4 Kasım 2013 Pazartesi

Mikro Ben'in Kendini Savunma Yöntemleri

Sözle Açığa Vurma: Uygunsuz istekleri onlardan sürekli söz ederek bastırmaya çalışma.
Dengeleme Çabası: Bir konudaki düş kırıklığını başka bir konudan aşırı zevk alarak dengelemeye (telafi etmeye), ya da bir zayıflığın etkisini güçlü bir yanı abartarak azaltmaya çalışma.
Gerçeğin Yadsınması: Genelde ''hastalanarak'' veya iş ya da hobilere kendini vererek Mikro ben'i gerçeğin istenmeyen sonuçlarından, o gerçeği yadsıyarak (gerçeği görmezden gelerek) koruma.
Başka Şeye Boşalma: Duyguları (genellikle öfkeyi) o duyguyu uyandıran kişiyi ya da nesnelerden daha az tehlikeli kişi veya nesnelere boşaltma. Hırsını başka birinden veya şeyden  çıkarma.
Duygusallıktan Kaçınma: 'Ben'i acıdan korumak için duygusal bağlılıklardan kaçınma.
Düş Kurma: Ulaşılmamış isteklerin gerçekleşmiş olduğunu düşleyerek doyum sağlama.
Kimlik Edinme: Ünlü kişi ya da kuruluşlarla özdeşlik kurarak, bu sayede kendini daha değerli ve önemli hissetme.
Kendini Başka Biri Gibi Görme: Reddedilmemek için başkalarının değerlerini benimseme.
Kendini Soyutlama: 'Ben'e acı verebilecek koşullardan uzak durmak ya da bazı davranışların sonuçlarından kaçınmak için onları uygunsuz olarak niteleme.
Yansıtma: Kendi uygunsuz isteklerini başkalarına yükleme ya da karşılaşılan güçlükler konusunda başkalarını suçlama.
Akla Uydurma: Bir davranışın haklılığını ve onaylanması gerektiğini akla uygun biçimde kanıtlamaya çalışma.
Tepki Oluşturma: Tehlikeli(toplumsal açıdan kabul görmeyen) istekleri bunların karşıtlarından söz ederek bastırmaya çalışma.
Gerileme: Daha az olgun davranış isteyen ve daha düşük nitelikte amaçları olan, gerçekte aşılmış bilinç düzeylerine geri dönme.
Bilinç Dışına İtme: Acı veren ya da tehlikeli düşünceleri bilinçdışına itme.
Sevimli Olma Çabası: Kendine verdiği değeri desteklemek için başkalarının beğenisini kazanmaya çalışma.
Kendini Hırpalama Veya Cezalandırma: Ahlak dışı istek ve davranışları 'Ben'e acı çektirerek ödeme.

İnsanın kendini yadsıyan bu teknikleri kullanarak psikolojik acısını hafifletme çabaları, kısa vadeli(mikro) bakış açısından başarılı sonuç verir. Başka bir anlatımla, bu teknikler işe yarar. Onları kullanma nedenimiz de zaten işe yarar olmalarıdır. Ancak sağlanan bu başarı geçicidir, çünkü bu teknikler farkındalığımızı öyle azaltır ki, geniş (makro) bakış açısının değil sadece kendi düşüncelerimizin yarattığı gerçeğini kolayca unutabiliriz.
Belki de psikolojik savunma yöntemlerinin sonunda ulaştığı en önemli nokta, psikolojik gerilimin kaçınılmaz biçimde artarak bedeni hastalanmasına, yaşlanmasına hatta  ölmesine neden olabilecek kadar hırpalaması, yıpratmasıdır. Bu konudaki ilk araştırma 1930'lu yıllara tıp doktoru Hans Selye yönetiminde yapıldı. Dr.Selye'nin vadığı sonuca göre gerilim veye direnme (ve bu durumun yarattığı sürtünme) olmasaydı, hastalık, acı veya ölümde olmazdı.
Kendini yadsıyan bu teknikleri kullanmak insanı sonuçta çok daha büyük acılara (psikolojik gerilimlere) götürür, çünkü bu teknikler acıların nedenlerini (olumsuz düşünceleri) asla ortadan kaldırmaz, sadece sonuçları, yani olumsuz duyguları geçici olarak hafifletir.
20.yüzyılın ikinci yarısında pek sık görülen alkol ve uyuşturucu bağımlılarının durumu bu anlattıklarıma çarpıcı bir örnek olabilir. Psikolojik acıyı hafifletmek için bilinçlerinin büyük bölümünü farkındalık dışı bırakıp (yadsıyıp), kendilerini rahatsız edici duygulardan geçici olarak kurtarıyorlardı, böylece geriye keyif verici duygular kalıyordu. Ama sıkıntıların gerçek nedenleri ortadan kalkmamış olduğu için, alkolün ve uyuşturcunun etkisi geçtiğinde, psikolojik acı hep artarak geri dönüyordu. Kendi rahatsızlıklarının sorumluluğunu üstlenmekten kaçındıkları sürece bağımlılıklarından kurtulmaları mümkün olmuyordu, ama bu arada psikolojik acı hiçbir şey tarafından dindirilmeyecek ölçüde büyüyordu. Sonra, ancak o noktadan sonra, kendi olumsuz düşüncelerinin sorumluluğunu kabullenmeye, yardım dilemeye, daha geniş bir bakış açısı edinip yeni bir yaşam felsefesine, Makro bakış açısına yaklaşan yeni bir gerçeğe doğru ilerlemeye hazır oluyorlardı.


Gecenin ne kadar karanlık olduğu hiç önemli değil. Er geç gün ışımak, güneş doğmak zorunda.

M.S.2150
Thea Alexander



Sevgi ve ışıkla kalın...
Persephone  

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder