17 Ağustos 2016 Çarşamba

Bir Şarkıyı Bir Hite Nasıl Dönüştürürsünüz?

,












2003 yazında Arista Records'ın Steve Bartles adındaki promosyon yöneticisi, radyo DJ'lerini arayarak çok beğeneceklerine emin olduğu yeni bir şarkıdan bahsetmeye başladı. Hip-hop grubu OutKast'ın ''Hey Ya!'' adlı şarkısıydı bu.
''Hey ya!'', funk, rock ve hip-hop'un bir parçada Big Band swing'le birleştirildiği neşeli bir şarkıydı ve yeryüzünün en popüler gruplarından birine aitti. Radyolarda çalınan hiçbir şarkıya benzemiyordu. ''İlk duyduğumda tüylerim diken diken oldu'' dedi Bartles bana. ''Tam bir hite benziyordu. Bar mitzvah törenlerinde ve okulların mezuniyet balolarında yıllarca duyulacak türden bir şarkı gibiydi.'' Arista ofislerindeki yöneticiler koridorlarda birbirlerine şarkının nakaratını (''shake it like a Poloroid Picture'') söylüyorlardı. Hepsi de bu şarkı çok tutacak diye düşünmekteydi.
Bu kesin kanı yalnızca sezgilere dayanmıyordu. O zamanlar her yerde olduğu gibi müzik endüstrisinde de,veri analizlerine dayalı bir dönüşüm süreci yaşanmaktaydı. Perakendeciler nasıl alışverişçilerin alışkanlıklarını tahmin etmek için bilgisayar algoritmalarından yararlanıyorlarsa, müzik ve radyo yöneticileri de dinleyicilerin alışkanlıklarını tahmin etmek için bilgisayar programlarından yararlanıyorlardı. (Yapay zeka uzmanları ve istatistikçilerden kurulu, İspanya merkezli olan bir grup olan) Polyphonic HMI şirketi, Hit Song Science (Hit Şarkı Bilimi) adını taşıyan bir program yaratmıştı. Bu program, bir melodinin matematiksel özelliklerini inceleyip, popüler olma şansını tahmin ediyordu. Parçanın temposunu, perdesini, melodisini, akorlarını ve diğer faktörleri Polyphonic HMI'ın veritabanında depolanmış binlerce hit'le karşılaştırarak, melodinin başarılı olma şansının bulunup bulunmadığını öngören bir puan verebiliyordu.
Program, örneğin Norah Jones'un Come Away With Me adlı parçasının hit olacağını, endüstrinin büyük çoğunluğu albümü reddettikten sonra tahmin etmişti. (Albüm sonradan on milyon sattı ve sekiz Grammy kazandı.) Santana'nın ''Why Don't You and I'' adlı parçasının da popüler olacağını, DJ'lerin şüphelerine rağmen öngörmüştü. (parça Billboard'un Top 40 listesinde üç numaraya yükseldi.)
Radyo istasyonlarının yöneticileri ''Hey Ya!''yı Hit Son Science'dan geçirdiklerinde iyi bir sonuç aldılar. Hatta iyiden de iyi bir sonuçtu bu: Şarkı gelmiş geçmiş en yüksek puanlardan birini almıştı.
''Hey Ya!'', algoritmaya göre müthiş bir hit olacaktı.
4 Eylül 2003'te radyonun en çok dinlendiği saat olan 19:15'te, Philadelphia'daki Top 40 istasyonu WIOQ, radyoda ''Hey Ya!''yı çalmaya başladı. Şarkıyı o hafta yedi defa daha, ay boyunca da toplam otuz yedi defa yayınladı.
Aynı dönemde Arbitron adındaki bir şirket de yeni bir teknoloji test etmekteydi. Bu teknoloji, belli bir anda belli bir radyo istasyonunu kaç kişinin dinlemekte olduğu ve spesifik bir şarkı sırasında kaç kişinin kanal değiştirdiğinin anlaşılmasına imkan veriyordu. WIOQ da teste dahil edilen istasyonlardan biriydi. İstasyon yöneticileri ''Hey Ya''nın dinleyicileri radyonun başına mıhlayacağına emindi.
Derken veriler geldi.
Verilere göre dinleyiciler ''Hey Ya!''yı beğenmemekle kalmamış, ondan nefret etmişlerdi. Ondan o kadar çok nefret etmişlerdi ki, aşağı yukarı üçte biri şarkının ilk otuz saniyesi içinde istasyon değiştirmişti. Bu durum yalnızca WIOQ için geçerli değildi üstelik. Ülkenin dört bir yanında, Chicago, Los Angeles, Phoenix ve Seattle'daki radyo istasyonlarında ne zaman ''Hey Ya!'' şarkısı çalınsa, çok büyük sayılarda dinleyici başka kanallara geçiyordu.
Çeşitli yerel istasyonlarda yayınlanan ve her hafta sonu iki milyondan fazla insan tarafından dinlenen bir Top 40 radyo şovunun sunucusu olan John Garabedian, ''Onu ilk duyduğumda müthiş bir parça olduğunu düşündüm'' dedi. Ama başka şarkılara benzemiyordu, dolayısıyla yayınlandığı zaman bazı insanlar deliye döndü. Bir dinleyicim bana bunun hayatı boyunca duyduğu en berbat şey olduğunu söyledi.''
''İnsanlar Top 40'ı, ya en sevdikleri şarkıları, ya da tıpkı en sevdiklerine benzer şarkıları duymak için dinlerler. Farklı bir şey çalınınca bozulurlar. Tanıdık olmayan bir şey duymak istemezler.''
Arista ''Hey Ya!''nın tanıtımına çok para dökmüştü. Parçanın büyük başarı yakalmasına müzik ve radyo endüstrilerinin ihtiyacı vardı. Hit şarkılar servet değerindedir. Bunun tek sebebi insanlar şarkıyı satın almaları değildir. Hit şarkılar, dinleyicileri video oyunlarını ve İnternet'i bırakıp radyoya yönelmeye ikna da edebilir. Hit şarkılar televizyonda spor arabalar, moda mağazalarında giysiler sattırabilir. Hit şarkılar, reklam verenlerin, televizyon istasyonlarının, barların, dans kulüplerinin(hatta Apple gibi teknoloji firmalarının) bel bağladığı düzinelerce para-harcama alışkanlığının temelinde yer alır.
Ama şimdi, en çok umut bağlanan şarkılardan biri (algoritmaların yılın şarkısı olacağını tahmin ettiği bir melodi) çaresizlik içinde çırpınıyordu. Radyo yöneticileri ''Hey Ya!''yı bir hite dönüştürmenin bir yolunu bulmaya mecburdular.
Bu soru (''Bir şarkıyı bir hite nasıl dönüştürürsünüz? sorusu), müzik endüstrisinin varlık göstermeye başladığı zamanlardan beri çözümü bulunamamış bir bilmecedir. İnsanlar ancak son yirmi otuz yıldır spesifik cevaplara ulaşmayı denemişlerdir. Bu işin öncülerinden biri Rich Meyer adındaki eski bir radyo istasyonu yöneticisiydi. Meyer 1985'te karısı Nancy ile birlikte Chicago'daki evlerinin zemin katında Mediabase adlı bir şirket kurmuştu. Karı koca her sabah uyanıp, çeşitli şehirlerdeki radyo yayınlarının önceki gün kaydedilmiş bantlarını dinler, çalınmış olan her şarkıyı analiz edip, kaç kere çalındğını sayarlardı. Sonra Meyer hangi melodilerin popülarite açısından yükselişte veya düşüşte olduğunu gösteren haftalık bir haber bülteni yayınlardı.
İlk birkaç yıl boyunca, haber bülteninin yüz kadar abonesi oldu, dolayısıyla Meyer ile karısı şirketi ayakta tutmakta zorlandılar. Ama dinleyicilerini çoğaltmak için Meyer'in görüşlerinden faydalanmaya (ve özellikle de, onun dinleyici trendlerini açıklamak için icat ettiği formülleri incelemeye) başlayan istasyonların sayısı zamanla arttı. Sonuçta Meyer'ın haber bülteni, Mediabase'in sattığı veriler, sonra da giderek büyümekte olan veri-odaklı danışmanlık endüstrisi tarafından sağlanan benzeri hizmetler, radyo istasyonlarının çalışma tarzını değiştirdi.
Meyer'ın en sevdiği bilmecelerden biri de, bazı şarkılar çalınırken dinleyicilerin radyo frekansını değiştirmeye neden hiç yeltenmediğiydi. DJ'ler arasında bu türden şarkılar ''yapışkan'' olarak nitelendirilirdi. Meyer yıllar yılı yüzlerce yapışkan şarkıyı takibe alarak, popülerliklerini neye borçlu olduklarını keşfetmeye çalışmıştı. Ofisi, üzerine çeşitli yapışkan şarkıların özelliklerini işaretlediği şema ve grafiklerle doluydu. Meyer her zaman yapışkanlığı ölçmenin yeni yollarını aradı. ''Hey Ya!''nın piyasaya çıktığı sıralarda, Arbitron'un gerçekleştirmekte olduğu testlerden elde edilmiş verilerle deney yapmaya başlamıştı. Amacı bu verilerin kendisine yeni sezgiler sağlayıp sağlamayacağını anlamaktı.
Zamanın en yapışkan şarkılarından bazıları çok bariz sebeplerden dolayı yapışkandı: Örneğin Beyonce'nin ''Crazy in Love'' Justin Timberlake'in ''Senorita''sı piyasaya daha yeni çıkmış ve çıkar çıkmaz tutulmuştu, ama bunlar tanınmış yıldızlar tarafından icra edilmiş müthiş şarkılardı, dolayısıyla yapışkan olmaları doğaldı. Halbuki bazı şarkılar, kimsenin tam olarak anlayamadığı sebeplerden ötürü yapışkandı. Örneğin 2003 yazı süresince istasyonlarda Blu Cantrell'in ''Breathe'' adlı parçası çalınırken hemen hiç kimse frekans değiştirmemişti. Şarkı hiç hatırda kalmayan, tempo ağırlıklı bir melodiydi. DJ'ler onu o kadar yavan bulmuşlardı ki, çoğu DJ'in bu parçayı çalsa da gönülsüzce çaldığını müzik yayınlarında ifade etmişlerdi. Ama insanlar, anketçilerin de sonradan keşfettikleri gibi, şarkıyı çok fazla sevmediklerini belirtmiş olsalar da radyoda her çalındığında nedense durup dinliyorlardı. 3 Doors Down grubunun ''Here Without You'' adlı parçası ve Maroon 5 grubunun hemen her şarkısı içinde aynı şey geçerliydi. Bunlar o kadar özelliksiz gruplardı ki, eleştirmenler ve dinleyiciler onların donuk sound'ları için (''bath rock'' adı verilen) yeni bir müzik kategorisi icat etmişlerdi. Ama şarkılar radyoda ne zaman çalınsa, hemen hiç kimse istasyon değiştirmiyordu.
Bir de, dinleyicilerin hiç hoşlanmadıklarını söyledikleri, ama yine de yapışkan olan şarkılar vardı. Mesela Christina Aguilera ve Celine Dion. Yapılan her ankette, erkek dinleyiciler Celine Dion'dan nefret ettiklerini, şarkılarına katlanamadıklarını söylüyorlardı. Ama ne zaman radyoda bir Dion melodisi duysalar, o istasyondan ayrılamıyorlardı. Los Angeles piyasası içinde, her saat sonu düzenli olarak Dion çalan istasyonlar(dinleyici sayısı ölçüldüğü zaman görüldüğü üzere) dinleyicileri yüzde 3 gibi bir oranla rahat rahat artırabiliyorlardı. Radyo dünyasında muazzam bir rakamdı bu. Erkek dinleyiciler Dion'dan hiç hoşlanmadıklarını düşünüyor olabilirlerdi, ama Dion şarkıları duydukları zaman onlara yapışıp kalıyorlardı.
Meyer bir gece oturup, bir sürü yapışkan şarkıyı art arda, döne döne, tekrar tekrar dinlemeye koyuldu. Bunu yaparken, aralarında bir benzerlik fark etmeye başladı. Şarkıların birbirine benzediği filan yoktu. Bazıları balad, bazıları pop melodileriydi. Ne var ki her biri Meyer'in bu özel kategoriye ait şarkılardan duymayı beklediği şeye tıpatıp uyduğu için, insan hepsinin birbirine benzediğini düşünüyordu. (Radyaodaki başka her şey gibi) kulağa tanıdık geliyorlardı, ama biraz daha gösterişli, kusursuz şarkının altın oranına biraz daha yakındılar.
Meyer bana şöyle anlattı: ''Bazen istasyonlar dinleyicileri telefonla arayarak bir şarkıdan küçük bir kuple dinletirler, dinleyiciler de 'Milyon defa duydum bunu. Bıkkınlık geldi artık' derler. Ama radyoda çalındığı zaman bilinçaltınız 'Ben bu şarkıyı biliyorum! Milyon defa dinledim onu! Eşlik edebilirim!' der. Yapışkan şarkılar radyoda duymayı beklediğiniz şarkılardır. Beyniniz o şarkıyı gizlice ister, çünkü o şarkı zaten duymuş ve beğenmiş olduğunuz başka her şeye çok benzemektedir. Tam size göredir.'
