tango etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
tango etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

8 Temmuz 2014 Salı

AMAN TESLİM OLMAYIN


Buenos Aires’te ihtiyar bir adamdı. Briyantinli, gümüşten saçları vardı. Güney Amerikalı bir beyazdı pantolonu, ayakkabıları yumurta topuktu. Gömleğinin önü göbeğine kadar açıktı, eski zaman parfümlerden kokuyordu...
Kulüp Grisel`in pistinde kırmızı ışıklar yanıyordu. Adam, ayağa kalktığında biraz, bana doğru yürürken biraz daha, adım adım daha da gençleşiyordu.
Dansa kaldırdığında beni, iyiden iyiye zıpkın gibiydi. Zaten genç olmayı en iyi ihtiyar adamlar bilir, genç kız cilvesi yapmayı en iyi ihtiyar kadınlar. İnsanlar çünkü, yıllar içinde rahatlar, gençliklerinde cesaret edemediklerini ancak ihtiyarladıklarında olurlar.
Kulüp Grisel`de tangoların en beteri çalıyor; en sevmişi, en terkedilmişi, epey görmüş geçirmişi. Bakılmaz tango yaparken göz göze, sanılanın aksine. Gövdeyle ilgili bir meseledir, orada, pistin ortasında sürüp giden; kadınla ve tamamen erkekle ilgili. Fakat bir şey var, adımlar takip etmiyor birbirini. Ve adam, ihtiyar olan, belimden tutup sarsıyor beni. Gırtlağının en belalı dibinden, hatta belki karnının yaralanmış yerinden geliyor sesi: `Teslim olmuyorsun` diyor, `Sen, bu yüzden dans edemiyorsun!`
Ne halt edeceksin?
Sonra, başka bir zaman, bir Ankara evinde, ki en kalbi meseleler oralarda yaşanır Ankara `sahillerinde`. Adamın biri, epey canı sıkkın, votkalı motkalı. Bir kadını çok seven, epeydir sevmiş olan adamın biri, mahzun, kırgın ve demli, demişti ki:
`Ne biliyor musun bu işin sırrı? Bırakacaksın kendini. Mutlu olmak istiyorsan teslim olacaksın. Hayatını mı mahvediyor çok sevdiğin? Bırak mahvetsin. Sen severken mahvolmayacak kadar değerli misin? Diyelim o kadar değerlisin. Peki o zaman üstat, o değeri harcamayıp ne halt edeceksin?`
Kim öğretti bize teslim olmamayı? Başımıza bir şey gelir diye başımıza bir şey getirmeden yaşamaya çalışmayı, hiçbir şey getirmeden ölüp bitmeye çabalamayı, böyle sürüp gitmeyi... Kim öğretti? Kadınlar adamlara, adamlar kadınlara teslim olmadan, yıllar yılı elinde bir mızrakla, bir mesafeden ve tetikte. Kaskatı kesilerek, `Kimse beni teslim alamaz` diye büyük ordularımızı birbirimize karşı böyle küçük numaralarla yönetmeyi... İki seven insan gibi değil de, bir teneke başarı madalyası için çabalayan kale komutanları gibi... Sınır boylarımıza bu uç beylerini, bu asabi, hırçın ve aslında korkulu çocukları kim yerleştirdi? `Benim sosyal hayatım, benim param, benim başarım, benim hayatım` diye sakındığınız, `kimsenin peşinden gitmeyerek` çok müthiş savunduğunuz bütün o şeyler, hakikaten söylesenize, sizi gerçekten -ama gerçekten diyordum bak- mutlu etti mi? Teslim olmadan tamamladınız hayatı, tebrik ederiz, bırakmadınız hiç kendi yakanızı. Söylesenize, etiniz acısa acısa en çok ne kadar acıyabilirdi? Ona buna, şu adama, bu kadına değil aslında, biz, -tebrik edelim kendimizi!- kendimize teslim olmadık. Gece kremlerini kimse alamaz şimdi sizden, tenis derslerinizi ve arkadaşlarınızla eğlenmeye çabalayarak içtiğiniz `bağımsız` gece içkilerini, tek başınıza, keyifle izlediğiniz maçları ve ucu görünmediği için daha da korkunç olan `kendi geleceğinizi.`
Şimdi siz tam da dergilerdeki, şık dizilerdeki, gıcır reklamlardaki kadınlara ve adamlara benzediniz. Teneke madalyanızı güneşe döndürünüz, ne güzel de parıldıyor. Pırıl pırıl, parıl parıl. Çok tebrik ederiz!
Yazan:Ece Temelkuran
Milliyet Gazetesi 07.09.2004

SEVGİ ve IŞIK'la kalın...
Persephone 

22 Şubat 2014 Cumartesi

Farklı Bir Deneyim; Kilisede Tango...

