şiir etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
şiir etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

1 Kasım 2020 Pazar

KİMSE

 



zamanı yıllarla tartanlar  
yanılırlar  
hiçbir şey tartılmaz başka bir şeyle  
hatta çoğu zaman kendiyle bile  
yaşanır, içini tohuma bırakır  
geçer gider  
geçmez sandıkların bile  

hiçbir geçen tartılmaz kalanla  
neyin kaldığını çoğu kez kendi de bilmezken insan  
kimse kimse kimse  
sahi kimse  
ya da hiç kimse  
söylediklerimden çok  
sustuklarım  
seçtiklerimden çok  
reddedilmek için  
ne kadar varsam  
o kadar kimseyim kendime  

güç kötü bir şey  
kaderken de  
kaldıramazken de  
güç kötü bir şey  
güçlüyken de  
güçsüzken de  
kaldığın yerden devam etmenin karanlığı  
benzemiyor hiçbir çaresizliğe  
kimin kaldığı yer var ki dünyada  
kaldım sandığın yer  
bizden geçendir çoğunlukla  
içimizi parçalaya çoğalta  
hâlâ gittiğim sona aceleci adımlarla  
bütün iş birinin dediği gibi,  
yavaşça acele etmek aslında  

ölene kadar yavaşla işte  
ölene kadar yavaşla  
ne başkalaştırırsan o kadarsın  
başkalarının imtihanlarından büyük gelecekler umma  

çaresizlik bile bizden bir başkası yapmaya yetmez  
bize biçilmiş döngüye katlanırız yalnızca  
bir bakıma hiçbir yerdeyiz  
bir bakıma yalnızca buradayız  
var oluşumuzun ağırlığı altında ezilirken yapayalnız  
ait olduğunu sandığın bütün grupların içinde yapayalnız  
reddin imkânları sayım kayıpları yoklama kaçakları  
sanma ki hayat bizi bekler başka kıyılarda  
oysa biz buradayız  
halsiz, kanıtsız  
yılların neyi tarttığını bile bilmeden  
kendi gücümüzün altında azala azala  

kollarımız kadar kulaç kalplerimiz kadar sahil  
hiçbir adanın almadığı yalnızlarız,  
tamamlanmamış haritasında  
define ve varlık  
geleceğin tarihe dağıttığı kayıplar  
bir gün birbirini bulmanın umuduyla  

gölgemizle barışmanın uzun yolculuğu: büyümek  
kendiyle tanışmayı erteler insan çoğu zaman  
hayat yanlışlarla kısalır  
başka biri olarak girdiğimiz bir kapıdan  
bir diğeri olarak çıkarız  
gündeliğe katlanmak için başkalarını kandırırken kendimizi yanıltırız  
içimizi denerken yüzeriz farklı yüzlerle kendi içimizde bile  
bu yüzden aşk yalnızca bir fikirdir  
bu sefer gerçekleştirdiğini sandığın bir fikir  
hep öyle oldu bende  
hep saklı kaldı içimdeki anahtar  
ve hep aynı kilitte kırıldı  

fikirler de zamanla değişir  
kırıldıkları yerde  
kırıldıkları yer her şeyi değiştirir  

zamanla bir şey söylemez artık kırılmak bile  
sonra başka bir başlangıcın kapısında  
aynı korkularla kalakalırız  
daha önce de söylemiştim:  
kimse yoktur kimsenin kimsesizliğine  
her şiirin gizi başka bir şiirle  
açıklar kendini  
demiştim ya, hep öyle oldu bende  
böyle katlandım kimsesizliğe  
o birini ararken bile biliyordum  
hiç kimse hiç kimse hiç kimse 


Murathan Mungan


SEVGİ ve IŞIK’la kalın...

