28 Kasım 2012 Çarşamba

Kabalistik Astrolojinin Ana Önermesi

İlahi Anlaşma:Bir Durum Çalışması

Bir nobel ödülü sahibi, bir kayak kazasında elli sekiz yaşında ölür. Bilim dünyası yas tutar. Aslında, dünyanın büyük bir kısmı yas tutar. İnsanlığı kanserin tedavisine adım adım yaklaştıran buluşlar yapmış, tüm dünyada madalyalar ve ün kazanmış, alkış toplamış saygın bir bilim adamıdır. Aniden gitmiştir.
Işığın elçisi, yaşamın ötesindeki yerde onunla buluşur ve sorar: 'Evet arkadaşım, bundan sonra ne olmak istiyorsun?'
Parlak zekalı ruh birkaç dakika düşünür ve yanıt verir: 'Duygusal yönümle uğraşmak istiyorum. Bildiğiniz gibi ben gözetilen bir kişiydim; sevgi nedir öğrenmeden insanlar beni kimyasal formüller ile beslediler.
'Kılavuz dinler,başını sallar ve sorar:'Bunu nasıl düzeltebiliriz?'
Ruh duraksar,sonra sessizce ekler: 'Zihin ayartmalarından kaçınmak,entellektüel melekelerimi kapatmak istiyorum.'
Kılavuz kaygılanmış gibi gözükür. 'Bunun için spiritüel kredin var mı? Anımsa, bu seçimi yaptığını unutacaksın. Sonra kalkıp Tanrıyı kötülemeni istemiyorum.'
Ruh 'Lütfen, sessiz bir yıldız altında doğmama izin verin.' der.
Kılavuz başını sallar. 'Hmm, bundan pek emin değilim. Seninle birlikte imzasını atacak biri var mı?
Ödüllü ruh, geçmiş yaşamlarda onunla seyahat etmiş iki ruh çağırır. 'İşte, bu iki ruh arkadaşım aynı şekilde, aşırı kullanılmış ve aşırı değer verilmiş zeka sorunu yaşıyorlar. Kendilerine zarar verecek kadar zekiler ve duygusal gizliliklerini beslemek istiyorlar. Onlar benden önce doğmaya hazırlar ve ben onların oğlu olacağım.'
Kılavuz, bir önceki randevuda görmüş olduğu iki ruhu iyi tanımaktadır. Haritalarını inceler, bilim adamının oraya uygun olup olmadığı nı anlamak için çocuk evlerine bakar. Sonra da gülümser. 'Tamam. Sen fazladan bir 21. kromozoma sahip bir bedende doğacaksın; Down sendromu ile doğacaksın. IQ değerin, şimdi bitirdiğin yaşamdakinin üçte biri olacak ama sen duygusal bir deha olacaksın. Diğer insanların geçirdiklerini çok derinden hissedeceksin ama bunu entellektüel olarak iletecek yetiye sahip olmayacaksın. Kabul ediyor musun?
Üçü de kabul eder.
Yirmi dokuz yıl sonra genç ve başarılı bir çift Manhattan'da müthiş bir kat satın alır. Kadın bir yazılım şirketinin CEO'su, erkek hiç dava kaybetmemiş bir dava avukatıdır. Sözde arkadaşları dahil herkes onlara gıpta eder. Onlar kendi küçük evlerinin efendileridir. Bazı geceler geç vakit, seks için bir araya gelirler-yüksek performans içeren ama samimi bir yakınlıktan yoksun bir birleşme. Sonunda kadın hamile kalır. Ceninin gelişmesini kontrol ihtiyacını hissetmezler çünkü her ikisi de bir dahidir. Öz güvenleri muhakemelerini gölgeler. Bebeğe, Leonardo da Vinci'nin anısına Leonarda adını vermeyi kararlaştırırlar.
Leonardo'nun doğumu pürüzsüz olur... Ve çok geçmeden Leonardo 'da Trisomy 21 olduğunu keşfederler.
