28 Şubat 2014 Cuma

MELEK VE RÜZGAR FİNAL

,
Melek ve Rüzgar;o büyülü cumadan sonra yazışmaya devam ettiler,giderek azalan aralıklarla...Mutlu anlar zamanla azalmaya,mutlu anların yerini soğuk esintiler almaya başladı...Sonbaharın güzel havası artık puslu kış havasına dönüşmekteydi...Mevsim değişmekteydi,bu hikayede ki gibi...
Konuşulacak pek bir şey kalmamış...İlk günlerde ki samimiyet yok olmuş,iki yabancıya dönüşmeye başlamışlardı.Yaşanan o heyecan,ilk karşılaşma sonrası sönmüş köze dönüştü.Külleri denize savrulan heyecan...
Büyük umut ve heyecanla başlayan yazışmalar,birbirlerini aklından çıkaramamalar,her sabah ''günaydın'',her gece ''iyi geceler'' dilemeden nefes almamalar,yazmayınca meraklanmalar son buldu...
Ve yazışmalar sona erdi...
Ve bir daha yüz yüze görüşmediler...
Başlamadan bitmişti hikaye...Hikayelerini yazacak zamanları olmadı...
Sahte yüzler,sahte insanlar...
İnsanlık,gerçek yüzünü bu hikayede de mi göstermişti?
Bu muydu gerçek olan?
Bu kadar basit midir her şey?
Yaşananları yok sayıp,anlamsız kılmak,sıradanlaştırmak...
Yoksa altında yatan başka sebepler,bambaşka gerçekler mi vardı?
Belki de abartmamalı,
Genelde yaptığımız gibi ''önyargı'' yanılgısına düşmemeli,belki de taraflara,
Melek ve Rüzgar'a kulak vermeli...
Melek: Uzun zaman önce karşılıksız bir aşk yaşamıştım.Sevmiştim,ama sevilmemiştim.Sevdiğim adam da bir başkasını sevmişti.Sevgimin bir aşk değil,tutkudan ibaret olduğunu söylemiş ve beni çok kırmıştı.Arkasına bakmadan,kolayca çekip gitmişti.Geride ne bıraktığını önemsemeden.Aklından geçmiş miydim acaba bir kez olsun... İnsan ne hissettiğini bilmez mi?Bir başkasının hislerini adlandırmak,diğer insanların ne haddine?İnsanlar için ne kadar da kolaydı bu şekilde davranmak.Bencilce...
İnsanlara güvenimi kaybetmiş,uzun bir süre hayatıma birini almaktan korkmuştum.Daha fazla korkarak,yaşamı erteleyerek yaşanmayacağına karar vermiştim.Artık cesaretimi toplamanın zamanının çoktan geldiğini ve hatta geçtiğini düşünmeye başlamıştım.Tam o sırada karşıma Rüzgar çıktı.Rüzgar;düzgün bir adamdı.Konuşması,davranışları her haliyle belli ediyordu kendini.Hayat dolu,yılanı deliğinden çıkarabilecek kadar tatlı bir dili vardı ve bir şekilde yüreğime dokunmayı başardı.Korkularım,güvensizliğim gitti,yaşama sevincim canlandı.Güne umut ve mutlulukla uyanmaya başladım.Sonunda beni ikna etmeyi başardı,ilk randevu için...
Çok heyacanlıydım,heyecanımı gizlemekte zorlanıyordum.Rüzgar'ı gördüğümde ve sohbet etmeye başladığım da,ne kadar doğru bir karar verdiğime bir kez daha ikna oldum...Muhteşem denebilecek bir akşam geçirdik...Duygularım daha da yoğunlaştı Rüzgar'a karşı...O akşamdan sonra da yazışmaya devam ettik ama nedense eskisi gibi değildi hiçbir şey.Değişen bir şeyler vardı ve ben buna anlam veremiyordum.Soğuk rüzgarlar esiyor,mesafeler giriyordu araya...Giderek seyrekleşen yazışmalar,umutsuzca bekleyişler...Mutluluk yerini karamsarlığa terk etti.
Benimle ilgili bir durum olduğunu düşündüm.Beklediğini bende bulamadığına inandım.Belki de başka başka sebepler vardı,bilemiyorum.İnsan sebeplerini bilemediği şeylerde,kendini suçlama eğilemine giriyor galiba...