Persephone

4 Ocak 2015 Pazar

Sevginin Işığı


Anamın gözyaşlarıyla yıkadığım geçmişim, 
Babamın alın teriyle kurduğum gençliğim,
Tırnaklarımla kazıyarak var ettiğim bugünüm,
Zaman zaman kelebekler uçurduğum, 
Zaman zaman kan kusturduğum yüreğim,
Koşarak, ağır aksak yürüdüğüm yollarım,
İnişlerim, çıkışlarım...
Büyüdükçe kirlendiğim, kirlendikçe arınacak bir yol aradığım,
Özledikçe özlediğim çocukluğum...
Yağmurla yıkadığım, gökkuşağıyla renklendirdiğim ruhum...
Bir ileri bir geri attığım adımlarım,
Yerimde saydığım günlerim...
Dünümde varolan, bugünüm de yokolan sevdiklerim, 
Sevemediklerim...
Her daim hayatımda varolanlarım, dünümde bugünümde, 
Yarınımda...
Biriktirdiğim anılarım, bozuk para gibi harcadığım mutluluklarım,
Geceleri üzerime yorgan yaptığım acılarım, yalnızlıklarım,
Ellerimle yoğurduğum yaşamım,
Yaratacaklarımla doğdum, yarattıklarımla büyüyor, 
Büyümeye devam ediyorum...
Ve zamanı geldiğinde de var ettiklerimi geride bırakıp, 
Göçüp gideceğim...
Yeryüzünde sonsuza dek kalan, yalnızca SEVGİnin ışığı olacak...





SEVGİ ve IŞIK'la kalın...
Persephone

ANLAR




Eğer, yeniden başlayabilseydim yaşamaya,
İkincisinde, daha çok hata yapardım,
Kusursuz olmaya çalışmaz, sırtüstü yatardım.
Neşeli olurdum, ilkinde olmadığı kadar,
Çok az şeyi ciddiyetle yapardım.
Temizlik sorun bile olmazdı asla.
Daha çok riske girerdim.
Seyahat ederdim daha fazla.
Daha çok güneş doğuşu izler,
Daha çok dağa tırmanır, daha çok nehirde yüzerdim.
Görmediğim bir çok yere giderdim.
Dondurma yerdim doyasıya ve daha az bezelye.
Gerçek sorunlarım olurdu hayali olanların yerine.
Yaşamın her anını gerçek ve verimli kılan insanlardanım ben.
Yeniden başlayabilseydim eğer, yalnız mutlu anlarım olurdu.
Farkında mısınız bilmem. Yaşam budur zaten.
Anlar sadece anlar. Siz de anı yaşayın.
Hiçbir yere yanında termometre, su, şemsiye ve paraşüt almadan,
Gitmeyen insanlardanım ben.
Yeniden başlayabilseydim eğer, hiçbir şey taşımazdım.
Eğer yeniden başlayabilseydim,
İlkbaharda pabuçlarımı fırlatır atardım.
Ve sonbahar bitene kadar yürürdüm çıplak ayaklarla.
Bilinmeyen yollar keşfeder, güneşin tadına varır,
Çocuklarla oynardım, bir şansım olsaydı eğer,
Ama işte 85'indeyim ve biliyorum...
ÖLÜYORUM...

