5 Ekim 2016 Çarşamba

Virginia Woolf'tan Kadınlara Öğütler

,
Şiirle ve felsefeyle iç içe olan kurmaca yapıtlar kazançlı çıkarlar. Ayrıca, geçmişteki ünlü kişilerden hangisi olursa olsun ele aldığınızda, örneğin Sappho'yu, Lady Murasaki'yi, Emily Bronte'yi, onun hem bir mirası devralan hem de bir şey başlatan bir kişi olduğunu görürsünüz, kadınlar doğal yazma alışkanlıklarını edindiği için bu kişiler ortaya çıkmışlardır; dolayısıyla yaptığınız iş şiire başlangıç bile sayılsa, böyle bir faaliyete girşmenizin değeri büyüktür.
Notlarıma tekrar göz gezdirip onları yazarken kafamda olan düşüncelerimi eleştirirken, nedenlerimin tamamen bencilce olmadığını da gördüm. Bu yorumların ve ifadelerin içinde, iyi kitapların istendiği ve iyi yazarların da, insana özgü her türlü ahlak bozukluğunu gösterseler de, yine de iyi insanlar olduklarına olan güvenim -yoksa içgüdüm mü -yatıyor. Bu yüzden, sizden çok kitap yazmanızı isterken kendiniz için ve bütün dünya için olacak bir şey yapmaya zorlamış oluyorum sizi. Bu dürtümü ya da inancımı nasıl haklı çıkaracağımı bilmiyorum, çünkü üniversite eğitimi almadıysanız felsefi sözler size oyun oynayabilir. 'Gerçek' ne demektir? Çok yanıltıcı, çok güvenilmez bir şey gibi görünebilir- kâh tozlu bir yolda bulunur, kâh sokaktaki bir gazete kağıdında, kâh güneşteki bir nergiste. Bir odadaki bir grubu ışıtır ve sıradan bir sözü damgalar. Yıldızların altında evine yürüyen birini bunaltır, sessiz dünyayı konuşmalar dünyasından daha gerçek kılar - ve sonra yine, Piccadily'nin gürültüsünde, bir otobüste çıkar karşımıza. Bazen de, nasıl bir yapıda olduklarını anlayamayacağımız kadar uzakta olan biçimlerin içinde bulunur. Ama neye dokunsa onu düzeltir ve sürekli kılar. Günün kabuğu çalıların içine atıldıktan sonra geride kalan odur; geçmiş zamandan ve aşklarımızdan ve nefretlerimizden geriye kalan odur. Bu hakikatin karşısında, yazarın diğer insanlardan daha çok yaşama fırsatı olduğunu düşünüyorum. Onu bulmak ve toplamak ve hepimize iletmek onun görevidir. En azından ben, Lear'i, Emma'yı, ya da Kayıp Zamanın İzinde'yi okumuş olmaktan bunları çıkarsıyorum. Çünkü bu kitapları okumak sanki duyuların üzerine bir cila çekiyor; insanın bakışı sonradan çok daha yoğunlaşıyor; sanki dünya örtüsünden sıyrılıyor, hayatı yoğunlaşıyor. Şunlar, gerçekdışıyla düşmanlık içinde yaşayan, imrenilecek insanlardır; şunlar da bilmeden ya da umursamadan yaptıkları şeyin yumruğunu başlarına yemiş zavallılar. Sizden para kazanmanızı ve kendinize ait bir odanızın olmasını isterken aynı zamanda hakikatle birlikte. Yaşamanızı istiyorum, söyleseniz de söylemeseniz de, görünüşe göre bu hayat insana zindelik verir.
Burada keserdim ama gelenekler, her konuşmanın kapanış sözleriyle bitirilmesini gerektiriyor. Kadınlara hitaben söylenecek bu sözler, kabul edersiniz ki, özellikle yüceltici ve yükseltici olmalı. Sizlerden sorumluluklarınızı hatırlamanızı, yükselmenizi, daha akıllı olmanızı rica ediyorum; ne kadar çok şeyin size bağlı olduğunu, gelecek üzerinde ne kadar etkiniz olabileceğini hatırlatmalıyım. Ancak bu öğütleri, sanırım salimen karşı cinse bırakabiliriz, onlar bunları benden çok saha güzel sözlerle ifade edebilirler ve etmişlerdir de. Zihnimin içini dikkatlice araştırdığımda arkadaş olmak, eşit olmak, insanları daha yüce amaçlara yöneltmek gibi soylu duygulara rastlamıyorum. Kısaca ve basit sözcüklerle, insanın kendisi olması herşeyden daha önemlidir derken buluyorum kendimi. Başkalarını etkilemeyi hayal etmeyin, derdim, sizleri coşturacak biçimde söylemesini bilseydim. Her şeyi kendi içinde düşünün.
Gazetelere ve romanlara ve biyografilere daldığımda, kadınlara konuşan bir kadının işinin hiç de kolay olmayacağı geliyor aklıma yeniden. Kadınlar birbirine karşı serttir. Kadınlar birbirinden hoşlanmaz. Kadınlar - ama bu sözcükler ölesiye bulandırmıyor mu midenizi? Emin olun, benimkini bulandırıyor. O zaman gelin anlaşalım, bir kadının kadınlara okuduğu bir bildiri özellikle sevimsiz bir şeyle son bulmalı.
Ama nasıl olacak bu? Aklıma neler gelebilir? Gerçek şu ki, çoğunlukla hoşlanırım kadınlardan. Kalendirliklerinden hoşlanırım. Eksiksiz oluşlarından. Anonim oluşlarından. Hoşlandığım - ama bu şekilde devam etmemeliyim. Şuradaki dolap - içinde sadece temiz peçeteler var diyorsunuz; ama ya peçetelerin arasında Sir Archibald Bodkin gizlendiyse? Gelin, daha ciddi bir ifade takınayım. Az önceki sözlerimle sizlere insanlığın uyarılarını ve kınamalarını yeterince ilettim mi? Mr. Oscar Browning'in sizleri ne kadar hakir gördüğünü anlattım. Bir zamanlar Napoleon'un nasıl düşündüğünü, Mussolini'nin şimdi nasıl düşündüğünü belirttim. İçinizden kurmacaya heveslenen varsa size yardımı olsun diye cinsinizin kısıtlamalarını cesurca ifade eden eleştirmenin tavaiyelerini not ettim. Profesör X'e değindim ve kadınların zekâ, ahlak ve beden açısından erkeklerden aşağıda olduğu ifadesinin altını çizdim. Aramadan önüme çıkan her şeyi sundum size, ve işte son bir uyarı - Mr. John Langdon Davies'ten. Mr. John Langdon Davies, 'çocuklar artık istenmez olunca kadınlar da artık gereksiz olur' diyerek kadınları uyarıyor. Umarım bunu bir kenara yazarsınız.
