24 Temmuz 2014 Perşembe

GRİ LADY MİM'i

,
Sevgili blogger arkadaşım GRİ LADY 'e teşekkürler... Soru da öyle bir soru ki biz çalışanların hele ki sabahın kör saati uyanması gerekenlerin en sık yaşadığı problem pazartesi sendromu:))) Eh keyifsizlik durumu da her zaman olmasa da hepimizin başına gelen bir durum... Acaba ben bu durumlardan kurtulmak için ne yapıyorum :D 

Sevgili GRİ LADY 'nin cevap istediği soru:  Pazartesi sendromu ya da tamamen farklı bir sebepten dolayı keyifsiz ve mutsuz hissettiğinizde bu ruh halinden nasıl kurtulursunuz , daha enerjik ve neşeli hissedebilmek için neler yaparsınız  ???

-Aslında ben pek pazartesi sendromu yaşadığımı söyleyemeyeceğim:) Yıllardır pazartesileri yaşıyor olma durumuna alıştım sanırım:))) Bir tek uzun tatiller sonrası gelen pazartesileri bu sendromu yaşıyorum:)))
Kendimi keyifsiz hissettiğimde ne mi yapıyorum? Benim göbek adım sorgu meleği olmalı:))) Hemen kendimi başlıyorum sorgulamaya... Şimdi ne oldu da keyfin kaçtı? Seni mutsuzlaştıran şey ne? diye... O an neyi neden hissettiğimi ve duygularımı anlamaya ve anlamlandırmaya çalışıyorum... Eğer keyfimi kaçıran şey kontrolüm dışında bir şeyse durumu kabullenip önüme bakıyorum... He çözebileceğim bir şeyse zaten anında çözerim, hiç kafa yormam.;) Keyif aldığım bir şeylere hemen yönelirim... Kitabımı alır bir iki sayfa okurum... Kesmezse sevdiğim müzikleri dinlerim... Bunlar benim keyiflenmem için yeter.:)))


Ben MİM'lemiyorum gönlü isteyen cevaplasın...;)

SEVGİ ve IŞIK'la kalın...
Persephone
 
devamını oku →

23 Temmuz 2014 Çarşamba

GÜNÜMÜZ SORUNSALI: ''İLİŞKİLER''

,


Bütün ilişkiler yapıları gereği bize, kör ya da uykuda olduğumuz alanları görmemize yardımcı olan mükemmel aynalar sunarlar. ''Bilmediğimiz şeyi bilene kadar neyi bildiğimizi bilmeyiz.'' anlayışıyla hareket etmek, ilişkilerimizde şefkat içeren bir noktaya ulaşmamıza, karşılıklı saygı ve sevgiyle eleştirmeden ve yargılamadan bir diğerinin davranışlarının bizi etkileme biçimine dair gerçeğimizi paylaşmamıza yardımcı olur. Empati göstermeyi seçtiğimizde, doğamızda var olan karşılıklı alışverişi de desteklemiş oluyoruz çünkü böylece kendimizin de birileriyle hassas ve uyuşuk olduğumuz noktalarımızı ya da hayata yabancılaştıran inançlarımızın ürünlerini hasat ettiğimiz alanları veya çocukluk yanlarımızdan kaynaklanan negatif kalıplarımızı paylaşmayı isteyebilecek neden olarak ilişkilerimizdeki karşılıklı saygı, güven iyi niyet ihtiyacını zedeliyor.
Tüm ilişkiler birlikte oluşturulurlar. Mutluluk ve güven veren ilişkiler öylesine oluvermezler, bu ilişkiler birer seçimdir. Artık karşılanmış ya da karşılanmamış ihtiyaçlarınızı açık yüreklilikle araştırmanızı ve böylece tüm ilişkilerinizde güven oluşturma, dürüstlük, şeffaflık daha derin yakınlık ve bağlantı kurma kapasitenizi geliştiren güçlü içsel diliniz Şefkatin Dili'ni konuşmak için ihtiyacınız olan her şeye sahipsiniz.
Kalplerde ayrılık, boşanma, çatışma ve içsel savaş yaratan en önemli davranış, bir diğerinin seçimlerinden dolayı incinip ''Ay!'' dediğimizde kendi karşılanmamış ihtiyaçlarımızın varlığını göz ardı ederek hem kendimizi hem de ilişkimizi gelişmekten alıkoymaktır. Kalbinize dönüp kendinizi sevmeyi ve söz konusu ihtiyaca gerçekten büyük bir şeffaflıkla yönelmeyi seçtiğinizde dinamik ve yakın ilişkiler kurabilir ve aynı zamanda ilişkilerinizdeki otantik yakınlık ve sevginin ortak yaratımla gerçekliğinize dönüşmesini engelleyenin ne olduğunu da keşfedersiniz.
Zaman içinde bir diğer kişiye karşı katılaşan kalbimizi yumuşatıp geliştirebilecek şikayetleri ve küçük hareketleri göz ardı etmeye şartlanmış olarak yaşarız. Böyle davrandığımızda ise zihnimiz acıya ve birbirimizden uzaklaşmamıza sebep olan hikayeler yaratır, bu da ilişkimizin gerçekliğinin ortak yaratımında (içsel) bir rol oynar. Daha da kötüsü, incinmiş olmamız sebebiyle karşılanmayan ihtiyacımızı o kişiyle paylaşmak yerine gidip başkalarıyla onun dedikodusunu yaparız; oysa durumu değiştirebilecek tek kişi odur ve biz ilişkimize kendi gerçeğimiz doğrultusunda seviye atlama şansımızı geri çevirmiş oluruz. Bu noktada, zihninize o kişinin kalbinden ayrı durmaya dair seçiminizi destekleyen hikayeler yerleştirirsiniz ve böylece ihtiyaçlarınızın karşılanması için pasif şiddetin aktif biçimlerini ortaya koyan ve ilişkideki güveni ve iyi niyeti yok eden zararlı davranışları başlatabilirsiniz.
Sevgiyi korkuya tercih ederek yaşamak istiyorsak bu kaçınmamız gereken bir şeydir. İçten gelen -bizi kalbimize bağlayan bilgelikten gelen- bir yürekliliğe açılmayı seçmemiz her zaman mümkündür. Otantik sevgiyi deneyimlemek için sözlerimiz ve hareketlerimizin birbirini tutması kritik önem taşır; bir diğerinin davranışları aracılığıyla tetiklendiğimiz/incindiğimiz noktaları sevgiyle anlatmamızı ve kendimizi onurlandırmamızı ve ayrıca sevdiğimiz kişi herhangi bir kör noktamızı ortaya koyduğunda şükran duymamızı sağlayacak kadar güçlü ilişkiler kurmak için dürüstlük gereklidir.
Çoğumuzun şartlanmış olduğu şey, kalbimizdeki gerçeği paylaşmaya çalıştığımızda sevdiğimiz kişiyi kaybedeceğimize inanmak, utanmak ve suçluluk duymaktır. Yolun bir noktasında, çocukluktaki bilinçaltı şartlanmalar aracılığıyla duygularımızı ve ihtiyaçlarımızı yok saymayı öğreniriz. Bu bilgi, bizde kırılma yaratarak duygularımız ve ihtiyaçlarımızdan bahsetmenin bencillik olduğu ve güvenli olmadığı inancına kapılmamıza yol açar. Böylece bizi en çok istediğimiz şeyden- otantik sevgi deneyiminin mutluluğundan- uzaklaştıran bir dizi yanlış inanç başlatılmış olur. Bu yalanlara ulaşmanın büyülü iksiri gerçeğimizi söylemeyi öğrenmek ve dolayısıyla güvenli, samimi, dinamik ve derin bağlılıklar içeren lezzetli ilişkilerin ortak yaratımında bulunmaktır.
Bizim de tetikleyici olabileceğimizi anladıktan sonra, karşımızdaki kişiyle ilgili bir projeksiyon deneyimlemekte olup olmadığımızı görmek için onu kalbimizle dinlemeyi öğrenebiliriz. Yine de karşımızdaki kişinin açıklamalarından tetiklendiğiniz olursa ona bu armağanı için teşekkür edin çünkü söz konusu durum büyük olasılıkla uykuda olduğunuz ve özünüze dair bir yara taşıdığınız ya da yanlış ''doğrulara'' inanmakta olduğunuz bir alana ilişkin olabilir. Bu gibi durumlar, ilişkilerde çatışma ve bölünme yaratır ve otantik sevgiyi deneyimlemenizi engeller.
Diğerlerinin seçimleriyle hangi ihtiyaçlarınızın karşılanmasının engellenmekte olduğunu anlamak için içinize dönerek kalbinizi hazırlayın. Karşınızdaki kişinin sizi kabul edebilecek durumda olup olmadığın kontrol edin ve kabul edebiliyorsa yüreğinizdeki gerçeği ilişkinizin orta yerine koyun ve kendinizi sevin. Kabul edecek olan taraf kalbini açıp her iki tarafın ihtiyaçlarına önem verilen, karşılıklı saygıya dayalı, tarafların birbirine değer vereceği kazan-kazan prensibine uygun bir olasılığın ortak yaratımında bulunmak istemiyorsa o zaman o ilişkinin hayatınızdaki rolünü yeniden tanımlamanın zamanı gelmiştir.         
Sizinle konuşurken yüreğindekileri dile getiren birine her zaman teşekkür edin.Söylediklerini harfiyen kabul etmeniz gerekmiyor. Söylenenleri sessizce düşünün, hangi noktalarda kör kaldığınızı ve ilişkilerde acıya neden olarak hem kendinizi hem de ilişkinizi sabote etmekte olduğunuzu içinizdeki bilgiye sorun.
Kendi gerçekliğinizin yaratım ortağı olduğunuzu unutmayın. Mutlu ve güçlü bir hayat istiyorsanız kendi gerçeğini aramaya adanmış, korkunun ötesinde, herkesin ihtiyaçlarının önemli ve değerli olduğuna güvenmekten kaynaklanan sınırsız olasılıkları yaşamakta olan şefkat dolu ve yürekten iyiliği esirgemeyen kişilerle ilişki kurmayı seçin.
Hep siz haklı çıkabilirsiniz ama yalnız da kalabilirsiniz...

