14 Ağustos 2017 Pazartesi

Sen Gel Bence

,

“Hayat kısa diyor film.
Bir şaire aşık olmalı
bir de daktilo almalı.
Sonra belki çay içeriz.
Şansımız varsa yağmur da yağar.
Damlalara huzur yüklemece oynarız,
Benim damlam seninkini alnından öper.
Güzel şeyler olur belki.
Sen gel bence…”


Lale Müldür




SEVGİ ve IŞIK'la kalın...
Persephone
devamını oku →

9 Ağustos 2017 Çarşamba

İnceden İsyan

,
Haytımın en yoğun yazını yaşıyorum. Az buçuk iki hafta nefes aldım. Okudum bol bol, yüzdüm, uyudum. Bu kadarı bana yeter mi? Yetmedi tabii... Seviyorum gezmeyi, yeni yerler keşfetmeyi. Ver elini Amsterdam, Paris, İtalya, Selanik... Ah en gözde şehrim Amsterdam! Seviyorum 7/ 24 yaşayan şehirleri. Dinginliği çok sevsem de, enerji çekiyor beni... 
Bu yaz, içim kıpır kıpır olsa da otur yerinde diyor. Yapacak çok işlerin var. Yapılacakların sonu da gelmiyor ki; bak işte geçiyor koskocaman yaz. Kayıyor avuçlarının içinden. Seneye kim öle, kim kala... Kaçıp giden zamana mı yanayım, hadi sonlandır artık şu işleri diyen iç sesime mi bilemedim... 
İsyanlarım tavan yaptı. Kafam karışık. O kadar çok şey yapmak gerekiyor ve o kadar çok şey yapmak istiyorum ki; anlatsam roman olur. Bir yandan kendim bir yandan oğlum. Önceliğim oğlum tabii ki... 
Anne olmak her şeyin önünde. Annelik ne farklı bir duygu... Allah annelik duygusunu tatmak isteyen herkese evlat versin... 
Anne olunca her şey değişiyor. Önce çocuğun, sonra sen! 
Önce çocuğum diyor bir çok kadın! İç güdüsel sanırım... İstisnaların kaideyi bozmadığını düşünerek söylüyorum. Yoksa; "ah ne anneler" var diyecek durumları da basından, çevremizden  gözlemlemiyor değiliz. 
Babalık mı valla bilmiyorum okur. Kendi babama bakıyorum bir de çocuğumun babasına. Bu yaşımda kafam karışıyor. Çocuğum ne yapsın? Ben de bilmiyorum...


SEVGİ ve IŞIK'la kalın...

Persephone
devamını oku →

5 Ağustos 2017 Cumartesi

Virajlar

,
Virajlarımız var; kimi keskin kimi yumuşak. Bazılarını yara almadan atlatıyoruz bazılarını da ağır yaralarla. 
Ben yok saymayı severim ki; doğru olmadığını bile bile. Silerim direkt üç gün önce canımı sıkan, acıtan şeyi. Sorsalar, hatırlamakta zorlanırım, o kadar yani. Herkesin değişik yöntemleri var, acılarını hafifletmek, virajlarını atlatmak için, benim ki de bu; yok saymak. Yaşamamış gibiyimdir, tüy gibi hafif. Unutamdıklarım da yok değil tabii... Bazen yok saymak da kolay değil. Zorlar insanı, ben buradayım diye sürekli hatırlatır kendini. Tuhaftır işte...
Bazen de hayat hatırlatır size yok saydıklarınızı, sildiğiniz yaşanmışlıklarınızı...
İnsan yaşadıklarıyla vardır, varolur, unutmak istediklerimiz olsa bile... 
Boş yere inmiyorlar çocukluğumuza psikologlar, psikiyatristler... Bilinç dışına ittiğimiz kimbilir neler var, bilinçli olarak ittiklerimizin dışında, farkında bile değiliz...
Ben buradayım, yaşıyorum ve geçmişinin bir parçasıyım, uyan dediğinde ise hayat, bir kuş kanadının yüzünde patlaması gibi ayıltır insanı. 
Dost meclisinde iki lafın belini kırmak, iki nefes almak için dışarı çıktığında o kuş kanadının yüzünde patlamasını hissedersin. Tesadüf müdür hayat? Belki evet belki de hayır... Bilinç dışına itilenler belki de bilincin ortasına çöreklenmek için can atıyordur kim bilebilir ki? 
Geçmişinle ortak bağ kuran birileri çıkar karşına, ne kadar önemsemiş olduğunu hissettirir sana, içinde yok ettiklerini. Oysa ki; yok ettiğini sanmışsın, farkında bile değilsin... Ayıl ey insan!!!
Önemsenmeyi, değer verilmeyi hak ettiklerini düşünmesen de içini acıtır ya bir şeyler. İnsansındır netice de! 
Karşındakinin insani duygularından şüphe duysanda!!! Görmüşsündür çünkü; bir küçük açıklamayı sana çok gördüklerini, önemsenmediğini... Değersizleştirildiğini... 
Olamadım, beceremedim çevremdekilere, hayatıma dokunmuş insanlara karşı duyarsız olmayı... Becerebilenleri de takdir ediyorum. Asla yargılamam...
Geçmişimle, yaşanmışlıklarımla, hayatımın içinden geçenlerle var olduğumu hep bildim. Bilmeye de devam edeceğim... İyi ya da kötü inkâr edemedim bana ve hayatıma kattıklarını. Çünkü, hepsi ayrı birer dersti bana... 
''Asla varsayma!!! '' Aldığım en büyük ders şu minnacık hayatımda... Çünkü, varsaymak en çok kendini acıtır, başkasını değil. Objektif bakabilmeyi becerebilmeli insan, hem kendine hem karşısındakilere hem de olaylara... Yoksa varsaymaya meyleder insan elinde olmadan...
Hayat dört gün önce yok saydıklarımdan bir şeyi hatırlatmak için kurmuş saatini... 
Üzüldüm duyduğuma... Babacığını kaybetmişsin... Yanında olabilmeyi isterdim, kısmet değilmiş... Başın sağolun... Mekânı cennet olsun....


