30 Mart 2014 Pazar

YETER Mİ Kİ KURTARMAYA!!!

,




Düşünceler dağınık, kum taneleri gibi savrulmuş etrafa...
Leşleri kemiren kurtçuklar da üşüşmüş düşüncelere,
Var güçleriyle kemirmekte...
Hangi güç yeter kurtarmaya?
Çalı süpürgesi mi?
Kurtçukları zehirlemek mi?
Yorgun bedenden cevap gelir, çığlıkları bastırılmış sesin boğukluğunda; ''Yak, savur gitsin küllerini, bırak nehrin akıntısına!!!''
Yeter mi ki bu kurtarmaya?
Ruh der ki; ''Hayır, yetmez bu kurtarmaya! Yorgun beden huzur verirse bana, ulaşır çıkış yoluna, gerek yok yakmaya!!! ''
Kalp seslenir; ''Durun, dinleyin beni!!! Kulak verin bana, tüm gerçekler bende saklı... Düşünceler, yorgun beden, ruh fasa fiso... Tüm güzelliklerin kaynağı benim!!! Ben hissederim, ben karar verim olacaklara... Boş yere düşünme, yorma bedenini, sıkma ruhunu!!! Mantık bir yana, ben bir yana... Benim varlığım her birinizin varlığının sebebi... Direnmeyin artık yüreğinizin sesini dinlemeye... Kurtuluş bende!!!''


SEVGİ ve IŞIK'la kalın...
Persephone
devamını oku →

26 Mart 2014 Çarşamba

Sevdiğimiz Blogları Tanıtalım Kaynaşalım MİM'i:)SEVDİĞİM BLOGLARI MİM'ledimmm!!!!Bakınız Sayfama;)

,


2012 yılının Ağustos ayından bu yana blog dünyasındayım.Okuma aşkım yavaş yavaş elime kalem de alayımla devam etmeye başladı...İyi ki de başlamışım blog yazmaya cici cici güzel insanlarla tanışma fırsatı buldum...Evet mutlu muyum çoook mutluyum:)
 "Sevdiğimiz Blogları Tanıtalım Kaynaşalım" etkinliği başlatmış blogger arkadaşlar:) Ve çok sağ olsun havva peynirci  sayfamı sevdiğini söyleyerek beni mimlemiş.Ve beni çooook ama çooook mutlu etti:)Keyiflendim doğrusu,şu sıkıntılı günlerimde...:)Çok teşekkür ederim kendisine....:) 

Şimdi ben de takipte olduğum, sayfasına bakmadan geçmediğim blogları alfabetik sırayla paylaşmak istiyorum:)

all good things
burcunun dünyası
dördüncü tekil şahıs
havva peynirci
minikmini
modern tıpçı günlüğü
morfea
narkoz
ucuz roman


SEVGİ ve IŞIK'la kalın...
Persephone
devamını oku →

24 Mart 2014 Pazartesi

GÜNAYDIN GÜZEL GÜN:)

,

Bugün günaydın demek geldi içimden sana güzel gün...Sen her gelişinde umutların,mutlulukların,aydınlık ışığınla geliyorsun...Bugün ben de seni umutlarım ve ışığımla aydınlatmak istedim...
Yoruldum mutsuz,umutsuz,karanlık yüzlerden en az senin kadar...El birliğiyle kirletiyoruz seni,hırslarımız,korkularımız,gelecek kaygılarımız,endişelerimiz,bitmek tükenmek bilmeyen isteklerimizle karartıyoruz seni...Kimi zaman haklıyız,ama çoğu zaman da haksız!!!
Özledim insanların günü içten bir GÜNAYDINla selamlamalarını...
Özledim insanların cıvıl cıvıl sesleriyle GÜNAYDINlaşmalarını...
Özledim güne sıcacık GÜNAYDIN mesajlarıyla başlamayı...
Özledim yüzlerde ki tebessümü... 
Özledim geleceğe umutla bakan gözleri...
Artık sayılı günler kaldı,umudum var aydınlanacak yüzler...
GÜNAYDIN GÜZEL GÜN...

SEVGİ ve IŞIK'la kalın...
Persephone
devamını oku →

23 Mart 2014 Pazar

...

,
Hiç bir ses sessizlik olmadan var olamaz...Tıpkı sen ve ben gibi...Sen olmadan ben,ben olmadan sen var olamazsın...Ancak ve ancak birbirimizi varedebiliriz...

SEVGİ ve IŞIK'la kalın...
Persephone
devamını oku →

21 Mart 2014 Cuma

CÜMLELER

,
Dile gelmez cümleler,
Sıra sıra dizilir boğazında,
Koca bir düğüm olur,çökerler yüreğine...
İfade etmek için yetmez kelimeler,
Çoğu zamanda anlamsız gelir yan yana dizilişleri...
Ne doğru ne de yanlıştır aslında cümlelerin,
Yalnızca gideceği yeri bilmezler...
Gideceği yeri bilseler de,
Değerinin bilinmemesinden,anlamlarıının yitirilmesinden korkarlar...
Delice sahip çıkarsın cümlelerine,
Feda etmek istemezsin cümlelerini,kıymetinden bihaber olanlara...
İstemeden de olsa saklarsın kendine,
Fırtınalara,kasırgalara yenik düşerler,
Bir sonbahar yaprağının hüznüyle...
Savrulur düşüncelerinde bir oraya bir buraya,
Belki de böylesi en güzeli,saklamalı cümleleri kendine...
Çünkü;cümleler değerlerini bilenler için kurulur...
Nato mermer,nato kafalar için değil!
Dağa,taşa konuşmak,boşluğa savurmak cümleleri
Daha iyidir kimi zaman...
İnsanın anlamadığı,anlayamadığı kadar doğa anlar çünkü dilinden....

SEVGİ ve IŞIK'la kalın...
Persephone




devamını oku →

İKİNCİ MİMim

,
Veeee bu da ikinci MİMim...Burcunun Dünyası tarafından Burcunun Dünyası MİMlendim ve sorularını yanıtladım:

1. Neden "Persephone Güncesi" ?
Yunan mitolojisinde Bahar Tanrıça'sının adıdır Persephone.1 Mayıs tarihinde anne babamın kucağına, baharın müjdecisi olarak doğumuşum...Bahar aylarının da delisiyim.Doğa en büyük vazgeçilmezim...Güneş yüzünü göstermeye başladı mı,benim içimdeki çılgın kelebekler harekete geçer.Doğanın tüm renkleriyle buluşmak ister.Bu durumumla da arkadaşlarım acaip kafa bulur;''Heh şimdi güneş açtı,başlarsın orman,deniz,boğaz demeye,ne yapacağız senin bu halini?:)''...Ne yapayım ben de böyleyim...P.S Cast romanlarından Bahar Tanrıçası kitabını okumuş ve çok etkilenmiştim.Blog açmaya karar verdiğimde de neden olmasın dedim ve Persephone Güncesi'ni blog adım olarak seçtim...:)İşin ilginç tarafı arkadaşlarımın da Pesephone ya da Bahar Tanrıçası diye zaman zaman hitap etmeleri:)Herkes Tanrıçalık durumumu kabullendi galiba:))   


2. Hayat Felsefeni Belirleyen Söz?

Çaresizseniz,çare SİZsiniz...Hayat felsemi belirleyen Nietzsche'nin sözüdür...Çünkü her sorunumuzun,çözümünün kendimiz olduğunu düşünüyorum...
Düşün …!
Kim üzebilir seni senden başka ?
Kim doldurabilir içindeki boşluğu sen istemezsen?
Kim mutlu edebilir seni,sen hazır değilsen?
Kim yıkar kim yıpratır seni sen izin vermezsen.
Kim sever seni,sen kendini sevmezsen.
Herşey sende başlar sende biter…!
Yeter ki yürekli ol,tükenme! ve tüketme..!
Tükettirme içindeki yaşam sevincini…!
Hep hatırla…!
Çaresizseniz,çare”SİZSİNİZ”

Nietzsche

3. Kendinle İlgili 3'ü Doğru 4 Şey?
  1. Kitap okumak en büyük keyfim ve bir gün kitap yazmak en büyük hayalim.
  2. Aşka inanmam.
  3. Fazla mantıklı bir o kadar da fazla duygusalım.İş eyleme gelince mantığım önce gelir:)
  4. Tango yapıyorum,arada zaman buldukça da fotoğraf çekiyorum...Bunlar da yazmak dışında ki hobilerim:)
Teşekkürler :)
Burcunun Dünyası

Sevgili arkadaşlarım ben de sizi MİMliyorum...;)Sevgiler:)

Sorular:
1. Neden "Blog Adın" ?
2. Hayat Felsefeni Belirleyen Söz?
3. Kendinle İlgili 3'ü Doğru 4 Şey?


Morfea oyumben

SEVGİ ve Işık'la kalın...
Persephone
devamını oku →

MİMlendim:) HEM DE BİR GÜN İÇERİSİNDE İKİ KİŞİ TARAFINDAN:)))

,
Bugün ben de ilk kez MİMlendim,çok şanslıyım sanırım hem de aynı gün iki farklı kişi tarafından mimlendim...
Ve ilk mimleyen arkadaşım Dördüncü Tekil Şahıs Dördüncü Tekil Şahıs ve onun sorularına yanıtlarım:

1- En sevdiğin şarkı?
En sevdiğim şarkı Eric Clapton'ın Tears in Heaven parçası...Bir babanın yazdığı en hüzünlü parça...Ve beni çok etkiliyor...Eric Clapton'un oğlu 4,5 yaşında Newyork'taki dairelerinin 53.katından düşer ve hayatını kaybeder.Bunun üzerine de bu hüzünlü parçayı yapar...:(
2- En sevdiğin roman?
En sevdiğim roman Sabahattin Ali'nin ''Kürk Mantolu Madonna''sı...Roman kurgusu muhteşem,sade ve akıcı bir dille yazılmış.Günümüz yüzyılının duygu yoksunu kalmış insanlarının yanın da duygu yüklü ve bir o kadar da temiz bir aşka sahip Raif Efendi ve Maria Puder'in gizemli aşkı...Etkileyici...

3- En sevdiğin çizgi film karakteri?
Heidi...
Heidi'nin yaşama bağlılığı,sevgi dolu olması beni çok etkilemiştir...İnsanlara sevgi ile yaklaşımı,doğa ve hayvan sevgisi aklımda kalan izleer...O güzel doğayı da unutmadım...Ne kadar heyecanla beklediğimi anımsıyorum...Günümüzde ne yazık ki böyle çizgi filmler çocuklar tarafından pek rağbet görmüyor...Bizim yetişdiğimiz dönemler daha insani duygulara sahipti sanırım...


4- Çocukluğunda en sevdiğin oyuncağın?
Dayımın Almanya'dan getirdiği et bebeğim...)Benim çocukluğumda et bebek Türkiye sınırları içerisinde bulunan bir şey değildi...:)Bir çocuk için böyle bir bebeğe sahip olmak büyük nimetti:)

5- Şimdiye kadar aldığın en sevdiğin hediye?
Çocuğumun anaokulunda ilk kez hazırladığı anneler günü hediyesi...Minik elleriyle bana çok cici bir kart hazırlamıştı:) 

6- Odanda, sana ait olan en sevdiğin nesne?
Pembe gece lambam...Odama yansıttığı ışığı seviyorum:)Pembe ışıklı,pembe rüyalara dalıyorum:Pp 

7- En sevdiğin yemek?
Hehe garip ama gerçek zeytinyağlı taze fasulye,tabii bi de sarma...:)

8- En sevdiğin hayvan?
Doğada ki tüm canlıları sevmeme karşın kuşların biraz daha ayrıcalığı var...Özgürlüklerini seviyorum:)  

9- Ailen dışında onsuz yapamam dediğin en sevdiğin kişi veya kişiler?
Çok sevdiğim iyi günümde kötü günümde yanımda olan bazı dostlarım... 