Gerçek İçsel Yolculuk
Yazan: Carla Lee Johnston 

SEVGİ ve IŞIK'la kalın...
Persephone
devamını oku →

22 Temmuz 2014 Salı

ZORUNLULUKLAR

,



Bir işi sevmeden isteksizce yapmak istemiyorsanız yapmayın, çünkü sevgisiz ve isteksiz yapılan bir işin son tahlilde kazananı yoktur. Şefkat'in Dili'ni (bu bir yöntem) kullanarak içsel reaksiyonlarınızı yeniden çerçevelemeye başlayabilir ve hangi ihtiyaçlarınızın karşılanmadığını ve ricalarına gerçekten ''evet'' demeniz için hangi ihtiyaçlarınızı karşılanmadığını ve ricalarına gerçekten ''evet'' demeniz için hangi ihtiyaçlarınızın karşılanmasına ihtiyaç duymakta olduğunuzu diğerleriyle paylaşabilirsiniz. Sizden istenenleri istemeseniz de yapmakta olduğunuzu fark ettiğinizde, eylemlerinizi kalbinize yeniden sabitlemeye başlamak için bilinçli bir çaba sarf edin.Zihninizin söylediklerine uyarak reaksiyon göstermek yerine kalbinize geri döndüğünüzde, davranışlarınızı en yüce düşünceleriniz ve şefkat dolu nezaketiniz doğrultusunda genişlerler. Eğer karşılıklı saygı ya da güvene, önemsenmeye veya şükran duymaya ihtiyaç duymaktaysanız bu ihtiyacı net bir istek olarak ifade edin. Bunu yaptığınızda insan olarak birbirimizin birbirine bağlı ihtiyaçlarını karşılamaktan ne kadar çok hoşlandığınızı keşfedebilirsiniz. Talep ya da dayatma olduğunda sağlıklı insanların buna dirençle karşılık verdiklerini unutmayın. Bu, otonomi ve özgürlüğe dair derin ihtiyaçlarımızı karşılığından doğal bir eğilimimizdir. Dayatılmış bir imadan ya da reddedilme korkusundan, sevgiden mahrum edilme endişesinden, utançtan ya da suç ya da suçluluktan veya ilişkilere dair diğer sağlıksız seçimlerden bağımsız olarak, bir diğerinin ihtiyacına söz konusu ihtiyacı karşılamanın hayatı nasıl zenginleştirmekte olduğunu gerçekten anlayarak katkıda bulunmayı öğrendiğinizde, pozitif duygu alışverişinde bulunmanın bizlerin doğal arzusu ve isteği olduğunu da kavrayacaksınız. Bu güçlü ilişki kurma aracı, ilişkinin rahatlamasını, gevşemesini ve daha derin güvene ve mahremiyete kavuşmasını sağlar. Net ricalarda bulunarak ihtiyaçlarınızın karşılanmasını istemeyi istemeniz bencil bir davranış değildir.Bu, almakta ve vermekte özgür olduğumuzda ortaya çıkan doğal bir kazan-kazan alışverişidir.
''Zorunluluklar'' ve ''-meli-malılar'' tarafından yönetildiğiniz zamanlara dair farkındalık kazanmak, size cevap vermeyi seçtiğiniz insanlara ne cevap vereceğinizi ve nasıl cevap vereceğinizi seçme özgürlüğü sağlar.
Sizi engelleyen bir şeyler olduğunu ve paylaşmak istemediğinizi hissettiğinizde, doğal eğiliminiz uzaklaşmak ve yapmaktan hoşlanmadığınız şeyi yapmaktan geri durmak olacaktır. Gerçeğinizle uyumlu ve sevgiyle davranıp davranmadığınızı kolayca anlayabilirsiniz: Gerçeğinizle uyumlu ve sevgiyle davrandığınızda, kendiniz iyi, hafif ve keyifli hissedersiniz. Siz hayat deneyiminizin yaratım ortağı olduğunuza göre ilişkilerinizle ilgili sahneyi size kendinizi iyi ve neşeli hissettirecek şekilde oluşturabilirsiniz. Davranışlarınızın sevgiden kaynaklanmasını sağlayın ve hem başkaları tarafından sevildiğinizi hem de kendi sevgi dolu varoluşunuzu hissedin. İlişkilerde sevgiyi göstermek ve almak için acı çekmek gerektiğine inanmak kabile zihniyetine dair bir yalana inanmaktan başka bir şey değildir. Acı çekmek asla sevgi üretmez ve sevgiyi kanıtlamaz. Acı çekmenin ürettiği şeyler daha fazla acı, küskünlük ve bağnazlıktan ibarettir ve bizi hayatı inkar eden diğer davranışlara sürükler.
Bir diğer kişinin hayatını muhteşem kılmayı, isteyerek verici davrandığınızda keyifli ve neşeli olursunuz ve özgürce alıp vermek üzere atmakta olduğunuz adımlar da hafif olur. Bu neşe ve keyif ''-meli-malılar'' ya da ''zorunluluklar'' hissettiğinizde ortalıkta görünmez. İyi bir şey yaptığımızda hissettiğimiz sevinç ve memnuniyet hepimizin birbirimizle paylaşmakta olduğumuz değiş-tokuş ve birbirine bağlılıktan kaynaklanan doğal bir arzudur. Bu sevinci alabilmek hayatımızı değiştiren ve yaratım bilinci gerçeğiyle hızlı yaşamamız için sizi zenginleştirip güçlendiren etkili unsurlardan sadece biridir.

Gerçek İçsel Yolculuk
Yazan: Carla Lee Jonston

Şu anda kendi seçiminizde, kendi yarattığınız dünyadasınız. Yüreğinizden geçen doğu çıkacak, en çok neyi beğeniyorsanız öyle olacaksınız. Erende kaç hayat mı var? BİR
Richard Bach


SEVGİ ve IŞIK'la kalın...
Persephone
        
devamını oku →

ANLAMLI BİR HAYAT YAŞAMAK NEYE MAL OLUR?

,
Tamamıyla anlamlı bir hayat yaşamak için, şu üç arayış derinden ve girift bir biçimde iç içe geçmiştir:

1. Anlama, Bilgi ve İçgörü arayışı. Herhangi bir günün bu arayışların peşine düşmeden, bunlar için çaba sarf etmeden geçip gitmesine izin verdiğimde, o gün tamamlanmamış sayılır.

2. Erdemli Olmaya Çalışmak (Ahlakımı Geliştirmek): Daha bilge, daha yardımsever ve daha sabırlı olmak.

3. Derin Bir Mutluluk ve İyilik Anlayışı geliştirmek için yalnızca dünyadan ne elde ediyorum, diye düşünmek değil dünyaya ne katıyorum, diye de düşünmek gerekir.

Modern dünyada, bu üç arayış genellikle bağımsız olmak, bağlı olmak hatta birbiriyle çatışma içinde olmak olarak ortaya atılmaktadır. Ancak en derin seviyede, anlam arayışı gerçek mutluluk ve iyilik arayışıyla girift bir biçimde iç içe geçmiştir. Bu arayış ise beni kendiliğinden ahlakımı geliştirmeye yönlendiriyor: Yani zekamı, bilgeliğimi, sağlıklı muhakeme ve objektif gözlem yeteneğimi geliştirmeye yöneltiyor. Dolayısıyla kendimi ve beni kuşatan dünyayı en derin Mutluluk ve İyilik hali olarak hissetmem için olabildiğince zengin ve derin bir anlam arayışı, erdem arayışıyla iç içe geçerek birlikte dokunmuş oluyor.

Kendi zihinlerimizi... İnsanın varoluşunun doğasını...Çevremizdeki insanlarla ilişkimizin ne anlama geldiğini... Çevremizle birleşik bir bütün olduğumuzu... bilmiyorsak bunu nasıl başarabiliriz? Bu üç arayışın bütünü, hayatı en derin ve büyük iyilik ve mutluluk olarak yaşamamız için bize gerekli olan her şeyi kendiliğinden sağlayan şeydir.

Kendi özümüzü, keşfetmemizi baskılayan ve göz ardı eden dünya sistemleri kurduk. Sevgiyi ve manayı, doyumsuz arzuların tatmininde ve daha fazlasını elde etmek için dışsal bir arayış içinde olma yalanları ve illüzyonlarında arayan bir dünya yaşamamız ve yanlış bir mutluluk anlayışı geliştirmiş olmamız dünyamızı, belli başlı bazı delilikler için uyaran (stimulus) tutkusu içinde olmaya ve her türlü bağımlılığın cehennem çukurlarına götürmüştür.

Zengin ve manalı bir hayat yaşamak niyetiyle sükunet içinde zaman geçirmemiz gerekir. Bu hayat yolculuğunda edindiğimiz ve serbest bıraktığımız birçok rolden bağımsız ve öncelikli olan kendi kimliğimize, varlığımıza, özümüze ulaşmak için derin düşünceye, sadeleşmeye, yalnızlığa zaman ayırmamız gerekir.

Gerçek sizi özgürleştirecek mi?

Keşfedilen her gerçek sadece bilgidir. Uygulamaya konulmadığı ve varlığınızla ve hayatınızla bütünleştirilemediği sürece hayatınızın kitap raflarında tozlandıkça tozlanan bilgi olmaktan öteye gidemez. Bizler insanoğluyuz, insan eseri değil. Artık kim olduğumuza dair gerçeği yaşamaya başlamamızın zamanı gelmedi mi?

Gerçek... Sizin her parçanızın benim bir parçam oluşudur.

İllüzyonun sonu...

Gerçeğin ve bize dair yeni öykünün başlangıcı...

Gerçek İçsel Yolculuk
Yazan: Carla Lee Johnston      

Karanlık daha fazla karanlıkla dağıtılamaz. Daha fazla karanlık ancak karanlığı kalınlaştırabilir.
Karanlığı yalnızca ışık giderebilir... Işığı olanlarımız ışıklarını sergilemeli ve sunmalılar ki dünya tümüyle karanlığa gömülmesin.
Thich Nhat Hanh


SEVGİ ve IŞIK'la kalın...
Persephone
devamını oku →

VE İŞTE KENDİ MİM'İM KENDİ CEVAPLARIM:)))

,


Sanırım sorular herkese biraz zor geldi;) Evet itiraf ediyorum sorular gerçekten zor, ben de zorlandım.:))) Bu soruları ben hazırlamadım bir kitaptan aldım:D Ve bu sorulara benzer toplam 19 sorudan 5'ini seçtim... Bu sorular hayatı yüksek farkındalık düzeyinden ve sınırsız potansiyelimizle deneyimlememizi mümkün kılmak için tasarlanmış... MİM adı altında her birimizin en azından bu soruları düşünerek, cevaplarını arayarak ve kendi hayatlarımızda ne yapıyoruz, neler yapabilirizi görmek adına belki bir faydası dokunmuştur...Her ne kadar çekinerek belki de gerçek cevaplar yazmasak da kendimizle yüzleşmek arada hayatımızla ilgili deneyimlerimizi gözden geçirmek iyidir.;) Her birimiz kendi hayatlarımızın yaratıcılarıyız... Kendi seçimlerimizi yaşıyoruz... Arada durup yaşamımız için ne yapıyoruz, neler yabilirizi görmek lazım... Beni kırmayıp bu MİM'i yapan ve yapacak olan herkese sonsuz teşekkürler...


Veee İşte Bunlar da Benim Cevaplarım:)


KENDİNLE YÜZLEŞ MİM'i
1.Geçmişin olmasaydı bugün ortaya koymakta olduğun şey ne olurdu?

- Çocukluktan bu güne çeşitli öğretilerle büyümeseydim ortaya koymakta olduğum şeyler eminim çok farklı olurdu... Dünya üzerinde kadın olmanın yaratmış olduğu olumsuz ayrıcalıklarla büyümemiş olsaydım bugün bambaşka bir yaşam ortaya koyuyor olurdum... Bugüne kadar doğru ya da yanlış, iyi ya da kötü ebeveynlerimin, sosyal çevremin, medyanın ve dünyanın  bana empoze ettiği şeyler dışında bir hayat yaşıyor olacaktım.Çünkü; hayatımı yaşamak için aldığım karalarda daha cesur olacaktım... Bugüne kadar nelerden korkmam nelerden korkmamam gerektiği öğretildi... Bu bildiklerim doğrultusunda bir geçmiş yarattım... Ve şimdi geçmişim olmasaydı eğer, bugün ortaya koymakta olduğum kendi ''gerçek'' yaşamım olurdu.... 

2.Annen, baban senin için ne ifade ediyor?