Oysa ki;gerçekten bir suçum yoktu...Kendimi sevgiye açmıştım yalnızca.Her normal insan gibi sevmek,sevilmek,mutlu olmak istemiştim.Bu suçsa,evet suçluydum...Bir kez daha inanmış ve yine yanılmıştım...Bu benim kaderim,yanılmak!Bazen fazla iyi niyetli oluyorum...
Ve seyrekleşen yazışmalar son buldu ve Rüzgar'la bir daha görüşmedik...Yaşananlar kafamda hep soru işareti olarak kalacak...En acısı da o tuhaf yarım kalmışlık hissi....Tadını biliyorum...
Yaşanabilecek çok güzel anlar varken yaşayamamak,neden?
Neydi eksik olan?
Bu  kadar basit miydi yaşananları hiçe saymak...
Evet diyor insan yaşadıkça kendi kendine ''basit!''
İnsanlar,kıymet bilmiyor,değer vermiyor,yaşadıklarını yaşamış olmak için yaşıyor...Bu nedenle ''basit!''
Rüzgar benim için hiç bir zaman anlamını yitirmeyecek,benim için hiç bir zaman basit olmayacak...
Onun için bu kadar basit olsa da.... 
Rüzgar: O acı gün hep hatırımda;eşim beni en yakın arkadaşımla aldatmıştı...Uzun zaman aldı bu travmayı atlatmam...Günlerce,aylarca acıyla kıvrandım...Kah yıkıldım kah ayağa kalktım.Bir türlü acım dinmiyordu.Yorgun ve bitkindim,bazen intihar düşüncesi bile geçiyordu aklımdan...Ama hiç kimsenin ya da hiç bir olayın buna değmeyeceğini biliyordum...Zaman zaman kendimi suçladım,zaman zaman diğerlerini...Diğerlerini suçlamak daha mı kolaydı,insanın kendini suçlamasından.Kesinlikle evet! Acılarını dindiriyor insanın...
Yavaş yavaş toparlanmaya başladım.İşime sarıldım,yaşama daha fazla bağlandım.Daha iyiceydim artık...Gülüyor,eğleniyor,hayatım normal akışında devam ediyordu...Bazen ruhum da aksamalar yaşasam da...
Yıllarca insanlara karşı güvensiz yaşadım,Melek karşıma çıkana kadar.Onda farklı bir yan vardı insana güven veren.Huzurlu,hayat dolu,samimi,sahte olmayan bir yüz ve açık yüreklilik...Bana göre hayata daha cesaretli yaklaşıyordu...
Görüşmek için uzun süre çabalamam gerekti ve sonunda ikna ettim...İlk gördüğümde,kalbim duracak sandım.Hayal ettiğimden de güzeldi,sohbet ettikçe de huzur veren yanının çok daha ağır bastığını hissettim...Güvende bir yerdeydim sanki Melek'in yanında,tüm dert ve tasalarımdan uzaklaşmıştım...Gözlerinin içi ışıl ışıl hayat veriyordu insana,güvenli bir gelecek vaat ediyordu o gözler.Çok istediğim çocuğumun annesi olacak kadın işte bu diye geçirdim aklımdan ,onunla sohbet ederken...Çok güzel bir akşam geçirdik...Hemen hemen her şey mükemmeldi...
Beklediğim,istediğim bir çok özelliğe sahipti Melek...Peki ya ben hazır mıydım onun için?
Halen birbirimize yazmaya devam ediyorduk ama yazma aralıklarımı epeyce açmaya başlamıştım.Korkuyordum.Hem ona zarar vermekten hem de tekrar benzer şeyleri yaşamaktan.Korumalıydım kendimi olacaklardan. Günlerce uykusuz geceler geçirmeye başladım,kafam karışıktı.Ona aşık olmaktan korkuyordum,henüz tekrar aşık olmaya cesaretim yoktu.İhanete uğramışlık beni derinden yaralamış,Melek'le birlikte korkularım tekrar gün yüzüne çıkmıştı...Oysa ki bu sorundan kurtulduğumu sanıyordum...Hazır olduğumu düşünüyordum yeni bir birlikteliğe...Onun gibi birinin bir daha karşıma çıkmayacağını bile bile kaybetmeyi göze almalıydım...Sonradan kaybetmek çok daha acı olurdu.Yaşadım,biliyorum...Her ikimiz içinde böylesi daha iyi...
Uzak kalmak...
Mesafeler ve sessiz bir gidiş...
Vedaya gerek kalmadan...
Oldum olası vedaları hiç sevmemişimdir...
                                                  
-SON-




Neden biraraya gelir kadın ve erkek?
Mutsuz olmak,gözyaşı dökmek için mi?
Saçmalama dediğinizi duyar gibiyim...
O zaman neden böyle güzel başlayan hikayeler,böyle sonlanır?
Mutlu olmaktır,güzel şeyler paylaşmaktır her hikayenin başlangıcı ve böyle de başlar...Sonra garipleşen bir hikayeye dönüşür...
İlk başta heyecan vardır,güzel paylaşımlar vardır,mutluluktan ayaklar yerden kesilmiştir,ben ve ondan ibarettir yaşam,ondan başka bir şey düşünemez hale gelmişsinizdir,birbirinizi hayatınızın odaklarına koymuşsunuzdur...Güneş ve ay,deniz ve kum,toprak ve yağmur,su ve hava gibisinizdir...Birbiriniz için yaratılmışsınızdır...Hatta ruh eşinizdir karşınızdaki kişi....
Ya sonra?
Paylaşımlar azalır,mutsuzluklar ve kıskançlıklar başlar,sahiplenmeler,birbirinin hayatına müdahale etmeler...Kişiler ayrı birer birey olmaktan çıkar.Her iki tarafın da bir yaşamı olduğu gözden kaçırılır...Yaşamların birbirine endeksli olması talep edilir...Özgürlükler kısıtlanır,karşılıklı güvensizlik başlamıştır...Taraflar birbirlerini sevgisiz ve ilgisizlikle suçlamaktadır...Bazen olay aldatmalara kadar sürüklenmiştir...
Bu mudur,birlikteliğin anlamı?
Birliktelik kavramı günümüzde farklı bir anlam kazanmış durumda.Daha çok maddiyatçı ilişkiler ön planda,maneviyat bir sonraki aşama...İnsanlar, aşık olacakları insanları belirlediği standartlara göre seçiyor.Belli bir kariyeri var mı,iyi bir gelire sahip mi,isteklerime cevap verecek nitelikleri bünyesinde barındırıyor mu ,güzel mi,yakışıklı mı v.s
Eskiden kadınlar erkekler de bu şartları arardı,şimdiler de erkekler de kadınlarda bu şartları arar oldu....
Peki bunun maneviyat neresinde?
Bu talep edilen birliktelik bir ticarethane işletmeciliği mi?

Birliktelik;iyi günde kötü günde yan yana,omuz omuza,birbirine yük olmadan yürümektir...Karşındakine değer vermek,kıymetini bilmektir...Karşılıksız,beklentisiz sevmektir...Yalnızca ''O'' olduğu için sevmektir...Kendi beklentilerine göre şekillendirip,değiştirmeye çalışmadan,özgürlükleri kısıtlamadan karşındakinin varlığına saygı duyarak yola devam etmektir...Güvendir birliktelik...Özlemektir...Yan yana değilken bile;aynı anda nefes alıp,aynı anda nefes vermektir özgürce...


Mutlu birliktelikler...:)


Meraklısına Not: Bu hikaye bir kurgudur...Olaylar ve kişiler gerçek dışı olup,tamamen hayal ürünüdür...