Teşekkürler Dördüncü Tekil Şahıs :)


Sevgili arkadaşlarım MİMlendiniz:)))
modern tıpçı günlüğü minikmini
Sorularınız isterseniz hepsini,isterseniz seçtiklerinizi nedenleriyle yanıtlarsanız sevinirim;)
1-  En sevdiğin şarkı?
2-  En sevdiğin roman?
3-  En sevdiğin çizgi film karakteri?
4-  Çocukluğunda en sevdiğin oyuncağın?
5-  Şimdiye kadar aldığın en sevdiğin hediye?
6-  Odanda, sana ait olan en sevdiğin nesne?
7-  En sevdiğin yemek?
8-  En sevdiğin hayvan?
9- Ailen dışında onsuz yapamam dediğin en sevdiğin kişi veya kişiler?


SEVGİ ve IŞIK'la kalın...
Persephone
devamını oku →

20 Mart 2014 Perşembe

İNSAN OLMAK

,
Mesele insan doğmak değil, insan olmak ve insan olabilmeyi başarabilmek. İnsan doğduk ama insan olmak kolay değil, ne yazık ki herkes insan olmayı beceremiyor. İnsan olmanın ne okulu,ne eğitimi, ne de kitabı var...
Uzmanlara göre kişilik çocuklarda 0-6 yaşlar arasında oluşmakta ve hayat boyu gelişmeye devam etmekte. Çocukluk döneminde kişilik oluştuğuna göre ailenin önemi çok büyük sonraki aşamalar da ise eğitim, sosyal çevre ve sosyal etkenler, arkadaşlar sırayı almakta.
Hayatta tek seçim hakkımızın olmadığı nokta doğduğumuz ya da doğacağımız aile. Sonrasında bütün seçimler bize ait.
İnsan olmak ya da olmamak.
Seçim tamamen bizim!
Nasıl bir insan olmak istiyoruz?
Nasıl bir insan olmak bizi mutlu eder?
Olmak istediğimiz insan mıyız?
Yoksa şartların gerektirdiği durumlara göre şekillenerek mi insanlığımızı ortaya koyuyoruz?
Daha onlarca soru sorulabilir bu konuyla ilgili. Peki hangi noktadayız, olmak istediğimiz insanın özelliklerini taşıyor muyuz? Yoksa kendimizden hiç mi memnun değiliz? Şu konuda falanca kişi gibi davranabilseydim, bu konu da filanca kişi gibi tavrımı koyabilseydim, şu özelliğim de olsa hiç fena olmazdı gibi bir yaklaşım mı sergiliyoruz kendimize, kendimizden şikayet edercesine...
İnsan olma yolunda kişilik gelişimi önemli bir faktörken, kişiliği etkileyen en önemli faktör ise ''Benlik Kavramı''dır. Benlik; insanın kendi kendisini nasıl tanıdığı, nasıl algıladığı ve nasıl değerlendirdiğidir. Uzun lafın kısası insanın kendi kendini nasıl gördüğü ve ifade ettiğidir ''Benlik Kavramı''.
Peki kendimizi yeterince tanıyor muyuz? Ne kadar irdeliyoruz kendimizi?
Soruyor muyuz kendimize; ''Ben hangi özelliklere sahibim?'', ''Benim için neler değerlidir?'', ''Hangi değer yargılarına sahibim?'' ''Ben neyi, nasıl, ne kadar yapabilirim ya da yapamam?'', ''Hedeflerim nelerdir?'' v.s...
İnsan olmak; önce kendini tanımak ve en önemlisi de bir bütün olarak kendini sevmekle başlar. Kendini bir bütün olarak, tüm sahip olduğu özellikleriyle sevmeyen insan, yeryüzünde ki hiç bir canlıyı da sevemez, sevdiğini zannederek kendisini kandırır.
İnsan olmak; vicdan kavramını anlamış, özümsemiş olmak demektir. Kendi davranışları hakkında yargıda bulunabilen, doğrunun ve yanlışın ne olduğunu içsel olarak bilen, iyiyi kötüden ayırabilen kişi insandır ve insanlığın anlamını kavramıştır.
İnsan olmak; var olan zekayı akılla yoğurmak, iradeyi doğru kullanmak, merhamet ve şefkat duygusuna sahip olmaktır.
İnsan olmak; farkındalık sahibi olmayı, empati yeteneğini geliştirmeyi gerektirir.
İnsan olmak; dürüstlük gerektirir. Kendi bencilce duygularına ve isteklerine yenik düşerek, kendisine yapılmasını istemediği bir şeyi başkasına yapmamasının gerekliğinin farkında olma yetisini kazanmış kişi olmaktır.
İnsan olmak; düşünmektir. Hiç bir şeyi sorgulamadan, körü körüne bağlanmamak, konu hakkında farklı bakış açılarına sahip olmak, farklı pencerelerden bakabilmeyi başarabilmektir.
İnsan olmak; doğayı, yaşadığı çevre ve yeryüzünde ki tüm canlıları ve insanları sevmektir. Sevmiyorsa da saygı duyması gerektiğinin bilincinde olmak demektir.
İnsan olmak; farklı duygu ve düşüncelere değer vermek, aynı fikir ve düşünceye sahip olmasa da karşısında ki insanlara, en azından insan olma vasfına sahip oldukları için saygı duymaktır.
İnsan olmak; insan olamanın bilincine sahip olmak demektir.

Kişi kendini olduğu gibi kabul etmeyi bilmeli, beğendiği kişilik özelliklerine sahip kimselerle kendini kıyaslamamalı, kendini sahip olduğu özellikleriyle iyisiyle kötüsüyle sevmelidir.
Başkaları tarafından onaylanmak ya da değer görmek beklentisi içine girmemek, kendine değer vermeyi bilmek gerekir. Sen kendi gözünde bir değere sahip değilsen, bunu başkalarından görmeyi boş yere beklemek anlamsız olur.
Alçakgönüllü olmak yetenekleri gizlemek değil, yetenekleri tamamlamaktır. Bu yüzden alçakgönüllü olmak insanın sahip olması gereken özelliklerden biridir..
İnsan eleştiriye açık ve bu eleştirileri açık yüreklilikle karşılayacak cesaret ve özgüvene sahip olmalı.
Kişileri değiştirmek amacına sahip olunmamalı, değişim gerekliyse insan önce kendinden değişime başlamalı. Çünkü değişim bir gerekliliktir ve değişim önce insanın kendisinde başlamalıdır.
İnsan anlama ve dinleme kavramlarını özümsemeli. Önceliğin konuşmak, kendini anlatmaya çalışmak değil, anlamak ve dinlemek olduğu gerçeğini kabul etmelidir.
Haklı olmaktan çok, mutlu olmak için çaba harcanmalıdır.
Affedici olun!
Affetmek iyi insanların intikamıdır.
Bazen en büyük intikam gülüp, geçmektir....

SEVGİ ve IŞIK'la kalın...
Persephone
devamını oku →

19 Mart 2014 Çarşamba

BU SİTEYİ TAKİP ET BUTONU

,
Kırmızı renkteki numarayı kendi ID numaranızla değiştirin
kod içerisinde bulunan kırmızı renkli numarayı kendi ID numaranızla değiştirin ve yerleşim bölümünden gadget olarak ekleyin hepsi okadar


<a href="https://www.blogger.com/follow-blog.g?blogID=1677814028952211428" target="_blank " style="text-decoration: none; display: block; text-shadow: 1px 1px #444">

  <table border="0" style="border: 6px solid #d4d4d4; border-spacing: 0; border-radius: 3px;   
                           -webkit-box-shadow:0 1px 4px rgba(0, 0, 0, 0.3), 0 0 40px rgba(0, 0, 0, 0.1) inset;
                           -moz-box-shadow:0 1px 4px rgba(0, 0, 0, 0.3), 0 0 40px rgba(0, 0, 0, 0.1) inset;
                           box-shadow:0 1px 4px rgba(0, 0, 0, 0.3), 0 0 40px rgba(0, 0, 0, 0.1) inset;
                           -webkit-box-shadow: 0 15px 10px -10px rgba(0, 0, 0, 0.5), 0 1px 4px rgba(0, 0, 0, 0.3), 0 0 40px rgba(0, 0, 0, 0.1) inset;
                           -moz-box-shadow: 0 15px 10px -10px rgba(0, 0, 0, 0.5), 0 1px 4px rgba(0, 0, 0, 0.3), 0 0 40px rgba(0, 0, 0, 0.1) inset;
                           box-shadow: 0 15px 10px -10px rgba(0, 0, 0, 0.5), 0 1px 4px rgba(0, 0, 0, 0.3), 0 0 40px rgba(0, 0, 0, 0.1) inset;" cellspacing="0" cellpadding="0">
    <tr>
      <td>
        <table border="0" style="border-bottom: 1px solid #797979; border-spacing: 0; border-radius: 3px;" cellspacing="0" cellpadding="0">
          <tr>
            <td>
              <table border="0" style="border: 1px solid #a80c0c; border-spacing: 0; border-radius: 2px;" cellspacing="0" cellpadding="0">
                <tr>
                  <td>
                    <table border="0" style="border: 1px solid #f2645a; border-spacing: 0; border-radius: 2px;" cellspacing="0" cellpadding="0">
                      <tr>
                        <td>
                          <table border="0" style="border: 0px solid green; border-spacing: 0; border-radius: 1px; background: linear-gradient(to bottom, #e22213, #bd1313);" cellspacing="0" cellpadding="10">
                            <tr>
                              <td>
                                <b>
                                  <span style="text-decoration: none; display: block; text-shadow: 1px 1px #444; padding: 0px 15px 1px;">
                                    <font color="white" face="Arial" style="text-decoration: none; font: bold 20px/24px arial" size="4">
                                      BU SİTEYİ TAKİP ET&nbsp;&nbsp;&raquo;
                                    </font>
                                  </span>
                                </b>
                              </td>
                            </tr>
                          </table>
                        </td>
                      </tr>
                    </table>
                  </td>
                </tr>
              </table>
            </td>
          </tr>
        </table>
      </td>
    </tr>
  </table>
</a>
devamını oku →

18 Mart 2014 Salı

KOŞ! KOŞ!

,
Beden artık isyanda!!!
Sormuyor kimse onca yükü kaldırmaya hazır mısın diye!
Yükle yükleye bildiğin kadar...
Yüklen yüklene bildiğin kadar...
Derler;''Allah taşıyabildiği kadar yük verir insana...
''Ben pek emin değilim bundan!Çünkü;insan ne kadar isterse o kadar yük alıyor sırtına...
Sen kabul ettikçe de yük üstüne yük biniyor...
Eşek olunca semer vuran çok olur misali!!
Koş! Koş!
Nereye kadar?
Bazen bir soluk alıyorum,ben ne yapıyorum diyorum?
Bilincinde misin yaptıklarının?
Bazı zamanlar değilim sanırım...
Otomatiğe almışım hayatı,takmışım vitese hızla ilerliyorum...
Yapılacakları bağlamışım rutine,anlamadan,farkında bile olmadan yapılması gereken işler yapılmış...
Rutinin dışında da bir şeyler eklenirse vay halime!
Yetmiyor 24 saat,kim sınırlamış bu zamanı!
Lanet ediyorum pek huyum olmasa da,korkarım bedduadan...
Ama yetmiyor işte zaman.Şuursuzca akıp gidiyor.
Nereye koşuyorum acaba?Ne kadar anlamsız:)
Uçlara gidiyor düşüncelerim;şöyle diyorum satsalar şu zamandan  manavda,markette ne bilim pazarda filan, hiç fena olmaz:)Eklesem üstüne 24 saatin üzerine üç beş saat daha...Belki yetişirim o koşup benden kaçan zamana...

Ben miyim bir tek böyle hisseden?  

SEVGİ ve IŞIK'la kalın...
Persephone
devamını oku →

17 Mart 2014 Pazartesi

ZAMANA DAİR...