Hayatı nasıl ele alacağınız hakkında sizi daha başka nasıl yüreklendirebilirim? Genç hanımlar, diyebilirim, ve dikkat edin kapanış konuşması başlıyor, benim nazarımda sizler utanç verecek derecede cahilsiniz. Önemli sayılacak hiçbir keşifte bulunmadınız. Hiçbir imparatorluğu sarsmadınız, ya da bir ordunun başında savaşa gitmediniz. Shakespeare'in oyunlarını siz yazmadınız, bir barbar kavimi asla uygarlıkla tanıştırmadınız. Mazeretiniz ne? Dünyadaki, hepsi de alışverişle, işletmelerle ve sevişmekle meşgul olan siyah, beyaz ve esmer tenli insanlar kaynayan sokakları ve meydanları ve ormanları işaret ederek başka işimiz vardı diyebilirsiniz, içiniz rahat olarak. Biz olmasaydık bu denizlerden gemiler geçmez, şu verimli topraklar çöp olurdu. Biz, istatistiklere göre şu anda yaşayan bir milyar altı yüz yirmi üç milyon insanı doğurduk, besledik, yıkadık ve eğittik, belki altı- yedi yaşına kadar, ve bu da, bir kısmının yardımla olduğunu göz ardı etmeyelim, epeyce zaman alır.
Sözlerinizde gerçek payı var - inkâr etmeyeceğim. Ama aynı zamanda, 1886 yılından beri İngiltere'de kadınlar için iki yüksek okul bulunduğunu size hatırlatabilir miyim; 1880 yılından sonra evli bir kadının yasa gereği kendine ait bir mülke sahip olma hakkını kazandığını; 1919 yılında -ki aradan tam dokuz yıl geçmiştir- seçme hakkını kazandığını? Şunu da hatırlatabilir miyim ki, neredeyse on yıldır pek çok meslek sizlere kapılarını açmıştır. Bu geniş ayrıcalıkları ve onlardan ne kadar zamandır yararlanıldığını düşünürseniz, ve şu anda iki bin kadar kadının şu ya da bu şekilde yılda beş yüz pound'dan daha fazla kazandığını unutmazsanız, o zaman fırsat, eğitim, teşvik, boş zaman ve para yokluğunun artık geçerli olmadığı konusunda bana hak verirsiniz. Ayrıca iktisatçılar bize Mrs. Seton'un çok fazla çocuk yaptığını söylüyorlar. Elbette çocuk doğurmaya devam edeceksiniz, ama ikişer üçer, öyle deniyor, on-on iki tane değil.
Böylece, elinizde biraz zamanla, kafalarınızın içinde de kitaplardan öğrendiklerinizle -öteki türlüsünden yeterince aldınız, sanırım okula da kısmen eğitim görmemek üzere gönderildiniz- çok uzun, çok zahmetli ve son derece muğlak kariyerinizin bir başka evresine adım atmalısınız. Ne yapmanız gerektiği ve nasıl bir sonuç alacağınız konusunda fikri vermek üzere bin kalem hazır bekliyor. Benim önerim biraz fantastik, itiraf ediyorum; bu nedenle onu kurmaca şeklinde sunmayı yeğliyorum.
Bu konuşmam sırasında Shakespear'in bir kız kardeşi olduğunu söylemiştim; ama Sir Sidney Lee'nin, şairin hayatı üzerine hazırladığı çalışmada aramayın o kızı. Genç yaşta öldü - ne yazık ki tek bir sözcük bile yazmadı. Şimdi otobüs duraklarının olduğu bir yerde gömülü, Elephant ile Castle'ın karşısında. Ben, tek bir sözcük bile yazamayan ve o kavşakta gömülü olan şairin hala yaşadığına inanıyorum. Sizin içinizde ve benim içimde yaşıyor, ve bulaşık yıkadıkları, çocuklarını yatırdıkları için bu gece burada bulunamayan pek çok kadının içinde. Ama o yaşıyor; çünkü büyük şairler ölmezler; onlar süregiden varlıklardır; bizlerin arasında ete kemiğe bürünüp dolaşmak için fırsatları yoktur sadece. Bu fırsatı ona vermek sizin elinizde artık, diye düşünüyorum. Çünkü inanıyorum ki, bir yüz yıl kadar daha yaşarsak -hakiki hayat olan ortak hayattan söz ediyorum, bireysel yaşadığımız ayrı ayrı, küçük hayatlardan değil- ve herbirimizin eline yılda beş yüz pound geçerse ve kendimize ait odalarımız olursa; özgür yaşarsak ve düşündüğümüzü aynen yazacak cesarete sahip olursak; ortak kullanılan oturma odasından biraz çıkabilirsek ve insanları hep birbiriyle olan ilişkileri içinde değil, gerçekle olan ilişkileri içinde görürsek; ve gökyüzünü de ve ağaçları da ya da içinde ne varsa onu görürsek; Milton'un kötü ruhundan bakışlarımızı çevirirsek, çünkü hiçbir insan kapatmamalıdır manzaramızı; tutunabileceğimiz bir kol olmadığı gerçeğiyle, çünkü bu bir gerçek, yüzleşebilirsek, yalnız başına yol aldığımızı,  ilişkimizin sadece erkekler ve kadınların dünyadıyla değil, gerçeklerin dünyasıyla olduğunu bilirsek, o zaman fırsat doğacak ve Shakespeare'in kız kardeşi olan ölü şair kaç kez çıkarıp bıraktığı bedene bürünecektir. Kendisinden önce abisinin yaptığı gibi, hayatını, öncülleri olan meçhul kadınların hayatlarından çekip alarak doğacaktır. Böyle bir hazırlık yapılmadan, biz bir çaba harcamadan, o yeniden doğduğunda yaşamasını ve şiirini yazmasını mümkün kılacak kararlılığımızı göstermeden gelmesini bekleyemeyiz, çünkü bu imkânsız. Ama şuna inanıyorum ki, bizler onun için çalışırsak gelecektir, ve yoksulluk ve karanlık içinde bile olunsa, böyle bir çalışma yapmaya değer.

