.Her türlü zorluğa rağmen üç çocuğunu tek başına büyütmüş,hepsinide okutmuştu.İkinci bir evliliğe hiç sıcak bakmamıştı.Eşini öyle çok sevmişti ki,evlenmeyi ona ihanet saymıştı...
Ahmet okuyup,başarılı bir avukat olmuştu.İyide para kazanıyordu,maddi sıkıntısı yoktu.Babasını ve kardeşlerini çok seviyordu.Yaşadıkları hayat mücadelesi onları birbirine kenetlemiş,yıllar bunu değiştirmemişti.İyi günde,kötü günde birlikteliğe örnek bir ailesi vardı....
Hayatta sahip olduğu tüm güzelliklere rağmen Ahmet mutsuzdu...Annesinin ölümüden duyduğu suçluluk bugüne kadar peşini bırakmamıştı...İçindeki bu çıkmaz hayatında sevgi eksikliği yaratmış,içindeki çocukla tüm bağını koparmıştı.Bir yanı hep hüzünlüydü.Bir iki aşk macerasından öteye gidemeyen birliktelikleri olmuştu....Ta ki karşısına Saliha çıkana kadar....
Saliha;iyi bir ailede büyümüş,iyi eğitim almış yeni stajyer avukattı.Ahmet'in çalıştığı hukuk bürosunda çalışmaya başlamıştı.Ahmet;Saliha'yı ilk gördüğünde hayatında bir şeylerin değişeceğini hissetmişti...Saliha'nın buğday sarısı lüle saçları,badem gözleri,yay gibi kaşları ve ok gibi kirpikleri vardı.Gülüşü güneş gibi her yanı aydınlatıyordu.Ahmet görür görmez Saliha'dan çok etkilenmişti.Saliha'yı tanıdıkça fiziksel güzelliği dışında yüreğinin güzelliğini de görmüştü...Saliha'da Ahmet'ten çok etkilenmişti...
Gece alaacakaranlığa karışırken,Ahmet şehrin sönen ışıklarıyla birlikte kafasında bir sürü soru,bitmek bilmeyen iç hesaplaşmalarıyla uykuya daldı....
Ahmet kendini sevemezken,Saliha onu sevecekmiydi?
Çocukluğundan bugüne gelen suçluluk duygusu,Saliha'ya olan sevgisini sunmaya izin verecek miydi?
Henüz kendini bağışlayamamışken,sevdiğini mutlu edebilecek miydi?
Çok mu karanlıktı geleceği???


Ahmet;içindeki çocukla iletişim kurmayı başarabilirse belki de doğru yolu bulacak...
Sevgi ve ışıkla kalın...
Persephone
        
devamını oku →

11 Aralık 2013 Çarşamba

Korkunun Karşıtı Sevgi

,
Herkesin yaşam amacı; mutlu olmak, nefes aldığı süreç boyunca hayatını anlamlı kılmak, sevmek, sevilmek, başarılı olmak ve paylaşmak...
Peki bunları gerçekleştirmekten bizi alıkoyan ne? Belki bunun için biraz zaman ayırıp,üzerine kafa yormak gerekir...
Korkular!!!
Evet bildiğimiz ama bilmek istemediğimiz korkularımız,öğrenilmiş çaresizliklerimiz bizi yapmak istediklerimizden alıkoyan...
Ya sevdiğim birini kaybedersem!
Ya işsiz kalırsam! Ya okulumda başarılı olamazsam!
Ya sevdiğim insan beni terkederse!
Bu korkularımız sonsuzdur ve bir çok şey daha eklenebilir...
Bu korkularla yaşamımızı devam ettirmeye çalıştıkça, düşüncelerimiz, enerjimizi bu olumsuzluklara aktıkça zaten kaçınılmaz sonumuzu kendi ellerimizle hazırlamaktayız... Evet!!! Ve işte yine; ''Korktuğum başıma geldi!!!'' Bu cümleyi hayatımızda ne kadar sık tekrarladığımızı bir düşünün!!!
Korkularımızı canlı tuttuğumuz sürece korktuğumuz hep başımıza gelecektir.Çünkü; düşüncelerimiz davranışlarımıza yansıyacak ve yaşam aynı nakaratı bizim için tekrarlayacaktır...
Hayat iniş ve çıkışlarla, yepyeni deneyimlerle dolu.Bir olaydaki negatif düşünceler ya da pozitif düşünceler o olayın şeklini tamamen değiştirmektedir. Yaşanan şeyi nasıl deneyimlemek istiyorsak öyle deneyimleriz ve bunu biz şekillendiririz. Dış etkenler yalnızca biz izin verirsek müdahil olur.
Korkularımızı, öğrenilmiş çaresizliklerimizi bir kenara bırakıp yeni deneyimlere kendimizi açmalıyız... Hayattaki seçimlerimizi kendimiz yaparız ve seçtiklerimizi yaşarız. Ya korkularımızla yaşamaya devam edip, aynı tekrarları yaşayacağız ya da hayallerimizi, yaşamak istediklerimizi gerçekleştirmek adına bir şeyler yapacağız...
Hayat bir çağlayan gibi hızla akmakta. On dakika sonra halen yaşıyor olacağımızın da bir garantisi yok. Sırf korktuğumuz için yaşayabileceğimiz güzelliklerden vazgeçmek niye???
İhtiyacımız olan tek şey SEVGİ; çünkü her şeyin özü SEVGİ'dir... Ve SEVGİ; korkunun karşıtıdır....



Sevgi sundukça, alacağınız karşılık yine sevgi olacaktır...

Sevgi ve ışıkla kalın...
Persephone
devamını oku →

20 Kasım 2013 Çarşamba

Yağmur Köpüğü...

,
Yağmur köpüğü gibidir yaşamak... Bugün varsın, yarın yok...Bu kadar basit işte yaşamak... Peki neden o zaman acılara tutunmak? Geçmişin özlemi, geleceğin kaygısıyla yaşamak? Yeniliklere, değişimlere kapımızı kapatıp kendimizi koruma altına almak? Çok mu korkuyoruz başımıza geleceklerden? Yenilikler, değişimler hep korkutmuştur insanların gözünü.... Haklıyız belki de... Geçmişten gelen öğrenilmiş çaresizliklerimiz vardır hep. Tecrübe etmişizdir yaşamımızda bazı olayların hayra olmadığını... Biliriz ki her zaman aynı şeyleri tecrübe etmeyiz ama yine de korkarız...
Rahat bırak, sal kendini rüzgarın akışına... Bazen özgürce yaşamalı... Bırakmalı bazen insan kendini bir nehir gibi hayatla beraber akmaya... İzin vermeli kendine bir uçurtma gibi gökyüzünde salınmaya... Hatırla Şems-i Tebriz'in şu sözlerini: ''Hakk' ın karşına çıkardığı değişimlere direnmek yerine teslim ol. Bırak hayat sana rağmen değil, seninle beraber aksın."Düzenim bozulur, hayatımın altı üstüne gelir" diye endişe etme. Nereden biliyorsun hayatın altının üstünden daha iyi olmayacağını?''
Hiçbir şeyi yaşamadan bilemeyiz, bilmek içinde yaşamaya izin vermek gerekir. Sanırım biraz cesarete ihtiyacımız var. Bu cesaret ise bize dışarıdan değil içimizden gelen olmalı....