'Bu ne demek?' Baba sorar.
Anne sinir içinde bağırır: 'O gerizekâlı!' Hiç inanmadığı Tanrıya feryat eder: 'Bunu hak edecek ne yaptım? Ben ne için cezalandırılıyorum?'
Babanın kafası karışmıştır. Hukuk okulunda okuduğu hiçbir şey onu buna hazırlamamıştır. Birdenbire karısından nefret eder. Kadının ondan sakladığı bir genetik bozukluğu olduğunu düşünür. Daha sonra karısının kendisini aldattığından kuşkulanır çünkü bu çocuk kesinlikle kalitesiz bir gen havuzundan çıkmıştır. Ve ağlamaya başlar. Bu... bu... şeyi meslektaşlarına nasıl anlatacaktır?
Bebek başkalarından daha yavaş ve değişik büyür. Parktaki yabancılar bu çocukta bir şeyin değişik olduğunu görürler ama sormak için çok naziktirler. Gülümseyen çocuğa bakan herhangi birisi ancak, bu masum ve saf neşenin sessizce ilettiği, sözcüklerle ifade edilmeyen derin bir anlayışın, bilgeliğin farkına varır. Çocuk sevgi ve iyilikten başka bir şey bilmemektedir. Anne babsı onun hakkında ne düşünürse düşünsün o, onlara sadece sevgi gösterir. Onları başarıları veye konumları için sevmemektedir. Onların entellektüel parlaklığını veya profesyonel başarılarını değerlendirme durumunda değildir. IQ değeri altmış iki seviyesindedir ama spiritüel zekâ ölçecek bir test var mıdır?
Genç anne baba yavaş yavaş Leo'ya aşık olur ve ona değer vermeyi öğrenir. Anne yeni bir Web tasarımı için evden çalışmaya karar verir. Leo'nun bakımının gerektirdiği lojistik anneyi, bir zamanlar nefret ettiği ve sakındığı kendi annesi ile daha çokzaman geçirmeye yönlendirir. Bu çocuğa bakarken edinilen bakış açısı, yetişkin kız çocuk ile anne arasında bambaşka bir ilişki kurulmasına yol açar.Küçük Leonardo'nun güçlü büyüsü işte budur. Annesinin son derece akıllı terapistinin yüzlerce saatte yapamadığını, Leo bir gülümseme ile çözmlemiştir.
Baba da değişir. Manhttan'daki büyük şirket işini bırakır ve özel ihtiyaçları olan çocuklara destek veren kar amaçsız bir kuruluşun başına geçer. En güzeli, yumuşayan, sevgi dolu karısından keyif almaya başlar, çocuklarını uyuttuktan sonra ona saatlerce sarılır. Bu yeni yakınlıktan iki çocuk daha çıkar.İkinci oğullarına şefkat tanrıçası Kuan'ın, diğerine John'un (Vaftizci Yahya) adını koyarlar.
Bu öykü, Kabalistik astrolojinin ana önermesidir: Haritanızın yapımcısı sizsizniz. Hasta, müflis, varlıklı, mutlu veya sefil olmanızın nedeni kader değildir. Bu kararı siz verdiniz. İlk hava alışınız ile imzalanmış bir sayfalık haritanız, Tanrı ile yaptığınız ilahi anlaşmayı simgeler.
Kozmik gezginler yaşamlarında olan her şeyin, iyinin ve kötünün, güzelin ve çirkinin sorumluluğunu alırlar. Yaptığımız her şey hava da süzülsek de, aşık olsak da veya düşüp kayalara çarpsak da bizi, ilahi varlığa geri dönmemiz için daha iyi,daha güçlü, daha donanımlı yapmak için tasarlanmıştır.....