Kendine Ait Bir Oda
Virginia Woolf

SEVGİ ve IŞIK'la kalın...
Persephone

15 yorum :

  1. Bir türlü okuyamadım şu kitabı, yıllardır elimde...:-(
    Sağol paylaşım için.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Daha fazla bekletme bence;) Oldukça iyi bir kitap... Sevgiler...

      Sil
  2. Tavsiyen için teşekkürler. Çok ilgimi çekti gerçekten. Sevgiler,

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Ben teşekkür ederim... Sevgiler...

      Sil
  3. Çok güzel bir paylaşım olmuş, iyilikler dilerim :)

    YanıtlaSil
  4. okumaya değer ve çokk çokk ögretici bir eser...

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Kesinlikle tavsiye ederim... Sevgiler...

      Sil
  5. Erkekler için olanı yokmu :)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Yok:) Kadınlara hitaben yazmış bu kitabı... Sevgiler...

      Sil
  6. Göz atayım dedim, takıldım kaldım.
    Çay bardağımı Shakespeare'in kız kardeşi için kaldırıyorum

    Sevgiler

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Ben de Shakespeare'in kız kardeşine içiyorum:) Çok uzun bir yazı oldu ama ben çok sevdim:) Kitap çok iyiydi... Dünden bugüne kadının toplumdaki yerini güzel özetlemiş... Sevgiler...

      Sil
  7. Virgiana Woolf'u ilk lisedeyken tanımıştım. Beni çok etkilemişti. Çok güzel bir anlatım olmuş. Tanımasam, tanımak isterdim. Kaleminize sağlık.

    YanıtlaSil