İsteme arzusu güçlüdür ve büyük heyecan yaratır. Beğendiğiniz bir ayakkabı bütçenizin üzerinde bile olsa, isteme arzunuza yenik düşmeniz olasıdır. Peki o ayakkabıyı satın aldığınızda ve ayağınıza giydiğinizde, onu istediğiniz zaman içerisinde ki heyecanı duyar mısınız? Genel olarak bu sorunun cevabı; hayır. Çünkü; artık istediğiniz ödüle ulaşmışsınızdır ve elde ettiğiniz şey sizi umutsuz bir duyguya kayıp duygusuna sürükler. Bu duygunun adı da; "elde etme pişmanlığı"dır. Bununla birlikte alışma süreci başlar ve haftalar sonra o ayakkabıyı ne kadar istediğinizi unutursunuz ve sizin için diğer ayakkabılarınızdan farkı kalmaz.
Önce satın alma beklentisinin hazzını hissederiz ve ulaştığımız noktada bu haz yerini beğenme hissine bırakır ve haftalar sonra başlangıçta hissetğimiz hazzı bir daha asla hissedemeyiz. Ve yeni bir ödül süreci bizim için başlar. Beyin ödülleri sever.
Pişmanlık genellikle beklentimizi karşılamadan önce başlıyor. Araştırmalar, ödül beklentisinin yerini pek de heyecan verici olmayan bir şeyin almaya başladığı an itibari ile çok güçlü bir şekilde hissettiğimiz pişmanlığın karar alma sürecini önemli ölçüde etkilediğini gösteriyor. Bu düşüş genelde beklentimiz gerçekleşmeden önce başlıyor.
İlişkilerde de durum pek farklı değil. Boşandıktan sonra pek çok kez evlenen insanları düşünün. İlişkilerde alışma üzerine yapılan araştırmalar, çoğu insanın evlilikle birlikte sorumluluklar başladığında hazda yaşanan azalmanın üstesinden gelemediğine işaret ediyor. Ortaya çıkan boşluğu pişmanlık dolduruyor ve evlilik sıkıntılı bir hal almaya başlıyor. Bu nedenle ikinci evliliklerdeki boşanma oranlarının birinci evliliklerdeki boşanmalardan yüksek olması tesadüf değil; ödülü yeniden elde etme beklentisi yeni bir alışkanlık döngüsü başlatıyor.
Yeni olanın ömrü çok kısa olsa ve nadiren beklentileri karşılasa da çekiciliği hafife alınamaz. Yeni olan ödül beklentisinin azalmasıyla birlikte pişmanlık döngüsü başlar ve gittiğin her yere kendini de götürürsün.
Pişmanlık olumsuzmuş gibi görünse de hayatımıza adapte olmamızı sağlar. Nasıl mı? Değişme, öğrenme ve geliştirme becerilerimizi geliştirir ve hayatta kalma ihtiyacımızı karşılar, karşı-olgusal işlevi vasıtasıyla öğrenme aracı olarak işlev görür. Geri dönüp, kararlarımıza baktığımızda X yerine Y'yi yapsaydım, Z durumuyla karşılaşmazdım, şeklinde düşündüğümüzde "karşı-olgusal düşünme" ile meşgul oluruz. Bu düşünme biçiminin öğrenme açısından yadsınamayacak faydası ise bir daha ki sefer benzer durumlarla karşılaştığımızda karşı- olgusal düşünmenin sonuçlarını bildiğimizden aynı hataları tekrar etmeyeceğimizdir.
Yararlanılan Kaynak: Beyninizi Ne Mutlu Eder ve Siz Niçin Tersini Yapmalısınız - David Disalvo
SEVGİ ve IŞIK'la kalın...
Persephone