Hikayenin finali için çeşitli istekler vardı,kimi mutlu son olsun dedi,kimi bir sonu olmasın,kimi araya üçüncü şahıslar girecek gibi dedi...Üzgünüm ki bunların hiçbiri olmadı...Asi ve muhalif ruhum yine yaptı yapacağını,bildiğini okudu...:)
Bu hikayenin ilk bölümünden bu yana destek veren,yorumlarıyla hem yönlendiren hem de umutlandıran,sosyal medya üzerinde paylaşımlarıyla daha fazla okura ulaşmam için destek olan herkese sonsuz teşekkürler...:)


SEVGİ ve IŞIK'la kalın...
Persephone

devamını oku →

26 Şubat 2014 Çarşamba

MELEK VE RÜZGAR BİR ARADA

,
Perşembe gece yarısı olmuştu.Buluşmaya yalnızca saatler kalmıştı.Ne Melek'i ne de Rüzgar'ı uyku tutmamıştı...
Melek; ''uyumam gerek,yoksa yarın çok çirkin görüneceğim,'' endişesi içinde,ama bir türlü uyuyamıyordu.
Yarın ne giymeliydi?
Nasıl makyaj yapmalıydı?
Rüzgar acaba onu beğenecek miydi?
Yarın acaba nasıl geçecekti?
Rüzgar,beklediği gibi biri miydi?
Herhangi bir beklenti içinde olmaması gerektiğini biliyor,fazlasıyla da meraklanıyordu.Çünkü;yüz yüze gelmenin,internet üzerinden yazışmayla aynı anlamı taşımadığının farkındaydı.Orada her şey sanaldı,şimdi ise her şey gerçeğe dönüşmüştü.Sürekli kafasının içinde sorular,düşünceler dönüp duruyor,düşündükçe de strese giriyor ve uyuyamıyordu.
Acaba Rüzgar'da onun kadar heyecanlı mıydı?Kendi sorusunu kendi cevapladı kafasının içinde;''sanmam.'' Erkekler,kadınlar gibi bu konularda bu kadar heyecan yapmazlar.Onlar için sıradan bir durum.Rüzgar'da kim bilir kaç kere böyle buluşmalar yaşamıştır.Onun için;öylesi bir durum bu buluşma.Ben özel değilim.Özel olmam için bir neden de yok zaten.Artık uyusam iyi olacak dedi,kafası düşünmekten o kadar yorulmuştu ki,çok geçmeden uykuya daldı.
Rüzgar;yatağının içinde bir sağa,bir sola dönüp duruyordu.Heyecanlıydı...Çünkü;farklı duygular hissediyor ve bu duygular da onu korkutuyordu.Her ne kadar travmalarını atlatmış olsa da,halen içinde bir takım korkular vardı.Melek'i az çok tanımıştı.Onun farklı olduğunu hissediyordu,ama hislerde yanılabilirdi.Sonuçta bu yalnızca bir buluşmaydı,sıkıntıya girilecek bir durum yoktu.Onun yanında kendini nasıl hissettiğine bakar,mutlu ya da beklediği gibi olmazsa bir daha görüşmezdi.Melek'i de kırmadan yavaşça kendinden uzaklaştırabilirdi.Bunda da bir sakınca görmüyordu. Sonuçta iki yetişkin insanlardı.Ama kadınlar,duygusal varlıklardı,hiç beklenmedik anda aşık olur,sıkıntı yaratabilirlerdi.Böyle bir durum yaşamamayı umut ediyordu.Belki de tam tersi bir durum olur,ben aşık olurum diye korkuyla geçti aklından.Ben; henüz buna hazır değil miyim? sorusu balyoz gibi indi suratına...Artık uyumalıyım diyene kadar dalmıştı derin uykuya...
Her ikisi de sabaha erken uyandı.Dışarıda güzel bir sonbahar havası vardı.Bugünün güzel bir gün olacağını düşündüler.Buluşmaya hazırlanmak için akşam fazlaca vakit olmayacağını düşünerek,kıyafetlerini ona göre seçtiler.Öğlen arası da kuaföre uğramakta fayda vardı.Abartmadan ama oldukça özenli...
Yoğun ve bir o kadar da içi içlerine sığmayan,her günün klasik sıradanlığıyla mesailerini tamamladılar...
Ve artık buluşma saati olan 20:00'a artık saatler değil,dakikalar kalmıştı...
Rüzgar;buluşma yerine yarım saat önce gelmişti...Rezervasyonu yaptırmıştı ama erkenden gidip her şey tamam mı diye kontrol etme ihtiyacı hissetmişti.Ne de olsa,o bir iş adamıydı ve kontrolü elinde tutmayı seviyordu.
Saat tam 20:00 oldu ve Melek restoranın kapısından içeri girdi.Rüzgar hemen Melek'i tanıdı.Ne kadar dakik diye geçirdi içinden...Sosyal medayada gördüğü fotoğrafından çok daha güzeldi.Tam da hayalinde canlandırdığı gibi...Bu düşünceler saniyeler içinde gelip geçti,heyecanını baskılamaya çalışarak ayağa kalktı ve Melek'i karşıladı.
Melek içeri girer girmez etrafına bakında ve Rüzgar hemen gözüne çarptı.Tahmin ettiğimden daha hoş adammış diye geçirdi aklıdan...Heyecandan kızardığını hissetti,bu heyecanının dışa yansımaması için, içinden dua etti ve Rüzgar'a doğru adımlarını heyecanla atmaya başladı...