Jorge Luis Borges


SEVGİ ve IŞIK'la kalın...
Persephone



26 Kasım 2014 Çarşamba

AŞK'A DAİR

''Aşk sizi çağırdığı zaman, onu izleyin,
Yolları zorlu ve dik olsa da,
Kanatları sizi sardığı zaman, ona teslim olun,
Tüyleri arasına gizlenmiş kılıç sizi yaralayack olsa da,
Ve aşk sizinle konuştuğu zaman, ona inanın,
Bahçeyi tarımar eden kuzey rüzgarı gibi darmadağın etse de düşlerinizi sesiyle.
Çünkü aşk hem taç olur başınıza hem çarmıha gerer sizi.  
Hem besler büyütür hem de budar sizi.
Yücelerinize tırmanıp okşar, sever güneşte titreyen en körpe dallarınızı,
İnip sonra aşağı, sarar toprağa tutunmuş köklerinizi,
Mısır demetleri gibi derer aşk sizi,
Harman yerinde dövüp çırılçıplak bırakır.
Kabuklarıızı elemek için kalburdan geçirir,
Apak edinceye kadar öğütür sizi,
Yumuşayana kadar yoğurur;
Ve sonra atar sizi kutsal ateşine, Tanrı'nın kutsal şölenine kutsal ekmek olasınız diye.
Aşk bütün bunları, yüreğinizin sırlarına ermeniz ve bu bilgiye 'Hayat'ı yüreğinin bir parçası olabilmeniz için yapacaktır.
Fakat eğer korkularınız içinde, sadece aşkın huzurunu ve hazzını aramaksa muradınız,
O zaman çıplaklığınızı örtüp aşkın döven yerinden çıkın daha iyi.
Girin güleceğiniz ama doyasıya gülmeyeceğiniz, ağlayacağınız ama bütün gözyaşlarınızı dökemeyeceğiniz o mevsimsiz dünyaya.
Kendinden başka bir şey vermez aşk ve kendinden başkasından almaz.
Ne sahip olur aşk ne de kendisine sahip olsun ister,
Çünkü aşk yeter.
Sevdiğiniz zaman 'Tanrı yüreğimde' değil, 'Ben Tanrı'nın yüreğindeyim' demelisiniz;
Ve aşka rota çizebileceğinizi sanmayın. Çünkü sizi layık bulursa eğer rotanızı aşk çizer.
Aşkın kendini tamama erdirmekten başka bir tutkusu yoktur.
Fakat aşıksanız ve tutkularınız olacaksa mutlaka, şunlar olsun tutkularınız;
Erimek ve akan bir dere olmak ezgisini geceye söyleyen,
Tanımak aşırı muhabbetin sızısını,
Yaralanmak kendi aşk idrakinizle; kan ağlamak isteyerek ve sevinçle,
Şafak vakti kanatlanmış bir yürekle uyanmak ve minnet duymak aşkla dolu yeni bir güne,
Öğleyin dinlenmek ve aşkın coşkusun düşünmek derin derin,
Akşamleyin eve şükranla dönmek,
Ve sonra da uyumak yüreğinizde sevgiliye bir dua ve dudaklarınızda bir şükran şarkısıyla...''

Halil Cibran



Sevgi ve ışıkla kalın...
Persephone

22 Kasım 2014 Cumartesi

Çocuklar Sizin Çocuklarınız Değil


Çocuklarınız sizin çocuklarınız değildir.
Onlar kendini özleyen hayatın oğulları ve kızlarıdır.
Onlar sizin vasıtanızla gelir, ama sizden gelmezler.
Ve sizinle birlikte olmalarına karşın, size ait değildirler.
Siz onlara sevginizi verebilirsiniz, düşüncelerinizi değil,
Çünkü onların kendi düşünceleri vardır.
Onların bedenlerini barındırabilirsiniz, ruhlarını değil,
Çünkü onların ruhları,rüyalarınızda bile ziyaret edemiyeceğiniz yarının sarayında yaşar.
Sizler onlar gibi olmaya çalışabilirsiniz, ama onları kendinize benzetmeye çalışmayın.
Sizler, çocuklarınızı canlı oklar olarak fırlatan yaylarsınız.
Oku atanın elinde seve seve eğiliniz.

Halil Cibran


Sevgi ve ışıkla kalın...
Persephone

11 Kasım 2014 Salı

HAYATI ISKALAMA LÜKSÜN YOK SENİN




Bir aşk için yapabileceğin her şeyi yaptığına inanıyorsan ve buna rağmen hala yalnızsan, için rahat olsun.
Giden zaten gitmeyi kafasına koymuştur ve yaptıkların onun dudağında hafif bir gülümseme yaratmaktan başka hiçbir işe yaramayacaktır.

Sen kendini paralarken o her zaman bahaneler bulmaya hazırdır.
Hani ağzınla kuş tutsan “Bu kuşun kanadı neden beyaz değil?” diye bir soruyla bile karşılaşabilirsin…

İki ucu keskin bıçaktır bu işin.

Yaptıklarınla değil yapmadıklarınla yargılanırsın her zaman.
Bu mahkemede hafifletici sebepler yoktur.
İyi halin cezanda indirim sağlamaz.