,


Zaman tüm acılara rağmen hızla akmaya devam ediyor. Kendi zaman akışımız arada sekteye uğrasa da belli bir zaman diliminde takılıp kalsak ta, hayat bize inat ilerliyor. Takılı kaldığımız zaman diliminden kurtulmak, hayatın akışına yeniden dönmek gerek. Gerçeklikten uzaklaşmanın faydası yok. Hayaller kurmuş olabiliriz, bu hayaller tepemize yıkılmış, hayatımızı kabusa çevirmiş de olabilir. Ahlanıp vahlanmak ne yazık ki boş. Olan olmuş, biten bitmiştir. 
Film makarasını sarar gibi sürekli geriye dönüp bakmak, acıları arttırmaktan başka bir işe yaramaz... Acılara tutunmak, anılarla yaşamak, neden olmadı ya da olmuyor diye sızlanmak kadar çözümsüz ya da çaresiz değildir hiç bir sorun ve yıkılan hayallerin yerine yenileleri de inşa edilir.
Yeter ki çözmek iste!
Yanlış yolda gittiğinin farkındalığında ve bilincinde ol!
Olmadıysa vardır bir hayır demesini bil!
Tabii bu durumda yaşıyor olmaktan ayrı bir haz duyorsak o ayrı, ne yazık ki böyle yaşamayı sevenler de var şu koca evrende! Acılarıyla, sıkıntılarıyla, kederleriyle, mutsuzlukllarıyla beslenenler!
Ne kadar garipsesek te, hadi oradan olur mu böyle saçma şey desek te var işte...
Keder, acı, sıkıntı, ölüme karşı afinite, sevilen ya da istenilen nesneye ulaşamamanın verdiği aşırı stres! Hastalıklı bir ruh hali!
Unutmamalı ki; insan kendini bu durumun, bu ruh halinin içine sürüklerken, yalnız sürüklenmiyor, annesini, babasını, kardeşini, eşini, çocuğunu, arkadaş ve dostlarını da sürüklüyor ve durum içinden çıkılmaz bir hal alıyor... Çevremizdekileri de etkiliyoruz bu halimizle... Ya üzüyor ya da kırıyoruz istemeden sevdiklerimizi ya da bizi sevenleri... 
Kimse istemiyor etrafında bu ruh haline sahip kişileri. Her yeni gün gelirken, beraberinde de  bir çok sorunla geliyor zaten, kim ister ki etrafında sorunlu kişi ve kişilikleri. Artık herkes kendini mutlu hissettiği, kendisini iyi hissettirecek, sorunsuz insanların yanında olmak istiyor, yaşam da yeterince sıkıntı var, üzerine yenilerini eklemekten kaçıyor herkes. Haksız da sayılmazlar tabii...
Unutmak zor olsa da yaşanan olayları, gerçeklerden kaçmak yerine kabullenmek, mutsuzlukların yerine yeni mutluluklar koymak, yıkılan hayellerin yerine yenilerini inşa etmek, hastalıklı ruh halinden çıkıp yeni bir bakış açısı geliştirmek,geçmişin acı ve sıkıntılarıyla yaşamaktansa gerçek hayatla yüzleşmek daha iyi bir yaklaşım şekli olacaktır.
Sıkıntıları, temcit pilavı gibi ısıtıp ısıtıp önümüze koymanın ne kendimize faydası var, ne de sıkıntılarımıza, ne de olup biteni değiştirmeye...
Geride kalanlar geçmiştir, gelecek zaten gelecektir, önemli olan anda kalmak, anın tadını çıkarmaktır.   
Neşe, mutluluk dururken, sorun ve sıkıntılara yeni ya da farklı çözümler bulmak varken, 
Şu ölümlü dünyada kendimize ve etrafımızda ki bizi sevip, değer verenlere hayatı zehretmek niye?


Karlı dağlar kadar yalnızızdır bu durumun içinde, bu ruh halinden bizi kurtaracak kişi ne yazık ki yine bizizdir... Kurtarıcı beklemek boş yere vakit kaybından ibarettir ...

SEVGİ ve IŞIK'la kalın...
Persephone
devamını oku →

16 Mart 2014 Pazar

Hayatta ki gerçek sınav...

,
Hayatta ki gerçek sınav; yaşam çizginiz bir düzlemde ilerlerken değil, yaşam treniniz raydan çıktığında tekrar aynı düzleme dönmek için verdiğiniz mücadeledir...

SEVGİ ve IŞIK'la kalın...
Persephone
devamını oku →

SİS PERDESİ

,


Unutanlar,
Unutulanlar,
Unutulmaya çalışanlar...
Hatırdan çıkmayanlar,
Hatırlanmaya çalışanlar ya da
Hiç hatırlanmayanlar...
İz bırakıp gidenler,
İz bırakmadan kalanlar...
Özlenenler,
Hayatıma nereden,
Neden değdi denenler... 
Özlenmeye bile tenezzül edilmeyenler...
Gizlere,gizemlere anlam arayanlar...
Gizemli olmaya çalışıp,
Hiç bir gizemi olmayanlar...
Tamamen sıradan...
Anlaması zor bazı şeyleri...
Hatırlamak zor kimi zaman... 
Gözleri ne renkti?
Kömür karası mı?
Yosun yeşili mi?
Bal rengi mi?
Göğün mavisi mi?
Geçmişe hüzünlü,
Geleceğe umutsuz muydu hala o gözler...
Ya bakışları?
Afrika kadar sıcak,
Kutuplar kadar soğuk muydu?
Bir an önce git der gibi mi ,
Yoksa bir ömür yanımda kal der gibi miydi?
Saçları biraz koyuca mıydı,
Yoksa açıkça mı?
Boyu kısa mıydı ya da uzun?
Sanki ne kısa ne uzun...
Gülümsemesi nasıldı?
Güneş kadar sıcak mı,
Yoksa bir kar tanesi kadar soğuk muydu?
Elleri...
Elleri nasıldı?
Hisli mi,
Yoksa tamamen hislerini yitirmiş miydi?
Neşesi bir çocuğun ki kadar şen miydi hala?
Peki ya sesi?
Gök gürültüsü kadar gür,
Pamuk kadar yumuşak mıydı?
Ya kalbi?
Merhametli miydi,
Vahşi bir hayvan kadar acımasız mıydı yoksa? 
Kokusu...
Kokusu nasıldı?
Özlenmeye değecek kadar güzel miydi?
Huzur var mıydı hala kokusunda?
Bir çığ düşmüş gibi yüreğimin ortasına..
Bir  o kadar deli,bir  okadar sakin,
Yitirilenlerin ardında...
Kıymet bilmeyenler,
Kıymet bilenlerin ardında...
Karadenizin çılgın dalgalarının ortasında bir hiçlik...
Rüzgarın esintisine kapılmış bir beden,
Martılar gibi özgür düşünceler...
Ağlamaklı akreple yelkovan,
Zamana yenik düşmüş,
Silinmiş tüm görüntüler,
Sis perdesi ardında geride kalanlar...
Zorlanmakta bir araya gelmek için şekiller...
Akılda kalanlarla resmetmek zor,
Özlenenleri...


SEVGİ ve IŞIK'la kalın...
Persephone

devamını oku →

15 Mart 2014 Cumartesi

GERÇEKLER ACITIR!

,
Sanatçı Alex Andreyev'in ''İnsanın Gözlerini Açması,
Bazen Çok Acı Verici Olabilir'' adlı çalışması.

Çoğu gerçek acıtır ve gerçeği kabul etmekten kaçınır insan. Özellikle de işine gelmeyen gerçekleri. Eğer var olan gerçek acıtıyorsa, EGO bunun yerine başka bir gerçeklik yarartır ve bunu kabul eder. EGO kendini koruma eğilimi gösterir, belli bir doyuma ulaşmak ister. EGO acı çekmek istemez ve senin de acı çekmeni engellemek ister... Kanayan yaralarına merhem olma gayreti içerisindedir... O da kendince masum ve haklı anlayacağın!!!
EGOmuzun yaratmış olduğu bu yalancı gerçekliği kabul ederiz, çünkü bu şekilde olması bizim de işimize gelir, kendimizi daha iyi hissederiz. EGO istediğine ulaşmıştır, gözler kör olsa da, içimiz rahattır artık. EGO da derin bir nefes alır bu arada...
Gizlice hayal dünyasına itilerek, var olmanın dayanılmaz hafifliğinde yaşamımızı devam ettiririz. Güzeldir böyle yaşamak, iç huzur sağlanmış, kendi kendimizle çatışma sona ermiştir. Her konuda haklıyızdır... Özrümüzü örtecek bir gerçeklik yarartmışızdır kendimize...
Özellikle reddedilme, kabul görmeme korku ve kaygıları gerçeklikten uzaklaştırır insanı. İstediğini almaya alışmış olan insanoğlu için zordur, reddedilmek ve kabul görmemek...
Gerçekler bambaşka olsa da, bu tarz bir davranışla karşılaştığında, kendini korumaya alır ve kendi gerçekliğini yaratır, yarattığı o gerçekliğe de inanır insan.Yoksa hemen anksiyete belirtileri baş gösterir bu gibi durumlarda....
Bundan sonrasında yarattığı gerçeklikle başbaşa içi rahattır, yapması gerekeni yapmıştır, doğru da budur ve başka doğru  da olamaz zaten... EGO Tanrısallaşmış, yücelik mertebesine oturmuştur sonunda... Hem haklıyım hem de mutlu... Oh be ne güzel!
Davranışları konusunda, kendi kendini haklı çıkarmakta insanoğlunun üzerine de başka canlı yoktur yeryüzünde...
Topla kendini, yüzleş artık gerçeklerle!
İstenmiyorsun!
Reddedildin!
Kabul görmüyorsun!
Yaşamaktan vazgeç yarattığın yalan dünyanda!
Haklı olmak ve mutlu olmak arasındaki içsel savaşına son ver!
Vazgeç öğrenilmiş çaresizliklerinden, bak o zaman dünyan daha güzel olacak...
EGOnun tüm bilincini yok etmesine izin verme!!!
Hayattaki amacın; ''Haklı olmak mıdır?Mutlu olmak mıdır?''
Tercih senin!
Ya haklı olur, mutsuzlaşırsın ya da mutlu olur haksızlaşırsın....
Ne yazık ki ikisi bir arada olmuyor...
Hem haklı hem de mutlu olunmuyor....
EGOna yenik düşme,
Yüzleş gerçeklerle,
Etrafında olup bitenlere kapatma gözlerini!!!
Gerçekler acıtsa da!!!

SEVGİ ve IŞIK'la kalın...
Persephone
devamını oku →

...

,
Aklın olmadığı,yüreğin sustuğu yerdeyim şu an!
Ne söyleyeceğini,kendini nasıl ifade edeceğini bilmiyorsa,saçmalamanın eşiğine gelmişse bir insan!
Lal olup,susmalı!!!

SEVGİ ve IŞIK'la kalın...
Persephone
devamını oku →

11 Mart 2014 Salı

BERKİN ELVAN ÖLÜMSÜZDÜR!!!

