Carla Lee Johnston etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Carla Lee Johnston etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
23 Temmuz 2014 Çarşamba
Günümüz Sorunsalı: ''İlişkiler''
Bütün ilişkiler yapıları gereği bize, kör ya da uykuda olduğumuz alanları görmemize yardımcı olan mükemmel aynalar sunarlar. ''Bilmediğimiz şeyi bilene kadar neyi bildiğimizi bilmeyiz.'' anlayışıyla hareket etmek, ilişkilerimizde şefkat içeren bir noktaya ulaşmamıza, karşılıklı saygı ve sevgiyle eleştirmeden ve yargılamadan bir diğerinin davranışlarının bizi etkileme biçimine dair gerçeğimizi paylaşmamıza yardımcı olur. Empati göstermeyi seçtiğimizde, doğamızda var olan karşılıklı alışverişi de desteklemiş oluyoruz çünkü böylece kendimizin de birileriyle hassas ve uyuşuk olduğumuz noktalarımızı ya da hayata yabancılaştıran inançlarımızın ürünlerini hasat ettiğimiz alanları veya çocukluk yanlarımızdan kaynaklanan negatif kalıplarımızı paylaşmayı isteyebilecek neden olarak ilişkilerimizdeki karşılıklı saygı, güven iyi niyet ihtiyacını zedeliyor.
Tüm ilişkiler birlikte oluşturulurlar. Mutluluk ve güven veren ilişkiler öylesine oluvermezler, bu ilişkiler birer seçimdir. Artık karşılanmış ya da karşılanmamış ihtiyaçlarınızı açık yüreklilikle araştırmanızı ve böylece tüm ilişkilerinizde güven oluşturma, dürüstlük, şeffaflık daha derin yakınlık ve bağlantı kurma kapasitenizi geliştiren güçlü içsel diliniz Şefkatin Dili'ni konuşmak için ihtiyacınız olan her şeye sahipsiniz.
Kalplerde ayrılık, boşanma, çatışma ve içsel savaş yaratan en önemli davranış, bir diğerinin seçimlerinden dolayı incinip ''Ay!'' dediğimizde kendi karşılanmamış ihtiyaçlarımızın varlığını göz ardı ederek hem kendimizi hem de ilişkimizi gelişmekten alıkoymaktır. Kalbinize dönüp kendinizi sevmeyi ve söz konusu ihtiyaca gerçekten büyük bir şeffaflıkla yönelmeyi seçtiğinizde dinamik ve yakın ilişkiler kurabilir ve aynı zamanda ilişkilerinizdeki otantik yakınlık ve sevginin ortak yaratımla gerçekliğinize dönüşmesini engelleyenin ne olduğunu da keşfedersiniz.
Zaman içinde bir diğer kişiye karşı katılaşan kalbimizi yumuşatıp geliştirebilecek şikayetleri ve küçük hareketleri göz ardı etmeye şartlanmış olarak yaşarız. Böyle davrandığımızda ise zihnimiz acıya ve birbirimizden uzaklaşmamıza sebep olan hikayeler yaratır, bu da ilişkimizin gerçekliğinin ortak yaratımında (içsel) bir rol oynar. Daha da kötüsü, incinmiş olmamız sebebiyle karşılanmayan ihtiyacımızı o kişiyle paylaşmak yerine gidip başkalarıyla onun dedikodusunu yaparız; oysa durumu değiştirebilecek tek kişi odur ve biz ilişkimize kendi gerçeğimiz doğrultusunda seviye atlama şansımızı geri çevirmiş oluruz. Bu noktada, zihninize o kişinin kalbinden ayrı durmaya dair seçiminizi destekleyen hikayeler yerleştirirsiniz ve böylece ihtiyaçlarınızın karşılanması için pasif şiddetin aktif biçimlerini ortaya koyan ve ilişkideki güveni ve iyi niyeti yok eden zararlı davranışları başlatabilirsiniz.
Sevgiyi korkuya tercih ederek yaşamak istiyorsak bu kaçınmamız gereken bir şeydir. İçten gelen -bizi kalbimize bağlayan bilgelikten gelen- bir yürekliliğe açılmayı seçmemiz her zaman mümkündür. Otantik sevgiyi deneyimlemek için sözlerimiz ve hareketlerimizin birbirini tutması kritik önem taşır; bir diğerinin davranışları aracılığıyla tetiklendiğimiz/incindiğimiz noktaları sevgiyle anlatmamızı ve kendimizi onurlandırmamızı ve ayrıca sevdiğimiz kişi herhangi bir kör noktamızı ortaya koyduğunda şükran duymamızı sağlayacak kadar güçlü ilişkiler kurmak için dürüstlük gereklidir.
Çoğumuzun şartlanmış olduğu şey, kalbimizdeki gerçeği paylaşmaya çalıştığımızda sevdiğimiz kişiyi kaybedeceğimize inanmak, utanmak ve suçluluk duymaktır. Yolun bir noktasında, çocukluktaki bilinçaltı şartlanmalar aracılığıyla duygularımızı ve ihtiyaçlarımızı yok saymayı öğreniriz. Bu bilgi, bizde kırılma yaratarak duygularımız ve ihtiyaçlarımızdan bahsetmenin bencillik olduğu ve güvenli olmadığı inancına kapılmamıza yol açar. Böylece bizi en çok istediğimiz şeyden- otantik sevgi deneyiminin mutluluğundan- uzaklaştıran bir dizi yanlış inanç başlatılmış olur. Bu yalanlara ulaşmanın büyülü iksiri gerçeğimizi söylemeyi öğrenmek ve dolayısıyla güvenli, samimi, dinamik ve derin bağlılıklar içeren lezzetli ilişkilerin ortak yaratımında bulunmaktır.
Bizim de tetikleyici olabileceğimizi anladıktan sonra, karşımızdaki kişiyle ilgili bir projeksiyon deneyimlemekte olup olmadığımızı görmek için onu kalbimizle dinlemeyi öğrenebiliriz. Yine de karşımızdaki kişinin açıklamalarından tetiklendiğiniz olursa ona bu armağanı için teşekkür edin çünkü söz konusu durum büyük olasılıkla uykuda olduğunuz ve özünüze dair bir yara taşıdığınız ya da yanlış ''doğrulara'' inanmakta olduğunuz bir alana ilişkin olabilir. Bu gibi durumlar, ilişkilerde çatışma ve bölünme yaratır ve otantik sevgiyi deneyimlemenizi engeller.
Diğerlerinin seçimleriyle hangi ihtiyaçlarınızın karşılanmasının engellenmekte olduğunu anlamak için içinize dönerek kalbinizi hazırlayın. Karşınızdaki kişinin sizi kabul edebilecek durumda olup olmadığın kontrol edin ve kabul edebiliyorsa yüreğinizdeki gerçeği ilişkinizin orta yerine koyun ve kendinizi sevin. Kabul edecek olan taraf kalbini açıp her iki tarafın ihtiyaçlarına önem verilen, karşılıklı saygıya dayalı, tarafların birbirine değer vereceği kazan-kazan prensibine uygun bir olasılığın ortak yaratımında bulunmak istemiyorsa o zaman o ilişkinin hayatınızdaki rolünü yeniden tanımlamanın zamanı gelmiştir.
Sizinle konuşurken yüreğindekileri dile getiren birine her zaman teşekkür edin.Söylediklerini harfiyen kabul etmeniz gerekmiyor. Söylenenleri sessizce düşünün, hangi noktalarda kör kaldığınızı ve ilişkilerde acıya neden olarak hem kendinizi hem de ilişkinizi sabote etmekte olduğunuzu içinizdeki bilgiye sorun.
Kendi gerçekliğinizin yaratım ortağı olduğunuzu unutmayın. Mutlu ve güçlü bir hayat istiyorsanız kendi gerçeğini aramaya adanmış, korkunun ötesinde, herkesin ihtiyaçlarının önemli ve değerli olduğuna güvenmekten kaynaklanan sınırsız olasılıkları yaşamakta olan şefkat dolu ve yürekten iyiliği esirgemeyen kişilerle ilişki kurmayı seçin.
Hep siz haklı çıkabilirsiniz ama yalnız da kalabilirsiniz...
Gerçek İçsel Yolculuk
Yazan: Carla Lee Johnston
SEVGİ ve IŞIK'la kalın...
Persephone
16 Temmuz 2014 Çarşamba
Düşüncelerimiz Ruh Halimizi Etkiler
Ruh halimizi etkileyen şey yaşam koşullarımız değil, bu koşullara dair yarattığımız ve algılarımızın ve yaşam deneyimimizin rengini belirleyen hikayelerdir. Zihinsel huzurumuzu bozan faktör herhangi birinin söylediği ya da söylemediği yaptığı ya da yapmadığı şeyler (uyaran ya da tetikleyiciler) değildir. Söylenen ya da yapılan şeyle ilgili düşündüklerinize teslim ettiğiniz güçtür. Bizler çektiğimiz acının ''nedenine'' dair çoğunlukla dış faktörlere odaklanırız. Acıyı bitirmek için diğer insanı değiştirmeye ya da ilgili koşuldan kaçınmaya çalışırız ve böylece aslında hayatımızı daha çok sınırlarız. Böyle yaparak kendimizi gittikçe daha güçsüz hissederiz. Ancak ıstırap ve acıya sebep olanın kendi düşünceleriniz olduğunu anladığınızda, gerçekliğinizi farklı bir içsel deneyim seçmek ve yaratmak üzere yeniden çevreleyebilmek için sahip olduğunuz içsel gücünüzü geri alabilirsiniz. Acınızın nedeninin düşünceleriniz olduğunu anlamak, suçluluk duygusu hissetmenizi gerektirmez. Gerçek bilgidir. Bu bilgeliği eyleme geçirmediğiniz sürece gerçek sizi özgürleştiremez. Suçluluk duygusu kurtarıcı bir değer değildir. Olumsuz bir kalıbı yeniden yaşamak anlamına gelen suçluluk duygusu, hayatta size gelen her şeyi küçük büyük paketler içindeki birer armağan olarak alıp kutuyu açıp içinde sizi bekleyen fırsatı bilinçli bir şekilde yeniden çerçeveleme gücünüzü onaylamanıza ve kabul etmenize izin vermez.
Kendinize ve diğerlerine karşı şefkat, her bir duygu çeşidinin tümüyle sizin aracalığınızla yaşanmasına izin verdiğinizde gelir. Hayatın gelip giden geçici bir akış olduğuna güvenerek her ne yaşanıyorsa ona tümüyle katılmak düşüncelerinizi ve sonucunda ortaya çıkan his ve duygularınızı aşmanızı sağlar. Hayatı geçici bir ırmak olarak almaya kendinizi açtığınızda şefkatiniz hayatı daha çok onaylayan düşünceler ve tutumlara dair ''başlangıç noktaları'' yaratma kapasitenizi genişletir. En önemli rolü siz oynuyorsunuz ve aslında otantik sevgi, huzur ve mutluluğu deneyimlemek üzere bariyerlerinizi dönüştürebilecek tek oyuncu sizsiniz. Bu nitelikleri kendi içinizde ürettiğinizde dünyaya dair gerçekliğe yansıttığınız şey de bunlar olur.Sevgiyi yaşama seçimini yapmak yalnızca sizin elinizde.
Çoğunlukla duygularınıza neden olan düşüncelerinizin farkına varmazsınız; bu da sizi lunaparklardaki hızlı trene binmişsiniz gibi dalgalanan ruh halleri içinde savrulmaya sevk eder; hayatınızla bedeninizle ve ilişkilerinizle ilgili bu kadar çok uyumsuzluk ve kopukluk meydana getirmenizin sorumlusu da budur. Yeterli farkındalık ve içgörüye sahip olmadığınızda ''dost'' (sevgi bazlı) düşünceleri ''düşman'' (korku bazlı) düşüncelerden ayıramazsınız.
Kaynakça:Gerçek
Yazan:Carla Lee Johnston
''En derin korkumuz yetersiz olmak değildir. En derin korkumuz, ölçülemeyecek kadar güçlü olmaktır. Bizi en çok korkutan, karanlığımız değil, ışığımızdır.''
Marianne Williamson
Sevgi ve ışıkla kalın...
Persephone
14 Temmuz 2014 Pazartesi
Sevgi Ya Da Korkuyu Seçme Seçeneği
Gücünüze ve özgürlüğünüze giden yolda ilk basamak taşınız, uyaranlarınız, yani hayatınızın ''tetikleyicileri'' ile tepkileriniz arasında bir süre es vermenizdir. İşte bu es verme halinde ''boşluk'' yaratmayı seçerek hayata bilinçli tepki vermeyi tercih edip asıl gerçeğinizle bağlantı oluşturabilirsiniz. Duygular sadece reaksiyonlardan ibaret değiller, onlar birer seçim. Özgürlüğünüz, huzurunuz ve seçimlere dair bilinçli farkındalığa erişiminiz etkiyle tepki arasındaki o anda meydana gelir. İçinizde, erişiminiz etkiyle tepki arasındaki o an meydana gelir. İçinizde hayata verdiğiniz bilinçaltı tepkilerinizi yöneten - duygu dünyanızda ve ilişkilerinizde hasara yol açan - duygulara dair o hızlı lunapark treninde oradan oraya savrulmayı durdurmayı seçme yeteneğine sahipsiniz.
Durmak, etki ve tepkileriniz arasında es vermek, ''boşluk'' yaratmak hayatta gerçek mutluluğu yaşamayı başarmanın anahtarı.Korku yerine sevgiyle tepki vermeyi seçerek hayatınızın kontrolünü ele aldığınızı anlamak ve uygulamak bu kadar kolay olmakla birlikte oldukça da derin bir şey. Herhangi bir şey içinizdeki negatif duygusal bir tepkiyi tetiklediğinde durun ve kendinize şu kolay soruyu sorun: ''Bu duygu sevgiden mi, yoksa korkudan mı kaynaklanıyor?'' Korku bilinçaltınızda kökleşmiştir - o birilerinin size, sizin ''gerçeğinize'' dair söylemiş olduğu bir yalandır. Gerçek kaynağını bilmeseniz bile korkunuzu titreşimden tanırsınız. Bir şey ''batıyormuş'' gibi bir histir - ''ay'' ya da ''ah'' dedirtir gibidir. Ağırdır, zorluk, yoğunluk, gerilim yaratır, berbattır, kalp atışlarını hızlandırır, gerilime ya da zihin bulanıklığına neden olur; sizinle tutarsızdır.
Sevgi, hafiflik, kolaylık, neşe, zafer, özgürlük, şenlik hissettirir, eğlencelidir. Korku sevginin zıttı değil, sevginin yokluğudur. Öfke, alınganlık, kıskançlık, nefret, saldırganlık, şiddet ve bağışlamamak korkunun bir çok maskesinden, kılık değiştirmiş halinden birkaçıdır. Farkındalığınızla uyumlanacak ve korkunuzu fark edecek kapasiteye sahip olduğunuzda akıcılaşır, sevgiye hareket etmeyi seçerek içsel huzurunuzun ve mutluluğunuzun akışını koruyacak gücü kazanırsınız. Korkuya bağlı kalarak reaksiyonlar döngüsünü sürdürmek yerine sevgi dolu bir seçim yaparak bilinçaltı tarafından yapılandırılmış otonom(kontrolünüz dışında kalan) kalıplarınıza dair şartlı tepkileriniz üzerinde kontrol kazanırsınız. Bu tepkiler sizi soyup soğana çevirerek varoluşunuza dair gerçeğinizi deneyimlemekten yoksun bırakırlar. Gerçeğinizi yaşadığınızda, farkında ve bilinçli bir şekilde yaşar ve beyninizde sizin için yeni olasılıklar yaratacak olan yeni sinir yolları oluşturursunuz. Bu yeni davranışlar beyninizde yeni kalıplar oluşturdukça, kendinizi ve gerçekliğinizi dönüştürürsünüz. Önceden sizi sınayan tetikleyicileri oluşturan aynı ilişkilerle ve olaylarla karşı karşıya kaldığınızda, yeni farkındalığınız sayesinde sevgi ve olasılıkları seçerek böylece hayatın yeni bir anlam kazandığını anlarsınız. Mutlulukta, sükunette ve huzurda kalma konusunda genişleyen kapasiteniz, sevgiyi gittikçe daha fazla seçmekte olduğunuzu, farkındalığınızı yeniden canlandırdığınızı ve yolculuğu sürdürürken yeni gerçekliğe açılarak onu meydana getirmekte olduğunuzu gösterir.
Düşünmek yerine tepki veren bir insanlık haline geldik. Sivil cephede ailelerimiz, işlerimiz ve dünyalarımızda genellikle kriz yönetimi ve zaman baskısıyla yönetilme eğilimindeyiz. İşin aslı, kendimizi üretken hissetme konusunda şartlanmış olduğumuzdan dolayı - amacımıza dair tüm mananın ve refahın beslendiği kaynak olan - yaratıcı zihnimizle gerçekten bağlantı kuramamamızın acı çekmemize mal oluyor oluşudur. Böylece biz kendimizi doyumlu ve mutlu hissetmek için yapmamız gerektiğini varsaydıklarımızı yaparken hayat rutinleşiyor. Yine de, içeride derinlerde bir yerlerde eksik bir şeyler olduğunu bir şekilde biliyoruz. Aslında kim olduğumuza dair gerçek, içinizde el değmemiş bir şekilde durmakta. Bu bilgelik bütün potansiyelinizi tümüyle hayatınıza dair gerçekliğe doğru bırakacak güce sahip. Güncel hayatta ''davranışlarınızın'' tamamı sizi yaradılışınıza dair gerçek ''olmaktan'' koparıyor. ''Çok görevlilik'' , medya ve kültürümüzün geneli tarafından teşvik edilen bir şey. Bir güç nişanı olarak yıpranmamıza neden olan ve bizi bölen bu davranışlar aslında ailelerimizi ve bizi gerçek gücümüzü, özümüzü ve gerçeğimizi yaşamaktan alıkoyuyor.
Özel hayatımızda, kaçımız aşık olduğumuzda incinme korkusu ve güvensizlik sancıları çekiyoruz? Birçoğumuz sarhoşlukla kendimizden geçerek romantizm müşterisi oluruz ancak elde ettiğimiz şey uzun süre önce yaşamış olduğumuzu düşündüğümüz geçmişimizi tetikleyicilerinin ve olumsuzluklarının acı verici enerjilerini diriltmek olur. Günün sonunda ise çoğumuz gerçek sonsuz aşkın ne olduğunu ya da erişilir bir şey olup olmadığını merak ederiz.
Hayat ve sevgi rutinleşmek için tasarlanmamışlardır. Hayat sevgidir ve onu yaşayarak mutlu olmanız, ona katkıda bulunmanız, yaratmanız, özünüzü ve en doğru doğanızı deneyimleme kapasitenizi geliştirmeniz ve varoluşunuza dair gerçeğinizi yaşamanız için tasarlanmıştır.
GERÇEK
Yazan: Carla Lee Johnston
''İnsanoğlu Evren dediğimiz bütünün uzay ve zamanla sınırlı bir parçasıdır.İnsan - bilincinden kaynaklanan bir tür optik illüzyon yaşadığından - duygu ve düşünceleri ile kendini Evren'in geri kalanından ayrı bir şey olarak deneyimler.''
Albert Einstein
''Delilik, aynı şeyi tekrar tekrar yapıp farklı sonuçlar beklemektir.''
Albert Einstein
SEVGİ ve IŞIK'la kalın...
Persephone
Durmak, etki ve tepkileriniz arasında es vermek, ''boşluk'' yaratmak hayatta gerçek mutluluğu yaşamayı başarmanın anahtarı.Korku yerine sevgiyle tepki vermeyi seçerek hayatınızın kontrolünü ele aldığınızı anlamak ve uygulamak bu kadar kolay olmakla birlikte oldukça da derin bir şey. Herhangi bir şey içinizdeki negatif duygusal bir tepkiyi tetiklediğinde durun ve kendinize şu kolay soruyu sorun: ''Bu duygu sevgiden mi, yoksa korkudan mı kaynaklanıyor?'' Korku bilinçaltınızda kökleşmiştir - o birilerinin size, sizin ''gerçeğinize'' dair söylemiş olduğu bir yalandır. Gerçek kaynağını bilmeseniz bile korkunuzu titreşimden tanırsınız. Bir şey ''batıyormuş'' gibi bir histir - ''ay'' ya da ''ah'' dedirtir gibidir. Ağırdır, zorluk, yoğunluk, gerilim yaratır, berbattır, kalp atışlarını hızlandırır, gerilime ya da zihin bulanıklığına neden olur; sizinle tutarsızdır.