Sevgi ve ışıkla kalın...
Persephone 
devamını oku →

10 Kasım 2013 Pazar

Carfax Manastır'nda Gün Işırken

,
Uzaklarda bir çan,gündoğumunu haber verdi.Vampirler seni ve Profesör van Helsing'i güneşin ilk ışınlarını karşılamak için bırakarak gölgelerin ardına çekildiler.
Van Helsing gülümsedi,''Artık güvendeyiz,'' dedi.''En azından gün boyunca '' Ona eşlik ederek manastırdan çıktın.
Her ikiniz de yeniden gece olacağını biliyordunuz.
Kendinizi kutlayın.Vampirlerle karşılaştınız ve çizik bile almadan kurtuldunuz.En azından şimdilik.
Duygusal vampirler yeryüzündeki en zor iç bunaltıcı varlıklardır.Ama artık bildiğiniz gibi güçlerinin kaynağı zayıflıklarıdır.Vampir kişilikler bu gecenin çocuklarını hem çekici hem de tehlikeli yapan olgunlaşmamış ihtiyaçlar nedeniyle çarpılmıştır.Bu ihtiyaçların ne olduğunu bilirseniz,vampiri de tanırsınız.
Anti-Sosyal Vampirler:Heyecan bağımlısıdır.Şeytani cazibeleri ve karanlığın gizli,cazip vaatleriyle sizi kendilerine çekerler.Gün ağarınca verdikleri sözleri hatırlamalarını beklerseniz kanınız kurur.

Dramatik Vampirler:İlgi için yaşarlar.Etkileyici performansları karşısında ağzınız açık kalır;ama perde inince vampir de parça parça olur.Gösteri aralarında onları yeniden yapıştırmanız gerekir.

Narsisit Vampirler:Tanrı'nın dünyaya gönderdiği armağanlar olduklarını düşünürler.Size de en az kendileri kadar özel olduğunuzu söylerler,ama bir kez istediklerini elde edince,adınızı bile zor hatırlarlar.Yeniden sizden bir şey isteyene kadar elbette...

Obsesif-Kompulsif Vampirler: Gerçek olmayacak kadar iyi görünürler.Deli gibi çalışarak,kuralllara uyarak ve otuz kilometre çapında bir dairenin içindeki,siz de dahil herşeyi kontrol ederek mükemmeliyete ereceklerine inanırlar.

Paranoyak Vampirler: Yalın ve gerçek yanıtlar arayarak geceyi tararlar.Kesin ve açık tavırları öyle güven vericidir ki!Sizi sorgulamaya başlayana kadar elbette...

Duygusal vampirlerin hasta olduklarını düşünmek sizi yanıltır.Kişilik bozukluklarına mikroplar ya da hayati organlardaki yaralanmalar değil,kişilerin kötü yönlendirilmiş ve kimi zamanda avlanmayı amaçlayan seçimleri neden olur.Rahatsızlıklarını hastalık olarak algılamak da tehlikelidir.Uygar insanlar hasta insanları rahat ettirmeye çalışırlar.Rahat ettirilmek de bu vampirlerin en son ihtiyacı olan şeydir.Gecenin çocuklarını anlamak için ne olduklarını iyi bilmeniz gerekir.Ve kendizi iyi tanımanız gerekir:
Bunu sakın unutmayın.
Kontrol vampir de değil ,sizde.Vampirler sizi kendi arzularına boyun eğmekten başka seçenek olmadığına inandırmaya çalışırlar.Bu kesinlikle yanlış.Vampirlerle uğraşırken her zaman bir yol daha olduğunu sakın unutmayın,bu yol çekip gitmek olsa bile.
Gücün kaynağı ilişkilerdir.Vampirler doymak bilmez ihtiyaçları tarafından yalıtılmıştır.Sizin kanınızı emebilmelerinin tek yolu sizi de yalıtmalarıdır.Sizi güvendiğiniz kişilerden uzak tutmak hipnoz etme yöntemleridir.Eskiden inandığınız kuralların artık geçerli olmadığına inanmanızı isterler.
Sakın dinlemeyin!Perdeleri açın içeri güneş ışığı dolsun!
Vampirlere karşı gücünüz insanlığın geri kalanıyla,yani sizden daha büyük olan şeyle bağlantınızdır.Vampirlerle uğraşmak zorundaysanız,eski arkadaşlarınıza güvenin ve kendi değer yargılarınıza sıkı sıkı sarılın.Sırlar insanın canını yakar,paylaşmaktan en çok utandığınız şeyler,paylaşmaya en çok ihtiyacınız olan şeylerdir.

Güvende olmak korkularınızla yüzleşmeniz anlamına gelir.Vampirler sizi kontrol etmek için korku ve karmaşa yaratırlar.Kendinizi korkudan tabanları yağlamış bulursanız,durun ve arkanıza dönün.Güvenliğe giden yol her zaman korkuya doğrudur,ters yöne doğru değil.Vampirlerle başa çıkmak için en korkutucu görünen yol,genellikle en doğrusudur.
Haçlar ve sarımsak sizi duygusal vampirlerden korumaz.En iyi savunma silahlarınız bilgi,olgunluk ve nesnel,sağlam bir değerlendirmedir.Artık bilginiz var,olgunluk ve değerlendirmeyi de kendiniz sağlamalısınız.

Duygusal Vampirler
Dr.Albert J. Bernstein

Sevgi ve ışıkla kalın...
Persephone
devamını oku →

8 Kasım 2013 Cuma

Yargılama...

,
Yargılama ki,yargılanmayasın,çünkü hangi yargıyla yargılarsan,onunla yargılanacaksın.Hangi ölçüyle ölçersen,aynı ölçüde sana uygulanacaktır.Neden kardeşinin gözündeki çöpü görürsün de,kendi gözündeki merteği görmezden gelirsin...

M.S.2150
Thea Alexander

Sevgi ve ışıkla kalın...
Persephone
devamını oku →

6 Kasım 2013 Çarşamba

M.S. 2150

,
Herkes mutluluk arayışı içinde olduğuna göre, bakış açınızın boyutlarını bilmeniz son derece önemli; çoğu kere kısa vadeli mutluluklar uzun vadede acılara neden olurlar. Eğer yaşamınızdan geniş anlamda hoşnut olmak istiyorsanız, yaşam anlayışınızın ve bu anlayışın belirlediği seçimlerin uzun vadedeki sonuçlarını (zevk-acı) bilebilmeniz için bakış açınızı genişletmek zorundasınız.
Mikro sınırlar içinde olanlar, bir insanın fiziksel görünümünün ötesinde var olanları doğru biçimde idrak edemezler. Bilinçaltı, ruh ya da birlik-kardeşlik gibi kavramlar mikro adam için sadece soyut düşüncelerdir. Bir başka anlatımla, böyle biri kendini kimseye uzun süre bağlı hissedemez, kardeşçe duygular besleyemez, sevecen olamaz. Gerçekte kendisiyle yabancılaşmıştır, kendini kendinden(bilinçaltından) ayrı hisseder; bu yüzden kendini başkalarına karşı da yabancı, başkalarından da ayrı hissetmek zorundadır.



M.S.2150
Thea Alexander




Sevgi ve ışıkla kalın...
Persephone
devamını oku →

5 Kasım 2013 Salı

Gecenin Çocukları

,



Carfax Manastırı'nda ışıklar yanıyor.Dedikodulara göre yıkıntılar egzantirik bir Avrupalı soylu beyefendi tarafından satın alınmış.Geceleri sisin arasında hareket eden tuhaf yaratıklar görülüyormuş.İnsanlar geceleri köpeklerin ulumaları ve pencerelerine çarpan yarasaların kanat çırpınışlarına benzer sesler nedeniyle rahat uyuyamıyorlarmış.Kentin en iyi evlerinde yaşayan genç kadınlar kendilerini tedirgin ve yorgunluktan tükenmiş hissettikleri karabasanlardan uyanıyorlarmış.Kimileri de hiç uyanmamış.
Fena halde yanlış giden bir şey var,ancak olup bitenlere uygun tek açıklama da gündüz aydınlığında batıl inançlı boş lakırdılar gibi geliyor kulağa.Vampirler bir efsaneden ibaret değil mi?Modern dünyada bu ölümsüz ruhların dolaşıp canlıları avlayabileceği nerede görülmüş ki?
Gece giysileri içindeki uzun boylu,esmer,yakışıklı adam gülüyor:'Vampirler mi?Bunlar ihtiyar kadınların çocukları korkutmak için uydurdukları masallardan ibaret!'Gözleri insanı derinlerine çeken bir ışıkla parlıyor:'Kendimi tanıtmama izin verin,ben Kont Drakula.'