,


Bugüne kadar sayfamı hiç siyasetle kirletmedim...Karıştırmadım siyaseti satırlarıma...Yine kirletmeyeceğim... Ama bugün başka bir gün...Ana yüreğimle yazıyorum bu satırları...Dayanamadı yüreğim,duramadım yazmadan...
Bugün güne yüreğimde derin bir acıyla uyandım.Berkin Elvan aylardır verdiği yaşam mücadelesini bugün kaybetti.Tek suçu ekmek almak için sokağa çıkmaktı.Ben de anayım nasıl dayanır yürek,evlat acısına!Aklım almıyor tüm bu olanları!Başbakanın sempatizanları tarafından yazılanları okudukça kanım donuyor.El kadar çocuk için ''su testisi,su yolunda kırılır'' diyecek kadar taşlaşmış yürekleri...Siz ana baba değil misiniz be vicdansızlar!!!Allah'tan,dinden,imandan bahsedenler sizler misiniz?İslamın İ'sinden anlamayanlar!!!
Anneyim bilirim kolay değil bu dünyaya bir çocuk getirmek ve yetiştirmek...Dokuz ay korkuyla taşırsın karnında çocuğunu,aklın çıkar bir şey olmasın diye,kendinden çok kollarsın onu.Sağ salim doğacak mı heyecanıyla günlerin gecelere,gecelerin günlerine karışır.Doğduktan sonra da bitmez korkular,heyecanlar,uykusuz geçirilen günler,geceler...Tüm yaşam umudun olur,hayallerinin baş kahramanıdır artık o minicik varlık...Onsuz bir hayat düşünmez,düşünemezsin...Kendi planlarını hep ötelersin sadece çocuğun,minik yavrun için...Kendi gözünden sakınırsın yavrunu...
Kara gün 16 Haziran pazar sabahı çaldı kapıyı.Ekmek almak için sokağa çıkan Berkin Elvan bir daha evine dönemedi...269 gün boyunca herkes bir yürek hastaneden çıkacağı günü bekledik...Ama acı haber geldi bugün...Dayanmadı küçük yüreği artık...
Ne istediniz el kadar çocuktan.Vurdunuz yetmedi,bir de cebinden patlayıcı çıktı dediniz,karalamaya kalktınız hiç utanmadan...Bir aileyi yıktınız,yaktınız,ocağını söndürdünüz...Ana babasının yüreklerini dağladınız,umutlarını ellerinden aldınız,hayallerini çaldınız.Gözümün önünden gitmiyor anacığının yüreğinden gelen feryat;''daha oğlum 14 yaşındaydı...''Berkin Elvan'ın geleceğini çaldınız...Daha 14 yaşındaydı,görecek güzel günleri vardı.Sokaklarda maç yapacaktı arkadaşlarıyla,büyüyecekti aydınlıkta.Üniversiteye gidecek,sevgilisi olacaktı.Evlenip,çoluk çocuğa karışacaktı ''O'' da...Eşi,çoluk çocuğu,torunlarıyla yaşlanacak,mutluluğuna mutluluk katacaktı.Hepsini aldınız elinden,bütün geleceğini yerle bir ettiniz...Bir avuç toprak ettiniz anasının kuzusunu ey vicdansızlar!!!Elleriniz kanlı,yatacak yeriniz yok!!!Nasıl söndüreceksiniz o ananın yanan yüreğini!!!
Çaldığınız paralar yetmedi!!!İnsanların yaşam haklarını çaldınız!!!Çaldığınız paralarla kalsaydınız da canlara dokunmasaydınız,ona da razıydık!!!Katran karası yüreklerinizle kirlettiniz memleketi...Allah,din,imanın karşılığı para olmuş sizin için!!!Fakir de olsan zengin de olsan kefenin cebi yok!!!Hepimizin üstünü örtecek bir avuç toprak!!!Sanmayın ki sizlerin üstünü dolar,avro örtecek!!!Para uğruna yaptığınız kanlı siyaset kalmayacak yanınıza kâr!!!Yaktınız,yıktınız,söndürdünüz ocakları...Cehenneme döndürdünüz insanların hayatlarını!!!Ölmeden,öldürdünüz ana babaları!!!Evlat acısını yaşattınız onlara!!!En büyük duadır;''Allah evlat acısı göstermesin''...Çünkü;en büyük kayıp,evlat kaybıdır...Bilir misin bunun anlamını!!!Nasıl yanar o yürek!!!Hele ki ana yüreği!!!Unutma ki bugünün yarınları da var...Kalmaz bu dünyada yapılanlar öbür dünyaya!!!Cehenneme odun olacak,ocaklarını söndürdüğün aileler de ateşini yakacak!!!Vicdansızlar!!!

Rahat uyu BERKİNim,anasının kuzusu...Gözün arkada kalmasın...Gün gelecek,sorulacak tüm bu olanların,alınan canların hesabı....Tüm ailesine Allah'tan sabır diliyorum...Sabretmek çok zor olsa da:(

Mehmet Ayvalıtaş
Abdullah Cömert
Ethem Sarısülük
İrfan Tuna
Mustafa Sarı
Selim Önder
Serdar Kadakal
Ali İsmail Korkmaz
Medeni Yıldırım
Berkin Elvan
Ahmet Küçüktağ
Burak Can Karamanoğlu

SEVGİ ve IŞIK'la kalın...
Persephone
devamını oku →

MELEK VE RÜZGAR

,
Melek ve Rüzgar'ın hikayesini bölüm bölüm kaleme almıştım,bir bütün halinde okumak isteyenler,takip edemeyenler için hikayeyi birleştirdim...İyi ve keyifli okumalar...

MELEK
İstanbul'un küçük bir semtinde Melek adında bir kız yaşıyordu. Annesi Melek'e hamileyken,bir rüya görmüş ve kızının olacağını hissetmişti.Rüyasında kızının isminin Melek olması söylenmişti.Annesi bu rüyanın etkisinde kalmış,kızı olacağını öğrendiği gün isminin Melek olmasına karar vermiş ve eşi de saygı göstermişti.Adı gibiydi Melek,tertemiz bir yüreği vardı.Herkesin yardımına koşar,elinden geldiğince çevresindekilere yardım etmeye çalışırdı.Hem yüreği hem de güzelliğiyle mahallesinin gözdesiydi.
Melek,bir sonbahar sabahına uyandı.O gün doğum günüydü...Pencereyi açtı ve derin bir nefes aldı.Güneşli,güzel bir bahar havası vardı dışarıda.Ağaçlar,sonbaharın hüznünü taşıyor,bedeninden bir parça olan yapraklarla vedalaşıyordu.Kuşların cıvıltısı Melek'in doğum gününü kutlar gibiydi yoksa o heyecanla ona mı öyle gelmişti....
O gün,onu çok daha farklı sürprizler bekliyordu,ama olacaklardan habersizdi.Bir doğum günü planı yapmamıştı,uzun süredir de doğum gününü kutlamıyordu aslında.Yaşama sevinci hep içindeydi,ona göre her yeni gün doğum günüydü.Mucizelere inanırdı ve her yeni günün mucizeler getireceğini bilirdi.Bugünde öyle bir gündü.
Henüz otuzlu yaşların başındaydı.Genç yaşına rağmen,uzun süredir yalnızdı,güvenmemişti kimseye.İlişki bile diyemediği,adını koyamadığı bir aşk yaşamıştı.Bu aşkın her zaman karşılıksız olduğunu biliyordu,ama bir türlü unutamamış,büyük bir yanılsama içine girmişti.Kırgındı olanlara,ama kızgın değildi...Sevmişti bir kere,adam onu sevmese de...Hiç değeri olmamıştı gözünde adamın ama sevgi karşılıksızdır,beklentisiz sevilirdi,biliyordu... Bir gün doğru adamı bulacağına,henüz onu görmeden tanıyıp hissedeceğine inanıyordu.
Her zaman ki rutininde olan bir güne başlamıştı.İşe gitmek için hazırlandı ve yola çıktı.İş yerinde her şey normal akışında işliyordu.Öğle saati geldiğinde bir arkadaşıyla yemeğe çıktı.Arkadaşı ona doğum günü sebebiyle bir sürpriz hazırlamıştı;bir kek üzerinde bir mum ve güzel bir gümüş takı.Çok mutlu olmuştu Melek;çünkü hatırlanmak,değer görmek güzeldi.Kıymetini bilirdi,böyle anların ve insanların.Mumu üflerken bir dilek diledi ve dilek o anda evrende gerçekleşmek üzere yankı buldu.
Akşam eve gittiğinde anne ve babası da onun için küçük bir kutlama hazırlamışlardı,ne de olsa Melek en değerli varlıklarıydı.Kutlama bittikten sonra Melek odasına çekildi.Dans etmek ve müzik onun için bir tutkuydu.Ruhuyla bütünleştiğini hissediyor,bu da ona huzur veriyordu. Düşük seste açtığı müziğin ritminde dans etmeye başladı,bu onun için bir ritüeldi. Ritüelini tamamladıktan sonra,bilgisayarının başına geçti,cevaplaması gereken bir kaç e-mailini cevapladı.Biraz da sosyal medyada haberlere bakmak için kişisel hesaplarını açtı.
O gün ne olup bittiğini,twitter hesabından gözden geçiriyordu.O sırada mesaj kutusuna,bir mesaj düştü.Gelen özel mesajlara yanıt vermezdi pek.Hele ki özel sorular içeriyorsa,direkt mesajı silerdi.Yine de kimden geldiğini görmek için mesaj kutusunu açtı.Arada bir,sosyal ve güncel olaylardan yazıştığı birinden gelmişti mesaj.Çok nadir yazışmalarına rağmen,her nedense her zaman bu insanın özel biri olduğunu düşünmüş ve hissetmişti.Zaten bu hissine güvendiği için,mesajlarına cevap veriyordu.Ve hislerinde de yanılmamıştı,gerçekten özel biriydi.Kendi kendine,hayatımda biri olacaksa bu adam olsun dedi bir an.Henüz birbirlerini tanımıyor,isimlerini dahi bilmiyorlardı.Ne garip bir histi bu!!!
O gece hiç bitmeyecek kadar uzun oldu, evren isteklerine kulak vermiş,cevaplıyordu sanki.Uzun uzun günlük olaylardan,ülkenin gidişatından yazıştılar.Bu arada birbirlerinin isimlerini de öğrendiler.
Bir süre sonra günlük rutinlerinin arasına girmişti bu yazışmalar her ikisininde.Geceleri birbirlerine iyi geceler dilemeden uyumuyor,sabahları birbirlerine günaydın demeden güne başlayamıyorlardı.Gün içinde işlerinden vakit buldukça,yazışmaları devam ediyordu. Her ikisi de çok heyecanlı ve mutluydu.Bu durum aylarca sürdü ve artık buluşmaya karar verdiler...
Yeni bir başlangıç ve içlerinde yeni umutlar vardı...Bir bilinmeze doğru ilk adımlarını atmışlardı...
Hikayenin sonu nasıl biter bilinmez...Belki mutlu bir son,belki de yarım kalacak bir aşk hikayesi...Belki de uzun yıllar sürecek güzel bir dostluk...