Tangoya gönül vereli yaklaşık bir buçuk yıl oldu. Özgür&Deniz hocayla başladığım Tango yolculuğuma Yalçın&Çiğdem hocayla devam ediyorum... Uzun yıllar boyunca Arjantin Tango yapmak istedim, bir şekilde de başladım ve iyi ki de başladım... Vazgeçtiğim, ben bu işi başaramayacağım dediğim zamanlar oldu ama pis bir inadım var, başladığım işi bitiririm... Çok azdır, yarım kalan işim ya da hiç yoktur...  Özgür hocamın da desteği yadsınamaz tabii...
Tango emek isteyen zor bir dans, gerçi emek istemeyen pek bir şey yok gibi hayatta... Zorluğu da iki insanın bir vücut gibi hareket etmesinden geliyor, bir de Tango da direktifleri veren erkek ve direktifleri izleyen kadın, bu da bir kadın için oldukça zor: Türk erkeğinin bu kadar maço olup da neden Tangoyla çok fazla ilgilenmediklerini aslında çok da merak ediyorum doğrusu. Tango yapan erkek sayısı, kadın sayısından  çok az bu memlekette... İstanbul'da durum buysa diğer illerin durumu çok daha vahimdir eminim...
21 Şubat akşamı Türkiye'de ilk defa bir kilisede İstanbul Tango tarafından Kumkapı Tarihi Vortvots Vorodman Kilisesinde milonga gecesi düzenlendi... Eh bir Tangosever olarak hiç kaçırılmayacak bir gece... Malum kilisede akustik şahane olur... Kutsal bir mekan ve Tango, kulağa çok hoş geliyor... Bir de muhteşem bir Tango şovu var... Hayatta kaçmaz... E tabi kaçırmadım da….
Tango tutkusu bir yandan, fotoğraf tutkusu diğer yandan... Hem izledim hem fotoğrafladım hem de inanılmaz keyif aldım...nFotoğraflarla Vortvots Vorodman Kilisesi'nde Tango...

Hüznün, yalnızlığın ve melankolinin dansıdır Tango...


Tango; bir varoluş, iki ayrı bedenin,t ek bir beden halinde hareket etmesidir....

Karşılıklı birbirini anlamaya dayalı bir danstır Tango...

Önce iletişim kurman gerekir ,tıpkı hayat gibi.. .Erkek konuşur, kadın erkeği dinler ve yanıtlar. Eğer karşındakini dinlemez, ne söyleyeceğini varsayarsan  yanıt veremez ve diyalog monoloğa dönüşür.


Tango, her iki kişinin kararlı hareket ettiği, genelde sessizliğin hüküm sürdüğü bir danstır .Bazen vahşi ,bazen yumuşak, bazen de her ikisi birden olabilir. Engelleyici olmayan bir kucaklayış esastır..

Tango, kendimizi tanımaktır, karşımızdakinin bize ayna tutmasıdır....


Tango hayatın ta kendisidir...

Tangoda; ilişki diyalogtur, asla monolog ya da dayatma değildir; diyalog karşındakinin ne söylediğine kulak vermektir, ne söyleyeceğini bildiğini varsaymak değil, kucaklamak alan açmaktır, yakalamak değil...





Geniş ve görkemli bir avludan geçerek Vortvots Vorodman Kilisesine ulaşıyorsunuz... Güler yüzlü ev sahipleri var bu kilisenin... Bu kilise 2011 yılından beri hem ibadethane hem de kültür merkezi olarak kullanılmakta... Konser, sergi ve çeşitli etkinliklere ev sahipliği yapmakta... 21 Şubat gecesi de, biz Tango severlere kapılarını açtı... Muhteşem bir deneyimdi... Bunun için bu organizasyonu düzenleyen İstanbul Tangoya ve bize kapılarını açan Vortvots Vorodman Kilisesi yönetimine sonsuz teşekkürler... 

Ve işte gecenin yıldızları Özhan Azar&Silvina Walz...


Bugüne kadar izlediğim en etkileyici Tango şovdu... Huzurlu, kutsal bir enerji ve kutsal bir mekanda... Yaydıkları enerji büyüleyici... Bir yandan video çekmeye çalışıp, bir yandan da dolu dolu gözlerle şovu izlemek... Duygular tavan, tüyler diken diken, pür dikkat ve hayranlıkla seyreylemek... Ağlamaya ramak kala, Tangonun hüznün dansı olduğunu ispatlarcasına... İnsana geçen duygu paha biçilemez...
Ne yazık ki çekim çok iyi değil, aynı duyguyu vermiyor belki... Canlı canlı ve o atmosferde izlemenin tadı bir başka ama yine de izlenmeli... Teşekkürler Özhan Azar&Silvina Walz...
 


Umarım bir gün ben de bu kadar iyi Tango yapabilirim:)


SEVGİ ve IŞIK'la kalın...
Persephone