Annem: Sevgi, kadın olmak, analık
Babam: Saygı, otorite, gizlenmiş sevgi

3.İmkansız olduğunu düşündüğün her şeyin kapılarını açmak için ne kadar gönüllü olurdun?

Bana göre hayatta imkansız diye bir şey yok... En imkansızmış gibi görünen şeyler bile gün geliyor anlamadan oluveriyor... Tamamen neyi ne kadar istediğinle ilgili, eğer gerçekten istiyorsan insanoğlunun isteyip de yapamayacağı şey yoktur... Yeter ki iste... Eğer bir şeyi çok istiyorsam evet sonuna kadar kapılarımı açmaktan çekinmem ve tüm gönlümü de ortaya koyarım... 

4.Şu an sen kimsin ve ne kadar büyük, parlak ve faydalı bir macera ortaya koyacaksın?

- Şu an ben; hayata sıkı sıkı sarılmış yaşamımı elimden geldiğince en iyi şekilde yaşamaya çalışan bir anneyim... Bugüne kadar isteyip de yapamadıklarımı, hayal ettiklerimi gerçekleştirme çabamı sürdürüyorum... Elimden geldiği kadarıyla önce kendime, sonra oğluma ve yakın çevreme fayda sağlamak niyetiyle yaşıyorum... He diyebilirsiniz çocuğundan önce kendine mi fayda sağlıyorsun? Unutmayın ki; uçaklarda bile oksijen maskesini önce kendinize sonra çocuğunuza takın diyorlar;) Kendime bir faydam yoksa ne oğluma ne de başkalarına faydam olur...Ve evet gelecekte beni çok büyük ve parlak bir macera bekliyor biliyorum... Çünkü; hayatımı kendi seçimlerimin belirlediğinin bilincindeyim artık... Ama şu an geleceği değil, anı yaşamayı seviyorum...:)))      



5.Kalbin daha önce hiç kırılmamış olsaydı ne kadar neşeli, inanılmaz, olağanüstü, değerli ve tümüyle doyurucu bir ilişki içinde olurdun?

-Aşka aşık olan birinin aşka olan inancı bitmemiş olacaktı:))
İlişkilerde ki güven duygumu yitirmemiş ve ilişkilerin tamamen materyalist olduğunu düşünmüyor olağanüstü, değerli bir ilişki içinde yaşıyor olurdum... Her şeye rağmen inancım yok olmuş değil, ancak ilişkide  gerçekten ruhunu, yüreğini, tüm benliğini, dürüstlüğünü ortaya koyma cesaretini koyacak biri fikrimi değiştirebilir....  Belki...:)))  Bu vasıflara sahip bir adamın yeryüzünde bulunurluluğu tartışılır tabii...:)))  


SEVGİ ve IŞIK'la kalın...
Persephone


devamını oku →

21 Temmuz 2014 Pazartesi

YOKSA SİZ HALEN BİNARUAL-BEAT TEKNOLOJİYİ KEŞFETMEDİNİZ Mİ?

,
Şimdi bu ne diyebilirsiniz, belki de bu teknolojiyi benim gibi hiç duymayanlardansınız ya da benim gibi yeni duyanlardan olacaksınız...Belki de keşfetmişsinizdir daha öncelerde... Binarual-Beat Teknoloji (BBT); yeni keşfedilmiş çift kulaklı ses dalgaları kullanılan bir teknoloji, olumlu fizyolojik değişimin hızını arttırmakta ...  İlk olarak Robert Munroe'nun yönetiminde fizikçi Thomas Warren Campell ile elektrik mühendisi Dennis Mennerich tarafından incelenerek test edilen bu teknoloji, dört farklı beyin dalgasının (Teta, Alfa, Delta ve Beta) tamamını uyaracak ritimleri hesaplamıştır. Bu teknoloji aracılığıyla söz konusu dört beyin dalgası frekansının senkronizasyonuyla tüm beyin senkronizasyonu mümkün olmaktadır. Bu beyin dalgası frekansları beynimizde nörolojinin keşfettiği ve zihinsel ve duygusal sağlığımız üzerinde belirli ölçülebilir gelişmeler yarattığı bilinen bazı özel alanları hedef alır. İşte faydalarının bazıları: İyileşme hızının artması, davranış değişikliği, öğrenme ve problem çözme yeteneklerinin zenginleşmesi, dinginliğin artması, ağrı kontrolü, yaratıcılıkta gelişme, odaklanma ve konsantrasyonda artış, stersin dindirilmesi, coşku ve sükunet duyguları. BBT aracılığıyla her gün 20 dakika gevşetici müzik dinleyerek binlerce saat Transandantal Meditasyon yaparak elde ettiğiniz fizyolojik dönüşümü elde edebilirsiniz...
Youtube'dan Binarual-Beat videolarına ulaşabilirsiniz... Bir çok video var... Genel öneri bu müzikleri en az 20-30 dakika ve kulaklıkla dinlemek ve bu dakikalar içinde mümkünse rahatsız edilmeyeceğiniz sakin bir ortamda gözleri kapalı olmak...
Konu ilginizi çektiyse eğer internetten fazlasıyla bilgiye ulaşabilirsiniz... Denemekte fayda var...;) Ben başladım bile:)))
BBT teknolojisi en yüksek potansiyelinize ulaşmak için doğal ham kapasitenizi zenginleştirerek muazzam avantajlar sağlamaktadır. Kendi kendinize kullanabileceğiniz bu araç artık günümüzün aşırı yoğun iş ve yaşam koşullarında radikal değişimleri mümkün kılıyor. Zihninizin bu zihin durumuna ince ayar yapması için gerekli kapasiteyi geliştirmeniz sadece sizin buna ayırdığınız zaman ve sarf ettiğiniz çabaya bağlı... Tek bir sakıncalı olduğu durum var eğer epilepsi hastalığınız var ise lütfen dinlemeyin, önerilmiyor...
Daha güzel bir yaşam için kendinize ayıracak 20 dakikanız yok mu? Bir daha düşünün? Denemekle ne kaybedersiniz?
BİNARUAL BEAT (video için linke tık tık)


Kaynakça:Gerçek İçsel Yolculuk-Carla Lee Johnston


SEVGİ ve IŞIK'la kalın...
Persephone
devamını oku →

19 Temmuz 2014 Cumartesi

BİR MİM DE BENDEN!!! DİKKAT MİMLENMİŞ OLABİLİRSİN!!:))

,
Bugüne kadar hep mimlendim...:)) Mimleyenlerin mimlerini elimden geldiğince yaptım... Teşekkürler beni de MİMlediğiniz için...:))) Mimler birbirimizi tanımamıza, paylaşmaktan korktuğumuz duygularımızı açığa çıkarmak adına pek bi faydalı...;) Kaynaşıyoruz, birbirinden ilginç yorumlar yapıyoruz, yorumlar alıyoruz... Faydalı da olmuyor değil, bazen hiç düşünmediğin, üzerine kafa yormaya üşendiğin şeylere bir bakmışsın cevap arıyorsun...:))) Evet dedim kendime ben de bir MİM hazırlayayım bakalım neler çıkacak ortaya....Veeee işte bu da benim MİMim... Veee şimdilik ben bu soruları cevaplamıyorum... Önce cevap alayım... Heheheee... 




KENDİNLE YÜZLEŞ MİM'i
1.Geçmişin olmasaydı bugün ortaya koymakta olduğun şey ne olurdu?
2.Annen, baban senin için ne ifade ediyor?
3.İmkansız olduğunu düşündüğün her şeyin kapılarını açmak için ne kadar gönüllü olurdun?
4.Şu an sen kimsin ve ne kadar büyük, parlak ve faydalı bir macera ortaya koyacaksın?
5.Kalbin daha önce hiç kırılmamış olsaydı ne kadar neşeli, inanılmaz, olağanüstü, değerli ve tümüyle doyurucu bir ilişki içinde olurdun?

Eveetttt epi topu 5 soru... Haydi kolay gelsin... Bu da MİMlediklerim ;)



SEVGİ ve IŞIK'la lalın...
Persephone


devamını oku →

BİR MİM DE PLAZA SESİ'NDEN GELDİ:))))

,
Bir MİM'de  sevgili blogger arkadaşım PLAZA SESİ'nden geldi... Kendisine teşekkürü bir borç bilirim...:))) Bakalım sorular neymiş... Yine damar sorular gelmiş sanırım..:))) Gene dökülecek sanırım içimdekiler... Bu MİM'ler sayesinde bütün duygular, düşünceler, beklentiler ulu orta ey maşallah:)))

1.Kendinde bulduğun en yetersiz durum?

Kendimi pek yetersiz hissettiğim bişi gelmiyor aklıma... İnancım şu ki; insan çok istediği bir şey varsa mutlaka yapar...;) He dersen ki zayıf olan yanların neler? Ondan var epeyce:)))

2.Hayatında düzenlemen gereken şeyler?

Ahhh uyku....Ahhh başımın belası uyku... Hele bu aralar coşmuş durumda:))) Günde beş altı saat arası bir uykuyla idare ediyorum... Bu da benim gibi uykuyu seven biri için az bir süre...

3.Kendine yeni donanımlar katacak mısın? Ne ki onlar?

İngilizcemi geliştirmem lazım... Malum bu ülkede herkes çok iyi ingilizce biliyor... Onlara yetişmem lazım...:))) Gerçi herkes yabancı dil bilmek zorunda değil o ayrı, işimde de çok ihtiyacım yok... Ama bilmek lazım gelir...:))) Ben de anlayıp, az konuşabilenlerdenim sölemesi ayıptır:)))    

4.Yapmak istediğin etkinlik var mı? Rotan ne?

Ayyy bu konuda ben bir zır deliyim... Sürekli etkinlik yapasım var:))) Hangi birini yazayım ki:))) Bir ara fotoğrafçılığa taktım koştur koştur yazıldım kursa:)) Aldım makinemi elime çat çat fotoğraf çekmeye başladım...Halen fırsat buldukça çekiyorum... Yıllarca Arjantin Tango yapmak istedim yine koştur koştur yazıldım kursa yaklaşık iki yıldır devam ediyorum:)) He bir takık olduğum konu daha vardı onu sölemiycem belki ilerleyen dönemlerde sölerim:))) Yine başladım kursa ve devam tam gaz:))) Bir kaç daha yapmak istediğim etkinlikler var ama zamana ihtiyacım var...:)))  

5.Çocuğuna mirasın ne olacak? 5 seneye kadar yapabileceğin şeyleri  söyle bakalım....

Hayatta ki en büyük miras çocuk için SEVGİ...Çocuklar sevgiye doyduktan sonra gerisinden korkma... Ben okul eğitiminden çok oğluma bırakacağım hayat eğitiminden yanayım... Hayat  başarısı olursa okul başarısı zaten olur... Öğretmenlerinden aldığım geri bildirimler tam da istediğim yönde... İnsan olmayı, sevmeyi ve sevilmeyi bırakacağım ona daha ne olsun...;) Tabii maddi şeyler ayrı canımı istesin canımı veririm... Para dediğin nedir ki...