SEVGİ ve IŞIK'la kalın...
Persephone


devamını oku →

3 Ağustos 2017 Perşembe

Hadi Git

,
Git iş işten geçmeden, çok geç olmadan vakit, 
Günahıma girmeden, katilim olmadan git! 

Git de şen şakrak geçen günlerine gün ekle, 
Beni kahkahaların sustuğu yerde bekle. 

Git ki siyah gözlerin arkada kalmasınlar, 
Git ki gamlı yüzümün hüznüyle dolmasınlar. 

Mademki benli hayat sana kafes kadar dar, 
Uzaklaş ellerimden uçabildiğin kadar. 

Hadi git, benden sana dilediğince izin, 
Öyle bir uzaklaş ki karda kalmasın izin. 

Kahrımın nedenini söylesem irkilirler; 
Çünkü herkes beni Kays, seni Leyla bilirler. 

Sanırlar ki sen beni biricik yar saymıştın; 
Oysaki hep yedekte, hep elde var saymıştın. 

Hadi git, ne bir adres, ne bir hatıra bırak, 
Zannetme ki, pişmanlık, mutluluk kadar ırak! 

Sanma ki fasl-ı bahar geldiğim gibi gitmez, 
Sanma ki hüsranını görmeye ömrüm yetmez. 

Her darbene tahammül edecektir bedenim, 
Gururum mani olur perişanıma benim. 

Yari Ferhat olanın ellerle ülfeti ne? 
Şirin ol katlanayım dağ gibi külfetine. 

Henüz layık değilken tomurcuk kadar aşka, 
Sana gül bahçesini kim açar benden başka! 

Hercai arılara meyhanedir çiçekler, 
Kim bilir şerefinden kaç kadeh içecekler! 

Mademki aşk tablosunun takdirinden acizsin, 
Git de çağdaş ressamlar modern resimler çizsin. 

Ne vedaya gerek var, ne de mektuba hacet, 
Git de Allah aşkına bir selama muhtaç et! 

Güllere de aşk olsun gene sen kokacaksan! 
Fallara da aşk olsun gene sen çıkacaksan! 

Kopsun nerden inceyse artık bu bağ, bu düğüm! 
Her gece daha berbat, daha vahim gördüğüm. 

Korkulu düşlerimi yorumdan kaçırıyorum; 
Sırf sana üzülüyor, sırf sana acıyorum! 

Git iş işten geçmeden, çok geç olmadan vakit, 
Günahıma girmeden, katilim olmadan git! ...


Cemal Safi

SEVGİ ve IŞIK'la kalın...
Persephone
devamını oku →

7 Temmuz 2017 Cuma

Affet

,
Eğer seni kırdıysam 
Darıl bana 
Ama bir gün beni ararsan 
Bak ruhuna 

Birden gecem tutarsa 
Güneşi çevir bana 
Sevgilim bağışla 
Biraz zor olsa da 

Affet beni akşamüstü 
Gölgem uzarken 
Öğleden sonra affet
Ne zaman istersen 

Affet beni gece vakti 
Ay doğmuş süzülürken 
Sabaha kalmadan affet 
Tam ayrılık derken 

Çünkü sen çölüme yağmur oldun 
Sen geceme gündüz oldun 
Sen canıma yoldaş oldun 
Sen kışıma yorgan oldun


Tuna Kiremitçi



SEVGİ ve IŞIK'la kalın...