Sevgi, hafiflik, kolaylık, neşe, zafer, özgürlük, şenlik hissettirir, eğlencelidir. Korku sevginin zıttı değil, sevginin yokluğudur. Öfke, alınganlık, kıskançlık, nefret, saldırganlık, şiddet ve bağışlamamak korkunun bir çok maskesinden, kılık değiştirmiş halinden birkaçıdır. Farkındalığınızla uyumlanacak ve korkunuzu fark edecek kapasiteye sahip olduğunuzda akıcılaşır, sevgiye hareket etmeyi seçerek içsel huzurunuzun ve mutluluğunuzun akışını koruyacak gücü kazanırsınız. Korkuya bağlı kalarak reaksiyonlar döngüsünü sürdürmek yerine sevgi dolu bir seçim yaparak bilinçaltı tarafından yapılandırılmış otonom(kontrolünüz dışında kalan) kalıplarınıza dair şartlı tepkileriniz üzerinde kontrol kazanırsınız. Bu tepkiler sizi soyup soğana çevirerek varoluşunuza dair gerçeğinizi deneyimlemekten yoksun bırakırlar. Gerçeğinizi yaşadığınızda, farkında ve bilinçli bir şekilde yaşar ve beyninizde sizin için yeni olasılıklar yaratacak olan yeni sinir yolları oluşturursunuz. Bu yeni davranışlar beyninizde yeni kalıplar oluşturdukça, kendinizi ve gerçekliğinizi dönüştürürsünüz. Önceden sizi sınayan tetikleyicileri oluşturan aynı ilişkilerle ve olaylarla karşı karşıya kaldığınızda, yeni farkındalığınız sayesinde sevgi ve olasılıkları seçerek böylece hayatın yeni bir anlam kazandığını anlarsınız. Mutlulukta, sükunette ve huzurda kalma konusunda genişleyen kapasiteniz, sevgiyi gittikçe daha fazla seçmekte olduğunuzu, farkındalığınızı yeniden canlandırdığınızı ve yolculuğu sürdürürken yeni gerçekliğe açılarak onu meydana getirmekte olduğunuzu gösterir.
Düşünmek yerine tepki veren bir insanlık haline geldik. Sivil cephede ailelerimiz, işlerimiz ve dünyalarımızda genellikle kriz yönetimi ve zaman baskısıyla yönetilme eğilimindeyiz. İşin aslı, kendimizi üretken hissetme konusunda şartlanmış olduğumuzdan dolayı - amacımıza dair tüm mananın ve refahın beslendiği kaynak olan - yaratıcı zihnimizle gerçekten bağlantı kuramamamızın acı çekmemize mal oluyor oluşudur. Böylece biz kendimizi doyumlu ve mutlu hissetmek için yapmamız gerektiğini varsaydıklarımızı yaparken hayat rutinleşiyor. Yine de, içeride derinlerde bir yerlerde eksik bir şeyler olduğunu bir şekilde biliyoruz. Aslında kim olduğumuza dair gerçek, içinizde el değmemiş bir şekilde durmakta. Bu bilgelik bütün potansiyelinizi tümüyle hayatınıza dair gerçekliğe doğru bırakacak güce sahip. Güncel hayatta ''davranışlarınızın'' tamamı sizi yaradılışınıza dair gerçek ''olmaktan'' koparıyor. ''Çok görevlilik'' , medya ve kültürümüzün geneli tarafından teşvik edilen bir şey. Bir güç nişanı olarak yıpranmamıza neden olan ve bizi bölen bu davranışlar aslında ailelerimizi ve bizi gerçek gücümüzü, özümüzü ve gerçeğimizi yaşamaktan alıkoyuyor.
Özel hayatımızda, kaçımız aşık olduğumuzda incinme korkusu ve güvensizlik sancıları çekiyoruz? Birçoğumuz sarhoşlukla kendimizden geçerek romantizm müşterisi oluruz ancak elde ettiğimiz şey uzun süre önce yaşamış olduğumuzu düşündüğümüz geçmişimizi tetikleyicilerinin ve olumsuzluklarının acı verici enerjilerini diriltmek olur. Günün sonunda ise çoğumuz gerçek sonsuz aşkın ne olduğunu ya da erişilir bir şey olup olmadığını merak ederiz.
Hayat ve sevgi rutinleşmek için tasarlanmamışlardır. Hayat sevgidir ve onu yaşayarak mutlu olmanız, ona katkıda bulunmanız, yaratmanız, özünüzü ve en doğru doğanızı deneyimleme kapasitenizi geliştirmeniz ve varoluşunuza dair gerçeğinizi yaşamanız için tasarlanmıştır.
GERÇEK
Yazan: Carla Lee Johnston
''İnsanoğlu Evren dediğimiz bütünün uzay ve zamanla sınırlı bir parçasıdır.İnsan - bilincinden kaynaklanan bir tür optik illüzyon yaşadığından - duygu ve düşünceleri ile kendini Evren'in geri kalanından ayrı bir şey olarak deneyimler.''
Albert Einstein
''Delilik, aynı şeyi tekrar tekrar yapıp farklı sonuçlar beklemektir.''
Albert Einstein
SEVGİ ve IŞIK'la kalın...
Persephone
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)