Benim MİM'lediklerim...:) Hadi kolay gelsin;)

İrem E.
bir delinin pembe defteri
minik mini
hazioz
devamını oku →

18 Temmuz 2014 Cuma

,
Bir garip rüyaya uyandım bu sabah... Hiç tanımadığım garip bir yerdeydim... Kocaman bir ev, bir sürü oda...
Tanıdıklarım da vardı, hiç tanımadıklarım da... Yine olmaz olası olayların ortasındaydım... Sanki ne yerde ne de gökte... Bir sürü birbirine ait olmayanlar zinciri... Tuhaf film kareleri... Rüyada bile seçim mi sunulur be arkadaş?:) Heheee doğru olanı seçtim bu sefer.. Evet bu sefer başardım galiba :Pp Umarım utandırmaz beni seçimim, seçimlerim, seçtiklerim:))) İnsan rüyasında hiç hayır diyemeyeceğini düşündüğü şeye bile hayır diyor yaaaa... Sabaha uyandığında hem hayretler içerisinde, hem de paha biçilmez bir mutlulukla uyanıyorsun...:D  Rüya bile olsa istersem başarabilirim gururu:))) Hele ki diğer seçimin de en çok, hayatta en çok istediğin şeylerden biriyse... Bilinçaltının en tuhaf yansıması rüyalar... İnsan şaşırıyor kendine.... Bu düşünceler bana mı ait diye?
Yok ya hiç sanmam:)))) Altı üstü rüya işte:))))



Her güzel rüyanız gerçek olsun...;)
SEVGİ ve IŞIK'la kalın...
Persephone
devamını oku →

CEVAPSIZ SORULAR MİM'İ

,
Ooooo evet sevgili,can blogger arkadaşım  Dördüncü Tekil Şahıs beni fena vurdu:))) Orada burada yazıyorum arkadaş ne zor bir MİM diye... O da ne ben de MİM'lenmişim yiaaaaa :))) Gördüğüm en zor sorular;) Nasıl cevap verilir bu sorulara bilemedim:))) Hadi hayırlısı deyip başlayayım bari sorulara:)))

Kaliteyi para ile ölçmek?
Hemen hemen hepimizin düştüğü kahrolası yanılgı:)))) Kalite; evet kimi zaman para ile ölçülse de her zaman değil;) Herhangi bir ürüne fazladan para ödemek kaliteyi getirmiyor... Hatta bazen iki günde paralanıyor :D Tabii bahsedilen kalite satın aldıklarımız ile ilgiliyse... Bahsi geçen konun satın alınan kaliteyle ilgisi yoksa,o zaman parayla ilgisi hiç yok;)

Faşizm nedir? Sadece sağ görüş mü yoksa baskı ile kısıtlama mı? 
Evet genelde sağ görüşe ait olduğu düşünülse de ben sosyalist olduğunu söyleyip faşizm uygulayan insanlar da gördüm...O nedenle baskı ile kısıtlama olduğunu düşünüyorum olayın çokta sağı solu yok...:)

Az ile yetinmek, çok ile yetinmek, kanaat etmek nedir? Yetinmek nedir? Ölçütü nedir?
Az ile yetinmek son dönemlerde insanoğluna uygun bir davranış değil... Elde ettikçe daha fazlasını ister oldu... O da yetmez bu da yetmez ver Allah'ım ver modunda...:)) Çokla da yetinemez olduk... Yetinmek ne midir? Sahip olduklarınla yaşadığın mutluluktur... Ölçütü yok... İnsana göre değişir...

Herhangi bir zümreye ait olmak nedir? Zümre nedir? Kendinden olmayanı kabul etmek?
O ne yaaa Hindistan'da mı yaşıyoruz neyin zümresi? Bana göre saçmalık... İnsanlar zümreye ayrılmamalı hepimiz insanız işte o kadar!!! Kendinden olmayan mı? Bana göre herkes kendimden!!!

Kendinden olmak nedir? Olmak?
Kendine yakın gördüklerin olsa gerek... Başka ne ola ki?:)

Kendin kim?
İnsanım işte daha ne olsun ki...:D Herkes kadar normal, herkes kadar deli;) İçinizden biriyim işte:))) Kimi zaman sakin ve sabırlı... Kimi zaman da zincirlerini kırmış bir çılgın... Sağım solum, ne zaman ne yapacağım belli olmaz... öle işte...))) Yenilik delisi... Hadi durma bişiler yap... Git zor olan işlerle uğraş... Sürekli geliş... Hayatı sorgula... Kendini sorgula... Ama her şeyi SEV... İşte  manyak bir garip mod :D

Alkol tüketmek, uyuşturucu tüketmek, tüketmek, tükenmek...
Alkol evet arada dozunda keyifli ancak uyuşturucu ASLA... Kendini uyuşturup, tüketmeye gerek yok... Uyuşturucu zayıf insanların sığındığı bir yol... Tamamen hata... Alkolün dozu da aştığında gece gündüz içildiğinde bana göre uyuşturucudan pek bir farkı yok...

Kıyafet. Giyinmek. Hep aynı, hep farklı. Farkı ne?
Biz kadınların cevaplaması zor soru bu yau:))) Nebilim bir garip iş giyinmek:))) İnsanın kendini iyi hissetmesi için bir yöntem bana göre... Değişiklik olmadan olur mu? Her şey değişiyor... İnsan sıkılır hep aynı olmaktan o nedenle hep farklı, farkı bu:)))) Tabii abartmadan:)))

Sevmek.Vücudu sevmek, ruhu sevmek, olmayanı sevmek...
SEV arkadaş kendini olduğu gibi sev... Kendini sevmeyen hiçbir şeyi sevemez... Kendinde olmayanı ne diye sevicen deli misin?:)))

Çift olmak, o çiftten tek yaratmak, kişiliği indirgemek...
İndirgemek aykırı bir durum!!! Çift olmak güzel şey, ama o çiftten tek olmak duruma göre değişir...:)) İnsanlar çift olsa da kendilerine ait özel alanları olmalı ve kimse kimseye faşizm uygulamamlı:))) Gerektiğinde o çiftten de tek vücut olunabilmeli;)

Hayvan yemek. Kanatlı, büyükbaş, küçükbaş...
Ya nasıl aykırı bir soru bu şimdi...:) Vejeteryan değilim,yiyorum hepsini... Şimdi böle cevap verince bir fena oldum yemesem mi acep... Ama olmasa da olur yau...

Ben MİM'lemiyorum...Ayyy sorular ne güzel ben de yapiimm diyen varsa size bırakıyorum...Yapın, gitsin:)))

SEVGİ ve IŞIK'la kalın...
Persephone
devamını oku →

17 Temmuz 2014 Perşembe

NE ÇIKAR ATEŞ BÖCEĞİ SANSALAR BENİ

,



Düşünüyorum da,
Sanırım en büyük korkumuz olduğumuz gibi görünmek.
Yumuşacık kalbimizin fark edilmesi,
Cesaretsizliğimizin anlaşılması,
Korkularımızın paylaşılması
Sanki zarar göreceğimizin en büyük işareti.
Kabuklarımızın altında
Kendimizi saklamakta ne kadar da ustayız.
Ve ne kadar güçlü korunuyoruz, kalkanlarımızın ardında.
Hissedilmeden, el değmeden, sevgimizi göstermeden.
İstiridyeler, deniz minareleri, midyeler.
Kirpiler ve kaplumbağalar gibi.
Sahi koruyor mu bu çatlamamış sert kabuk?
Kimse incitemiyor mu, duygularımızı, inançlarımızı, benliğimizi?
Yoksa zarar mı veriyor bu ürkeklik, bu kabuk bize..?
Hissettiklerimizi gölgeliyor, yansıtmıyor gerçek kimliğimizi,
Duyularımızı bastırıyor, elele tutuşmamızı engelliyor mu?
Eğer bir yıldız gibi ışıl ışılsam ve bir yıldız kadar parlak
Ne çıkar ateş böceği sansalar beni..?
Belki en hoyrat yürek bile, ateş böceğinin o uçucu, masum, sevimli çocuksuluğuna el kaldırmaya kıyamaz?
Güçlü kapıların arkasına kilitlesem kendimi, korkaklığımı, sevgi isteğimi
En insani yönlerimi kayıtsızca sunabilsem, bu sert kabuğun ağırlığından kurtulup, bir kuş gibi uçacağım özgürce.
Anlaşılacağım ve bir ayna gibi yansıyacağım karşımdakine.
O da çözülecek belki samimi ve güvenliksiz, silahsız biriyle göz göze gelince.
Oysa bir görebilsek bunu, kalmadı böyle insanlar demesek.
Güven duygusuna bu kadar muhtaç olmasak.
Kırılmaktan korkmasak.
İncinsek yaralansak.
Ne olur bir darbe daha alsak.
Yeniden açsak kendimizi, atabilsek o kabuğu
Denesek
Risk alsak
Yanılsak
Farketmez
Tekrar tekrar bıkmadan denesek ve kucaklaşsak yeniden, tıpkı eskisi gibi.
Ne olduğunu anlayamadığımız o onbeş yıldan öncesi gibi.
O zaman farkedeceğiz.
Ne kadar özlediğimizi birbirimizi.
Neler biriktirdiğimizi,
Kaybolan değerlerimizi ne kadar özlediğimizi
Beraber geldik beraber gidiyoruz oysa.
Vakit az, paylaşmak, sarılmak için.
Yaşadığımız coğrafya zor, şartları ağır.
Yüreği daha fazla küstürmemek lazım.
Sırtımızda ağır küfeler, her gün katlanan.
Ve koşullar bir türlü düzelmeyen.
Sevgiye çok ihtiyacımız var.
Ufukta kar bir kış görünüyor.
Ancak birbirimize sokulursak atlatırız o günleri.
Kırın o sert ağır kabuklarınızı.
Kurtulun bu yükten.
Korumuyor o kabuklar, aksine zarar veriyor bize.
Yalnızlığa mahkum ediyor bizleri.
Hem hepimiz bir yıldızız.
Ne çıkar ateşböceği sansalar bizi.  

Rabindranath Tagore

SEVGİ ve IŞIK'la kalın...
Persephone 
devamını oku →

16 Temmuz 2014 Çarşamba

,
Büyük İngiliz şair John Milton yaklaşık 350 yıl önce şu mükemmel cümleleri söylemiş:

''Zihin kendi kendinin mekânıdır ve kendi içinde Cennet'i Cehennem, Cehennem'i de Cennet yapabilir...'' Böylece kötü bir kalıp şöyle bir kısır döngüyle sürüp gider: ''Eğer bir şey düşünüyorsak, bu onu her zaman düşündüğümüz içindir ve göreceğimiz şey her zaman görmüş olduğumuz olacaktır, her zaman hissettiğimizi hissedeceğiz. Dolayısıyla her zaman düşündüğümüzü düşüneceksek, her zaman yaptığımızı yapacağız. Öyleyse her zaman yaptığımızı yaparsak, her zaman elde ettiğimizi elde edeceğiz.''