Persephone

devamını oku →

6 Temmuz 2017 Perşembe

Umutlarım Cebimde

,
Ege'nin kıyısında bir kır kahvesinde,
Dalıyorum düşlere,
Uzatsam elimi, dokunsam ruhuna...
Öyle bir iç çekesim var ki,
Taaa en derinlerde, kuytuda kalmış
Üstü örtülü, bastırılmış bir duygu
Dışarı çıkmak için çırpınıyor...
Bastırdıkça bastırıyorum ezercesine....
Umutlarım cebimde, mutluluğum kelebeğin kanatlarında...


SEVGİ ve IŞIK'la kalın...

Persephone
devamını oku →

1 Temmuz 2017 Cumartesi

Denge

,
Ne şairler eskittim, ne şiirler ezip geçtim...
Ne yazarlar okudum, ne kitaplar eksilttim...
Dönüp dönüp baktım geriye,
Ne eksik kaldı diye!
Hepsi biri birine denk...
Ne eksik ne fazla!
Her şey olması gerektiği gibi dengede...


SEVGİ ve IŞIK'la kalın...

Persephone
devamını oku →

22 Haziran 2017 Perşembe

Aheste

,
Gel otur şöyle yanı başıma,
Anlat aheste aheste...
Denizdeki balıklardan,
Göğün mavisinden,
Tepemizdeki martıların oynaşmasından,
Yağmur sonrası toprağın kokusundan bahset...
Sen anlat ılık esintili sesinle,
Ben dinleyeyim...

SEVGİ ve IŞIK'la kalın...
Persephone


devamını oku →

Mektup

,
I

Vapurun dümen yerinde çaldığım ıslık
Yağmurlu güvertedeki türküm
Sana yaklaşmaya vesiledir
Yoksa canım, seni unutmak için değil.
Senden sonra ancak anlaşılır
İnsanoğluna öğretilen yalanlar.
Senden sonra anlaşılır ancak
Boşluğu herşeyin.
Seninle beraberdir dolu kadehler
Şaraplar seninle aziz
Cigaralar seninle tüter
Ocaklar seninle yanar
Yemekler seninle yenir.

II

Senden bahis açılmadıkça susmak isterim
Senden bahis açılmaya vesiledir.
Kınalıada, vapur, deniz, yunus
Şimdiye kadar neden gökyüzü değildi
Niye böyle oldu
Neden kitapları severdim?
Bu şehirde ikimiz birden nefes alıyoruz
Yoksa neye yarardı bu garip şehir?
Burada senin doğduğun bana malumdur
Yoksa sever miydim minareleri
Süleymaniye'yi?
Sen gavur olduğun halde.


Sait Faik Abasıyanık

SEVGİ ve IŞIK'la kalın...
Persephone
devamını oku →

19 Haziran 2017 Pazartesi

Yaz İçin Öneriler Mİmi

,



Sevgili blogger arkadaşım Özlem Kutlu Yaz İçin Öneriler mim'i ile mimlemiş beni... Yaza girmeye çalıştığımız şu günlerde ki, yaz gelecek mi emin değilim:) Ben de bir kaç önerimi sizlerle paylaşıyorum...


İlk önerim tatil... Yaz=Tatil Planları demek çoğu zaman;) Zorlu kış aylarının sonunda küçük bir mutluluk, nefes alma zamanı... Önceliğim bu sebeple tatil;)
Bozcaada'ya hiç gitmediyseniz, bu yazınızın iki üç gününü ayırarak Bozcaada'nın tamamını gezebilirsiniz. Fotoğraf çekmeyi seviyorsanız Rüzgar Güller'inde çok güzel gün batımı kareleri yakalayabilirsiniz. Daha fazla bilgi için ➜Büyüleyen Ada Tenedos yazıma göz atabilirsiniz.



İkinci önerime gelecek olursak, tatil kitapsız olmaz di mi ama?;)
Tatilin bir diğer anlamı benim için kitaplarımla bol bol zaman geçirmek. Yuval Noah Harari'nin kitapları Hayvanlardan Tanrılara Sapiens ve Homo Deus benim önerilerim. Ben keyifle okudum her iki kitabı da umarım siz de keyif alırsınız...