Rüzgar,sıcak bir gülümsemeyle merhaba dedi.Melek'te aynı sıcaklıkla merhaba diye karşılık verdi...
Rüzgar Melek'in sandalyesini geriye doğru alarak oturmasına yardımcı oldu...Melek içinden ne kibar adam diye geçirdi,bu zamanda bu tip adamlardan kalmış mıydı?
Sıkılarak da olsa konuşmaya başladılar,yemek ve içecek siparişlerini verdiler.Yavaş yavaş heyecanlarını yenmeye başladılar...Sonbaharın hafif rüzgar esintisi,boğazdan gelen denizin tuzlu kokusu ve huzur veren manzara heyecanlarını hızla bastırmaya yardımcı olmuştu...Gittikçe koyulaşan,derin bir sohbete daldılar.İşlerinden,günlük olaylardan,hayattan,hobilerinden,siyasi gündemden hemen hemen her konudan sohbet ettiler...Çok fazla özel konulara girmemeye her ikisi de özen gösterdi.Bunun ne zamanı ne de sırasıydı...Sohbetleri çok keyifliydi,zaman hızla ilerlemişti ve hiç farkına varmamışlardı.Planladıklarından daha uzun süre bir arada kalmışlardı.Saat epeyce geç olmuştu.Sohbetleri o kadar keyifliydi ki bir türlü nokta koymaya kıyamamışlardı...Ama artık ayrılık vakti gelmişti...Rüzgar,Melek'i evine bırakmayı teklif etti,ama Melek taksi ile gideceğini söyledi.Böylesi daha uygun olurdu.Rüzgar'ın tüm ısrarlarına rağmen teklifini geri çevirdi.Farklı noktalarda oturuyorlardı,Melek kendisi için yolunu değiştirmesinden rahatsızlık duyacağını söyledi...Israr etmemesi konusunda da Rüzgar'ı uyardı...Rüzgar, Melek için bir taksi çağırdı.Taksicinin eline,gideceği yerin ücretine yetecek kadar para sıkıştırdı...Melek bunu farketmedi...Tokalaştılar,tekrar görüşmek üzere diyerek vedalaştılar...Rüzgar ''eve gidince mesaj at'' dedi...Melek'te ''tamam'' diye cevap verdi...
Melek,taksiye bindi,içinde derin bir sessizlik vardı.Heyecanı geçmişti ama kafası karışmıştı ve bir sürü düşünce film şeridi gibi ilerliyordu.Rüzgar; hoş sohbet,eğlenceli ve zeki bir adamdı.Çok renkli kişiliğinin yanında hüzünlü bir yanı olduğunu da sezinlemişti.Sanki o neşenin arkasında saklanan sevgi ihtiyacı olan bir çocuk vardı.Yaralı bir kuş gibi dedi kendi kendine...Neden böyleydi acaba?Anlayamamıştı.Arkadaşılkları ilerlerse belki paylaşırdı bunu Melek'le...Güzel bir geceydi,büyük keyif almıştı,aralarında özel bir şey olmasa da iyi dost olabilirlerdi belki...Aman neler saçmalıyorum dedi ve eve varmıştı.Taksiciye ücretini uzattı,taksici ücreti beyfendi ödedi,dedi.Melek hem kızdı hem de bu inceliği açıkçası takdir etti.Düşünceli adamdı Rüzgar...Ertesi gün çalışıyordu ,saat çok geç olmuştu ve yoğun bir cumartesi olacaktı.''Eve geldim ve taksinin ücretini ödemişsin,beni mahçup ettin.Her şey için teşekkür ederim,çok güzel bir geceydi...İyigeceler...'' yazarak mesjını gönderdi...Hemen uykuya dalmayı planladı zor olsa da...Temiz havanın etkisi,heyecan patlamasının verdiği yorgunluk eşliğinde uykuya dalmak için fazla da zorlanmadı...
Rüzgar'ın kafası ise iyiden iyiye karışmıştı.Ne hoş kadındı Melek...Evet az çok tahmin ediyordu ama...Bu kadarını beklemiyordu doğrusu...Hem güzeldi hem de düzgün bir karakteri vardı.Hayat doluydu fazlasıyla,insana huzur veren bir yanı vardı.Gülerken gözleri ışıl ışıl parlıyordu,içtendi,yapmacıklıktan eser yoktu...Çok doğal ve sıcakkanlıydı.Sanki yıllardır birbirlerini tanıyor gibiydiler...Çok etkilendiğini düşündü,neden bu kadar farklı hissetmişti?Bunun kendisi için pekte iyi olmadığını geçirdi aklından...Eve varmıştı artık ve uyuma vakti çoktan gelmişti,aracını park etti düşünceli düşünceli...O sırada Melek'in mesajı düştü cebine mesajı okudu,yüzünde hafif bir tebessüm oluştu ve hemen cevap yazdı;''benim içinde çok güzel bir geceydi,her şey için ben teşekkür ederim sana...Sana da iyi geceler '' yazarak mesajını gönderdi...Eve çıkar çıkmaz koltuğa uzandı,televizyonu açtı ve günün verdiği yorgunlukla uykuya daldı...