SEVGİ ve IŞIK'la kalın...
Persephone
devamını oku →

DÜŞÜNCELERİMİZ RUH HALİMİZİ ETKİLER

,



Ruh halimizi etkileyen şey yaşam koşullarımız değil, bu koşullara dair yarattığımız ve algılarımızın ve yaşam deneyimimizin rengini belirleyen hikayelerdir. Zihinsel huzurumuzu bozan faktör herhangi birinin söylediği ya da söylemediği yaptığı ya da yapmadığı şeyler (uyaran ya da tetikleyiciler) değildir. Söylenen ya da yapılan şeyle ilgili düşündüklerinize teslim ettiğiniz güçtür. Bizler çektiğimiz acının ''nedenine'' dair çoğunlukla dış faktörlere odaklanırız. Acıyı bitirmek için diğer insanı değiştirmeye ya da ilgili koşuldan kaçınmaya çalışırız ve böylece aslında hayatımızı daha çok sınırlarız. Böyle yaparak kendimizi gittikçe daha güçsüz hissederiz. Ancak ıstırap ve acıya sebep olanın kendi düşünceleriniz olduğunu anladığınızda, gerçekliğinizi farklı bir içsel deneyim seçmek ve yaratmak üzere yeniden çevreleyebilmek için sahip olduğunuz içsel gücünüzü geri alabilirsiniz. Acınızın nedeninin düşünceleriniz olduğunu anlamak, suçluluk duygusu hissetmenizi gerektirmez. Gerçek bilgidir. Bu bilgeliği eyleme geçirmediğiniz sürece gerçek sizi özgürleştiremez. Suçluluk duygusu kurtarıcı bir değer değildir. Olumsuz bir kalıbı yeniden yaşamak anlamına gelen suçluluk duygusu, hayatta size gelen her şeyi küçük büyük paketler içindeki birer armağan olarak alıp kutuyu açıp içinde sizi bekleyen fırsatı bilinçli bir şekilde yeniden çerçeveleme gücünüzü onaylamanıza ve kabul etmenize izin vermez.
Kendinize ve diğerlerine karşı şefkat, her bir duygu çeşidinin tümüyle sizin aracalığınızla yaşanmasına izin verdiğinizde gelir. Hayatın gelip giden geçici bir akış olduğuna güvenerek her ne yaşanıyorsa ona tümüyle katılmak düşüncelerinizi ve sonucunda ortaya çıkan his ve duygularınızı aşmanızı sağlar. Hayatı geçici bir ırmak olarak almaya kendinizi açtığınızda şefkatiniz hayatı daha çok onaylayan düşünceler ve tutumlara dair ''başlangıç noktaları'' yaratma kapasitenizi genişletir. En önemli rolü siz oynuyorsunuz ve aslında otantik sevgi, huzur ve mutluluğu deneyimlemek üzere bariyerlerinizi dönüştürebilecek tek oyuncu sizsiniz. Bu nitelikleri kendi içinizde ürettiğinizde dünyaya dair gerçekliğe yansıttığınız şey de bunlar olur.Sevgiyi yaşama seçimini yapmak yalnızca sizin elinizde.
Çoğunlukla duygularınıza neden olan düşüncelerinizin farkına varmazsınız; bu da sizi lunaparklardaki hızlı trene binmişsiniz gibi dalgalanan ruh halleri içinde savrulmaya sevk eder; hayatınızla bedeninizle ve ilişkilerinizle ilgili bu kadar çok uyumsuzluk ve kopukluk meydana getirmenizin sorumlusu da budur. Yeterli farkındalık ve içgörüye sahip olmadığınızda ''dost'' (sevgi bazlı) düşünceleri ''düşman'' (korku bazlı) düşüncelerden ayıramazsınız.

Kaynakça:Gerçek
Yazan:Carla Lee Johnston

''En derin korkumuz yetersiz olmak değildir. En derin korkumuz, ölçülemeyecek kadar güçlü olmaktır. Bizi en çok korkutan, karanlığımız değil, ışığımızdır.''
Marianne Williamson


SEVGİ ve IŞIK'la kalın...
Persephone
devamını oku →

15 Temmuz 2014 Salı

OLMAZ İŞTE BAZEN

,
Pamuklara sarıp sarmalamak istediklerin vardır,
Kırmaktan, incitmekten korktuğun için sustukların...
Sensiz olmaz dediklerin senin için en yakınken,
Sen onlar için hep uzaksındır...
Garip değil mi?
Evet ama öyle işte...
En çok değer verdiklerin değil midir seni en çok kıran, canını acıtan?
Uzun uzun düşünüp bir türlü çözemediğin soruların vardır,
Yanıtlar burnunun ucundayken, çözümlemek istemediğin,
Çözümlemekten korktuğun...
Kabullenemediğin yenilgilerin vardır,
Sırf bu yüzden vazgeçemediğin şeylerin,
Yenmek de yenilmek de var oysa ki bu hayatta...
Kabullenmeyi bilmeli, vazgeçmeyi öğrenmeli insan...
Yüzleşmeli kendi gerçekleriyle...
Acıtsa da canını...


SEVGİ  ve IŞIK'la kalın...
Persephone
devamını oku →

14 Temmuz 2014 Pazartesi

SEVGİ YA DA KORKUYU SEÇME SEÇENEĞİ

,
Gücünüze ve özgürlüğünüze giden yolda ilk basamak taşınız, uyaranlarınız, yani hayatınızın ''tetikleyicileri'' ile tepkileriniz arasında bir süre es vermenizdir. İşte bu es verme halinde ''boşluk'' yaratmayı seçerek hayata bilinçli tepki vermeyi tercih edip asıl gerçeğinizle bağlantı oluşturabilirsiniz. Duygular sadece reaksiyonlardan ibaret değiller, onlar birer seçim. Özgürlüğünüz, huzurunuz ve seçimlere dair bilinçli farkındalığa erişiminiz etkiyle tepki arasındaki o anda meydana gelir. İçinizde, erişiminiz etkiyle tepki arasındaki o an meydana gelir. İçinizde hayata verdiğiniz bilinçaltı tepkilerinizi yöneten - duygu dünyanızda ve ilişkilerinizde hasara yol açan - duygulara dair o hızlı lunapark treninde oradan oraya savrulmayı durdurmayı seçme yeteneğine sahipsiniz.
Durmak, etki ve tepkileriniz arasında es vermek, ''boşluk'' yaratmak hayatta gerçek mutluluğu yaşamayı başarmanın anahtarı.Korku yerine sevgiyle tepki vermeyi seçerek hayatınızın kontrolünü ele aldığınızı anlamak ve uygulamak bu kadar kolay olmakla birlikte oldukça da derin bir şey. Herhangi bir şey içinizdeki negatif duygusal bir tepkiyi tetiklediğinde durun ve kendinize şu kolay soruyu sorun: ''Bu duygu sevgiden mi, yoksa korkudan mı kaynaklanıyor?'' Korku bilinçaltınızda kökleşmiştir - o birilerinin size, sizin ''gerçeğinize'' dair söylemiş olduğu bir yalandır. Gerçek kaynağını bilmeseniz bile korkunuzu titreşimden tanırsınız. Bir şey ''batıyormuş'' gibi bir histir - ''ay'' ya da ''ah'' dedirtir gibidir. Ağırdır, zorluk, yoğunluk, gerilim yaratır, berbattır, kalp atışlarını hızlandırır, gerilime ya da zihin bulanıklığına neden olur; sizinle tutarsızdır.
Sevgi, hafiflik, kolaylık, neşe, zafer, özgürlük, şenlik hissettirir, eğlencelidir. Korku sevginin zıttı değil, sevginin yokluğudur. Öfke, alınganlık, kıskançlık, nefret, saldırganlık, şiddet ve bağışlamamak korkunun birçok maskesinden, kılık değiştirmiş halinden birkaçıdır. Farkındalığınızla uyumlanacak ve korkunuzu fark edecek kapasiteye sahip olduğunuzda akıcılaşır, sevgiye hareket etmeyi seçerek içsel huzurunuzun ve mutluluğunuzun akışını koruyacak gücü kazanırsınız. Korkuya bağlı kalarak reaksiyonlar döngüsünü sürdürmek yerine sevgi dolu bir seçim yaparak bilinçaltı tarafından yapılandırılmış otonom(kontrolünüz dışında kalan) kalıplarınıza dair şartlı tepkileriniz üzerinde kontrol kazanırsınız. Bu tepkiler sizi soyup soğana çevirerek varoluşunuza dair gerçeğinizi deneyimlemekten yoksun bırakırlar. Gerçeğinizi yaşadığınızda, farkında ve bilinçli bir şekilde yaşar ve beyninizde sizin için yeni olasılıklar yaratacak olan yeni sinir yolları oluşturursunuz. Bu yeni davranışlar beyninizde yeni kalıplar oluşturdukça, kendinizi ve gerçekliğinizi dönüştürürsünüz. Önceden sizi sınayan tetikleyicileri oluşturan aynı ilişkilerle ve olaylarla karşı karşıya kaldığınızda, yeni farkındalığınız sayesinde sevgi ve olasılıkları seçerek böylece hayatın yeni bir anlam kazandığını anlarsınız. Mutlulukta, sükunette ve huzurda kalma konusunda genişleyen kapasiteniz, sevgiyi gittikçe daha fazla seçmekte olduğunuzu, farkındalığınızı yeniden canlandırdığınızı ve yolculuğu sürdürürken yeni gerçekliğe açılarak onu meydana getirmekte olduğunuzu gösterir.
Düşünmek yerine tepki veren bir insanlık haline geldik. Sivil cephede ailelerimiz, işlerimiz ve dünyalarımızda genellikle kriz yönetimi ve zaman baskısıyla yönetilme eğilimindeyiz. İşin aslı, kendimizi üretken hissetme konusunda şartlanmış olduğumuzdan dolayı - amacımıza dair tüm mananın ve refahın beslendiği kaynak olan - yaratıcı zihnimizle gerçekten bağlantı kuramamamızın acı çekmemize mal oluyor oluşudur. Böylece biz kendimizi doyumlu ve mutlu hissetmek için yapmamız gerektiğini varsaydıklarımızı yaparken hayat rutinleşiyor. Yine de, içeride derinlerde bir yerlerde eksik bir şeyler olduğunu bir şekilde biliyoruz. Aslında kim olduğumuza dair gerçek, içinizde el değmemiş bir şekilde durmakta. Bu bilgelik bütün potansiyelinizi tümüyle hayatınıza dair gerçekliğe doğru bırakacak güce sahip. Güncel hayatta ''davranışlarınızın'' tamamı sizi yaradılışınıza dair gerçek ''olmaktan'' koparıyor. ''Çok görevlilik'' , medya ve kültürümüzün geneli tarafından teşvik edilen bir şey. Bir güç nişanı olarak yıpranmamıza neden olan ve bizi bölen bu davranışlar aslında ailelerimizi ve bizi gerçek gücümüzü,özümüzü ve gerçeğimizi yaşamaktan alıkoyuyor.
Özel hayatımızda, kaçımız aşık olduğumuzda incinme korkusu ve güvensizlik sancıları çekiyoruz? Birçoğumuz sarhoşlukla kendimizden geçerek romantizm müşterisi oluruz ancak elde ettiğimiz şey uzun süre önce yaşamış olduğumuzu düşündüğümüz geçmişimizi tetikleyicilerinin ve olumsuzluklarının acı verici enerjilerini diriltmek olur.Günün sonunda ise çoğumuz gerçek sonsuz aşkın ne olduğunu ya da erişilir bir şey olup olmadığını merak ederiz.
Hayat ve sevgi rutinleşmek için tasarlanmamışlardır. Hayat sevgidir ve onu yaşayarak mutlu olmanız, ona katkıda bulunmanız, yaratmanız, özünüzü ve en doğru doğanızı deneyimleme kapasitenizi geliştirmeniz ve varoluşunuza dair gerçeğinizi yaşamanız için tasarlanmıştır.