RÜZGAR
Rüzgar; güneşli bir sonbahar sabahına uyandı.Sabahları gözünü açar açmaz su ısıtcısının tuşuna basar,kahvesini hazırlar ve sigarasını yakardı.Yıllardır değişmemişti bu alışkanlık,eski eşinin dırdırları da değiştirmemişti bunu...Kahve ve sigara...Bir an düşündü,daha bir ömür boyu bu alışkanlığı değiştirmeyeceğim sanırım.Gülümsedi;'seviyorum be bu ikisini bir arada,varsın sürsün bir ömür boyu...'dedi kendi kendine..
Rüzgar;özgüveni yüksek,son derece dışa dönük bir adamdı.Üniversitede makine mühendisliği bölümünü bitirdikten sonra,henüz iş hayatına başlayamadan babasını kaybetmişti.Kendi mesleğini icra edemeden babadan kalan mağazanın başına geçmek zorunda kalmıştı.Büyük bir deri mağazaları vardı ve bu işi yapmak istemese de şartlar bunu gerektirmişti.İşlerini yoluna koyduktan sonra,üniversiteden beri beraber olduğu,büyük aşk yaşadığı kadınla evlenmişti.Hayatını bir karabasana çeviren o güne kadar her şey olağan seyrinde gitmekteydi.Babasının vefatıyla devraldığı işi daha yukarılara taşımak için gece gündüz uğraşıyordu.İşi,hayatının odağı haline gelmişti.Başına geleceklerden bihaber günlük koşuşturmasına devam ediyor,etrafında olan biteni gözlemleyemiyordu. Eşi karşısına geçip,en yakın arkadaşı ile birlikte olduğunu açıklayana kadar hiçbir şeyin farkına varamamıştı.
Nasıl olmuştu bu!Neyi atlamıştı!En sevdiği arkadaşı ve hayatının aşkı nasıl böyle ihanet etmişlerdi ona?O günden sonra Rüzgar;içine kapanmış,hayatının o olaydan sonra ki kısmını büyük bir yalnızlık içinde geçirmişti.Durmadan kendini sorgulamış,sürekli nerede hata yaptığını düşünmekten kendini alamaz ve kendini suçlar hale gelmişti.Oysa ne büyük bir aşkla evlenmişlerdi.Zaman içinde değişen ne olmuştu ve bu olanları göremeyecek kadar gözünü ne kör etmişti?Sorular...Sorular...Kafasının içinde bir türlü son bulmuyordu.Evliliğinde bir çocuk sahibi olmayı çok istemiş ama çocuk sahibi olabilecek uygun zaman gelene kadar eşinden ayrılmıştı.Şimdi ise bir çocuğu olmadığına şükrediyordu.Travmasını baskılamak için daha çok işine sarılmıştı.İnsan ilişkilerinde kendine güveni azalmış,çevresindekilere ise hiç güveni kalmamıştı.Artık hayatını yoluna koymak için bir şeyler yapması gerektiğini biliyordu.Altı aydır eski haline dönmek için uğraşıyordu ve başarılı da sayılırdı.Kabullenmişti artık olanları.İnsan hayatında inişler,çıkışlar vardı ve artık kendisi de dibe vurduğuna göre çıkma vakti çoktan gelmişti.İşte o gün bugün dedi kendine...Sonbaharın güneşli yüzüne,yüzünü dönerek gülümsedi.Bugün güzel bir gün...İşine başladı,yine sabahın erken saatlerinde.İş konusunda disiplinliydi.Bu disiplini zamanla özel hayatına geçirmeyi de başardı.Oldukça yoğun bir tempoyla çalıştı.Akşamları işini,evine taşımaktan hoşlanmıyordu.Ona göre iş işte kalmalıydı,ne de olsa hayat bunun böyle olması gerektiğini acı bir şekilde öğretmişti.Akşam yemeklerini genelde dışarıda yerdi.Orada olmaktan huzur duyduğu,evi gibi hissettiği bir restoran vardı.Akşam yemeğini yine orada yedi ve evine öyle geçti.Kapıdan girer girmez,laptopunun açma tuşuna bastı..Klasik müzik dinlemeyi çok severdi ve müzik setine bir Bach CD'si yerleştirdi...Laptopunun başına döndü,günlük gazeteleri gözden geçirdi.Gün içinde haber okuyacak pek vakti yoktu ve akşamları okumayı alışkanlık haline getirmişti...Biraz da sosyal medyaya bakalım neler oluyor dedi ve twitter hesabına bağlandı.Ara ara yazıştığı bir bayan vardı,birden aklına düştü ve merhaba diyen bir mesaj attı...Çok geçmeden cevap geldi ve çok mutlu oldu,çünkü konuşacak birine ihtiyacı vardı.Sıkılmıştı artık yalnızlıktan...Uzun uzun günlük olaylardan,ülkenin gidişatından yazıştılar.Bu arada birbirlerinin isimlerini de öğrendiler.Bu cana yakın ama mesafeli,yazdıklarında huzur olan,umut dolu kadının adı Melek'ti...Adı gibi gerçekten bir melek olma ihtimali var mıydı?Yoksa yalnızlıktan halüsinasyon mu görüyordu Rüzgar?Böylesine hayat dolu,pozitif bakış açısına sahip olabilir miydi bir insan...Saçmalama Rüzgar dedi kendine... Neden olmasın yeryüzünde böyle güzel insanlar da var...
Bir süre sonra günlük rutinlerinin arasına girmişti bu yazışmalar her ikisininde.Geceleri birbirlerine iyi geceler dilemeden uyumuyor,sabahları birbirlerine günaydın demeden güne başlayamıyorlardı.Gün içinde işlerinden vakit buldukça,yazışmaları devam ediyordu. Her ikisi de çok heyecanlı ve mutluydu.Bu durum aylarca sürdü ve artık buluşmaya karar verdiler...
Melek ve Rüzgar;iki farklı insan,iki farklı karakter ve kesişen hayatlar...
Her şey bir tesadüften mi ibaret?Yoksa hayat birbirine ihtiyacı olan insanlar için mucizesini mi sunuyor?

Ve artık buluşmaya karar verdiler...
Melek ve Rüzgar aynı heyecanın içerisindeydi;ilk buluşma...
Buluşulacak yer,her ilk buluşmalarda olduğu gibi onlar içinde bir problemdi...Nerede?
Rüzgar çok endişeliydi;Melek'in üzerinde iyi bir etki bırakmak istiyordu;çünkü onu önemsiyordu bir bakıma da değer de veriyordu.Uzun süredir bu kadar önemsediği bir buluşma olmamıştı.Bunun da heyecanını iliklerine kadar hissettiği ortadaydı.İlk karşılaşma önemliydi,çünkü her şey o anda gizliydi...Ya hep ya hiç..Melek,yer seçimini ona bırakmıştı.Acaba Melek nasıl bir mekandan hoşlanırdı? Rüzgar'ın kafasında bir soru işaretiydi,çünkü onlar birbirine uzak iki yabancıydı,ne kadar birbirlerini yakın hissetseler de... Melek'e de sormak istemiyordu;kararsız,hiç bir şey bilmez bir adam gibi görünmek hoş olmazdı.Oysa ki bilirdi Rüzgar ne zaman nereye gidileceğini ama heyecandan kafası karışmıştı bir kere...İlk buluşmaydı ve konuşulacak çok şey vardı...Sessiz ve sakin bir yer olmalıydı gidilecek yer...Eee tabii biraz da romantik...Aslında bir yer vardı aklında,bu tanımlara uyan...Boğaza nazır,pekte lüks sayılmayacak ama hem keyifli hem de sakin,sessiz bir yerdi.Boğazın ılık,tuzlu sonbahar esintisi de ruhlarına iyi gelirdi. Acaba Melek balık sever miydi? Bunu mutlaka sormalıydı ona...Neden bu kadar gereksiz heyecan yapmıştı ki aslında anlamıyordu.Doğru düzgün tanımadığı biri için bu kadar heyecanlanıyor olmak,ona göre fazlasıyla tuhaftı.Mutlaka bir nedeni olmalıydı ama duygularına bir anlam vermekte güçlük yaşıyordu...
Melek hem çok heyecanlı hem de çok mutluydu.Uzun zamandan sonra ilk kez bu kadar heyecanlanıyordu.Acaba Rüzgar,kafasında hayal ettiği gibi bir adam mıydı? Duygu dolu,neşeli,hoş sohbet,yüzünde sürekli bir tebessüm bırakan bir adam...Yoksa yine bir yanılsama içinde miydi?Gerçek olanı görmekten fazlaca mı uzaklaşmıştı? Gördükleri,bu adam için hissettikleri bir yanılsama olabilir miydi? Her yeni tanıdığı yüz gibi,bu adam da maskeleriyle mi çıkmıştı karşısına? Gerçi şu an bunları düşünecek durumda değildi,zaten buna kafa yormaya da gerekte yoktu.Sadece tanışacaklar ve sohbet edeceklerdi.Bir beklenti oluşturmak saçmalıktı.Kendi kendine ''bu kadar heyecana gerek yok,sıradan ve dostça bir buluşma işte'' dedi...
Melek'in mesaj kutusuna o anda bir mesaj düştü,Rüzgar'dandı mesaj ''balık sever misin?'' diye soruyordu.Evet; Melek balık çok severdi, hele bir de yanında rakı varsa...Hemen cevapladı mesajı...Evet çok severim...
Rüzgar bu duruma çok sevindi;mekan işi tamamdı ve kendisinin de deniz ürünleriyle arası iyiydi...''İşte bir ortak nokta'' daha dedi Rüzgar kendi kendine...Gülümsedi,garipçe...
Rüzgar,Melek'e mesaj yazdı: O zaman cuma akşamı birlikte bir balık ziyafetine hazır ol:) Yanında rakıya ne dersin?Yoksa şarap mı tercih edersin? Bilemedim:) Boğazda güzel bir yer var,senin de seveceğini umuyorum...Ne dersin???
Melek:Kesinlikle rakı diyorum:)Balık rakısız,rakı da balıksız olmaz:) O zaman mekanın adresini yolla cuma akşam 20:00'de görüşürüz...:)