SEVGİ ve IŞIK'la kalın...
Persephone          

devamını oku →

25 Şubat 2014 Salı

ANGUT KUŞU

,

Bir gün internette bir yazıya takıldı gözüm ''angut kuşu'' başlıklı... Merak ettim doğrusu ''angut kuşu'' nedir diye? Çünkü; günlük hayatta salak, ahmak, kaba saba olarak gördüğümüz insanlara ''angut'' deriz ve bunun sebebini de hiç mi hiç bilmiyordum. Pek kullandığım bir kelime de değildi işin gerçeği. Yazının da ''angut'' kelimesinin kullanımıyla bir ilgisi olduğunu düşünmüştüm...
Oysa durum tamamen farklıydı. Angut kuşunun hikayesi anlatılıyordu yazıda. ''Angut kuşu'' eşe sadakatin simgesi olarak anılıyordu. Eşi öldükten sonra başka eş kabul etmeden ömrünün sonuna kadar yaşayan, tek eşli bir hayvan. Ölen eşinin başında gözlerini bir an bile ayırmadan baş ucunda bekleyerek yas tutan ve bu yas durumunu da ömrünün son gününe kadar devam ettiren bir hayvan...
Nedendir anlamını bilmediğimiz kelimeleri, değersiz kılmak. Saygıyla önünde eğilmemiz gereken ''angut kuşu''nun adını bir aşağılama anlamında yersiz yere kullanmak... Bilinmez...
Kimi zaman bir şiir, bir şarkı, bir dans, bir film, bir kitap, kimi zaman da bir ''angut kuşu'' hikayeler yazdırır, yeni başlangıçlar için adım attırır insana...
Her yaşam, her yaşanmışlık kendi içinde bir hikaye barındırır aslında. ''Yaşadıklarımı yazsam roman olurdu.''demez mi pek çok insan... Bir hayvan da olsa, her canlı gibi ''angut kuşu''nun da bir hikayesi var işte...

Bazı hikayeler; mutlu...
Bazı hikayeler de; ''angut kuşu''nun hikayesi gibi hüzünlüdür...