Biz burada konuşurken bile vampirler sezdirmeden size yaklaşıyorlar.Gün ışığıyla yıkanan caddelerde,ofisinizin mavimsi floresan aydınlığında,hatta evinizin sıcaklığında.İhtiyaçları onları yırtıcı hayvanlara dönüştürene kadar normal insan maskelerini takacaklar.
Onların emdikleri kanınız değil,duygusal enerjiniz.
Sakın yanlış anlamayın,burada sözünü ettiğimiz,bir fiske darbesiyle uzaklaştırabileceğiniz,el fenerinizin ışığına gelen ufak böcekleri andıran gündelik rahatsızlıklar değil,onları 'ben önermeli cümlelerle' rahatça savuşturabilirsiniz.Bunlar karanlığa özgü yaratıklar.Sizi yalnızca rahatsız etmekle kalmaz,aynı zamanda hipnotize ederler,ta ki siz ağlarına takılana dek verdikleri yalan sözlerle aklınızı bulandırırlar.Duygusal vampirler önce içinize sızar,sonra içinizi boşaltırlar.
İlk bakışta sıradan insanlardan daha iyi görünürler.Romanyalı kont kadar etkileyici,sevimli ve yeteneklidirler.Onları seversiniz,onlara inanırsınız,onlardan başkalarından beklediğinizden daha fazlasını beklersiniz ve sonunda sizi ele geçirirler.Onları yaşamınıza davet eder,sizi boynunuzda bir ağrıyla,kanınız emilmiş,cüzdanınız bomboş ya da kalbiniz kırık bırakıp,gecenin içinde yitene kadar da yanlışınızı fark etmezsiniz.Hatta kendinize sorarsınız,suç onun muydu,benim mi?
İşte onlar:Duygusal Vampirler.
Hiç böyle bir tanıdığınız var mı,hiç karanlık güçlerini yaşamınızda hissettiniz mi?
İlk bakışta kusursuz görünen,tanıdıkça tam bir karmaşa oldukları ortaya çıkan insanlarla karşılaştınız mı?Ucuz bir neon lambası gibi bir sönüp bir parlayan ışıklarıyla kör oldunuz mu?Geceleri kulağınıza büyülü sözler fısıldayıp,gün doğmadan hepsini unutan bir sevgili olmadı mı yaşamınızda?
Hiç kanınız emilmedi mi?
Duygusal vampirler geceleri tabutlardan doğrulmaz.Sizin sokağınızda yaşarlar.Yüzünüze gülüp arkanızdan konuşan komşunuz,skor aleyhine dönene kadar yıldız oyuncu olan takım arkadaşınız;bu insanlar işler istedikleri gibi gitmediğinde öyle bir huysuzlaşır ki üç yaşındaki bir çocuğu bile şaşırtırlar.
Duygusal vampirler ailenizde de olabilr.Hiçbir işte tutunamayan kayınbiraderiniz...Kendisini yorgun düşüren ve bir türlü teşhis edilemeyen tuhaf bir hastalığa yakalanıp da,bakımınıza muhtaç olana kadar herkesin yardımına koşan silik,neredeyse görünmez teyze...Sürekli keyfinize bakın deyip,durmadan kendilerini memnun etmenizi bekleyen sevgili,fedakar ana-babanızın sözünü etmeye gerek var mı peki?
Hatta bu vampir yatağınızda da olabilir.Bir an sevimli,sevgi dolu,espriler yapan bir partnerken,bir sonraki an mesafeli soğuk bir yabancıya dönüşür...

Duygusal Vampirler
Dr.Albert J. Bernstein





Sevgi ve ışıkla kalın...
Persephone
devamını oku →

4 Kasım 2013 Pazartesi

Mikro Ben'in Kendini Savunma Yöntemleri

,
Sözle Açığa Vurma:Uygunsuz istekleri onlardan sürekli söz ederek bastırmaya çalışma.
Dengeleme Çabası:Bir konudaki düş kırıklığını başka bir konudan aşırı zevk alarak dengelemeye(telafi etmeye),ya da bir zayıflığın etkisini güçlü bir yanı abartarak azaltmaya çalışma.
Gerçeğin Yadsınması:Genelde ''hastalanarak'' veya iş ya da hobilere kendini vererek Mikro ben'i gerçeğin istenmeyen sonuçlarından,o gerçeği yadsıyarak (gerçeği görmezden gelerek) koruma.
Başka Şeye Boşalma:Duyguları (genellikle öfkeyi) o duyguyu uyandıran kişiyi ya da nesnelerden daha az tehlikeli kişi veya nesnelere boşaltma.Hırsını başka birinden veya şeyden  çıkarma.
Duygusallıktan Kaçınma:'Ben'i acıdan korumak için duygusal bağlılıklardan kaçınma.
Düş Kurma:Ulaşılmamış isteklerin gerçekleşmiş olduğunu düşleyerek doyum sağlama.
Kimlik Edinme:Ünlü kişi ya da kuruluşlarla özdeşlik kurarak,bu sayede kendini daha değerli ve önemli hissetme.
Kendini Başka Biri Gibi Görme:Reddedilmemek için başkalarının değerlerini benimseme.
Kendini Soyutlama:'Ben'e acı verebilecek koşullardan uzak durmak ya da bazı davranışların sonuçlarından kaçınmak için onları uygunsuz olarak niteleme.
Yansıtma:Kendi uygunsuz isteklerini başkalarına yükleme ya da karşılaşılan güçlükler konusunda başkalarını suçlama.
Akla Uydurma:Bir davranışın haklılığını ve onaylanması gerektiğini akla uygun biçimde kanıtlamaya çalışma.
Tepki Oluşturma:Tehlikeli(toplumsal açıdan kabul görmeyen) istekleri bunların karşıtlarından söz ederek bastırmaya çalışma.
Gerileme:Daha az olgun davranış isteyen ve daha düşük nitelikte amaçları olan,gerçekte aşılmış bilinç düzeylerine geri dönme.
Bilinç Dışına İtme:Acı veren ya da tehlikeli düşünceleri bilinçdışına itme.
Sevimli Olma Çabası:Kendine verdiği değeri desteklemek için başkalarının beğenisini kazanmaya çalışma.
Kendini Hırpalama Veya Cezalandırma:Ahlak dışı istek ve davranışları 'Ben'e acı çektirerek ödeme.