Ve buluşmaya artık hazırlar... 
Perşembe gece yarısı olmuştu.Buluşmaya yalnızca saatler kalmıştı.Ne Melek'i ne de Rüzgar'ı uyku tutmamıştı...
Melek; ''uyumam gerek,yoksa yarın çok çirkin görüneceğim,'' endişesi içinde,ama bir türlü uyuyamıyordu.
Yarın ne giymeliydi?
Nasıl makyaj yapmalıydı?
Rüzgar acaba onu beğenecek miydi?
Yarın acaba nasıl geçecekti?
Rüzgar,beklediği gibi biri miydi?
Herhangi bir beklenti içinde olmaması gerektiğini biliyor,fazlasıyla da meraklanıyordu.Çünkü;yüz yüze gelmenin,internet üzerinden yazışmayla aynı anlamı taşımadığının farkındaydı.Orada her şey sanaldı,şimdi ise her şey gerçeğe dönüşmüştü.Sürekli kafasının içinde sorular,düşünceler dönüp duruyor,düşündükçe de strese giriyor ve uyuyamıyordu.
Acaba Rüzgar'da onun kadar heyecanlı mıydı?Kendi sorusunu kendi cevapladı kafasının içinde;''sanmam.'' Erkekler,kadınlar gibi bu konularda bu kadar heyecan yapmazlar.Onlar için sıradan bir durum.Rüzgar'da kim bilir kaç kere böyle buluşmalar yaşamıştır.Onun için;öylesi bir durum bu buluşma.Ben özel değilim.Özel olmam için bir neden de yok zaten.Artık uyusam iyi olacak dedi,kafası düşünmekten o kadar yorulmuştu ki,çok geçmeden uykuya daldı.
Rüzgar;yatağının içinde bir sağa,bir sola dönüp duruyordu.Heyecanlıydı...Çünkü;farklı duygular hissediyor ve bu duygular da onu korkutuyordu.Her ne kadar travmalarını atlatmış olsa da,halen içinde bir takım korkular vardı.Melek'i az çok tanımıştı.Onun farklı olduğunu hissediyordu,ama hislerde yanılabilirdi.Sonuçta bu yalnızca bir buluşmaydı,sıkıntıya girilecek bir durum yoktu.Onun yanında kendini nasıl hissettiğine bakar,mutlu ya da beklediği gibi olmazsa bir daha görüşmezdi.Melek'i de kırmadan yavaşça kendinden uzaklaştırabilirdi.Bunda da bir sakınca görmüyordu. Sonuçta iki yetişkin insanlardı.Ama kadınlar,duygusal varlıklardı,hiç beklenmedik anda aşık olur,sıkıntı yaratabilirlerdi.Böyle bir durum yaşamamayı umut ediyordu.Belki de tam tersi bir durum olur,ben aşık olurum diye korkuyla geçti aklından.Ben; henüz buna hazır değil miyim? sorusu balyoz gibi indi suratına...Artık uyumalıyım diyene kadar dalmıştı derin uykuya...
Her ikisi de sabaha erken uyandı.Dışarıda güzel bir sonbahar havası vardı.Bugünün güzel bir gün olacağını düşündüler.Buluşmaya hazırlanmak için akşam fazlaca vakit olmayacağını düşünerek,kıyafetlerini ona göre seçtiler.Öğlen arası da kuaföre uğramakta fayda vardı.Abartmadan ama oldukça özenli...
Yoğun ve bir o kadar da içi içlerine sığmayan,her günün klasik sıradanlığıyla mesailerini tamamladılar...
Ve artık buluşma saati olan 20:00'a artık saatler değil,dakikalar kalmıştı...
Rüzgar;buluşma yerine yarım saat önce gelmişti...Rezervasyonu yaptırmıştı ama erkenden gidip her şey tamam mı diye kontrol etme ihtiyacı hissetmişti.Ne de olsa,o bir iş adamıydı ve kontrolü elinde tutmayı seviyordu.
Saat tam 20:00 oldu ve Melek restoranın kapısından içeri girdi.Rüzgar hemen Melek'i tanıdı.Ne kadar dakik diye geçirdi içinden...Sosyal medayada gördüğü fotoğrafından çok daha güzeldi.Tam da hayalinde canlandırdığı gibi...Bu düşünceler saniyeler içinde gelip geçti,heyecanını baskılamaya çalışarak ayağa kalktı ve Melek'i karşıladı.
Melek içeri girer girmez etrafına bakında ve Rüzgar hemen gözüne çarptı.Tahmin ettiğimden daha hoş adammış diye geçirdi aklıdan...Heyecandan kızardığını hissetti,bu heyecanının dışa yansımaması için, içinden dua etti ve Rüzgar'a doğru adımlarını heyecanla atmaya başladı...
Rüzgar,sıcak bir gülümsemeyle merhaba dedi. Melek'te aynı sıcaklıkla merhaba diye karşılık verdi...
Rüzgar Melek'in sandalyesini geriye doğru alarak oturmasına yardımcı oldu...Melek içinden ne kibar adam diye geçirdi,bu zamanda bu tip adamlardan kalmış mıydı?
Sıkılarak da olsa konuşmaya başladılar,yemek ve içecek siparişlerini verdiler.Yavaş yavaş heyecanlarını yenmeye başladılar...Sonbaharın hafif rüzgar esintisi,boğazdan gelen denizin tuzlu kokusu ve huzur veren manzara heyecanlarını hızla bastırmaya yardımcı olmuştu...Gittikçe koyulaşan,derin bir sohbete daldılar.İşlerinden,günlük olaylardan,hayattan,hobilerinden,siyasi gündemden hemen hemen her konudan sohbet ettiler...Çok fazla özel konulara girmemeye her ikisi de özen gösterdi.Bunun ne zamanı ne de sırasıydı...Sohbetleri çok keyifliydi,zaman hızla ilerlemişti ve hiç farkına varmamışlardı.Planladıklarından daha uzun süre bir arada kalmışlardı.Saat epeyce geç olmuştu.Sohbetleri o kadar keyifliydi ki bir türlü nokta koymaya kıyamamışlardı..Ama artık ayrılık vakti gelmişti...Rüzgar,Melek'i evine bırakmayı teklif etti,ama Melek taksi ile gideceğini söyledi.Böylesi daha uygun olurdu. Rüzgar'ın tüm ısrarlarına rağmen teklifini geri çevirdi.Farklı noktalarda oturuyorlardı,Melek kendisi için yolunu değiştirmesinden rahatsızlık duyacağını söyledi...Israr etmemesi konusunda da Rüzgar'ı uyardı...Rüzgar, Melek için bir taksi çağırdı.Taksicinin eline,gideceği yerin ücretine yetecek kadar para sıkıştırdı...Melek bunu farketmedi...Tokalaştılar,tekrar görüşmek üzere diyerek vedalaştılar...Rüzgar ''eve gidince mesaj at'' dedi...Melek'te ''tamam'' diye cevap verdi...
Melek,taksiye bindi,içinde derin bir sessizlik vardı.Heyecanı geçmişti ama kafası karışmıştı ve bir sürü düşünce film şeridi gibi ilerliyordu.Rüzgar; hoş sohbet,eğlenceli ve zeki bir adamdı.Çok renkli kişiliğinin yanında hüzünlü bir yanı olduğunu da sezinlemişti.Sanki o neşenin arkasında saklanan sevgi ihtiyacı olan bir çocuk vardı.Yaralı bir kuş gibi dedi kendi kendine...Neden böyleydi acaba?Anlayamamıştı. Arkadaşlıkları ilerlerse belki paylaşırdı bunu Melek'le...Güzel bir geceydi,büyük keyif almıştı,aralarında özel bir şey olmasa da iyi dost olabilirlerdi belki...Aman neler saçmalıyorum dedi ve eve varmıştı.Taksiciye ücretini uzattı,taksici ücreti beyefendi ödedi,dedi.Melek hem kızdı hem de bu inceliği açıkçası takdir etti.Düşünceli adamdı Rüzgar...Ertesi gün çalışıyordu ,saat çok geç olmuştu ve yoğun bir cumartesi olacaktı.Hemen Rüzgar'a mesaj yazdı: ''Eve geldim ve taksinin ücretini ödemişsin,beni mahçup ettin.Her şey için teşekkür ederim,çok güzel bir geceydi...İyi geceler...'' yazarak mesajını gönderdi...Hemen uykuya dalmayı planladı zor olsa da...Temiz havanın etkisi,heyecan patlamasının verdiği yorgunluk eşliğinde uykuya dalmak için fazla da zorlanmadı...
Rüzgar'ın kafası ise iyiden iyiye karışmıştı.Ne hoş kadındı Melek...Evet az çok tahmin ediyordu ama...Bu kadarını beklemiyordu doğrusu...Hem güzeldi hem de düzgün bir karakteri vardı.Hayat doluydu fazlasıyla,insana huzur veren bir yanı vardı.Gülerken gözleri ışıl ışıl parlıyordu,içtendi,yapmacıklıktan eser yoktu...Çok doğal ve sıcakkanlıydı.Sanki yıllardır birbirlerini tanıyor gibiydiler...Çok etkilendiğini düşündü,neden bu kadar farklı hissetmişti?Bunun kendisi için pekte iyi olmadığını geçirdi aklından...Eve varmıştı artık ve uyuma vakti çoktan gelmişti,aracını park etti düşünceli düşünceli...O sırada Melek'in mesajı düştü cebine mesajı okudu,yüzünde hafif bir tebessüm oluştu ve hemen cevap yazdı;''benim içinde çok güzel bir geceydi,her şey için ben teşekkür ederim sana...Sana da iyi geceler '' yazarak mesajını gönderdi...Eve çıkar çıkmaz koltuğa uzandı,televizyonu açtı ve günün verdiği yorgunlukla uykuya daldı...

Ve buluşma sonrası....
Melek ve Rüzgar;o büyülü cumadan sonra yazışmaya devam ettiler,giderek azalan aralıklarla...Mutlu anlar zamanla azalmaya,mutlu anların yerini soğuk esintiler almaya başladı...Sonbaharın güzel havası artık puslu kış havasına dönüşmekteydi...Mevsim değişmekteydi,bu hikayede ki gibi...
Konuşulacak pek bir şey kalmamış...İlk günlerde ki samimiyet yok olmuş,iki yabancıya dönüşmeye başlamışlardı.Yaşanan o heyecan,ilk karşılaşma sonrası sönmüş köze dönüştü.Külleri denize savrulan heyecan...
Büyük umut ve heyecanla başlayan yazışmalar,birbirlerini aklından çıkaramamalar,her sabah ''günaydın'',her gece ''iyi geceler'' dilemeden nefes almamalar,yazmayınca meraklanmalar son buldu...
Ve yazışmalar sona erdi...
Ve bir daha yüz yüze görüşmediler...
Başlamadan bitmişti hikaye...Hikayelerini yazacak zamanları olmadı...
Sahte yüzler,sahte insanlar...
İnsanlık,gerçek yüzünü bu hikayede de mi göstermişti?
Bu muydu gerçek olan?
Bu kadar basit midir her şey?
Yaşananları yok sayıp,anlamsız kılmak,sıradanlaştırmak...
Yoksa altında yatan başka sebepler,bambaşka gerçekler mi vardı?
Belki de abartmamalı,
Genelde yaptığımız gibi ''önyargı'' yanılgısına düşmemeli,belki de taraflara,
Melek ve Rüzgar'a kulak vermeli...

Melek: Uzun zaman önce karşılıksız bir aşk yaşamıştım.Sevmiştim,ama sevilmemiştim.Sevdiğim adam da bir başkasını sevmişti.Sevgimin bir aşk değil,tutkudan ibaret olduğunu söylemiş ve beni çok kırmıştı.Arkasına bakmadan,kolayca çekip gitmişti.Geride ne bıraktığını önemsemeden.Aklından geçmiş miydim acaba bir kez olsun...Sanmam,hiç önemsememişti ki beni,neden geçirsin ki şimdi aklından beni...Saçma bir düşünce!!! İnsan ne hissettiğini bilmez mi?Bir başkasının hislerini adlandırmak,diğer insanların ne haddine?İnsanlar için ne kadar da kolaydı bu şekilde davranmak.Bencilce...Değer ver,değer göreme...Seni değersizleştirenleri göklere çıkar,Tanrısallaştır...İnsanın doğası bu galiba...Garipçe...
İnsanlara güvenimi kaybetmiş,uzun bir süre hayatıma birini almaktan korkmuştum.Daha fazla korkarak,yaşamı erteleyerek yaşanmayacağına karar vermiştim.Artık cesaretimi toplamanın zamanının çoktan geldiğini ve hatta geçtiğini düşünmeye başlamıştım.Tam o sırada karşıma Rüzgar çıktı.Rüzgar;düzgün bir adamdı.Konuşması,davranışları her haliyle belli ediyordu kendini.Sevecen,etrafına ışık saçan bir adam.Zeki,kültürlü,espirili...  Hayat dolu,yılanı deliğinden çıkarabilecek kadar tatlı bir dili vardı ve bir şekilde yüreğime dokunmayı başardı.Korkularım,güvensizliğim gitti,yaşama sevincim canlandı.Güne umut ve mutlulukla uyanmaya başladım.Sonunda beni ikna etmeyi başardı,ilk randevu için...
Çok heyecanlıydım,heyecanımı gizlemekte zorlanıyordum. Rüzgar'ı gördüğümde ve sohbet etmeye başladığım da,ne kadar doğru bir karar verdiğime bir kez daha ikna oldum...Muhteşem denebilecek bir akşam geçirdik...Duygularım daha da yoğunlaştı Rüzgar'a karşı...O akşamdan sonra da yazışmaya devam ettik ama nedense eskisi gibi değildi hiçbir şey.Değişen bir şeyler vardı ve ben buna anlam veremiyordum.Soğuk rüzgarlar esiyor,mesafeler giriyordu araya...Giderek seyrekleşen yazışmalar,umutsuzca bekleyişler...Mutluluk yerini karamsarlığa terk etti.
Benimle ilgili bir durum olduğunu düşündüm.Beklediğini bende bulamadığına inandım.Belki de başka başka sebepler vardı,bilemiyorum.İnsan sebeplerini bilemediği şeylerde,kendini suçlama eğilimine giriyor galiba...
Oysa ki;gerçekten bir suçum yoktu...Kendimi sevgiye açmıştım yalnızca.Her normal insan gibi sevmek,sevilmek,mutlu olmak istemiştim.Bu suçsa,evet suçluydum...Bir kez daha inanmış ve yine yanılmıştım...Bu benim kaderim,yanılmak!Bazen fazla iyi niyetli oluyorum...
Ve seyrekleşen yazışmalar son buldu ve Rüzgar'la bir daha görüşmedik...Yaşananlar kafamda hep soru işareti olarak kalacak...En acısı da o tuhaf yarım kalmışlık hissi....Tadını biliyorum...
Yaşanabilecek çok güzel anlar varken yaşayamamak,neden?
Neydi eksik olan?
Bu  kadar basit miydi yaşananları hiçe saymak...
Evet diyor insan yaşadıkça kendi kendine ''basit!''
İnsanlar,kıymet bilmiyor,değer vermiyor,yaşadıklarını yaşamış olmak için yaşıyor...Bu nedenle ''basit!''
Rüzgar benim için hiç bir zaman anlamını yitirmeyecek,benim için hiç bir zaman basit olmayacak...
Onun için bu kadar basit olsa da....
Rüzgar: O acı gün hep hatırımda;eşim beni en yakın arkadaşımla aldatmıştı...Uzun zaman aldı bu travmayı atlatmam...Günlerce,aylarca acıyla kıvrandım...Kah yıkıldım kah ayağa kalktım.Bir türlü acım dinmiyordu.Yorgun ve bitkindim,bazen intihar düşüncesi bile geçiyordu aklımdan...Ama hiç kimsenin ya da hiç bir olayın buna değmeyeceğini biliyordum...Zaman zaman kendimi suçladım,zaman zaman diğerlerini...Diğerlerini suçlamak daha mı kolaydı,insanın kendini suçlamasından.Kesinlikle evet! Acılarını dindiriyor insanın...
Yavaş yavaş toparlanmaya başladım.İşime sarıldım,yaşama daha fazla bağlandım.Daha iyiceydim artık...Gülüyor,eğleniyor,hayatım normal akışında devam ediyordu...Bazen ruhum da aksamalar yaşasam da...
Yılllarca insanlara karşı güvensiz yaşadım,Melek karşıma çıkana kadar.Onda farklı bir yan vardı insana güven veren.Huzurlu,hayat dolu,samimi,sahte olmayan bir yüz ve açık yüreklilik...Bana göre hayata daha cesaretli yaklaşıyordu...
Görüşmek için uzun süre çabalamam gerekti ve sonunda ikna ettim...İlk gördüğümde,kalbim duracak sandım.Hayal ettiğimden de güzeldi,sohbet ettikçe de huzur veren yanının çok daha ağır bastığını hissettim...Güvende bir yerdeydim sanki Melek'in yanında,tüm dert ve tasalarımdan uzaklaşmıştım...Gözlerinin içi ışıl ışıl hayat veriyordu insana,güvenli bir gelecek vaat ediyordu o gözler.Çok istediğim çocuğumun annesi olacak kadın işte bu diye geçirdim aklımdan ,onunla sohbet ederken...Çok güzel bir akşam geçirdik...Hemen hemen her şey mükemmeldi...
Beklediğim,istediğim bir çok özelliğe sahipti Melek...Peki ya ben hazır mıydım onun için?
Halen birbirimize yazmaya devam ediyorduk ama yazma aralıklarını epeyce açmaya başlamıştım.Korkuyordum.Hem ona zarar vermekten hem de tekrar benzer şeyleri yaşamaktan.Korumalıydım kendimi olacaklardan. Günlerce uykusuz geceler geçirmeye başladım,kafam karışıktı.Ona aşık olmaktan korkuyordum,henüz tekrar aşık olmaya cesaretim yoktu.İhanete uğramışlık beni derinden yaralamış,Melek'le birlikte korkularım tekrar gün yüzüne çıkmıştı...Oysa ki bu sorundan kurtulduğumu sanıyordum...Hazır olduğumu düşünüyordum yeni bir birlikteliğe...Onun gibi birinin bir daha karşıma çıkmayacağını bile bile kaybetmeyi göze almalıydım...Sonradan kaybetmek çok daha acı olurdu.Yaşadım,biliyorum...Her ikimiz içinde böylesi daha iyi...
Uzak kalmak...
Mesafeler ve sessiz bir gidiş...
Vedaya gerek kalmadan...
Oldum olası vedaları hiç sevmemişimdir...
                                                  