Bize ''tanıdık'' gelen sesleri tercih etmemizin nörolojimizin bir ürünü olduğunu gösteren kanıtlar vardır. Araştırmacılar insanların beyinlerini müzik dinlemekte oldukları sırada incelemiş, beynin hangi işitsel uyarıların kavranmasıyla ilişkili olduğunu gözlemlemişlerdir. Müzik dinlemek, işitme korteksi, talamus ve superior parietal korteks dahil, beynin bir çok bölgesini aktive eder. Aynı bölgeler, paternleri tanıma ve beynin hangi girdilere dikkat edip hangilerini göz ardı edeceğine karar vermesine yardımcı olma işlevleriyle de ilişkilidir. Başka bir deyişle, müziği işleyen beyin bölgesi, paternleri bulmak ve onlarda tanıdık özellikler aramak üzere tasarlanmıştır. Bu gayet mantıklıdır. Müzik ne de olsa karmaşık bir şeydir. Hemen her şarkının içinde (hatta gürültülü bir caddede konuşmaya çalışan birinin cümlelerinde) yer alan tonlar, perdeler, üst üste binmiş melodiler ve birbiriyle yarışan sesler  o kadar yoğun ve kuvvetlidir ki, beynimizin bazı seslere odaklanıp diğerlerini yoksayma yeteneği olmasaydı her şeyi kakafoni olarak algılardık.
Beyinlerimiz müzikte tanıdıklık arar, çünkü dikkatimizi bütün o seslere dağıtmadan dinleyebilmemizi tanıdıklık sağlar. MIT'deki bilim insanları tarafından keşfedildiği gibi, davranışsal alışkanlıklar bizi aksi taktirde her gün vermek zorunda kalacağımız sayısız kararın altında ezilmekten nasıl kurtarıyorsa, dinleme alışkanlıkları da benzer bir sebep için vardır: Onlar olmasaydı, bir futbol maçında çocuğumuzun sesine mi, antrenörün düdüğüne mi, yoksa işlek bir caddeden gelen gürültüye mi konsantre olacağımıza karar vermemiz imkansızlaşırdı. Dinleme alışkanlıkları, önemli sesleri yok sayılabilecek seslerden ayırmamızı ve bunu farkında olmadan yapmamızı mümkün kılar.
(Daha önce hiç duymadığınız halde) kulağınıza ''tanıdık'' gelen şarkıların yapışkanlık kazanmasının sebebi de budur. Beyinlerimiz, daha önce duymuş olduklarımıza benziyormuş gibi gelen işitsel paternleri tercih etmek üzere tasarlanmıştır. Celine Dion piyasaya yeni bir şarkı çıkardıysa (ve bu şarkı onun diğer tüm şarkılarına olduğu gibi, radyoda çalan başka şarkılarında çoğuna benziyorsa) beyinlerimiz farkında olmadan onun tanıdıklığını arzulamaya başlar ve şarkı yapışkanlık kazanır. Bir Celine Dion konserine belki hiç gitmezsiniz, ama onun şarkılarını radyoda dinlerdsiniz, çünkü arabanızla işe giderken duymayı beklediğiniz türden şarkılardır onlar. Alışkanlıklarımızla mükemmelen uyumludurlar.
Hit Song Science programı da, müzik yöneticileri de ''Hey Ya!''nın bir hit olacağına eminken şarkının radyoda neden tutmadığı, işte bu anlayış yarımıyla açıklığa kavuştu: Problem ''Hey Ya!''nın kötü bir şarkı olması değildi. Problem Hey Ya'nın tanıdık olmamasıydı. Radyo dinleyicileri kendilerine sunulan her yeni şarkı için bilinçli bir karar vermek istemiyordu. Çoğu zaman, bir şarkıyı sevmeyi ya da sevmemeyi gerçek anlamda seçmeyiz. Böyle bir seçim yapmak çok fazla zihinsel efor gerektirecektir. Daha ziyade, işaretlere(''Bu şarkı şimdiye dek hoşuma gitmiş olan tüm diğer şarkılar gibi'') ve ödüllere (''Çalarken mırıldanmak da eğlenceliymiş!) tepki verir ve hiç düşünmeden ya şarkıyı söylemeye başlar ya da istasyon değiştiririz.
O halde DJ'ler ''Hey Ya!'' gibi şarkıları, sonunda tanıdık gelmeye başlayana dek sabırla dinlemeye dinleyicilerini nasıl ikna ederler?
Yeni bir şeye eski giysiler giydirerek ve tanıdık olmayanı tanıdık göstererek tabii ki.
DJ'ler çok geçmeden fark ettiler ki, ''Hey Ya!''yı bir hite dönüştürmek için kulağa tanıdık gelmesini sağlamak gerekiyordu. Bunu yapmak içinde özel bir şeye ihtiyaç vardı.