Sen, “Ama senin için şunu yaptım” derken o, “şunu yapmadın” diye cevap verecektir.
Ve ne söylesen karşılığında mutlaka başka bir iddiayla karşılaşacaksındır.

Üzülme, sen aşkı yaşanması gerektiği gibi yaşadın.
Özledin, içtin, ağladın, güldün, şarkılar söyledin, düşündün, şiirler yazdın. “Peki o ne yaptı” deme.
Herkes kendinden sorumludur aşkta.

Sen aşkını doya doya yaşarken o kendine engeller koyuyorsa bu onun sorunu.
Bir insan eksik yaşıyorsa, ve bu eksikliği bildiği halde tamamlamak için uğraşmıyorsa sen ne yapabilirsin ki onun için?
Hayatı ıskalama lüksün yok senin.
Onun varsa, bırak o lüksü sonuna kadar yaşasın.
Her zamanki gibi yaşayacaksın sen.

“Acılara tutunarak” yaşamayı öğreneli çok oldu.
Hem ne olmuş yani, yalnızlık o kadar da kötü bir şey değil.
Sen mutluluğu hiçbir zaman bir tek kişiye bağlamadın ki…

Epeydir eline almadığın kitaplar seni bekliyor.
Kitap okurken de mutlu oluyorsun Unuttun mu?
Kentin hiç görmediğin sokaklarında gezip yeni yaşamlara tanık olmak da keyif verecek sana.
Yine içeceksin rakını balığın yanında.

Üstelik dilediğin kadar sarhoş olma özgürlüğü de çabası…

Sen yüreğinin sesini dinleyenlerdensin ve biliyorsun aslolan yürektir.
Yürek sesi ne bilmeyenler, ya da bilip de duymayanlar acıtsa da içini unutma; yasadığın sürece o yürek var olacak seninle birlikte.

Sen yeter ki koru yüreğini ve yüreğinde taşıdığın sevda duygusunu.
Elbet bitecek güneşe hasret günler.
Ve o zaman kutuplarda yetişen cılız ve minik bitkiler değil, güneşin çiçekleri dolduracak yüreğini…


Nazım Hikmet 

SEVGİ ve IŞIK'la kalın...
Persephone

30 Eylül 2014 Salı

RÜZGAR



foto: Persephone Güncesi

Arzularım muayyen bir haddi aşınca
Ve kulaklar sözlerime sağırlaşınca
Bir ihtiras duyup vahşi maceralara
Çıkıyorum bulutları aşan dağlara.
Tanrıların başı gibi başları diktir,
Bu dağları saran sonsuz bir genişliktir,
Ben de katıp vücudumu bu genişliğe,
Bakıyorum aşağılarda kalan hiçliğe.

Bu dağların bir rakibi varsa rüzgardır.
Rüzgar burda tek başına bir hükümdardır.
Burda insan duman gibi genişler, büyür.
Bu dağlarda ıstıraplar, sevinçler büyür.
Buralarda her düşünce sona yakındır,
Burda her şey bizden uzak, ‘O’ na yakındır.
Burda yoktur insanların düşündükleri,
Rüzgar siler kafalardan küçüklükleri.
Yanağıma çarpar geniş kanatlarını,
Ve anlatır mabutların hayatlarını.
Arasıra kulağını bana verdi mi,
Ben de ona anlatırım kendi derdimi.

‘Ey dağların dertlerini dinleyen rüzgar!
Benim artık yalnız sana itimadım var.
Gelmiş gibi uzaktaki bir seyyareden
Yabancıyım bu gürültü dünyasına ben.
Etrafımın sözlerine aklım ermedi,
Etrafım da bana asla kulak vermedi.
Senelerden beri hala anlaşamadık,
Ben de kestim anlaşmaktan ümidi artık.
Gözlerimde hakikati sezen bir nurla
Etrafımı süzüyorum biraz gururla.