Son önerim ise yaz- kış demeden kullandığım, olmazsa olmazım yüzüm için kullandığım güneş kremim. Yıllardır kullandığım en iyi koruyucu krem diyebilirim. Yüz lekeleri ile ilgili problem yaşıyor iseniz, eczacınıza danışarak Galderma'nın Actinica ürünü ile ilgili bilgi alabilirsiniz.
Benim önerilerim bunlar. Sizin de yaz için önerileriniz varsa 'Yaz İçin Öneriler' mimini yapabilirsiniz. Özlem arkadaşımızın bu mimi yapacaklardan bir de ricası var; yazının başındaki görseli miminizde kullanmanız. Yapmak isteyen herkese kolay gelsin:)    

SEVGİ ve IŞIK'la kalın..
Persephone
devamını oku →

17 Haziran 2017 Cumartesi

Kaçış

,
Kaçıp gitme isteği duyuyor bazen insan içinde. Kaçıp gidiyorsun gitmesine de yanında götürmek istemediklerinde bir gölge gibi peşinden geliyor. Ne işe yarıyor o zaman gitmek? Kafandakileri bir sandığa kapatıp gidemedikten sonra. Daha henüz gidemeden düşünceler düşünceleri doğuruyor. Döndüğünde yapılacak işlerin birikeceği, çözülmeyi bekleyen sorunlar yüreğini daraltıyor. 
Kendinle baş başa kalmak nasıl bir şey ki? Hiç kendinle baş başa kaldın mı? Durdurmayı başarabildin mi kafanın içindeki binlerce düşünceyi? Biliyor muydun gün içinde insanın aklından 60 bin düşünce geçtiğini? Nasıl durdurulur düşünmek? Ben başaramadım ya sen başarabildin mi?

SEVGİ ve IŞIK'la kalın...

Persephone
devamını oku →

15 Haziran 2017 Perşembe

Buluşmak Üzere

,

Bugün İstanbul'da bardaktan boşanırcasına yağan 
yaz yağmuruna ithafen:)

Buluşmak Üzere

Diyelim yağmura tutuldun bir gün  
Bardaktan boşanırcasına yağıyor mübarek  
Öbür yanda güneş kendi keyfinde  
Ne de olsa yaz yağmuru  
Pırıl pırıl düşüyor damlalar  
Eteklerin uça uça bir koşudur kopardın  
Dar attın kendini karşı evin sundurmasına  
İşte o evin kapısında bulacaksın beni  
Diyelim için çekti bir sabah vakti  
Erkenceden denize gireyim dedin  
Kulaç attıkça sen  
Patiska çarşaflar gibi yırtılıyor su ortadan  
Ege denizi bu efendi deniz  
Seslenmiyor  
Derken bi de dibe dalayım diyorsun  
İçine doğdu belki de  
İşte çil çil koşuşan balıklar  
Lapinalar gümüşler var ya  
Eylim eylim salınan yosunlar  
Onların arasında bulacaksın beni  
Diyelim sapına kadar şair bir herif çıkmış ortaya  
Çakmak çakmak gözleri  
Meydan ya Taksim ya Beyazıt meydanı  
Herkes orda sen de ordasın  
Herif bizden söz ediyor bu ülkenin çocuklarından  
Yürüyelim arkadaşlar diyor yürüyelim  
Özgürlüğe mutluluğa doğru  
Her işin başında sevgi diyor  
Gözlerin yağmurdan sonra yaprakların yeşili  
Bi de başını çeviriyorsun ki  
Yanında ben varım  
  
Can Yücel

SEVGİ ve IŞIK'la kalın...
Persephone
devamını oku →

8 Haziran 2017 Perşembe

Neden Canlıyız?