GERÇEK
Yazan: Carla Lee Johnston        

''İnsanoğlu Evren dediğimiz bütünün uzay ve zamanla sınırlı bir parçasıdır.İnsan - bilincinden kaynaklanan bir tür optik illüzyon yaşadığından - duygu ve düşünceleri ile kendini Evren'in geri kalanından ayrı bir şey olarak deneyimler.''
Albert Einstein

''Delilik, aynı şeyi tekrar tekrar yapıp farklı sonuçlar beklemektir.''
Albert Einstein

SEVGİ ve IŞIK'la kalın...
Persephone
devamını oku →

13 Temmuz 2014 Pazar

...

,
Göz pınarlarında biriken yaşlar,
Akmak için bir yol ararken,
Direnirsin...
Her şeye rağmen...
Özlemin sıra dağlar gibi olmuşken,
Kavuşmak hayallerden ibaret,
Öpüp, kokladığın tek yer,
Rüyalarındır ancak...
Hiç ayrılamam dediklerin,
Çok uzağındadır artık,
Hatrında tek kalan,
Alnına koyduğun son veda busesidir...


Hayat çok kısa be arkadaş!:(
Tadını çıkar!Yaşa doyasıya...

SEVGİ ve IŞIK'la kalın...
Persephone

devamını oku →

12 Temmuz 2014 Cumartesi

MUTLULUK MU?

,


fotoğraf:Persephone

Son günlerde, salgın hastalık gibi hızla yayılırken mutsuzluk, kimin umurunda ki MUTLULUK!!! Sağına bakıyorsun mutsuz insanlar, soluna bakıyorsun orada da mutsuz insanlar...
Eeee peki nedir bunun sebebi? İnsanoğlunun doğası gereği bitmek bilmeyen doyumsuzluğu mu? İlerleyen teknoloji ile insanoğlunun kaçınılmaz değişimi ve bunun doğrultusunda beklentilerin artması mı? Yoksa kurulan hayallerin gerçekleşmemesi sonucu yarattığı deprem etkisi mi!
Doğrusu mutsuz olmayı seçmek işimize geliyor!!! Neden dediğinizi duyar gibiyim... Neden olacak o kadar her şeyin kolayına alıştık ki mutsuz olmak da en kolay yol... Şimdi kim uğraşacak MUTLU olmakla...
MUTLU olmak uğraş gerektirir, çaba gerektirir, özveri gerektirir... Oysa ki mutlu olmak, hepimiz için bir zorunluluktur. (hadi canım sende demeden önce,bir düşünün!)
İnsanoğlu; mutluyken diğer insanlara daha hassas, daha ince, daha kibar, daha duyarlı, daha nazik bir tutum sergiler (ve sayabileceğimiz bir sürü dahalar). Bu nedenledir hayatımıza giren herkese karşı mutlu  olma zorunluluğumuz...
Hayat trajedi dolu. Genellikle hak etmediğimiz ,katlanmak zorunda olduğumuz bir sürü sıkıntılar yaşarız. Hepimiz arkamızda tamamlanmamış işler, duygusal bağlar bırakırız. Şöyle bir baktığımızda; kendimiz dışında, herkesin mutlu olduğunu düşünürüz.
En azından bir süreliğine odağımızı değiştirsek. Eksik olanları görmek yerine, elimizde olan ve sahip olduğumuz güzellikleri görüp, onlara odaklanmayı becerebilsek. Bizi daha da mutlu edecek bir şeyler karşımıza çıkana kadar, mutsuz olmak yerine mutlu olmayı seçsek... Çok mu zor acaba!!!
Mutlu olabilmek için çok şey ver aslında, sadece bakmıyoruz, görüyoruz etrafımızı. Her gün yeni bir güne uyanıyoruz ve yeni bir başlangıç yapıyoruz. Tıpkı yeniden doğmak gibi. Mevsimler değişiyor. Çiçekler bir yandan solarken bir yandan açıyor. Ağaçların yaprakları sararıyor ve mevsime göre yeşeriyor. Her gün yeni hayatlar can buluyor... Odağın mutlu olmak olsun...
Mutsuz olmak içinde belki çok nedenimiz var yalnızca neye nasıl baktığımız önemli... Dünya olumsuz yönde değişiyor, açlıktan ölen insanlar, hayvanlar var. Memleketin hali ortada üzülmek ve mutsuzlaşmak için çok neden var.Yaşam şartları ağır, para; yapmak istediklerimiz için yetmiyor, belki de kredi borçlarımız var zar zor ucu ucuna yaşıyoruz, çok çalışıp tatil bile yapamıyoruz... Peki bunların hepsi mutsuz olmak için bir neden mi? Hayatta bazı şeyler bizim kontrolümüzde değil ne yazık ki... Kendi kontrolümüzün dışında olan şeyler için mutsuz olmak saçma... Bu saydıklarımın ya da saymadıklarımın arasında üzüldüğün ve mutsuz olduğun her ne varsa değiştirmek için ne yapıyorsun? Zaten bunlar için bir şey yapıyorsan mutsuz olman zor... Kontrolün dışında olan şeyler için asla mutsuzlaşma!!!
Sadece bizim gerçekleştirebileceğimiz beklentilere sahip olmamız önemli... Başkalarını beklentilerimize dahil ettiğimizde mutluluk düzeyimiz düşüyor. Niye mi !!! Kime ne ki senin beklentilerinden... Hiç kimse senin beklentilerine cevap vermek için yaşamıyor ve yaşamayacak da!!!İşte ondan!!! Bu durumda hayallerimizi de belli sınırlar içinde tutmak faydalı olacak... Hayatımızda ki en büyük yıkımlar, mutsuzluklar hayallerimizin gerçekleşmemesinden kaynaklanır... Mesela erkeklerin orta yaş krizinin en büyük sebebi de hayallerdir. Bir düşünün şimdi: Adam yirmili yaşlarında, tonlarca hayal kurmuş (kariyer,eş,çoluk çocuk,pembe panjurlu ev v.s. v.s. ). Şimdi gelmiş kırklı yaşların ortalarına ve hayal etmiş olduklarının milyonlarca yıl gerisinde ve işteee bunalım başladı demektir... Aslında işin ilginç kısmı; kadınların orta yaş krizine daha nadir girmeleridir. Sanırım kadınların hayat boyu süren bunalımları bu noktada fayda sağlıyor (şaka şaka). Çünkü biz kadınlar, her daim gerçeklerle iç içe yaşadığımız için, erkeklerin yalnızca orta yaşlarda karşılaştıkları bu duygulara yenik düşmeleri kaçınılmaz görünüyor... (kızmadan önce araştır:)doğru söylüyorum.. )


fotoğraf:Persephone

Uzun lafın kısası bizler şükretmeyi unuttuk...
İşi gücü bıraktık, bize göre; mutlu olduğunu düşündüğümüz insanların hayatlarına özenmeye, onları kıskanmaya... Hele ki sosyal medyanın bu kadar yoğun kullanımıyla herkes birbirinin hayatına gıptayla bakmaya başladı. Çünkü; insanlar kendilerini mutsuz, kendi dışında ki herkesi mutlu görüyor. Oysa bu; çok ciddi bir yanılsama... Kim koyar ki ağlayan, acı çeken fotoğraflarını sosyal medyaya... Yanılgıya düşme! Sosyal medya, tamamen bir illüzyondan ibaret...
Koyulduk yıkılan hayallerimizin peşinden veryansın etmeye bakmadan elimizdekilerin kıymetine...
Demedik kendimize: ''Hayat mutsuz olmak için çok kısa...'' Belki bundan sonra deriz!!!
Bıraksak artık şu kolay yolu, mutlu olmak için bir çok nedenimiz varken, aldığımız her sağlıklı nefes bizim için bir mutluluk sebebiyken...



Ayağınızın yerden kesildiği, mutlu bir ömür sürmeniz dileğiyle...



SEVGİ ve IŞIK'la kalın...
Persephone






devamını oku →

11 Temmuz 2014 Cuma

BAZI DANSLAR BAZI YAŞLARI BEKLER

,
Eskiden ağzının üzerine siyah bir martı konmuş gibi duran bıyıkları olan, sonra herkesi endişelendiren maceralarını yaşamak için, martıları kesip çok uzaklara giden bir adam bir gece böyle demişti. Ardından da eklemişti:
"Ayaklarıma bakma; tuzağa düşersin. Göğsümü izle!
Göğsüm kuracağım tuzağı ele verecektir. Tangoda ayaklar bir ayrıntıdır! Bu, tuzakların dansıdır." 
Sonra bir gece bütün kadınlarla dans edip, her birini tuzaklara düşürüp... Bununla yetinmeyip Tom Waits çalarken bir adamla gitgide daha çok erkekleşerek, sanki sonu ölümle bitecekmiş gibi tango yapıp... Martıları alıp sonra, yine çok uzaklara gitmişti.
Tekinsiz danslar
Zaman geçti. Birbirlerini ayaklarına bakarak, etamin işler gibi tango yapanları gördüm. Tuzak kurmayı beceremeyen adamlar, kurulamayan tuzaklarla cebelleşen kadınlar gördüm. Evli çiftlerin ehlileştirilmiş tango dersleri için birbirlerini hırpaladığını, çoktan ele geçirilmiş, teslim olmuş kadınların, kurulmaktan çoktan vazgeçilmiş tuzaklara düşmemeye çalışıyormuş gibi yaptığını gördüm. Bu "pis" dansı, "temizlemeye" çalıştıklarını seyrettim. Bütün bu ehlileştirme çabalarına rağmen her tango dersinin tekinsiz hikayelerle son bulduğunu duydum hep. Tangonun "bir -ki üç" diye öğrenilse, "temizlense" bile tekinsiz bir şey olduğunu...
Tuzakların insanları
Oysa bazı danslar, bazı yaşları bekler. Birine, hiç yüzüne bakmadan bir şey diyebilmek için biraz ihtiyarlamalıdır insan. Tuzaklar oyununu sürdürme sabrı için biraz yaş almalıdır. Ayaklar, birbirine dolanmadan bir sabır oyununu devam ettirmek için kimi yollardan geçmiş olmalıdır. Bu kadar efendice kederlenmek, bir keder dansı yapmak için çalçene acılardan geçilmiş olmalıdır. Bir şeyi çok isteyip de yapmamayı bilmek gerekir tangonun "olması" için. Tango istemek ve istediğini belli etmemek dansıdır biraz.
İstemek ve istediğine yaklaşmamakla ilgili.
Denizcilerin Arjantin meyhanelerinde "kötü" kadınlarla beraber yarattıkları bu dansın asıl hikayesi, gidecek olanı istemektir. Tango kalıcı olanların değil, hep gidecek olanların dansıdır. Ele geçirilemeyenler arasında sessiz bir kavga... Beraber bir tuzağın koynuna düşmeyi çok isteyen ve bunu ilk kimin söyleyeceğini yoklayan bir kadınla bir adamın dansı... Çok korkan belli etmeyen iki kişinin birbirine meydan okuyucu...
"Sevdim de vermediler" ağlaşması değil, "Ben seni hiç sevmedim" yalanı. Kim önce dökülecek, kim önce teslim olacak sınanması... Astor Piazzola çalıyor... Aklıma, giden denizcilerin tuzaklarına fena düşmüş, ama hiç düşmemiş gibi yapmış, iki memesinin arasından kan sızarken dönüp giden adama bir kere bile bakmamış kadınlar geliyor. 
Zor. 
Tango yapmak için biraz daha büyümek gerekiyor.
Yazan:ECE TEMELKURAN
Milliyet Gazetesi
27.12.2002