-SON-




Neden bir araya gelir kadın ve erkek?
Mutsuz olmak,gözyaşı dökmek için mi?
Saçmalama dediğinizi duyar gibiyim...
O zaman neden böyle güzel başlayan hikayeler,böyle sonlanır?
Mutlu olmaktır,güzel şeyler paylaşmaktır her hikayenin başlangıcı ve böyle de başlar...Sonra garipleşen bir hikayeye dönüşür...
İlk başta heyecan vardır,güzel paylaşımlar vardır,mutluluktan ayaklar yerden kesilmiştir,ben ve ondan ibarettir yaşam,ondan başka bir şey düşünemez hale gelmişsinizdir,birbirinizi hayatınızın odaklarına koymuşsunuzdur...Güneş ve ay,deniz ve kum,toprak ve yağmur,su ve hava gibisinizdir...Birbiriniz için yaratılmışsınızdır...Hatta ruh eşinizdir karşınızdaki kişi....
Ya sonra?
Paylaşımlar azalır,mutsuzluklar ve kıskançlıklar başlar,sahiplenmeler,birbirinin hayatına müdahale etmeler...Kişiler ayrı birer birey olmaktan çıkar.Her iki tarafın da bir yaşamı olduğu gözden kaçırılır...Yaşamların birbirine endeksli olması talep edilir...Özgürlükler kısıtlanır,karşılıklı güvensizlik başlamıştır...Taraflar birbirlerini sevgisiz ve ilgisizlikle suçlamaktadır...Bazen olay aldatmalara kadar sürüklenmiştir...
Bu mudur,birlikteliğin anlamı?
Birliktelik kavramı günümüzde farklı bir anlam kazanmış durumda.Daha çok maddiyatçı ilişkiler ön planda,maneviyat bir sonraki aşama...İnsanlar, aşık olacakları insanları belirlediği standartlara göre seçiyor.Belli bir kariyeri var mı,iyi bir gelire sahip mi,isteklerime cevap verecek nitelikleri bünyesinde barındırıyor mu ,güzel mi,yakışıklı mı v.s
Eskiden kadınlar erkekler de bu şartları arardı,şimdiler de erkekler de kadınlarda bu şartları arar oldu....
Peki bunun maneviyat neresinde?
Bu talep edilen birliktelik bir ticarethane işletmeciliği mi?

Birliktelik;iyi günde kötü günde yan yana,omuz omuza,birbirine yük olmadan yürümektir...Karşındakine değer vermek,kıymetini bilmektir...Karşılıksız,beklentisiz sevmektir...Yalnızca ''O'' olduğu için sevmektir...Kendi beklentilerine göre şekillendirip,değiştirmeye çalışmadan,özgürlükleri kısıtlamadan karşındakinin varlığına saygı duyarak yola devam etmektir...Güvendir birliktelik...Özlemektir...Yan yana değilken bile;aynı anda nefes alıp,aynı anda nefes vermektir özgürce...


Mutlu birliktelikler...:)


Meraklısına Not: Bu hikaye bir kurgudur...Olaylar ve kişiler gerçek dışı olup,tamamen hayal ürünüdür...

Hikayenin finali için çeşitli istekler vardı,kimi mutlu son olsun dedi,kimi bir sonu olmasın,kimi araya üçüncü şahıslar girecek gibi dedi...Üzgünüm ki bunların hiçbiri olmadı...Asi ve muhalif ruhum yine yaptı yapacağını,bildiğini okudu...:)
Bu hikayenin ilk bölümünden bu yana destek veren,yorumlarıyla hem yönlendiren hem de umutlandıran,sosyal medya üzerinde paylaşımlarıyla daha fazla okura ulaşmam için destek olan herkese sonsuz teşekkürler...:)


SEVGİ ve IŞIK'la kalın...
Persephone

devamını oku →

10 Mart 2014 Pazartesi

VAR MI BİLEN???

,
Bitmek bilmeyen huzursuzluk,
İnsanların birbirleri ile savaşı,
Nereye kadar?!!!
Para hırsından kör olmuş gözler...
Hırsızlara bile alkış tutar hale gelmiş millet...
Helal olsun yapana!!!Diye ağızdan çıkan cümleler!!!
Akıllara durgunluk...
Ne oldu bu millete!!!
Yoksa bir şuur kaybı mı???
Ya da zaten bir şuuru yok muydu???
Herkes işine geldiği gibi taraf...
Körü körüne bomboş savunucular...
Körü körüne bağlılık...
Cehalet almış başını gidiyor...
Bilinçlice cahil bırakılmış toplum..
Okumak yok!!!Aklı kullanmak yok!!!
Allah insana akıl vermiş kullansın diye!!!
Eeee hani nerede?
Hadi aklını kullanamadın,
Vicdan muhakematin de mi yok???
Sormak,sorgulamak unutulmuş,
Vicdanın anlamı bir kenara sindirilmiş...
Diğer tarafta da fazlasıyla sorgulayanlar!!!
Her şeye bir eleştiri getirenler!!!
Bu kadar biliyorsan,
Hadi kalk ayağa da bir şeyler yap o zaman!!!
Eleştirmek yetmez,icraatlarını göster!!!
Eleştirinin de dozunu kaçırma,
Arada kendini de sorgula ''ben ne yaptım ne yapıyorum'' diye...
Öyle oturduğun yerden ahkam kesmekle olmaz o işler!!!
Bir vurdum duymazlık,bir aymazlık,bir adam sendecilik...
Gazetelerde sonu gelmeyen üçüncü sayfa haberleri,
Ana haber bültenlerinin baş haberleri;
İhanetler,cinayetler,kan davaları,adaletsizlik,kadın ve çocuk ölümleri...
Açlık,sefalet bir yan da
Zenginlikten gözü dönmüş sefa sürenler diğer yanda haber!!!
Fakir;zengine alkış tutuyor,zengin fakiri eziyor,ezikliyor...
Merhamet tükenmiş,herkes birbirine küfreder hale gelmiş...
Elektrik akımıyla yüklü insanlar...
Saman alevi gibi parlamak için hazır ol da...
Herkes birbirini bulsa bir kaşık suda boğacak...
Kardeşlik,dostluk,arkadaşlık,saygı yok olmuş...
Kimse kimsenin ne fikrine saygı duyuyor,ne kendisine...
Nereye gidiyor ülke?
Nerede kaldı değerlerimiz???
Ne olacak bu işin sonu???
Dünyada da pek farklı değil bu durum!!!
Aynı olmasa da bir çok şey insanlık dışı!!!
Birbirinin gözünü oymak için bekleyenler...
Vicdan vicdan diye haykıran sesler,
Vicdanın V'si nedir bilmeyenler,bilemeyenler...
Dört bir yandan neler oluyor diye yükselen sesler...

Neler oluyor gerçekten insanlığa?
Var mı bilen???
Ben bilmiyorum da!!!


SEVGİ ve IŞIK'la kalın...Persephone
devamını oku →
,
Sponsor Blog Çekilişi
Merhaba sevgili blog yazarı arkadaşlar. Siteler arası link trafiğini artırma adına düzenlediğimiz etkinlikler tüm hızıyla devam ediyor. Blog Deposu'nun yeni etkinliği "Sponsor Blog Çekilişi".

Çekiliş Ödülleri:
Çekilişte 1.ci olan blog, "Blog Deposu" ana sayfasında "Sponsor Blog" köşesinde 1 hafta reklam hakkı kazanacak.
Çekilişte 2,3,4,5,6,7 ve 8'inci olan bloglar ise, her gün sırasıyla "Günün Blogu" köşesinde reklam hakkı kazanacaklar.
Toplamda 8 blog bu çekilişten faydalanmış olacak. 

Çekilişi Kim Yapacak:
Çekiliş, bir blogger arkadaşımız tarafından yapılıp, youtube hesabından yayınlanacak. Çekiliş sonuçları Blog Deposu'nda ayrıca duyurulacaktır. Her hafta farklı bir blogger arkadaşımıza teklif götürüp çekilişi gerçekleştireceğiz.  Çekilişi gerçekleştiren arkadaşımızda, "Önerilen Bloglar" köşesinde 1 hafta boyunca reklam alacak...