,
Sorgulayan: Yaşıyoruz ama neden yaşadığımızı bilmiyoruz. Bir çoğumuza yaşamın hiçbir anlamı yokmuş gibi geliyor. Bize yaşamımızın anlamını ve amacını söyleyebilir misiniz?
Krishnamurti: Şimdi, neden bu soruyu soruyorsunuz? Niçin yaşamın anlamını, yaşamın amacını benim size söylememi istiyorsunuz? Yaşamla ne demek istiyoruz? Yaşamın bir anlamı, bir amacı var mıdır? Yaşamın anlamı, yaşamın amacı ta kendisi değil midir? Daha fazla neyi istiyoruz? Yaşamımız bizi tatmin etmiyor, sürekli aynı şeyleri yapıp durduğumuz için hayatımız o kadar boş, o kadar zevksiz, o kadar monoton ki, yaptıklarımızın ötesinde daha fazla bir şeyler istiyoruz. Günlük hayatımız çok boş, çok donuk, çok anlamsız, çok sıkıcı, dayanılmaz derecede ahmakça olduğundan, yaşamın daha fazla anlamı olması gerektiğini düşünüyor, o nedenle de bu soruyu soruyoruz. Elbette ki hayatı dolu dolu yaşayan, her şeyi olduğu gibi gören ve elinde olanlarla hoşnut olan bir insanın kafası karışık değildir; nettir, o nedenle de hayatın amacının ne olduğunu sormaz. Onun için yaşamanın kendisi hem başlangıçtır, hem de son. Bizim zorluğumuz, hayatımız boş olduğundan, yaşamımıza bir amaç bulmak ve ona ulaşmaya çalışmaktır. Böyle bir yaşam amacı sadece, her türlü gerçekten yoksun basit bir şeyin faaliyetidir; yaşamın amacı aptal, donuk bir zihin ve boş bir yürek tarafından arandığında, o amaç boş olacaktır. Onun için amacımız yaşamımızı parayla ve maddi şeylerle değil, içsel olarak nasıl zenginleştireceğimizdir -ki bu da gizli saklı bir şey değildir. Yaşamın amacı mutlu olmak, Tanrıya ulaşmaktır dediğiniz zaman, o Tanrıya ulaşma arzusu kesinlikle yaşamdan bir kaçıştır ve sizin Tanrınız bilinen bir şeydir. Sadece bildiğiniz bir şeye doğru yol alabilirsiniz; Tanrı dediğiniz şeye erişmek için bir merdiven inşa edersiniz, o kesinlikle Tanrı değildir. Gerçek, yaşamakla anlaşılır, kaçmakla değil. Yaşamın amacını aradığınızda, gerçekte yaşamın ne olduğunu anlamıyor, ondan kaçıyorsunuz. Yaşam ilişkidir, yaşam ilişki içindeki harekettir; ilişkiyi anlamadığımda ya da ilişki karmaşık olduğunda, daha yüksek bir anlam ararım. Yaşamlarımız neden bu kadar boş? Neden bu kadar yalnızız ve yılgınız? Çünkü hiçbir zaman kendi içimize bakmadık ve kendimizi anlamadık. Bu yaşamın bildiğimiz tek şey olduğunu ve o nedenle de her yönüyle ve tamamen anlaşılması gerektiğini hiçbir zaman kendimize itiraf etmiyoruz. Kendimizden kaçmayı tercih ediyoruz, onun için de yaşamın amacını ilişkinin uzağında arıyoruz. Eğer eylemi -ki insanlarla, mal, mülke, inanç ve fikirlerle olan ilişkimizdir- anlamaya başlarsak, o zaman ilişkinin kendi ödülünü de beraberinde getirdiğini göreceğiz. Aramanız gerekmez. Bu sevgiyi aramak gibidir. Arayarak sevgiyi bulabilir misiniz? Sevgi ekilemez. Sevgiyi sadece ilişkide bulacaksınız, ilişkinin dışında değil; sevgisiz olduğumuzdandır ki yaşamın bir amacının olmasını isteriz. Sevgi olduğunda -ki bu bizim kendi sonsuzluğumuzdur- o zaman Tanrıyı arayış yoktur, çünkü sevgi Tanrıdır.
Zihnimiz ayrıntılar ve batıl fısıltılarla dolu olduğundan yaşamımız bu kadar boştur ve onun içindir ki kendimizin ötesinde bir amaç ararız. Yaşamın amacını bulmak için kendimizin kapısından içeri girmeliyiz; bilinçli veya bilinçdışı olarak şeylerle olduğu gibi yüzleşmekten kaçınırız ve onun için de Tanrının bize daha ötelerde bir kapı açmasını isteriz. Yaşamın amacıyla ilgili bu soru sadece sevmeyenlere sorulur. Sevgi sadece eylemde bulunabilir; eylem de ilişkidir.

Kitap: Hayatınızla Ne Yapmak İstiyorsunuz?
Yazar: Krishnamurti

SEVGİ ve IŞIK'la kalın...

Persephone
devamını oku →

25 Mayıs 2017 Perşembe

Rüzgar

,
Arzularım muayyen bir haddi aşınca 
Ve kulaklar sözlerime sağırlaşınca 
Bir ihtiras duyup vahşi maceralara 
Çıkıyorum bulutları aşan dağlara. 
Tanrıların başı gibi başları diktir, 
Bu dağları saran sonsuz bir genişliktir, 
Ben de katıp vücudumu bu genişliğe, 
Bakıyorum aşağılarda kalan hiçliğe. 