İnsanın kendini yadsıyan bu teknikleri kullanarak psikolojik acısını hafifletme çabaları,kısa vadeli(mikro) bakış açısından başarılı sonuç verir.Başka bir anlatımla,bu teknikler işe yarar.Onları kullanma nedenimiz de zaten işe yarar olmalarıdır.Ancak sağlanan bu başarı geçicidir,çünkü bu teknikler farkındalığımızı öyle azaltır ki,geniş (makro) bakış açısının değil sadece kendi düşüncelerimizin yarattığı gerçeğini kolayca unutabiliriz.
Belki de psikolojik savunma yöntemlerinin sonunda ulaştığı en önemli nokta,psikolojik gerilimin kaçınılmaz biçimde artarak bedeni hastalanmasına,yaşlanmasına hatta  ölmesine neden olabilecek kadar hırpalaması,yıpratmasıdır.Bu konudaki ilk araştırma 1930'lu yıllara tıp doktoru Hans Selye yönetiminde yapıldı.Dr.Selye'nin vadığı sonuca göre gerilim veye direnme(ve bu durumun yarattığı sürtünme) olmasaydı,hastalık,acı veya ölümde olmazdı.
Kendini yadsıyan bu teknikleri kullanmak insanı sonuçta çok daha büyük acılara(psikolojik gerilimlere) götürür,çünkü bu teknikler acıların nedenlerini(olumsuz düşünceleri) asla ortadan kaldırmaz,sadece sonuçları,yani olumsuz duyguları geçici olarak hafifletir.
20.yüzyılın ikinci yarısında pek sık görülen alkol ve uyuşturucu bağımlılarının durumu bu anlattıklarıma çarpıcı bir örnek olabilir.Psikolojik acıyı hafifletmek için bilinçlerinin büyük bölümünü farkındalık dışı bırakıp(yadsıyıp),kendilerini rahatsız edici duygulardan geçici olarak kurtarıyorlardı,böylece geriye keyif verici duygular kalıyordu.Ama sıkıntıların gerçek nedenleri ortadan kalkmamış olduğu için,alkolün ve uyuşturcunun etkisi geçtiğinde,psikolojik acı hep artarak geri dönüyordu.Kendi rahatsızlıklarının sorumluluğunu üstlenmekten kaçındıkları sürece bağımlılıklarından kurtulmaları mümkün olmuyordu,ama bu arada psikolojik acı hiçbir şey tarafından dindirilmeyecek ölçüde büyüyordu.Sonra,ancak o noktadan sonra,kendi olumsuz düşüncelerinin sorumluluğunu kabullenmeye,yardım dilemeye,daha geniş bir bakış açısı edinip yeni bir yaşam felsefesine,Makro bakış açısına yaklaşan yeni bir gerçeğe doğru ilerlemeye hazır oluyorlardı.


Gecenin ne kadar karanlık olduğu hiç önemli değil.Er geç gün ışımak,güneş doğmak zorunda.

M.S.2150
Thea Alexander



Sevgi ve ışıkla kalın...
Persephone  
devamını oku →

3 Kasım 2013 Pazar

Makro Felsefe

,
Dünyadaki tüm büyük dinler ''Ne ekersen onu biçersin''derler.Makro felsefeye göre bu deyişin anlamı olumlu ve olumsuz düşünce kalıplarının yarattığı sonuçlarda aranmalıdır.Eğer gerçekleşmesinden korktuğunuz bir şey varsa,genelde gerçekleşir;çünkü,düşünce enerjinizi bu korkulu olaya harcar,dolayısıyla da onu kendi düşüncenizin enerjisiyle yaratmış olursunuz.
İki bin yılı aşkın bir süre önce,bilge kişi,mesellerinin 23:7'nci bölümünde ''Bir insanın yüreğinde ne varsa,kendisi 'o'dur'' demiş.
Makro felsefeye göre olumsuz düşünce,olumsuz duygu ve olumsuz deneyim üretir;oysa,olumlu düşünce olumlu duygu ve olumlu deneyime kaynak olur.Tek bir düşünce bile kaybolmaz.Düşüncelerimizin tümü eskilerin yüreğimiz dedikleri bilinçaltımıza kaydolur ve burada her olumsuz düşünce aynı yoğunlukta veya güçte olumlu bir düşünceyle dengelenene ya da yok edilene kadar olumsuz duygular üretmeyi sürdürür(+ ve -= 0).
Olumsuz düşünceler korku,öfke,düş kırıklığı,suçluluk duygusu,bunalım,üzüntü ve benzeri huzursuzluklar üretir.Olumsuz duygularımızı,onları yadsıyarak gidermeye çalışırız.Yani,olumsuz duygularımızı kendi olumsuz düşüncelerimizle yarattığımızı kabul etmek yerine,bu duygulardan onları bastırmak,başkalarına yansıtmak ya da mantıklı kılacak bahaneler bulmak gibi psikolojik savunma yöntemlerini devreye sokarak kurtulmaya çalışırız.
Bu savunma yöntemlerinin tamamı,sizi rahatsız eden duygularla ilgili farkındalığımızı azaltma ya da ortadan kaldıracak biçimde düzenlenmiştir.Böylece kendi farkındalığımızı kendimiz azaltıyor,bakış açımızı daraltarak mikro bakış açısı düzeyine ingirdiyoruz.İçinde bulunduğumuz rahatsızlığın sorumluluğunu üstlenmek yerine bu sorumluluğu başka birine ya da başka bir şeye yüklemek de çok alışılmış tekniklerden biridir...

M.S.2150
Thea Alexander


''Dileyin,size verilecektir;arayın bulacaksınız;kapıyı çalın,size açılacaktır.''(Matta 7:7)

Sevgi ve ışıkla kalın...
Persephone
devamını oku →

2 Kasım 2013 Cumartesi

BENİM DOĞRULARIM DOĞRUDUR… SİZİN DOĞRUNUZDAN BANANE !!!

,

Kendi  davranışlarımızı,  alışkanlıklarımızı,  düşüncelerimizi  hatta   hayallerimizi  bile   bir olmazsan  olmaz  ideal  gibi  görmek  başkalarının  da  bizim  gibi  davranmayan , düşünmeyen hayalimizi  bile  desteklemeyen  kişiler  olarak   yargılamak  ya da  tenkit  etmek   eleştirel  düşünme biçimi  olarak  karşımıza  çıkar  ki  hemen  iyi  veya  kötü  yaftası   takmamak  için  bir  neden  sayılmaz.

                Bu  tür  insanların  unuttukları bir  şey  vardır;  herkesin  kendince  değerleri  vardır  ve doğrularını da  ihtiyaçları   belirler.Psikanalistlerin  tanımı ile eleştirel  düşünme;  akıl  yürütme ,  analiz,  ve  değerlendirme  gibi  zihinsel  süreçlerden  oluşan  bir  düşünce  biçimidir.Kendi  doğrularımızın  doğruluk  kaynağı  aslında  eleştirel  düşünceye  sahip  olmamızdan  hareket  ile  kesin  davranışlar  olarak  karşımıza çıkar.

                Bu  şekilde  olan  ve  davranan  insanların  ,  kendilerini  başkalarından  farklı  görmek  zeki  olduklarını,  seçilmiş  insan  kişilik  düşüncesinin  hakim  olduğu  ben  olgusunun  elştirmesinden  çok  başkalarını  eleştirmenin  kendilerinde  bir  doyum  oluşturduğunu;  ben  güzelim,  ben  akıllıyım,  ben  bilirim,  benim  doğrularım  eleştirilemez,  kurallarım  sabittir  ve  başkaları  tarafından  değiştirilemez  gibi  düşünceler  içinde  olanlar  kendi  sıkıntılarını,  arzuları  ve  mutsuzluklarını  ifade  yoksunu  cümlelerle  etrafına  ancak  bu  şekilde  davranarak  ve  söyleyerek  tatmin  olurlar.

                Konuşmalar  ya da  bir  konu  üzerinde  tartışmaların  olduğu  durumlarda  bu  kişiler  karşılarındakilerini  dinlermiş  gibi  yaparlar  ve  dinlemezler  fakat  kendilerini   yine de  ifade  eder  cümleler  kurarlar.Eğer  onlarla  bir  konu  üzerinde  ki  bu  konuşmalar  ister  günlük  hayatımızdan  olsun  ister  müzakereli  konuşmalar  olsun  onlara  karşı  onları  öven,  hak  veren   cümleler  kullanılmasını  isterler.Aksi  halde  size  kırılgan  tavır  ve  ses  tonları  farklı  şekilde  sert  ve  bilgiç  tavırla  benim  doğrum  bu,  sizin kinden  bana ne  der  gibi  kesin  ve  net  cümleler  kurarlar.Kısacası  olumsuz  ruh  hali  ile  karşımızda  olurlar.