SEVGİ ve IŞIK'la kalın...
Persephone
devamını oku →

10 Temmuz 2014 Perşembe

TANGO GÜNLÜĞÜ

,
Bazı geceler insanı ihtiyarlatır. Buenos Aires’teki geceler de bu garip yazar için "Latin Amerika Eğlencesi" değil, hayatında en hızlı ihtiyarladığı gecelerdir. Okuyacağınız hiç ama hiç süslenmemiş Buenos Aires tango geceleridir. Bu, ölümü ilk kez gören birinin hikayesidir...
Etin dili
Ermeni Tango Cemiyeti, bir şaka gibi Buenos Aires’in en ünlü tango salonu. Bir saatlik bedava tango dersini alan turistler gece saat bire doğru ister istemez salondan çekiliyor. Çünkü, yüzleri, onların neşeli yüzlerine hiç benzemeyen Buenos Aires kadınları ve erkekleri gelmeye başlıyor dans pistine. Sabah beşe kadar dans edecek çiftler birbirlerini hiç konuşmadan, sadece süzerek seçiyor.
Dans boyunca da bir tek kelime etmiyor adamlar ve kadınlar. Çünkü etleri fazla fazla konuşacak birazdan birbirleriyle. Bu, başka türlü bir konuşma. Ne işlerinden, ne kim olduklarından, ne planlarından, ne de beklentilerinden bahsediyorlar birbirlerine. Ama dans bittiğinde bütün kadınlar ve erkekler, tanımış oluyor birbirini, konuştukları onca insanın onları hiç tanımadığı, tanıyamayacağı gibi...
Bazen yüzleri buruşuyor kadınların. Çünkü adam, dansı tam beklenmedik bir yerinde durduruyor, kadının da adımı donuyor. Kadın erkeğin bir sonraki hareketini bekliyor. Kadın, erkek adım atmadan atmıyor, erkeğin yaptığından bir fazla hareket yapmıyor.
Kim bilir belki de erkekleri, kendilerinden bir adım fazla atan kadınlar korkutuyor. Tango bunu biliyor. Kim bilir, belki de Buenos Aires’te kadınlar, erkekleri bizim anladığımızdan çok daha iyi anlıyor. Korkutup kaçırmamak için onları, erkekler durduğu zaman, onlar da duruyor. İlk adımı erkekten bekleme sabrını öğreten bir dans bu. Bütün hayatı mükemmelen becersen bile bu sabrı göstermek zorunda olduğunu öğreten bir bilgi tango. Becerebilirsen tabii...
Ağrının kuşakları
Şehirde ancak çok az gerçek tango bilgisine sahip insanın bildiği Despachos Bebidas meyhanesinde oturuyorum. Dans salonu değil burası, sadece tango dinleniyor. İhtiyar tangocu Osvaldo ve gitaristi saat sabaha karşı ikide geliyor. Önce bütün konukların ellerini sıkıyor, şarkıları söylemeye öyle başlıyor.
"Şimdi sen bilmiyorsun" diyor şarkı. Ellerini iki yana açıyor. Yüzü acıdan buruşuyor. Gözlerini kapatıyor sonra, ağzında gülümseme kırılıyor. Galiba "Seni ben ellerin olsun diye mi sevdim" diyor ya da "Bu akşam bütün meyhanelerini dolaştım Buenos Aires’in"... Öyle yani...
"Senin evin benim evim" diyor, başka bir şarkı. Yani "Kapıldım gidiyorum bahtımın rüzgarına" veya "Titrerim mücrim gibi istikbalime"... Öyle. Tam karşısında oturuyorum Osvaldo’nun, bazen gözü takılıyor bana. En berbatı benim çünkü meyhanenin, işlerim hep ters gidiyor.
Şarkılar bitince gelip "Çok iyi dinliyorsun. Dinlemenle bana şarkı söyletiyorsun" diyor. "Ben İspanyolca bilmiyorum" diyorum. Eliyle "Boşver" yapıyor. Öyle bozuk bozuk gülümsüyoruz.
Sarışın, şişman bir orospu, sigaradan duyulmayacak kadar kısılmış sesiyle, memelerinin arasından akan teri silerek içinde "yıllar", "kalbim" ve "Corrientes Bulvarı’nda bir gece..." sözleri geçen acıklı bir tangoya başlıyor. Anlıyorum ve yağmur bu yüzden başlıyor. Despachos Bebidas’ta herkes ihtiyarlıyor. İhtiyarlıyoruz... Osvaldo için bir keseye para toplanıyor.
Bar Sur
Bar Sur’un karanlık, küçük salonunda Andres yaşlı Japon turistlerle dans etmek zorunda. Onlar tango bilmediği için valse başlıyor. Japon turistler büyük bir olasılıkla tango yaptıklarını sanıyor. Elbette fotoğraflar çekiliyor. Andres sıkılıyor. Sabah saat beş, program ve Japonlarla dans mecburiyeti bitiyor. Smokinini çıkarıp barın arkasında duruyor. Elbette hiç konuşulmuyor. Dansa kaldırıyor. Gözümü kapıyorum, akılıyor. Adam tangoyu ve tutmayı biliyorsa tango yapılabiliyor ancak.
Belki de zaten ne ilişki mümkün aslında ne tango, eşini bulmadıktan sonra... Her ikisi de ancak eşini bulduğunda. Ondan önce ne aşk var ne tango.
Andres "Güzel dans ediyorsun" diyor. "Ne İspanyolca biliyorum" diyorum, "ne de tango!" Öyle yine sessiz gülümsüyoruz. Yerleri süpüren adam kızıyor artık, "Gidin" diyor, "Yeter". O kadar anlıyorum artık İspanyolca...
Ölümden sonra tango
Kulüp Gricel’de sadece yaşlı insanlar var. Sadece çok ama çok iyi klasik tango yapanlar. Herkes dans edemiyor burada, sadece "eskiler"... Ben sadece izleyebilirim, o kadar. Gerisi ayıp çünkü... Maria ile Juan, evliliklerinin 50’nci yılını kutlamak için çok ağır bir tango yapıyorlar. Ben başıma gelecekleri bilmiyorum. O yüzden tangonun "unutmamanın dansı" olduğunu düşünüyorum. Uzun evlilikler yüzünden birbirinden bıkmış olması gereken bütün bu insanların nasıl bu kadar tutkulu dans ettiklerini anlamadığımı düşünüyorum. Acaba her tango gecesinde diyorum, yenileniyor mu et?
Sonra işte, Juan pistin ortasında yere yığılıyor. Küçük bir çığlık çıkıyor Maria’nın ihtiyar gırtlağından. Müzik duruyor. Juan nefes alamıyor. Dans duruyor. Herkes yerine oturuyor. Ambulans geliyor. Doktor, çoktan ölen adama ümitsizleştikçe gayretkeş hale gelen bir kalp masajı yapıyor. Juan için değil, Kulüp Gricel’in müşterileri için yapılıyor masaj, izleyenler için... Nihayet, doktorlar ayağa kalkıp, başlarını ümitsizce iki yana salladıklarında hikaye bitiveriyor. İnsan ne kadar kolay ölüyormuş meğer. Ölümü ilk kez burada, Kulüp Gricel’in kırmızı neonları altında görüyorum. Juan’ın üzerine kirli sarı masa örtülerinden birini örtüyorlar. Paramparçayız hepimiz. Kulüp Gricel kapanıyor, Despachos Bebidas’a gidiyoruz yine. Yüzümde mi yazıyor ölüm? Osvaldo bu gece bütün şarkıları bana söylüyor. Yağmur yağmak bilmiyor... 
Yazan:ECE TEMELKURAN
Milliyet Gazetesi
16.02.2003

SEVGİ ve IŞIK'la kalın...
Persephone
devamını oku →

DİKKAT DUYGULARIN ORTAYA ÇIKABİLİR

,
Sevgili blogger arkadaşım BEYAZ GEMİ beni mimlemiş...Çok teşekkürler canım  BEYAZ GEMİ...:)
Zorlu sorular var açıkçası,umarım üstesinden gelirim...:)

1.En çok kırıldığın / incindiğin kelime? 
-Öyle özel bir kelime yok...Beni daha çok duygusuzca sergilenen davranış şekilleri kırar ve incitir.
2.Herkesin kullandığı bir kelime olur.Ama senin için bir insan olur.O özel insan o kelimeyi kullanınca alınırsın?Ne düşünüyorsun?
-Benim için özel olan insanların  kelimelerine alınmam,alınırsam da söylerim.Tutamam içimde.:)Açık ve net olmasını ister ve beklerim karşımda ki insanlardan.Bunu isteyip de başka şekilde davranmak bana göre değil.Karşımda ki insanlardan ne bekliyorsam o şekilde davranırım...
3.Seni en çok duygulandıran şarkı?
-Eric Clapton-Tears in Heaven
Özel bir nedeni var;1991 yılında annesinin 53.kattaki dairesinin camından düşen 4 yaşındaki oğluna yazdığı şarkı...Her dinlediğimde yüreğimden bir şeyler kopup gidiyor(  
4.Daha önce seni bırakan biri geldi.Senden bir şans istedi sen de o şansı verdin.Ama buna rağmen yine bırakıp gitti.Şimdi yine pişman ne yaparsın?
-Bunca yıllık yaşamımda öğrendiğim en önemli şey;hiçbir zaman ''asla'' deme...:))Bilmiyorum...:)))Şartlara,koşullara ve duygulara göre değişebilir.O anda yüreğimin ve mantığımın ne söylediği benim için önemli...Mantığıma göre bir şey olmuyorsa olmuyordur...Bir kere denersin olmuyorsa ikincisi ve üçüncüsü yoktur..:)Ama duygular kördür;)Bazen mantığın önüne geçtiği durumlar olabilir ve objektif bakılamayabilir...
5.Nefret mi aşk mı?
-Bu bana sorulabilecek en çelişkili soru:)))Nefret etmeyi beceremem ki ben:))Ama aşk da diyemem:))Mecburen aşk demek zorundayım içinde sevgi barındırdığı için...Bunu da yalnızca tüm güzelliklere duyulan aşk olarak değerlendiriyorum...;)
6.Birinin kalbini kırdığında nasıl gönlünü alırsın?
-Kalbini kırdığım kişiye göre değişkenlik gösterir.Karakterine bakarım,kişiliğini değerlendiririm...Hangi dilden anlıyorsa,özrümü o dilde anlatır ve gönlünü alırım...Bilmem çok fazla kalp kırdığımı düşünmüyorum ki sivri dilli olmama rağmen:)))Kırdıysam da istemeden olmuştur,affola;)
7.Nasıl ağlarsın,bağırarak mı içine atarak mı?
-Çok kolay ağlarım ben:)))Direkt içime atarak ağlarım..Kimse bilmez...Kimse  duymaz..:)Arada avazım çıktığı kadar bağırarak ağladığım olsa da nadirdir..:)
8.En korktuğun şey?
-Sevdiğim insanları kaybetmek...Dostluğunu,arkadaşlığını...Sevdiklerimin vefatını...Zor kaldırıyor yüreğim bunları...
9.Ruhun sıkıldığında ne yapmayı seversin?Kendini nasıl sakinleştirirsin?
-Ruhumu sakinleştiren tek şey kitaplarım:)Onlara sarılırım hiç düşünmeden bir de müzik;)
10.Bazen kızılmasından hoşlanırsın.Peki en çok ne için kızılmasından hoşlanırsın?
-Sevdiğim insnanları kızdırmayı çok severim:))Kızdırıyorsam birilerini mutlaka çok sevdiğimdendir...Özel bir şey yok ama:)))
11.Şiir/Müzik/Öykü/Deneme?
Müzik/Şiir/Öykü/Deneme
12.En son ne için ağladın?
-Gerçekten hatırlamıyorum..Hatırlasam da söyler miydim..Bilmem...Söylerdim herhalde..:)
13.Birinde hemen etkilendiğin özellik?
-Birinden hemen etkilendiğim pek bir özellik yok...Benim için öyle bir olasılık da yok..:)))Söylemesi ayıptır uyuzum biraz:))Dialog kurmadığım,tanımadığım insanlardan etkilenmem...Büyük konuştum galiba ama öyle napiim:)))
14.Dayanamadığın şey?
Çok şey var:)))İletişim yoksunluğu,ben oldum mükemmelim tavırları,kendini bilmezlik vs. vs. Bu kadarı yeter daha fazla sıralamayayım:))
15.En sevdiğin duygu?
-Sevgi
Çok teşekkürler BEYAZ GEMİ:)