Bu dağların bir rakibi varsa rüzgardır. 
Rüzgar burda tek başına bir hükümdardır. 
Burda insan duman gibi genişler, büyür. 
Bu dağlarda ıstıraplar, sevinçler büyür. 
Buralarda her düşünce sona yakındır, 
Burda her şey bizden uzak, ‘O’ na yakındır. 
Burda yoktur insanların düşündükleri, 
Rüzgar siler kafalardan küçüklükleri. 
Yanağıma çarpar geniş kanatlarını, 
Ve anlatır mabutların hayatlarını. 
Arasıra kulağını bana verdi mi, 
Ben de ona anlatırım kendi derdimi. 

‘Ey dağların dertlerini dinleyen rüzgar! 
Benim artık yalnız sana itimadım var. 
Gelmiş gibi uzaktaki bir seyyareden 
Yabancıyım bu gürültü dünyasına ben. 
Etrafımın sözlerine aklım ermedi, 
Etrafım da bana asla kulak vermedi. 
Senelerden beri hala anlaşamadık, 
Ben de kestim anlaşmaktan ümidi artık. 
Gözlerimde hakikati sezen bir nurla 
Etrafımı süzüyorum biraz gururla. 

Bir dürbünün ters tarafı gibi bu dünya 
En büyük şey, en asil şey küçülür burda. 
Burda yalan para eden biricik iştir, 
Burda her şey bir yapmacık, bir gösteriştir. 
Kimi coşar din uğruna geberir, yalan! 
Kimi gider vatan için can verir, yalan! 
Bir filozof yetmiş eser yazar, yalandır; 
Bir kahraman istibdadı ezer, yalandır. 
Şairlerin büyük aşkı fani bir kızdır, 
Bu dünyada herkes sinsi, herkes cılızdır. 
Ne hakiki aşktan burda bir çakan vardır, 
Ne de onu görse dönüp bir bakan vardır, 
Her büyüklük cüzzam gibi dökülür burda, 
En muazzam ölüm bile küçülür burda. 

Benim kafam acayip bir dimağ taşıyor, 
Her dakika insanlardan uzaklaşıyor. 
Zaman zaman mağlup olsam bile etime, 
İnsan olmak dokunuyor haysiyetime. 
Büyük, temiz bir arkadaş arıyor ruhum, 
İşte rüzgar, şimdi sana sığınıyorum! 
Asaletin yeri yoktur gerçi hayatta, 
En asil şey seni buldum kainatta, 
Güneş gibi ne bin türlü ışığın vardır, 
Ne de süse, gösterişe baktığın vardır. 
Deniz gibi muamma yok derinliğinde, 
Bir ferahlık, bir saflık var serinliğinde. 
Bir dev gibi küçük, mızmız sesleri yersin, 
Allah gibi görünmeden hüküm sürersin. 

Düşmanıyım ben de cılız güzelliklerin, 
Rüzgar! Bu dağ başlarında çırpınan serin 
Kanatların gökyüzünde akan bir seldir, 
Bana kudret ve cesaret veren bir eldir. 
Beşerlikten uzaktayım senin ülkende, 
Senin gibi azamete aşıkım ben de. 
İşte Rüzgar! Senin gibi ben de deliyim. 
Islıklarım senin gibi inlemelidir, 
Herkes beni ürpererek dinlemelidir. 
Rüzgar! Sana, yalnız sana benzemeliyim.'

Sabahattin Ali

SEVGİ ve IŞIK'la kalın...
Persephone
devamını oku →

14 Mayıs 2017 Pazar

Hayat Nedir Anne?

,
Benim hiç sapanım olmadı anne,
Ne kuşları vurdum, ne de kimsenin camını kırdım…
Çok uslu bir çocuk değildim ama,
Seni hiç kırmadım, hep boynumu kırdım.
Ben hayatım boyunca bir tek kendimi vurdum!
Suskun görünsem de, fırtınalı ve mağrurdum anne.
Bir mızrak gibi, aynada hep dik durdum anne!
Ben sana hiç bir gün laf getirmedim, leke sürmedim.
Ama göğsümü çok hırpaladım, kalbimi çok yordum…
Ben hayatım boyunca, en çok kendimi sordum!
Benim hiç sevgilim olmadı anne,
Ne bir yuva kurdum, ne bir gün şansım güldü…
Öpemeden bir bebeğin gidişini, tükendi gitti çağım…
Kimi yürekten sevdiysem, yüreğini başkasına böldü…
Bir muhabbet kuşum vardı, o da yalnızlıktan öldü.
Sen beni göğsünde hep acılarla mı soğurdun anne?
Yoksa evlat diye, koca bir taş mı doğurdun anne?
Eziyet degilim, zahmet değilim, musibet hiç değilim
Bir senin mi balına sinek kondu, söylesene!
Doğurdun da beni, ne ile yoğurdun anne?
Benim hiç hayalim olmadı anne…
Ne seni rahat ettirdim, ne kendim ettim rahat…
Bir mutluluk fotoğrafı bile çektirmedi bu hayat.
Kaybolmuş bir anahtar kadar sahipsizim anne…
Ne omuzumda bir dost eli, ne saçımda bir şefkat.
Say ki yollardan akan, şu faydasız çamurdum anne…
Say ki ıslanmaktım, üşümektim, say ki yağmurdum anne!
Bunca yıldır gözyaşlarını, hangi denizlere sakladın?
Oy ben öleyim, sen beni ne diye doğurdun anne?