                Kendi  düşüncelerinin  kabul  görmesini  isteyen  bu  kişiler,  empati  yoksunudurlar  ve  ben  merkezci  düşünürler,  genellikle  amaçları  etraflarında  hayran  kitlesi  oluşturmak  ve  onları  kendilerinin  yönetmesinden de büyük  zevk  alırlar.

                Ama  bu  insanlar  aslında  ruh  halleri  değişkenlik  gösteren  yapıdaki  insanlardır  ve  sıklıkla  çok  yorulduklarını,  her şeyi  kendilerinin  üstlendiği  sorumlulukları  olduğunu  hatta  her şeyi  bir  kenara  bırakıp  bulundukları  yerden  çok  uzaklarda  yaşamayı bile düşünürler .

                Bu  kişilere  tavsiyem;  sizlerle  düşüncelerini  paylaşan  her kim  olursa  olsun  lütfen  empati kurun, onlara  vereceğiniz  cevaplar net  ve  kesin  evet,  hayır,  doğru,  yanlış  şeklinde  değil de;   önermelerinizi  olumsuzluktan  çok kelimelerinizde  şekil  değişikliğine  gidin  yada  deneyin  bakın  karşınızdakilerin  de size  olan tavrı  değişecek  ve  değişimleri  fark etmiş olacaksınız.

                Yine de  : “  BENİM  DOĞRULARIM  HER  ZAMAN  DOĞRUDUR”

                 “SİZİN  DOĞRULARINIZDAN  BANA  NE”  diyorsanız   o  zaman  da  size   şunu  söyleyebilirim:
''HOŞ  GELDİN  YALNIZLIĞIM 

Sevgi ve saygılarımla   YILMAZ  CAYMAZ                              
Sevgi ve ışıkla kalın  
PERSEPHONE
devamını oku →

31 Ekim 2013 Perşembe

Fısıltı...

,
Dün gece bir rüya gördüm...
Karanlık çok karanlıktı...
Aniden bir ışık hüzmesi gibi belirdin karşımda...
Saçların,delici gözlerin ve ellerin...
Yüzün...
O kadar gerçeklerdi ki....
Kelimelerin fısıltı gibiydi kulaklarımda...
Böyle olması gerekiyordu...
Ama,
Anlatmak istediğim çok şey var dedin..
Ve sustun...
Anlat dedim,dinliyorum...
Ve
Sessizliğin sağır ediciydi...
Sükunetin ağır havasında,
Gözlerin gözlerimde kaldı...
Prangalıydı cümlelerin,
Dökülmüyordu iki dudağının arasından...
Neydi kendine gizlediğin...
Bilmemi isteyipte,bilemediğim...
Elime dokundun...
Ve sus dedin,
Dinle rüzgarın sesini,
İzle gökyüzündeki kuşların süzülüşlerini,
İçine çek yağmurun toprağa düşmüş kokusunu,
Gün geceye koşarken izle güneş ve ayın buluşmasını,
Anlatacaklar halimi sana,
Yavaş yavaş uzaklaşıyorken sen,
İçim ürperdi soğuğunda...
Karanlığın içinde bir ışık,
Titrek ve zayıf...
Sımsıkı sarılmışken sana,
Bilememenin acısıyla,
Uyandım yokluğuna...



Cevabı olmayan sorular neye yarar???

Sevgi ve ışıkla kalın...
Persephone



devamını oku →

10 Ekim 2013 Perşembe

,
Mutluluk ya da mutsuzluk kaderin değil,hayattaki kendi seçimlerinin sonucudur...
Persephone;)
devamını oku →

Geçicilik ve Yaşam Devreleri

,
Her şeyin size geldiği gibi ve sizin gelişip iyiye gittiğiniz başarı devreleri vardır,ve sizin yeni şeylerin ortaya çıkabilmesi ya da değişim-dönüşümün gerçekleşmesi için onları bırakmanız gerekir.Eğer siz o noktada onlara yapışıp direnirseniz,yaşam akışına uymayı reddediyorsunuz demektir ve bu durumda ıstırap çekersiniz.
Yukarı doğru yükseliş devresinin iyi,aşağı doğru iniş devresinin kötü olduğu doğru değildir;bunu sadece zihin böyle yargılar.Gelişme-büyüme genelde olumlu kabul edilir,ama hiçbir şey sonsuza dek büyümez.Eğer her ne türde olursa olsun büyüme sürüp dursaydı,o en sonunda azman ve yıkıcı bir hale gelirdi.Yeni büyüme-gelişmenin meydana gelebilmesi için çözülüp dağılma ihtiyacı vardır.Biri olmadan diğeri de var olamaz.
Aşağı doğru iniş,yani başarısızlık devresi spiritüel idrak için kesinlikle gereklidir.Sizin spiritüel boyuta çekilebilmeniz için bir düzeyde derin bir biçimde başarısız olmanız ya da derin bir kayıp veya acıyı deneyimlemiş olmanız gerekir.Ya da belki bizzat başarınız boş ve anlamsız hale gelir ve böylece başarısızlığa dönüşür.Her başarıda bir başarısızlık ve her başarısızlıkta bir başarı gizlidir.Bu dünyada form düzeyinde herkes er ya da geç 'başarısızlığa uğrar,'ve elbette,her başarı eninde sonunda başarısız olur.Tüm formlar geçicidir.
Siz hala aktif olup yeni formlar ve durumlar yaratıp tezahür ettirmenin tadını çıkarabilirsiniz,ama onlarla özdeşleşmezsiniz.Sizin onlarda bir benlik duygusu bulmaya ihtiyacınız yoktur.Onlar sizin yaşamınız değil,sadece yaşam durumunuzdur.
Fiziksel enerjiniz de devrelere tabidir.O daima zirvede olamaz.Yüksek enerjili olduğu gibi,düşük enerjili zamanlar da olacaktır.Son derece aktif ve yaratıcı olduğunuz dönemlerde olacaktır ama her şeyin durağan göründüğü,hiçbir yere ulaşmaz,hiçbir şey başaramaz göründüğünüz zamanlar da olabilir.Bir devre birkaç saat de sürebilir,birkaç yılda.Bu büyük devreler içinde büyük ve küçük devreler vardır.Birçok hastalık,yenilenme için yaşamsal önem taşıyan düşük enerjili devrelere karşı koymaktan kaynaklanır.Bunu yapma dürtüsü ve benlik değerinizi ve kimlik duygunuzu başarı gibi dış etkenlerden alma eğilimi siz zihinle özdeşleştiğiniz sürece kaçınılmaz bir illüzyondur.Bu illüzyon sizin düşük devreleri kabul edip onların olmalarına izin vermenizi güçleştirir,hatta olanaksız kılar.Böylece,organizmanın zekası kendini korumak  için devreye girebilir ve sizi durmaya zorlamak için bir hastalık yaratabilir,ki gerekli yenilenme gerçekleşebilsin...