Çekilişe Nasıl Katılırım:
Çekilişe katılmak isteyen arkadaşlar bu yayını blog sayfalarında duyurduktan sonra, paylaşım linkini alttaki yorum alanına bırakmaları yeterli olacaktır. 
Herkese iyi bloglamalar..
blogdeposu.blogspot.com.tr
Blog Deposu...
devamını oku →

7 Mart 2014 Cuma

KULAK VER

,
Yaşadıkça öğreniyor insan,
Her koyun kendi bacağından asılır bu hayatta,
Yok kimseden kimseye fayda...
Herkes kendi kendini kurtarmalı,
Düştüğü yerden kendi kendine kalkmalı ayağa...
Şarkılar, şiirler dile gelse ne fayda,
Sessiz çığlıklar, sükuneti ile kaybolmakta...
Duymaz, görmez, bilmez kimse yakarışlarını Tanrı'dan başka...
Dertlerinle baş başasın, yalnızsın,
Çare arama orada burada,
Yaralarına tek merhem yine kendinsin...
Kulak ver yüreğinin sesine,
Huzurun yolunu, içindeki sevgiyle bulacaksın...
Kaçamazsın yaşadıklarından, yaşayacaklarından,
Sevgiyle kabullen olanları,
Onlardır seni sen yapan...
Kendi ellerinle yoğur geleceğinin hamurunu,
Bırakma kaderin eline,
Sen var et gelecek günlerini,
Yoksa kapılırsın rüzgarın esintisine,
Bir bakmışsın savrulmuşsun istemediğin yerlere,
Ha şimdi ha sonra derken zaman su gibi akmış,
Zaman geçmiş, yapacakların yarım kalmış...
Kimse için beklentini yüksek tutma,
Hayallerin yıkılır, kalbin kırılır,
Kimse beklentilerini karşılamak zorunda değil,
Sakın unutma!!!
Bir beklentin olacaksa, bir tek kendinden olsun,
Kendin için beklenti çıtanı yüksek tut...
Bir şeyin olmasını istiyorsan, elinden geleni yap,
Kolay vazgeçme...
Olmuyorsa da asla zorlama!!!
Belki de vardır bir hayır.
Olmamasındadır mutluluk, huzur...
Yaşamı önceden kestirmek olanaksız, şartlar değiştiğinde; 
Yelkenini, rüzgarın esintisine göre çevir,
Aradığın her ne ise belki başka yöndedir...
Kapatma gözlerini, sana yardım elini uzatan yollara...
Durma ne yapacaksan ŞİMDİ yap!!!
Kalmasın bugünün işi yarına,
Hayat ne de olsa aldığımız nefesle sınırlı...
Bugün varız, yarın yok!!! 

Can Yücel'in dediği gibi; ''Hayatı ıskalama lüksün yok senin...'' 

SEVGİ ve IŞIK'la kalın...
Persephone
devamını oku →

5 Mart 2014 Çarşamba

...

,

Engeller aşılmak,yasaklar delinmek için vardır.Bazı şeyler ne engel tanır ne de yasak...Elbet bir yol bulunur,varılmak istenilen noktaya...İste yeter ki....


SEVGİ ve IŞIK'la kalın
Persephone
devamını oku →

ÜTOPİK DÜŞLERİM...

,
Bir gece yarısı ansızın düşer kelimeler kalemime...Düşlerim konuşur benimle:

En yüksek dağın zirvesinden bıraksam bir gece yarısı kendimi yeryüzüne özgürce...Elimde sihirli değneğim,bir cebimde sevgi,diğer cebimde iyilikle...Meydan okurcasına sevgisizliğe ve kötülüğe...

Evlerin pencerelerinden süzülsem sessizce,uykuların en derin,en görkemli yalnızlığına...İnsanların yüreklerine serpiştirsem bir tutam sevgi,bir tutam iyilik...Dünya daha güzel bir yer olsun diye...

Elimde ki sihirli değneğimle;taş duvarlarla örülmüş dört bir yanı boyasam doğanın rengi yeşile,ağaçlar kök salsa gelecek nesiller için tüm evrene...Her yanı gökkuşağı renginde çiçeklerle donatsam...Canlansa doğa yeniden tüm pozitif enerjisiyle...Çocuklar mutlu olsun ve doğayla bütünleşsin diye...

Merhameti,vicdanı,akılcı düşünmeyi,insanların bu evrende yaşayan tek canlı olmadığını,bizim dışımızda da canlıların var olduğunu  ve onların da en az insanlar kadar yaşam hakkı olduğunu kazısam zihinlere...Bizim dışımızda ki canlıların da yaşam hakkı olsun diye...

Tüm deva bulunmaz hastalıklara çare olsam,yaralara merhem olsam...İnsanlar hasta olmasın diye...

Dünyayı verimli topraklarla süslesem,bereket yağdırsam bu topraklardan ...Hiç bir canlı açlıktan ölmesin diye...

Dursam adaletsizliğin,haksızlığın önünde çelikten örülmüş bir zırh gibi...Korusam haksızlığa uğramışları...Sunsam adaletin keskin kılıcını...Hak yerini bulsun diye...

Yok etsem parayı,kimse hatırlamasa paranın varlığını...Kimse para için onurunu,gururunu,dostunu,VATANını,MİLLETini satmasın diye...


Çocuklarını kaybetmiş ana babalara çocuklarını geri verebilsem...Gözyaşları dinsin,alev alev yanan yürekleri kor olup sönsün,hasretleri bitsin diye...

Dindirsem dile gelmeyen tüm acıları...Yüzler gülsün diye...


Sevgi ve iyilik hüküm sürsün yeryüzünde...Doğa yeniden can bulsun gerçek değerinde...Bütün canlılara merhamet edilsin, hiç bir canlı eziyet görmesin bu alemde...Adaletin hakkı adaletlice verilsin,uğramasın kimse haksızlıklara...Para değer görmesin,insanlıktan daha fazla...Çocuklar ölmesin,ana babaların yürekleri yanmasın haksız yere...Çekilen gereksiz acılar son bulsun SEVGİyle... 


SEVGİ ve IŞIK'la kalın...
Persephone
devamını oku →

4 Mart 2014 Salı

,

Anladığını zannettiğin şey aslında anladığın gibi değildir bazen...Öyle anlamak istediğin için öyle anlamışsındır yalnızca...İşte;bir gün her insan düşer yanılgının tuzağına...Varsa cesaretin,sorgulamak gerek bazen;Neyi! Neden! Niçin! Nasıl öyle algıladığını ya da anladığını varsaydığını...

SEVGİ ve IŞIK'la kalın...

Persephone

devamını oku →

KÜRK MANTOLU MADONNA

,


Sabahattin Ali ile ilk tanışmam yıllar önce ''Kürk Mantolu Madonna'' ile oldu.Kurgu muhteşem,romanda yer alan karakterler ustalıkla çizilmiş, soluk almadan bir günde bitirdim kitabı ve tekrar okunacak kitaplarım arasında...İnsanı bambaşka dünyalara götüren ,bu kadar da olur mu dedirten cinsten...Böylesi hikayeler çıkmıyor günümüzde ortaya...Çekingen,içine kapanık,melankolik,resme meraklı,sıradan bir adamın hikayesi...Okurken gözyaşlarıma hakim olamadığım,günlerce aklımdan çıkaramadığım kitap...Maria Puder ve Raif Efendi'nin buruk hikayesi...Halen ''Kürk Mantolu Madonna'yı'' okumadıysanız,çok şey kaçırmışsınızdır...Kitap kurdu olanların mutlaka okuması gereken ''Sabahattin Ali'' romanı...Okurken içinde kaybolacaksınız...Süsten uzak,sade ve şiirsel bir dil hakim...Tek kelime ile muhteşem... 

Arka Kapak Yazısı

"Her gün, daima öğleden sonra oraya gidiyor, koridorlardaki resimlere bakıyormuş gibi ağır ağır, fakat büyük bir sabırsızlıkla asıl hedefine varmak isteyen adımlarımı zorla zapt ederek geziniyor; rastgele gözüme çarpmış gibi önünde durduğum 'Kürk Mantolu Madonna'yı seyre dalıyor, ta kapılar kapanıncaya kadar orada bekliyordum.
"Kimi tutkular rehberimiz olur yaşam boyunca. Kollarıyla bizi sarar. Sorgulanmadan peşlerinden gideriz ve hiç pişman olmayacağımızı biliriz.
Yapıtlarında insanların görünmeyen yüzlerini ortaya çıkaran Sabahattin Ali, bu kitabında güçlü bir tutkunun resmini çiziyor. Düzenin sildiği kişiliklere, yaşamın uçuculuğuna ve aşkın olanaksızlığına dair, yanıtlaması zor sorular soruyor.




VERA-KÜRK MANTOLU MADONNA



Kürk Mantolu Madonna,Sabahattin Ali'nin roman türündeki eserlerinden biridir.Belki kendisinin de yaptığı gibi Kürk Mantolu Madonna'ya uzun hikaye demek daha doğru olur.Ama kurgu ve yapı olarak hikayelerinden farklı olan bu eser,roman ya da uzun hikaye Sabahattin Ali'nin yüzeysel olarak ''toplumcu yazar'' etiketiyle özetlenmesinin temelsizliğini gösteren güçlü bir örnektir. Bu romanın ilk basımı Remzi kitabevi tarafından 1943 yılında yapılmıştır.


Kitabın Özeti

Romanın baş karakterleri Maria Puder ve Raif Efendi'dir. Raif Efendi içine kapanık, melankolik ve dış dünyaya uyum sağlayamamış bir karakterdir. Hayatı boyunca birçok şeye boyun eğmiş, haksızlığa uğradığında bile buna karşı koyamamıştır. Sevmediği bir kadınla evlenmiştir, bir ailesi vardır. Kendi hayatına kendi yön verememiş, başkalarının istediği bir insan olarak hayatını sürdürmüştür. Hayatında gerçekten yaşadığını hissettiği sadece bir anısı olmuştur ve bunu günlüğüne aktarmıştır.
20'li yaşlarında babasının isteği üzerine gittiği Berlin'de, sanata olan ilgisi sayesinde bir sanat galerisine gider. Galerideki tablolar arasında bir sanatçının otoportresini görür ve tablodaki kadını hiç tanımamasına rağmen platonik olarak aşık olur. Bu tablo onda daha önce hiç hissetmediği duygular uyandırır. Raif Efendi tablodaki portrenin, Andrea Del Sarto tarafından yapılmış "Madonna delle Arpie" isimli tablodaki Madonna'nın portresine benzediğini düşünür. Tabloya o kadar hayran olur ki fırsat buldukça tabloyu görmeye gider, fakat başka gözlerin onu takip ettiğini farketmez. Artık ritüel halini alan bu tabloyu seyretme seansınlarından birinde bir kadın onun yanına gelir. Bu kadın, tablonun sahibi olan sanatçı Maria Puder'dir. Maria, Raif'in tabloya olan hayranlığının farkındadır. Raif ise başta onun kendisiyle alay eden biri olduğunu düşünür. Tablonun sahibi ile konuştuğunu öğrenince ise dünyası bir daha geri dönüşü olmayacak şekilde değişir.
Maria'nın karakteri Raif'e göre daha dominanttır. Kendisinin bir erkek gibi özgür yetiştiğini, canı ne isterse onu yaptığını Raif'e anlatır. Hatta Raif'i de çok naif bulduğunu dile getirir. İkisi bu özellikleri sayesinde birbirlerini tamamlarlar ve uzun süren bir arkadaşlık başlar. Raif Maria'yı çok sevmektedir fakat Maria'nın kendisine olan hislerinden emin olamaz. Yine de onun her istediğini yapmaya çalışır. İkisi beraber rüya gibi günler geçirirler fakat her zaman olduğu gibi bu romanda da hikayenin sonu kötü biter. Babasının ölümü yüzünden Raif Efendi Türkiye'ye, eski kasvetli günlerine geri dönmek zorunda kalır.
Yaşlanıp ölümünün yaklaştığını anladığında, bu güzel günleri kaydettiği defterinin yakılmasını genç iş arkadaşından rica eder. Genç iş arkadaşı da Raif Efendi ile ilgili bu gizemi çözmek ve onu daha yakından tanıyabilmek için defteri okur.

SEVGİ ve IŞIK'la kalın...
Persephone 
devamını oku →