Yusuf Hayâloğlu


SEVGİ ve IŞIK'la kalın...
Persephone
devamını oku →

15 Nisan 2017 Cumartesi

Kurgu mu? Gerçek mi?

,
Seçmeniz için size iki tatil paketi sunulduğunu düşünelim:
Taş Devri Paketi: İlk gün el değmemiş ormanda on saat yürüyüş yapacağız, akşam çökerken bir nehrin kenarında kamp kuracağız. İkinci gün nehirde on saat kanoyla dolaşacak, küçük bir gölün kıyısında kamp kuracağız. Üçüncü gün yerel halktan nasıl balık tutulacağını ve yakındaki koruda mantar toplamayı öğreneceğiz.
Modern Proletarya Paketi: İlk gün pislik içindeki bir tekstil fabrikasında on saat çalışacağız, sıkış tıkış bir apartman dairesinde geceleyeceğiz. İkinci gün yakındaki markette on saat kasiyerlik yapacak ve uyumaya aynı daireye gideceğiz. Üçüncü gün yerel halktan nasıl banka hesabı açarak ev kredisi alacağımızı öğreneceğiz?
Hangi paketi seçerdiniz?
Mesele insanların kurduğu işbirliği ağlarını değerlendirmeye gelince her şey bakış açımıza ve kullanmayı seçtiğimiz değerlendirme araçlarına göre değişir. Mısır firavununu üretim, beslenme ve sosyal uyum açısından mı değerlendiriyoruz? Yoksa aristokrasi, basit köylüler, domuzlar ve timsahlara mı odaklanıyoruz? Tarih tek bir anlatı değildir; aksine binlerce çeşitli anlatıdan meydana gelir. Neyi anlatmayı seçersek, bir diğerini susturmayı tercih etmiş oluruz.
İnsanların kurduğu işbirliği ağları, kendilerini kendi yarattıkları değerlerle ölçer ve kanıksandığı gibi kendilerine olsukça yüksek notlar verir. Özellikle de tanrı, ulus ve şirket gibi kurgusal oluşumlar adına örülmüş ağlar, kendilerini bu o kurgusal oluşumun penceresinden değerlendirir. Bir din, ilahi emirleri harfiyen yerine getirilirse başarılıdır, ulusal çıkarlarını koruyan bir ulus şanlı olacaktır; bir şirket çok para kazandıkça büyüyebilir.
Herhangi bir insan ağının tarihini incelerken, zaman zaman durup kurgusal olmayan gerçeğin penceresinden bakmanın faydası olacaktır. Bir varlığın kurgusal olup olmadığını nasıl bilebilirsiniz? Oldukça basittir aslında; Acı çekiyor mu? Diye sorun yeter. İnsanlar Zeus'un tapınaklarını yaktığında Zeus acı çekmez. Euro değer kaybettiğinde Euro kederlenmez. Bankalar battığında banka mağdur olmaz. Bir devlet savaşta kaybettiğinde devlet ıstırap çekmez, bankalar ve devletler meteforlardan ibarettir. Fakat savaşta yaralanan bir askerin acısı gerçektir. Yiyecek tek lokması olmayan yoksul bir köylü gerçekten eziyet çeker. Annesinden ayrılan yeni doğmuş bir buzağı gerçekten ıstırap duyar. Gerçeklik budur.
Bu acılar, kurgularda duyduğumuz inançtan kaynaklanıyor olabilir tabii. Örneğin ulusal ve dini mitlere inanmak bir savaşın çıkmasına neden olabilir ve sonucunda milyonlar evlerini, uzuvlarını, hatta hayatlarını kaybedebilir. Savaşın nedeni kurgusal olsa da çekilen ıstırap tamamen gerçektir. Bu nedenle kurguyu gerçekten ayırmak için elimizden geleni yapmamız gerekir.
Kurgu kötü değil, hayali bir olgudur. Para, devlet ya da şirket gibi ortaklaşa kabul ettiğimiz hikayeler olmadan hiçbir karmaşık insan toplumu işleyemez. Uydurduğumuz kurallara uymadan futbol oynayamayız. Piyasalardan ya da mahkemelerden, benzer uydurma hikayelere inanmadan yararlanamayız. Ancak bu hikayeler sadece araçlardır. Hedeflerimiz ya da değerlerimiz haline gelmemelidir. Sadece kurgu olduğunu unuttuğumuz anda gerçeklikle bağımızı kaybederiz. "Şirket için çok para kazanmak" ya da "ulusal değerlerimiz korumak" gibi çatşmaların içine düşeriz. Şirket, para ve ulus sadece hayalimizde var olabilir. Hepsini kendimize hizmet etmek için yaratmışken, neden onlar uğruna kendi hayatlarımızı feda edelim?
21.yüzyılda geçmişte görülmediği kadar güçlü kurgular ve totoliter dinler yaratacağız. Biyoteknoloji ve bilgisayar algoritmalarının yardımıyla bu dinler dakika dakika varlığımızı kontrol etmekle kalmayacak; bedenlerimizi, beyinlerimizi ve zihinlerimizi de şekillendirecek, cennetler ve cehennemlerden oluşan bütünlüklü sanal dünyalar yaratacaklar. Kurguyu gerçekten, dini de bilimden ayırmayı başarmak hiç olmadığı kadar zor ve hayati olacak.