Şimdi'nin Gücü
Eckhart Tolle

Sevgi ve ışıkla kalın...
Persephone
devamını oku →

8 Ekim 2013 Salı

Yaşam Dramınızın Sonu

,
İnsanların yaşamlarında vuku bulan ve 'kötü' diye nitelendirilen şeylerin çoğu bilinçsizlikten dolayı meydana gelmiştir.Onlar bizzat insanların,daha doğrusu ego'larının yarattığı şeylerdir.Ben bazen bu şeylere 'dram' derim.Siz tam bilinçli olduğunuzda,artık yaşamınıza dram girmez.Şimdi size ego'nun nasıl iş gördüğünü ve nasıl dram yarattığını kısaca hatırlatayım.
Ego,siz orada tanık olan bilinç,yani izleyici olarak mevcut değilken yaşamınızı yöneten gözlemleyen zihindir.Ego kendisini düşman bir evrende ayrı bir parça olarak algılar,onun başka hiçbir varlıkla gerçek bir içsel bağı yoktur,o potansiyel tehtid olarak gördüğü ya da kendi amaçları doğrultusunda kullanmaya çalışacağı diğer egolar tarafından kuşatılmıştır.Temel ego kalıpları kendi yerleşik korkusu ve yoksunluk duygusuyla savaşacak şekilde tasarlanmıştır.Onlar direnme,kontrol, güç,aç gözlülük,savunma ve saldırıdır.Ego'nun bazı stratejileri son derece kurnazcadır,ancak onlar onun hiçbir sorununu gerçekten çözemez,çünkü ego'nun kendisi sorundur.
İster kişisel ilişkilerde,ister örgütlerde ve kurumlarda ego'lar bir araya geldiklerinde,er ya da geç kötü şeyler olur: çatışma,sorunlar,güç mücadeleleri,duygusal ya da fiziksel şiddet vs. şeklinde şu ya da bu tür bir dram vuku bulur.Buna savaş,soykırım ve sömürü gibi ortak kötülükler de dahildir,bunların hepsi kitlesel bilinçsizlikten kaynaklanır.Dahası 'ego'nun sürekli direnmesi bedendeki enerji akışında kısıtlamalar ve tıkanıklıklar yaratarak bir çok hastalığa neden olur.Siz Var'lığa yeniden bağlandığınızda ve artık zihniniz tarafından yönetilmediğinizde,bu şeyleri de yaratmaz olursunuz.Artık dram yaratmaz ve drama katılmazsınız.
Her ne zaman iki ya da daha fazla ego bir araya gelse,şu ya da bu tür bir dram ortaya çıkar.Ama,siz tamamen yalnız yaşasanız bile,yine de kendi dramınızı yaratırsınız.Siz kendi halinize üzüldüğünüzde bu dramdır.Geçmiş ya da geleceğin şimdiyi örtüp karartmasına izin verdiğinizde,psikolojik-zaman yaratıyor olursunuz,ki o dramı oluşturan malzemedir.Siz şimdiki anın olmasına izin vererek onurlandırmadığınızda,dram yaratıyor olursunuz.
Çoğu insan kendi belli yaşam dramına aşıktır.Öyküleri onların kimlikleridir.Onlar tüm benlik duygularını ona yatırmışlardır.Onların -çoğunlukla başarısız olan-bir yanıt,bir çözüm ya da bir şifa arayışları bile bunun bir parçası haline gelir.Onların en çok korktukları ya da direndikleri şey dramlarının son bulmasıdır.Onlar zihinleri oldukları sürece,en çok korktukları ya da direndikleri şey kendi uyanışlarıdır.
Siz olanı tam olarak kabullenerek yaşadığınızda,bu yaşamınızdaki tüm dramın sonu olur.Bu durumda ne kadar uğraşırsa uğraşsın kimse sizinle bir tartışmaya giremez.Siz tam bilinçli bir insanla tartışamazsınız.Bir tartışma zihninizle ve zihinsel bir pozisyonla özdeşleşmeyi ve diğer insanın pozisyonuna direnmeyi ve tepki göstermeyi ima eder.Sonuç zıt kutupların karşılıklı olarak güçlenmesidir.Bunlar bilinçsizliğin mekanikleridir,çalışma biçimidir.Siz hala fikrinizi açık ve kesin bir biçimde söyleyebilirsiniz,ama onun ardında hiçbir tepkisel kuvvet,hiçbir savunma ya da saldırı olmayacaktır.Böylece o bir drama dönüşmeyecektir.Siz tam bilinçli olduğunuzda,artık çatışma içine girmezsiniz.'Kendisiyle bir olan hiç kimse çatışmayı bile hayal edemez.' der Mucizeler Kursu.Burada kastedilen sadece diğer insanlarla çatışma değil,daha temel bir biçimde kendi içimizdeki çatışmadır,artık zihninizin talepleri ve beklentileri ile,olan arasında bir çatışma olmadığında içinizde de çatışma olmaz...

Şimdi'nin Gücü
Eckhart Tolle


Sevgi ve ışıkla kalın...
Persephone    
devamını oku →

4 Ekim 2013 Cuma

Olumsuzluğu Kullanıp Bırakmak

,
Ego olumsuzluk yoluyla realiteyi kurnazca yönlendirip sonuçta istediği şeyi elde edebileceğine inanır.O,olmsuzluk yoluyla arzu ettiği bir koşulu kendisine çekebileceğine ya da istemediği bir koşulu ortadan kaldırabileceğine inanır.Mucizeler Kursu doğru biçimde,siz her ne zaman mutsuzsanız,bilinçaltında,mutsuzluğun istediğinz şeyi 'elde etmenizi sağlayacağı' inancına sahip olduğunuzu işaret eder.Eğer 'siz'(yani zihin)mutsuzluğun işe yaradığına inanmasaydınız,onu neden yaratacaktınız ki?Gerçek şu ki,olumsuzluk kesinlikle işe yaramaz.O,arzu edilen koşulu çekmek yerine,o koşulu yerinde tutar.Onun tek 'yararlı' işlevi ego'yu güçlendirmesidir ve işte bu yüzden ego onu sever.
Bir kez herhangi bir olumsuzluk biçimiyle özdeşleştiğinizde,onu bırakmak istemezsiniz ve derin bilinçaltı düzeyde,siz olumlu değişimi istemezsiniz.O sizin üzgün,öfkeli ya da haksızlığa uğramış kişi kimliğinizi tehtid edecektir.Siz o zaman yaşamınızdaki olumluyu görmezden gelir,yadsır(inkar eder) ya da baltalarsınız.Bu yaygın bir fenomendir.O aynı zamanda delicedir.
Olumsuzluk tamamiyle doğal olmayan bir şeydir.O psişik bir kirleticidir ve doğanın kirletilip tahrip edilmesi ile ortak insan psişesinde birikmiş yoğun olumsuzluk arasında derin bir bağ vardır.Gezegen üzerinde,insanlardan başka hiçbir yaşam formu olumsuzluğu bilmez,aynı şekilde insanlardan başka hiçbir yaşam formu kendisini besleyip yaşatanYerküre'yi kirletip zehirlemez.Siz hiç mutsuz bir çiçek ya da stresli bir meşe ağacı gördünüz mü?Siz hiç üzgün bir yunusla,kendini beğenmeyen bir kurbağayla,gevşeyemeyen bir kediyle,ya da nefret ve içerleme taşıyan bir kuşla karşılaştınız mı?Ara sıra olumsuzluğa benzer bir şey hissedebilen ya da sinirli davranış belirtileri gösteren hayvanlar,sadece insanlarla yakın temas içinde yaşayan ve böylece insan zihnine ve onun deliliğine bağlanan hayvanlardır.
Herhangi bir bitkiyi ya da hayvanı izleyin ve onun size olanı kabullenmeyi,Şimdi'ye teslim olmayı öğretmesine izin verin.Onun size Var'lığı öğretmesine izin verin.Onun size bütünlüğü,bir olmayı,kendiniz olmayı,gerçek olmayı öğretmesine izin verin.Onun size yaşamayı ve ölmeyi,ve yaşamayı ve ölmeyi bir soruna dönüştürmemeyi öğretmesine izin verin....   