Gahl Eden Sasson-Kozmik Gezgin






Sevgi ve ışıkla kalın...
Persephone


21 Kasım 2012 Çarşamba

Kim Üzebilir Seni Senden Başka?

Gidene kal demeyeceksin

Gidene kal demek zavallılara,

Kalana git demek terbiyesizlere,

Dönmeyene dön demek acizlere,

Hak edene git demek asillere yakışır.

Kimseye hak etmediğinden fazla değer verme,

Yoksa değersiz olan hep SEN olursun.

Düşün;Kim üzebilir seni senden başka?

Kim doldurabilir içindeki boşluğu

Sen istemezsen...

Kim mutlu edebilir seni?

Sen hazır değilsen?

Kim yıkar,kim yıpratır.

Sen izin vermezsen...

Her şey sende başlar,sende biter,

Yeter ki yürekli ol,tükenme,tüketme...

Tükettirme içindeki yaşama sevgisini!

Ya çare SİZSİNİZ ya da çaresizsiniz...

Öyle bir hayat yaşadım ki cenneti de gördüm cehennemi de,

Öyle bir aşk yaşadım ki,tutkuyu da gördüm pes etmeyi de...

Bazıları seyrederken hayatı en önden,

Kendimi bir sahnede buldum;oynadım...

Öyle bir rol vermişlerdi ki okudum,okudum anlamadım.

Kendi kendime konuştum bazen evimde,

Hem kızdım hem güldüm halime.

Sonra dedim ki; SÖZ VER KENDİNE!!!

Denizleri seviyorsan dalgaları da seveceksin,

Sevilmek istiyorsan önce sevmeyi bileceksin,

Uçmayı biliyorsan düşmeyi de bileceksin,

Korkarak yaşıyorsan yalnızca hayatı seyredeceksin...

Öyle bir hayat yaşadım ki sonyolculukları erken tanıdım.

Öyle değerliymiş ki zaman,hep acele etmem bundanmış anladım....

F.Nietzsche




Çaresizseniz, çare SİZSİNİZ!!!
 
Sevgi ve ışıkla kalın…
 
Persephone
 
 

12 Ağustos 2012 Pazar

Büyüleyen Ada Tenedos

fotoğraf: Persephone

fotoğraf: Persephone

fotoğraf: Persephone

 fotoğraf: Persephone

fotoğraf: Persephone

İlk blog yazımı, aklımı başımdan alan Tenedos(Bozcaada) için yazmak istedim. Belki bir gün hayallerimi gerçekleştirmek için bana kucak açar Tenedos...  
Kısaca Tenedos(Bozcaada)'un tarihine gözatmakta fayda var sanırım; 
Antik çağda Leukophrys, Yunan Mitolojisinde Tenedos adıyla anılan Bozcaada, stratejik konumundan dolayı çağlar boyunca birçok kez istilaya uğramış ve el değiştirmiş.
Adanın tarihi M.Ö. 3000 yıllarına dayanıyor. Adanın bilinen ilk sakinleri Pelasg'lar. Daha sonra sırasıyla Fenikeliler, Atinalılar, Yunanlılar, Persler, Büyük İskender, Bizanslar, Cenevizler, Venedikler ve Osmanlılar adada hüküm sürmüş.
Fatih Sultan Mehmet’in İstanbul’u fethetmesinden sonra Bozcaada, Türkler için önem kazanmış ve 1455’te Osmanlı topraklarına katılmış. Bu tarihten itibaren Osmanlılar ve Venedikliler arasında Bozcaada için mücadeleler olmuş ve adanın hakimiyeti zaman zaman Venediklilere geçmiş.
Osmanlı yönetiminde geçen uzun bir dönemden sonra, Balkan Savaşları sırasında 1912’de Yunanistan tarafından işgal edilen ada, 1923 Lozan Anlaşmasıyla Gökçeada ile birlikte Türkiye Cumhuriyeti’ne bağlanmış.
Bozcaada'ya ayak bastığımda ilk durağım akvaryum koyu idi, görmeye değer bir koy. Mavinin bir çok tonunu içinde barındıran bir deniz, bir o kadar huzur verici manzara. Ayazma plajında denize girmeden de olmaz. O turkuaz renginin buz gibi serin sularının keyfine varmak gerekir...


fotoğraf: Persephone
Bir sonraki durak tabii ki Aya Paraskevi manastırı, bu manastıra uğramadan, dilek dilemeden bu adadan gidilmezdi.Aya Paraskevi efsanesi,yürek burkan güzel bir aşk hikayesi kaynaklı. Tabi bu devirde bu tür aşklara pek rastlamadığımız için, bu hikaye eminim yüreğinizin bir köşesine dokunacaktır. Sizleri bilmem ama beni çok etkiledi.Efsane şöyle: “Paraskivi genç ve güzel bir kızken Göztepe’de ki Ayyalus manastırından yakışıklı bir gence aşık olmuş. Babası durumu öğrenince kızını Ayazma da göz hapsine almış. Kız ve oğlan uzun süre aşklarını gizlemişler fakat bir türlü görüşememişler. Paraskivi aşk ateşinden ölünce bu büyük aşkın hürmetine başkalarının dileklerinin gerçekleşmesi için dua edecekleri bir dilek pınarı yapılmış.” Her sene Rumlar burada toplanıp dilekleri için dua edip ayinler yapmaktadırlar.


fotoğraf: Persephone

Ve Bozcaada da tamamen bir tesadüf eseri karşılaştığımız yakışıklı ve karizmatik ,ayrıca toprağım olan Makedonya Üsküp göçmeni (bu arada canım dedeme çok benziyordu kendisi) amcamıza göre de, burada her kim ne için dua ederse etsin mutlaka duası kabul olurmuş;)
fotoğraf: Persephone