Yarının Kısa Bir Tarihi
Alıntı
Kitap: Homo Deus
Yazar: Yuval Noah Harari

SEVGİ ve IŞIK'la kalın...

Persephone
devamını oku →

14 Nisan 2017 Cuma

Yüzleşme

,
Korku; insanoğluğunun en güçlü duygularından biridir. İnsanlığın varoluşundan itibaren genlerine kazınmıştır. 'Savaş ya da kaç!' 
Korku sayesinde hayatta kalmayı başaran ilk insan bu duyguyu genlerimize aktarmış, günümüze kadar taşımış ve bu aktarım hayatta kalma iç güdüsü taşıyan insan tarafından diğer nesillere de aktarılmaya devam edecektir.
Bu açıdan bakıldığında işe yarar, faydalı bir duygu gibi görünen korku, zamanımız koşullarında dezavantaja dönüşmekte. Çünkü artık aslanlardan, kaplanlardan ve ilkel döneme ait bir çok vahşi şeyden korunmamızı gerektirecek bir durum ortada yoktur... Gerçi korunmamız gereken en vahşi hayvan insanı göz ardı etmek pek de doğru olmaz....
Korkularımız hayatımızda engeller oluşturur ve bu korkuların genelde pek farkında olmayız. Çünkü; üzerini tozlu sandıklar gibi onlarca bahanelerle örteriz, altta yatan sebebi görmek her geçen gün zorlaşır. 
Sevmek ve sevilmekten kaçarız, kaybetmekten korktuğumuz için. Yeni başlangıçlara adım atmaktan çekiniriz, başarısızlıktan korktuğumuz için. Sevmediğimiz işlerde yıllarca çalışmak zorunda kalırız, aynı konforu başka bir işte bulamamaktan korktuğumuz için. Yıllarca yaşadığımız şehirden şikayet eder, bilinmezlikten korktuğumuz için başka şehre taşınma cesaretini gösteremeyiz... Ve bunlara kendimizi haklı çıkaracak öyle kılıflar buluruz ki  altında yatan canavarı görünce kendimiz bile şaşarız... 
Yapacağımız en iyi şey korkularımızla yüzleşip, üzerine gitmektir. Korkunun ecele faydası olmadığı gibi hayatımıza verdiği zarar da yadsınamaz...
Korkusuz, cesaret dolu bir yaşaşam dilerim herkese

SEVGİ ve IŞIK'la kalın...

Persephone
devamını oku →

13 Nisan 2017 Perşembe

Gün Olur

,
Gün olur alır başımı giderim, 
Denizden yeni çıkmış ağların kokusunda 
Şu ada senin, bu ada benim, 
Yelkovan kuşlarının peşi sıra. 

Dünyalar vardır, düşünemezsiniz; 
Çiçekler gürültüyle açar; 
Gürültüyle çıkar duman topraktan. 

Hele martılar, hele martılar, 
Herbir tüylerinde ayrı telaş!.. 

Gün olur, başıma kadar mavi; 
Gün olur, başıma kadar güneş 
Gün olur, deli gibi...

Orhan Veli Kanık


Bana şiiri sevdiren şair, iyi ki doğdun🙏🏻

SEVGİ ve IŞIK'la kalın...
Persephone


devamını oku →