Hit Song Science gibi bilgisayar programları insanların alışkanlıklarını öngörmekte oldukça başarılıydı. Ama bazen bu algoritmaların, henüz gerçek anlamda ortaya çıkmamış alışkanlıkları tespit ettiği de oluyordu. Şirketler pazarlama faaliyetlerini henüz edinmediğimiz ya da daha kötüsü, (acıklı baladlara olan gizli düşkünlüğümüz gibi) kendimize itiraf etmek istemediğimiz alışkanlıklara yöneltirlerse kepenk indirme tehlikesiyle karşı karşıya kalırlar. Bir süpermarket ''Bizim şekerli gevrek ve dondurma reyonumuz çok zengindir!'' diye övünürse, alışverişçiler ondan uzak dururlar. Bir kasap ''İştre size akşam yemeğiniz için bir parça bağırsak'' diyecek olsa, 1940'ların ev kadını güveçte ton balığı yapmayı tercih eder. Bir radyo istasyonu ''Yarım saatte bir Celine Dion çalıyoruz!'' diye böbürlensw, kimse o istasyonu dinlemez.
''Hey Ya!''nın bir hit olabilmesi için, yerleşmiş bir dinleme alışkanlığının parçası haline gelmesi gerekiyordu. Bir alışkanlığın parçası haline gelebilmesi için de, önceleri biraz kamufle edilmesi gerekiyordu. İşte bu yüzden, Philadelphia'daki WIOQ'da(ve ülkenin dört bir yanındaki diğer istasyonlarda) DJ'ler ''Hey Ya!''yı her çaldıklarında onu çok popüler iki şarkı arasına sandviç yapmaya özen gösterdiler. ''Artık kitaplara geçmiş bir şarkı-listesi teorisidir bu'' dedi bir radyo danışmanı olan Tom Webster. ''Yeni bir şarkıyı, geniş çapta popülarite kazanmış iki hit parça arasında çalarsın.''
Ama DJ'ler ''Hey Ya!''yı gelişigüzel bir hit'in yanında yayınlamıyorlardı: Bu Cantrell, 3 Doors Down, Maroon 5, Christina Aguilera gibi sanatçılara ait, Rich Meyer'in diğerlerininkine benzemeyen bir yapışkanlığa sahip olduğunu keşfettiği türden şarkılar arasına sandviç yapıyorlardı. (Hatta bazı istasyonlar aynı şarkıyı iki defa kullanmaya çok hevesliydi.)
''Bir şarkı-listesini yönetmenin püf noktası, riski azaltmaktır' dedi Webster. ''İstasyonlar yeni şarkılar çalma riskini göze almak zorundadır, aksi taktirde insanlar dinlemeyi bırakır. Ama dinleyicinin asıl istediği, zaten sevdiği şarkılardır. Demek ki yeni şarkıları mümkün olduğunca hızlı bir şekilde tanıdıklaştırmamız gerekir.''
WIOQ ''Hey Ya!''yı Eylül başında (sandviç yapmadan) çalmaya başladığında, şarkı her çalındığında dinleyicilerin yüzde 26.6'sı istasyon değiştiriyordu. Ekim'e kadar şarkı yapışkan hitler arasında çalındıktan sonra bu ''istasyon değiştirme faktörü'' yüzde 13.7'ye düştü. Aralık ayına gelindiğinde yüzde 5.7 oldu. Ülkenin dört bir yanındaki diğer büyük radyo istasyonları da aynı sandviç tekniğini uyguladılar ve istasyon-değiştirme oranı onlarda da aynı paterni izledi.
Dinleyiciler ''Hey Ya!''yı tekrar tekrar dinledikçe şarkı tanıdıklaştı. İyice poüler olduğu zaman, WIOQ günde on beş defa ''Hey Ya!'' çalmaya başladı. Dinleme alışkanlıklarındaki değişim insanları ''Hey Ya!''yı beklemeye(hatta onu arzulamaya) sevk etti. Bir ''Hey Ya!'' alışkanlığı doğdu. Şarkı yoluna devam ederk bir Grammy kazandı, 5.5 milyondan fazla albüm sattırdı ve radyo istasyonlarına milyonlarca dolar kazandırdı. ''Bu albüm OutKast'in adını süperstarların arasına kazıdı'' dedi promosyon yöneticisi Bartles bana. ''Hip-hop'cu olmayan dinleyiciler de bu albüm sayesinde grupla tanıştılar. Şimdilerde yeni bir sanatçının bana single'ını dinlettikten sonra Bu şarkı yeni 'Hey Ya!' olacak dediğini duymak öyle hoşuma gidiyor ki.''