Şimdi'nin Gücü
Eckhart Tolle
http://tr.wikipedia.org/wiki/Eckhart_Tolle


Sevgi ve ışıkla kalın...
Persephone
devamını oku →

24 Eylül 2013 Salı

,
Geçmişi ve geleceği yaşamakla o kadar meşguluz ki ŞİMDİyi yaşamayı unutuyoruz...

Sevgi ve ışıkla kalın...
Persephone;)
devamını oku →

9 Eylül 2013 Pazartesi

,
Gelecek ve geleceğe ait öngörülerinde herkes yanılır...Ancak tek emin olduğumuz yaşadığımız andır...Persephone;)
devamını oku →

3 Eylül 2013 Salı

YaLnIzLıK SeNfOnİsİ

,
Adam buz gibi bir kış sabahına uyandı.Pencereyi açtı ve gerindi.Soğuk havaya rağmen tepede yakıcı bir güneş vardı,ışıltısını üzerinde parlatan...Şimdiki zamanda olmanın heyecanı kapladı yüreğini...Garipsediği bir hisle şimdiki zaman olmasa ne geçmiş zamanda ne de gelecek zaman da varolabileceğini düşündü...Böylesine aydınlık bir günde karanlık bir boşluğa düştü,bir yığın hayal ve düşünce sessizce etrafını sardı.Yalnızdı...Etrafındaki onca kalabalığa rağmen çok yalnızdı...Sordu kendine;yalnız geçirdiğim saatlerden,günlerden,aylardan bana geriye ne kaldı?Lanet olası ölüm sessizliği,içimi boğan bir keder,avucumdan kayıp giden koca bir zaman...Gerçeğin gerçek dışına,gerçekleğin düşe dönüştüğü andaydı...



Sevgi ve ışıkla kalın...

Persephone
devamını oku →

6 Ağustos 2013 Salı

...

,
Gecelerim katran karasıdır,
Adaletsizliğin pususunda uykularım,
Bekler güneşin doğacağı günü...
Teselli etmiyor hiçbir şey,
Acılara doymuş yüreğimi...
Bedenim yenik,aklım yitik bu garip sonlara...


Sevgi ve ışıkla kalın...
Persephone
devamını oku →

4 Ağustos 2013 Pazar

Göçmen Çiçek

,
GÖÇMEN ÇİÇEK

Aykırı bir uçurumum yolunun üzerinde
Elini uzatacağın dalları yamacında saklayan
Birden bire patlayan
Bir çığlığım sessizliğinde
Ele-güne karşı seni utandıran

Yaz günü palto giyerim
Ceplerim dolu şiir
Gören beni deli sanır
Adım kaçığa çıkar
Keşke kaçsam
Keşke kaçabilsem şu dünyadan.

Aykırı bir şiirim kitabının arasında
Kargacık burgacık bir yazıyla yazılmış
Sondan okumaya başla
Nokta koy her dizenin önüne
Anlamaya çalış...

Bedeninin bir noktasından dalıp
Yüreğini bulabilirim
Geceyse başlar yastığa düşerse 
Ve yorgunsa yüzün 

Yıldızları soluğumla bir bir ateşleyip
Kandiller gibi baş ucuna koyabilirim...
Ey bütün tufanların ardında
Bulduğum dinginlik!
Göçmen çiçeği dünyanın
Köklerini ardısıra sürükleyen çılgınlık!
Madem ki yaşam bu
Madem ki taşın taş olmaktan öte
Bir umarı yok
Bir türkü söyle kadınım
Yürüsün dünyaya mutluluk...

Yağıyor incecik bir yağmur dışarda
Yüzün çamurlar üstünde tüten buhur
Islak toprak kokusu
Doluyor odama
Sıkılıyorum
Kitapların üstüme yıkılacağından
Korkuyorum şimdi
Yel esiyor söküyor duvardaki bir resmi
Yerine senin yüzünü koyuyor.

Yüzün şimdi karşımda
Yüzün akşam karanlığında
Toprağın üstüne bırakılmış
Bir demet çiçek gibi parlıyor..

O zaman açıyorum
Bütün perdeleri
O zaman yakıyorum

Bütün ışıkları
Camları darmadağın ediyorum
Yüzünü avuçlarıma alıyorum
Alnını öpüyorum
Dünyayı öper gibi...

Sana uzanamadığım gün
Ellerim yok sanıyorum
Senin bakışlarını yakalayamadığım gün
Gözlerim yok...
O zaman bir yumruk
Bütün gücüyle vuruyor
Eski bir piyanonun tuşlarına
Binlerce martı kayalıklara çarparak ölüyor
Ay ışığı tutkal gibi
Yapışıyor pencereme
Açamıyorum perdeleri
Şiir yok artık
Türkü dindi..

Meyvelerini taşıyamayan
Ağaçlar gibiyim
Sularını taşıran ırmaklar gibi..
Bu kadar mutluluk çok bana
Onu günlere
Onu aylara bölmeliyim
Ve bir tek gülüşünü senin
Kutlamalıyım yıllarca...

Sana yüreğimde bir sürgün yeri
Göçüp konacak
Bir toprak yaratsam
Kadınım, sarışınlığının bittiği anı
Gizli bir esmerliğe eklesem..
Göçmen çiçek
Her yerin yabancısı
Yolların, yolların ötesinde
Bize bir tek
Yarınlar kaldı
Göğün tükenip, denizin
Başladığı yerde...

Ahmet Erhan
Uğurlar olsun...
04.08.2013
Sevgi ve ışıkla kalın....
Persephone
devamını oku →

30 Temmuz 2013 Salı

,
Beynindeki ses ile yüreğindeki ses aynı tonda tınlamıyorsa;o noktada bir sıkınt vardır...

Sevgi ve ışıkla kalın...
Persephone
devamını oku →

29 Temmuz 2013 Pazartesi

HASRETİNDEN PRANGALAR ESKİTTİM

,

Seni anlatabilmek seni. 
İyi çocuklara, kahramanlara. 
Seni anlatabilmek seni, 
Namussuza, halden bilmeze, 
Kahpe yalana. 
Ard- arda kaç zemheri, 
Kurt uyur, kuş uyur, zindan uyurdu 
Dışarda gürül- gürül akan bir dünya... 
Bir ben uyumadım, 
Kaç leylim bahar, 
Hasretinden prangalar eskittim. 
Saçlarına kan gülleri takayım, 
Bir o yana 
Bir bu yana... 
Seni bağırabilsem seni, 
Dipsiz kuyulara. 
Akan yıldıza. 
Bir kibrit çöpüne varana. 
Okyanusun en ıssız dalgasSına 

Düşmüş bir kibrit çöpüne. 
Yitirmiş tılsımını ilk sevmelerin, 
Yitirmiş öpücükleri, 
Payı yok, apansız inen akşamdan, 
Bir kadeh, bir cigara, dalıp gidene, 
Seni anlatabilsem seni... 
Yokluğun, Cehennemin öbür adıdır 
Üşüyorum, kapama gözlerini...

AHMED ARİF

Sevgi ve ışıkla kalın...
Persephone
devamını oku →

8 Temmuz 2013 Pazartesi

...