Bozcaada'ya gidildiğinde mutlaka görülmesi gereken yerlerden biride Bozcaada Yerel Tarih Araştırma Merkezi. Burası M.Hakan Gürüney tarafından kurulmuş. Çok şanslıyım ki bu insanla tanışma şansı buldum ve kendi ağzından bu hikayenin nasıl başladığını dinledim... Ve kendisini inanılmaz derecede kıskandım. Gerçekten büyük emekler harcanararak düzenlenmiş bu müze görülmeye değer ve tüyler ürpertici.. .Ben çok etkilendim... Etkilenmemek mümkün değil, çünkü o dönemde yaşamış bir çok insanın, bir çok ailenin dramatik hayat hikayeleri gözünüzün önünden geçiyor. O kadar canlı yaşıyorsunuz ki, o yaşanan acıları hissetmemek mümkün değil. Buraya gittiğimizde ne bulacağız derseniz, kısaca şöyle anlatayım;
T.C.Bozcaada Kaymakamlığı tarafından tahsis edilen 130 yıllık binada, Bozcaada tarihi ile ilgili 45 ayrı konu başlığında 3000'den fazla fotoğraf, belge, harita, gravür, obje ve günlük yaşamdan köşelerle hazırlanmış geçmişten günümüze Bozcaada'yı anlatan bir sergi bulunmakta. Sergileme kategorik anlamda, farklı odalarda farklı dönemleri hikaye eder şekilde düzenlenmiş. Mutlaka geziniz,görünüz...


fotoğraf :Persephone

fotoğraf: Persephone

Mitolojik adıyla Tenedos((Bozcaada); küçük bir ada olmasına karşın, içinde büyük bir tarih barındıran aslında büyük bir ada... Baktığınızda bir avuç boz toprak parçası gibi görünebilir gözünüze. Ancak bir çok uygarlığa kucak açmış, bir çok aile bu adadan geçmişini bırakarak ayrılmak zorunda kalmış. Gözlerinizi yaşartacak bir çok hikayeye tanıklık etmiş...
Ada halkı çok candan ve onlarla sohbet ettiğinizde yürek burkan bir çok hikaye dinleyebilirsiniz... Mesela madam Sofi bu adayı yıllar önce terk etmek zorunda kalmış eski bir rum kadını, giderken de türk komşusuna çok güzel bir kurabiye tarifi bırakmış, damla sakızlı ve bademli kurabiye... Şimdi çınaraltı kahvenin tam karşısında madam Sofi'nin kurabiyeleri adı altında minik bir dükkan var, bu dükkanı madam Sofi'in komşusunun kızı işletmekte... Madam Sofi adayı terk etmeden önce, bu küçük dükkanın sahibinin annesine bırakmış kurabiye tariflerini....Bu kurabiyelerden tatmadan ve yanında limonata içmeden adadan ayrılmayınız...İnanılmaz güzeller...
Dünyanın ucundaki fener olarak bilinen ''Polente Feneri''ne yanınıza şarabınızı alıp rüzgar gülleri ve doyumsuz manzara eşliğinde şarabınızı yudumlamayı da unutmayın... 


fotoğraf: Persephone

Şu an gözümde tüten Tenedos(Bozcaada); eski rum mahallelerinin o şirin görkemi taş evler; merdiven girişleri, ahşap bir birinden renkli kapıları ve pencereleri, ilginç kapı tokmakları, kapı önlerindeki tahta masa ve sandalyeleri, sanki sizi orada akşamüstü sohbetine davet eder gibi. Bir de sohbetin yanında o mis gibi damla sakızlı türk kahvesi, değmez hiç bir şey keyfinize... Asırlık çınarın zamana ve geçmişte yaşanmış o acılara inat ayakta duruşu, o ihtişamı altındaki minik kahve...Küçük küçük kafeleri, balık restorantları, rum meyhaneleri, sıcak kanlı, güler yüzlü insanları...

Anlatılmaz,yaşanır Tenedos(Bozcaada)...



fotoğraf: Persephone

fotoğraf: Persephone

fotoğraf: Persephone


fotoğraf: Persephone

fotoğraf: Persephone

fotoğraf: Persephone



SEVGİ ve IŞIK'la kalın...
Persephone