 
KİTAP: Alışkanlıkların Gücü
YAZAR: CHARLES DUHİGG





SEVGİ ve IŞIK'la kalın...
Persephone          

18 yorum :

  1. Çok önemli bir paylaşım.Uzun olmasına aldırmadan satır satır okudum.Bazen hayatın içinde strateji geliştirmek önemli sanki :)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Gören gözlerinize sağlık... Uzun oldu biliyorum, kesmek, özet geçmek istemedim:) Stratejiye her daim ihtiyaç var:) Sevgiler...

      Sil
  2. Bugün hep Kenny G'den The Very Best dinledim :)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Böylece senin de dinlene alışkanlıklarını öğrenmiş bulunmaktayız;) Sevgiler...

      Sil
  3. Ne kadar ilginç! Müzik ile matematik arasında çok yakın bir ilişki olduğunu duymuştum ama bu kadarını beklemiyordum, yakında laboratuvarda hit şarkı yapılabilir:)))bu kitabı mutlaka okumalı..çok teşekkürler sevgili Bahar tanrıçası, hakikaten ilginçti.
    Sevgiler...

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Müjde'cim kitap okumaya değer... Ben geçen yıl okudum ve çok büyük keyif alarak okudum... Kitabın her yanı post-it dolu:)) Müzik bildiğin bilimmiş meğer:) Sevgiler...

      Sil
  4. çok ilginç bir yazı. ya iyi ki koydun ya. çok faydalı. yapışkan şarkı ha :) benim için önemli, bir yazıydı bu sağooool :)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Üşenmeyip okuduğun için sen sağol:) Epeyce uzun:) İşine yaradığına sevindim deep:) Sevgiler...

      Sil
  5. :) Alışkanlıklarımıza bak sen.. Bunun araştırılması ise ayrıca ilginç. Demek ki neymiş üzerinde uğraşılırsa alışkanlıklarda değiştirilebilirmiş.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Asıl mesajı yakalamışsın;) Aynen öyle tüm alışkanlıklar, uğraşılırsa değiştirilebilir... Sevgiler....

      Sil
  6. Yanıtlar
    1. Maalesef uzun bir yazı oldu:) Kesmedim, tamamını paylaştım;) Sevgiler...

      Sil
  7. Heyy Merhaba seni Mimledim bloguma bakarsan iyi edersin :)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Teşekkürleeeer:) Yapacağım en kısa zamanda.... Sevgiler...

      Sil
  8. Çok güzel bir paylaşım hele benim gibi bir müzik delisi için...Beynimizin biz farkında bile olmadan nelere karar verdiğini okumak hem korkutucu hem de çok mucizevi

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. İnsan psikolojisini, eğilimlerini hepimizin öğrenmesi lazım aslında... Bir çok sektör artık bu şekilde çalışıyor ve bizeneyi nasıl pazarlıyacaklaronı gayet iyi biliyorlar... Hoşgeldin Karalamalarım... Sevgiler...

      Sil