Benim MİM'lediklerime geldi sıra;)
NARKOZ
butterflyinizz
kedilievintarzi
aner
alis

SEVGİ ve IŞIK'la kalın...
Persephone
devamını oku →

5 Kelime 5 Cevap

,
Sevgili blogger arkadaşım Narkoz sağolsun beni MİMlemiş:)))Beş kelime ve beş cevap istiyor kendisi benden;)Hımmmm pek zor beş kelime:))İnsanın uzuuun uzuuuun yazası geliyor amma velakin uzatmamaya çalışacağım:Pp Narkoz kimi zaman yazılarımı uzun buluyor ne de olsa onun MİMi...Kısa kesmek lazım gelir:Pp
Buyurun efenim benim cevaplarım;)

AŞK
Aşka her ne kadar inanmıyor gözüksem de aslında aşka inanıyorum.Ancak aşkın bu yüzyılda var olduğuna inanmıyorum yalnızca;)Aşk bana göre;çılgınlık halidir.Aşk dediğin şey insanı çıldırtır ve çıldırtmalıdır da.:)Bilim adamları aşka üç yıl ömür biçmişler,bu kadar kısa zamanda da dolu dolu yaşanmalı aşk dediğin şey...Yaşadığın duygunun aşk olduğuna inanıyorsan git yaşa...Seni tutan şey ne!İncinmek mi?:)Bu kadar korkak olma!!! Aşkta yaşanması gereken her çılgınlık yaşanmalı...Aşk korkaklara göre değildir...Cesaret işidir aşk,büyük yürek ister.Aşk; temizdir,çıkarlar ve beklentiler söz konusu değildir...Acıdan çok mutluluk vermelidir,acı çekmekle aşk da olmaz,aşık da olunmaz...He ölümsüz aşksa derdiniz,evet bir tek kavuşamayan aşıkların aşkı ölümsüzdür...O da sanırım bu dönemlere ait bir durum değildir.;)
HAYAT
Bu dünyaya gelmek bizim seçimimiz değil belki de bizim seçimimiz bilemiyorum...Madem ki geldik bu dünyaya yaşamak istediklerimizi yaşama cesaretini göstermeliyiz...Deneyimlemek istediğimiz bir çok şeyi deneyimlemeliyiz...Hayat çok kısa ve hiçbir şey ertelenmeye değmez...Asla erteleme HAYATı:))
Hayat bizim kendi seçimlerimizdir...Kendi hayatımızı,kendimiz yazarız bu;bu kadar basit...Hayatı suçlayan insanlar bana hep anlamsız gelmiştir ve öyle de gelecek...Bana göre hayatı suçlamak yapılabilecek en korkakça şey;bunun tek nedeninin kendi sorumluluklarından kaçmak olduğunu düşünüyorum...Kendi hayatının sorumluluğunu alamayan insanlar,mutlaka suçlayacak bir şeyler bulur...Hayatının sorumluluğunu al ve cesur ol... 
UMUT
İnsanlarda umut tükenmez,tükenmemeli de...Umut ederken duracağın noktayı bilmek önemli yalnızca...Umut etmekle,olmayacak hayallere kapılmak arasında fark var...Genelde bunu karıştırıyoruz sanırım...'Olmayacak duaya amin denmez,'diye boşuna dememiş büyüklerimiz.:) 
Umutla ilgili en sevdiğim şarkı:)))


ACI
Acının da tadına bakılmalı bu hayatta:)Acıyı tatmayan,tatlının ne olduğunu bilemez di mi?:)Ama acılar uzatılmamalı dozunda kalmalı...Dediğim gibi hayat çok kısa ve uzun uzun acı çekmek yersiz...Bana göre acının en büyüğü yaşayan bir canlının kaybı...Daha büyük acı düşünemiyorum...Belki çok ciddi hastalıklar olabilir onun dışında...Gerisi tırı vırı...Sen acı çekmek istediğin sürece acı çekersin,acını sen istediğin kadar büyütürsün...
GÜLMEK  
Gülmeli insan bu hayatta...Ağlamaya,acı çekmeye gelmedik bu dünyaya...Ağlayacağız da acı da çekeceğiz ama daha çok gülerek geçmeli bu hayat...Gülümse ki hayatta sana gülümseyen yüzünü göstersin:)Güne küçük bir tebessümle başla...Ne var,ne kaybedersin?Komik mi görünürsün...Boş versene...Bırak deli sansınlar ne olur?Mutlu ol işte!Küçük bir gülümsemeyi kim hak etmez ki?


Yine uzattım galiba:Pp
Benim mimlediklerim;)
müptezel
eqzdemir
hazioz
SEVGİ ve IŞIK'la kalın...
Persephone   
devamını oku →

9 Temmuz 2014 Çarşamba

VE SAHNE....

,
Tangonun estetiği,ruhu,müziği hep etkilemiştir beni...Uzun yıllar Arjantin Tango yapmanın hayalini kurdum ve sonunda ilk adımımı yaklaşık iki yıl önce attım...Hayal kurmakla olmuyor,hayalleri gerçek kılmak için bir şeyler yapmak gerekiyor tabii;)Bunun farkındalığıyla harekete geçtim:)))
İlk ders almaya başladığım Özgür Sarı hocamla tangoyu daha çok sevdim...Şimdi Yalçın Uğur hocamla tango yolculuğuma devam ediyorum...
İki ay önce Yalçın hocamın sürpriziyle başladı ilk heyecanım...Bir sezon kapanışı yapacaktık İstanbul Tango olarak ve tüm sınıflar birer Tango şov hazırlayacaktı.Yalçın hocam koreografiyi hazırlamıştı bile:)))Evet iki ay sonra ekip olarak sahnede olacaktık.Heyecan inanılmazdı...İlk kez bugüne kadar ki emeklerimizi izleyici karşısında sergileyecektik,nasıl heyecanlanmayalım?:)
Çalışmaların startını verdik,süre kısıtlıydı ve bir koreografi çalışmasının ne kadar güç bir iş olduğunu çalışmalara başlayınca gördüm.Hani dışarıdan bakılınca her şey çok kolay gelir ya...:)Yok o iş öyle değil,işin içine girmeden ahkam kesmek yapılacak en büyük hata...Altı çiftin aynı anda aynı figürleri yaparak senkronizasyonu sağlayabilmesi ciddi bir çalışma,ekip ruhu,tam bir uyum gerektiriyor...Yalçın ve Burcu hocalarımın güçlü motivasyonları,ekibin güzel uyumu kolaylaştırdı çalışmaları...Çok eğlendik çalışırken,kimi zaman yorgunluktan isyan ettik:)))çünkü;Yalçın hocamın bitmez tükenmez bir enerjisi var,o enerjiye yetişmek na mümkün(maşallah diyelim lütfen) :)))Gece yarılarına kadar çalıştık,yorulduk,acıktık...:))Bazen çalışma sonrası kebapçıda aldık soluğu bazen bir pastahanenin havadar terasında yorgunluk çaylarımızı yudumlarken...Muhteşem dostluklar kuruldu,ekip çalışmasının güzelliğini,ekip uyumunun ne kadar önemli olduğunu tekrar hatırlattı bu çalışmalar bize...Hayatta hep alınacak dersler vardır...Huyum kurusun her yaşadığımdan ders çıkarmaya çalışırım...:)

Güzel ruhlu insanların muhteşem enerjileri birleşti... 

En sıkıntılı kısmı biz bayanların giyecekleri kıyafetlerdi tabii :)))Erkekler iki dakikada çözerken olayı biz bayanlar bir hafta koşturduk:)))Çok güzel ve keyifli bir koşuşturmaydı; anlatılmaz,yaşanır:)))Erkekler pek anlamlı bulmasalar da bayanlar anlayacaktır halimizi:)) 
Ve 6 temmuz günü geldi çattı...Saat 19:00'da Fulya Sanat'ta gerçekleşecek olan gösterimiz için 14:30'da oradaydık sahnede son provamızı yapabilmek için...Heyecan doruktaydı herkes de...Tatlı bir telaş,inanılmaz güzel bir ortam...Kocaman bir sahne,güzel bir organizasyon...Henüz koltuklar boş,biz öğrenciler ve hocalarımız var yalnızca koltuklarda.Herkes prova sırasının gelmesini bekliyor...Salon epeyce büyük ve koltukların dolduğunu hayal ettikçe heyecan da artıyor haliyle...
Ve işte prova sırası bizim...Ve sahnede ki ilk adımlarımız...1 2 3...1 2 3...1 2  3 5 6 7 8...4'ü unutmadım!Bizim çalışmalarda 4 rakamını kullanmıyoruz;)Prova tamam,her şey yolunda görünüyor...:)) 
En büyük sürpriz de sahneye çıkacak olan ilk ekip olmamız,heyecanı ikiye katlıyor:)))
Sahne arkasından arada salona göz atıyor,koltukların dolduğunu gördükçe heyecandan yerimizde duramıyoruz...Sahne arkasında tekrarlar yapıyor,birbirimizin heyecanını yatıştırmak için sürekli motive edici cümleleler sıralıyoruz.Ekip olarak yavaş yavaş yerlerimizi almaya başlıyoruz...

Ve sahne sırası bizim...
    








Günlerce,saatlerce emek veren,hiç sitem etmeden,yorulmak bilmeden bizlerin daha iyi olabilmesi için uğraşan değerli hocalarım Yalçın Uğur ve Burcu Altıparmak'a...

Muhteşem bir uyum içinde çalışmalarımızı yürüttüğümüz,büyük bir dayanışma örneği sergilediğimiz dünya tatlısı,güzel ruhlu ekip arkadaşlarıma...Bizlere böyle güzel bir deneyimi yaşattığı için İstanbul Tango'ya...Bizi yalnız bırakmayan,heyecanımızı paylaşan tüm tango severlere sonsuz teşekkürler...

Harikulade bir gün,inanılmaz bir heyecan,farklı bir tecrübe yaşadık her birimiz...İyi bir ekip olmayı başardık...Birbirimize inandık ve güvendik...Çok çalıştık...Yalçın hocamın dediği gibi;o gün hepimizin yaşlar,yirmi yaş aşağı indi:)))Ufak tefek hatalarımız affola...Ne de olsa ilk sahne deneyimimizdi...;)

SEVGİ ve IŞIK'la kalın...
Persephone

devamını oku →