,

Bazen gözlerin görmez,kulakların duymaz,sesin çıkmaz olur...
Çığlıkların sessizliğinde boğulurken,
İnsanların gördüğü yalnızca gülen yüzündür...
O kadar çok kurmak istediğin cümle varken,
Hepsi bir bir boğazında düğüm olur...
Acıyı gözlerinle görüp,yüreğinde hissederken,
Çaresizliğine kahrederken,
İsyanın içinde bir çığ gibi büyürken,
Karanlık gidişe dur demek bencilliğindendir...
Oysa ki o gidiş, O'nun kurtuluşudur...
Gitmek kurtuluşsa lakin,bırak gitsin...
Neden bunca hüzün,bu yüreğindeki iç çekiş...
Seni seviyorum...Seni seviyorum...Ve hep seveceğim...
Uğurlar ola...:(


Persephone

Sevgi ve ışıkla kalın...
devamını oku →

30 Mayıs 2013 Perşembe

NELER OLUYOR BİZE “SEVGİ NEREDE”

,
                İnancın  kaybolmaya  başladığı, güvenin  artık adının  ifade  edildiği, sevgini   anlamının değiştiği, saygının ise  insan karakteristik  özelliğinin  değişime  uğraması  ile olumsuz  takılarla gösterildiği , hak  ve  hukuk  kavramlarının  yerlerde  gezindiği , gelecek  kaygılarının  doğuştan itibaren  başladığı, eğitimli  cahillerin yönettiği  bir dünya da  yaşar durumdayız  artık...

                Tüm  bu ve  benzer   gelişmeleri  ki  aslında  olumsuzlukların  hayatımızın  bir  parçası  olduğu ve  bunları  da  kabullenmeye  başlayan  bireylerin  artık  toplumların  oluşması  ve  gelişmesinde  rol oynamaya  başladığını  görmemek  bizlerin  de  böyle  bir  toplum bireyi  olmaya  başladığımızın göstergesidir.

                Sevginin olmadığı, hissedilmediği  ve  yaşanmadığı  toplumlar da  ben  merkezli  yaşam  hakim olacaktır ve  duygudan  bihaber, çıkarcı , ön yargılı , hukuk tanımaz,  kötülüğü   meziyet olarak  benimseyen  ,sadece  bu  dünyayı   kendisi için yaşam  merkezi  olarak  düşünen (ben buna düşünsel özürlüler diyorum )insanlar  topluluğu  ortaya  çıkacaktır.

                Sevgi  kuramının  kurucusu  Erich Fromm,  sevgiyi ;  insanların sorunlarına bir yanıt olarak kişideki  aktif  ve  yaratıcı  gücün  kaynağı  bir  enerji  olarak  ve  bu  söz  konusu  yaratıcılıkla  sevmeyi bir sanat  olarak tanımlar.

                Sevgi,  bir  sanat  olması  bakımından  da  uygulamada   olgunluk  gösterir.

Neden  şimdi   sevgiden  söz  etmeye  başladım  biliyor musunuz?

                Çünkü  sevginin  olmadığı yerde  yukarıda  söz ettiklerimiz ile her zaman karşılaşırız .Sevgiyi  uzmanların tanımlamaları da ancak bir yere kadar  olacaktır ve bizler onu geliştirmek , uygulamak , sonuçlarınıda  yaşamak ve yaşatmak  zorundayız,  bu biz insanların  eğer  gelecek  sosyal  durum  kaygısını  en azından  yaşamak  istemiyorsak  yapmamız  ve yapılmasını da isteyeceğimiz nesillere öğretmek  durumundayız.

                Sevgide koşul olmaz, burada sözünü ettiğim genel sevgi  anlayışıdır.Sevginin olduğu yerde  dostlarım,  neşe,  huzur,  mutluluk, başarı , barış ,güven, bütünlük, beraberlik, şefkat, doyum  olur.

Sevgiyi, sevmeyi bize  verilen tüm nimetlerde görelim  , yaşadığımız evrene sorumlu olduğumuzu  unutmayalım  olumlu düşünceler ancak sevgi bilincinde olur.

                Kayahan'ın dediği gibi;

                Yolu  sevgiden geçen herkesle bir gün buluşmak  dileğimle....

Sevgi ve saygılarımla  
YILMAZ   CAYMAZ

                               “SEVGİ ve IŞIKLA KALIN”
devamını oku →

26 Mayıs 2013 Pazar

KENDİMİZ NASIL OLMALIYIZ?

,


Bazen  düşünürüz  hepimiz,  ben  kimim? Kendimi  ne  kadar  tanıyorum? Kendimi  tanıdığım  ben  ile  beni  tanıyanlar  beni  nasıl  tanırlar? Acaba  ben  beni  tanıyanlar  kadar  kendimi  nasıl  ve  ne  kadarını  tanıyabiliyorum? Yada  ben,  tanıdığım  gerçekten  ben  miyim?
                Kendini  tanımak   için  fiziksel  bir düşünce tanımlaması  ile  ruhsal  düşünme  tanımlaması  formülü  ile    hareket  etmeli  insan,  ki tamlamayı  içine  birazda  aforizmalarla  süsleyip sonuçlandırsın.
                Burada   vücudumuzu   tanımaktan  çok  kendimizi  düşünsel  veriler  ışığında  genetik  ve edinimsel   olarak  nasıl  görüyoruz  nelere  sahip olarak  doğduk  neleri  sonradan  öğrendik   bizi etkileyen  faktörler   var  mıdır? Bunlar  bizim  için  yeterli  mi? Onlarla  yaşamalı mıyız?En  önemlisi  de  kabullenmeli miyiz   olduğu  gibi?

                               SORULAR,   SORULAR,   SORULAR…
                Ben,  bu  kadar  soruları  sordum  siz  sakın  sormayın zamanınızı  iyi  kullanın ,  kullanın  ki  kendinizin “  kendiniz”  olma  yolunda   atacağınız  adımları  çabuklaştıralım.

                Güzel bir  sözle  başlayalım: “insan  hayatını  kendini  tanıdığı  sürece  güzelleştirir”
Kendimizi  tanıyamadığımız da  ne  istediğimiz  bir  hayat  içinde  olur  ne de  çalışma  hayatımızı  belirler  halde  oluruz.Dünyada  belki  milyonlarca  insan  böyle  durumda  olduğu  kesin,  istemediğimiz  bir  işte  çalışmak,  istemediğimiz bir  evde  oturmak  yada  istemediğimiz  evlilikler  yapmak  tüm  bunlar  hayat  içinde  yaşanması  güç  , geri  dönülmez  istemsiz yaşam  biçimi  halini  alıvermiş.Yani  hayatın  anlamını   ve  amacının  ne  olduğunu  bilmeden   yaşamak  durumu   ortaya  çıkmıştır.Goethe  bunu  şöyle  ifade  etmiş: ' Bir  insanın  ulaşabileceği  en  yüksek  düzey,  kendi  inanç  ve  düşüncelerinin  farkına  varmak,  kendini  tanımaktır'.

                Kendini  tanımıyorsan  kendin  için  yararlı  olacak hiç  bir  eyleme  başlayamazsın kendine  yatırım  yapamazsın  özgürce  düşünemezsin  unutma  ne  ekersen  onu  biçersin  sözünün  arkasında  aslında  kendini  tanıyamamaktan  dolayı   yanlış  işler ve  yanlış  hayat  felsefesini  kendine  uygulamak   olmaktadır.
               
               Kendini  eğer  tanırsan  gerçeklerle  yaşarsın.Doğru  kararlar  alırsın,  potansiyelin   farkına  varırsın,  sorumluluklarını  bilen  insan, ama  gerçek  olursun.
              
               Kendini  eğer  iyi  tanırsan,  ruhsal  ve  fiziksel  yapına  sahip  olur  onları  kontrol  edebilirsin.

EĞER,    KENDİNİ  İYİ  TANIRSAN ;     DAİMA   KENDİN  OLURSUN.
Yılmaz  CAYMAZ

SEVGİ  VE  IŞIKLA   KALIN...
Persephone

devamını oku →