Bir dürbünün ters tarafı gibi bu dünya
En büyük şey, en asil şey küçülür burda.
Burda yalan para eden biricik iştir,
Burda her şey bir yapmacık, bir gösteriştir.
Kimi coşar din uğruna geberir, yalan!
Kimi gider vatan için can verir, yalan!
Bir filozof yetmiş eser yazar, yalandır;
Bir kahraman istibdadı ezer, yalandır.
Şairlerin büyük aşkı fani bir kızdır,
Bu dünyada herkes sinsi, herkes cılızdır.
Ne hakiki aşktan burda bir çakan vardır,
Ne de onu görse dönüp bir bakan vardır,
Her büyüklük cüzzam gibi dökülür burda,
En muazzam ölüm bile küçülür burda.

Benim kafam acayip bir dimağ taşıyor,
Her dakika insanlardan uzaklaşıyor.
Zaman zaman mağlup olsam bile etime,
İnsan olmak dokunuyor haysiyetime.
Büyük, temiz bir arkadaş arıyor ruhum,
İşte rüzgar, şimdi sana sığınıyorum!
Asaletin yeri yoktur gerçi hayatta,
En asil şey seni buldum kainatta,
Güneş gibi ne bin türlü ışığın vardır,
Ne de süse, gösterişe baktığın vardır.
Deniz gibi muamma yok derinliğinde,
Bir ferahlık, bir saflık var serinliğinde.
Bir dev gibi küçük, mızmız sesleri yersin,
Allah gibi görünmeden hüküm sürersin.

Düşmanıyım ben de cılız güzelliklerin,
Rüzgar! Bu dağ başlarında çırpınan serin
Kanatların gökyüzünde akan bir seldir,
Bana kudret ve cesaret veren bir eldir.
Beşerlikten uzaktayım senin ülkende,
Senin gibi azamete aşıkım ben de.
İşte Rüzgar! Senin gibi ben de deliyim.
Islıklarım senin gibi inlemelidir,
Herkes beni ürpererek dinlemelidir.
Rüzgar! Sana, yalnız sana benzemeliyim.'
Sabahattin Ali
(1931)

SEVGİ ve IŞIK'la kalın
Persephone


25 Şubat 2014 Salı

ANGUT KUŞU


Bir gün internette bir yazıya takıldı gözüm ''angut kuşu'' başlıklı... Merak ettim doğrusu ''angut kuşu'' nedir diye? Çünkü; günlük hayatta salak, ahmak, kaba saba olarak gördüğümüz insanlara ''angut'' deriz ve bunun sebebini de hiç mi hiç bilmiyordum. Pek kullandığım bir kelime de değildi işin gerçeği. Yazının da ''angut'' kelimesinin kullanımıyla bir ilgisi olduğunu düşünmüştüm...
Oysa durum tamamen farklıydı. Angut kuşunun hikayesi anlatılıyordu yazıda. ''Angut kuşu'' eşe sadakatin simgesi olarak anılıyordu. Eşi öldükten sonra başka eş kabul etmeden ömrünün sonuna kadar yaşayan, tek eşli bir hayvan. Ölen eşinin başında gözlerini bir an bile ayırmadan baş ucunda bekleyerek yas tutan ve bu yas durumunu da ömrünün son gününe kadar devam ettiren bir hayvan...
Nedendir anlamını bilmediğimiz kelimeleri, değersiz kılmak. Saygıyla önünde eğilmemiz gereken ''angut kuşu''nun adını bir aşağılama anlamında yersiz yere kullanmak... Bilinmez...
Kimi zaman bir şiir, bir şarkı, bir dans, bir film, bir kitap, kimi zaman da bir ''angut kuşu'' hikayeler yazdırır, yeni başlangıçlar için adım attırır insana...
Her yaşam, her yaşanmışlık kendi içinde bir hikaye barındırır aslında. ''Yaşadıklarımı yazsam roman olurdu.''demez mi pek çok insan... Bir hayvan da olsa, her canlı gibi ''angut kuşu''nun da bir hikayesi var işte...

Bazı hikayeler; mutlu...
Bazı hikayeler de; ''angut kuşu''nun hikayesi gibi hüzünlüdür...

SEVGİ ve IŞIK'la kalın...
Persephone