SEVGİ ve IŞIK'la kalın...
Persephone


devamını oku →

24 Şubat 2014 Pazartesi

NORMAL

,
Çoğumuzun amacı; kendi kendimize ne kadar güçlü ve yaşadığımız olaylara aldırış etmeyen karaktere sahip olduğumuzu kanıtlamaya çalışmak... İç dünyamızda kırılgan, çılgın, içi içine sığmayan biri olsak da dış dünyaya güçlü, ayakları yere basan, aklı başında kişiler olduğumuz imajını sergilemek... Çünkü; toplumun normal algısı bu ve kimse anormal ya da farklı olmak istemiyor. Kabul görülmek, sevilecek insan olmak endişesi herkesin içinde... Çünkü doğduğumuz gün itibari ile bu öğretilerle büyütülüyoruz. Bize dayatılan tüm öğretilerin doğru olduğunu itirazsız kabul ediyoruz. Kimse kendisi olamıyor...
Oysa her insan tektir ve farklı özelliklere sahiptir. Kendine has bir görünümü, duyguları, düşünce şekli, fikirleri, zevkleri, idealleri vardır. Ancak toplumun koyduğu, normal olmak için belirlediği davranış kuralları insanlara empoze ediliyor ve bunlar insanlar tarafından sorgusuz sualsiz kabul ediliyor. Bu davranış kurallarını sorgulayan ve uymayanlar da dışlanıyor.
Gıpta edilecek kişiler olmak için tüm çabamız... Bu imajı sergilerken de enerjimizi tüketiyor ve kendimiz olmak için enerjimiz kalmıyor... Kendi iç özgürlüğümüzü kısıtlıyor... Mutlu olmak için; başkalarına ihtiyaç duyuyoruz. Başkalarıyla baş etmek zordur. Başkalarınında biz gibi olduklarını unutuyoruz her nedense... Biz gibi başkaları da beklenmedik tepkiler veriyor, biz gibi çevrelerine ulaşılmaz duvarlar örüyor ve biz gibi aldırış etmez insan profili çiziyor. Onlarda biz gibi kabul görme, sevilme, normal olma endişesi içerisinde. Bu öğretileri kabul etmemiş, bizden farklı bakış açısına sahip, yaşama ve insanlara daha açık kişilerle karşılaştığımızda ise ya bu kişilerden iki adım uzaklaşıp, arkamıza bakmadan kaçıyoruz ya da anormal damgasını yapıştırıyoruz...
Peki normal dediğimiz şey nedir?
Toplumun herhangi bir şeyi normal kabul etmesinin sebebi nedir?
Büyük çoğunluğun hem fikir olması mı?
Yani çoğunluk bu doğrudur diyorsa buna toplum ''normal'' mi diyor?
Peki yanılan ya çoğunluksa?

SEVGİ ve IŞIK'la kalın...
Persephone

devamını oku →

22 Şubat 2014 Cumartesi

Farklı Bir Deneyim;Kilisede Tango...

,
Tangoya gönül vereli yaklaşık bir buçuk yıl oldu.Özgür&Deniz hocayla başladığım Tango yolculuğuma Yalçın&Çiğdem hocayla devam ediyorum...Uzun yıllar boyunca Arjantin Tango yapmak istedim,bir şekilde de başladım ve iyi ki de başladım...Vazgeçtiğim,ben bu işi başaramayacağım dediğim zamanlar oldu ama pis bir inadım var,başladığım işi bitiririm...:)Çok azdır,yarım kalan işim ya da hiç yoktur... :) Özgür hocamın da desteği yadsınamaz tabii...:)
Tango emek isteyen zor bir dans,gerçi emek istemeyen pek bir şey yok gibi hayatta...Zorluğu da iki insanın bir vücut gibi hareket etmesinden geliyor,bir de Tango da direktifleri veren erkek ve direktifleri izleyen kadın,bu da bir kadın için oldukça zor:)))Türk erkeğinin bu kadar maço olup da neden Tangoyla çok fazla ilgilenmediklerini aslında çok da merak ediyorum doğrusu:)Tango yapan erkek sayısı,kadın sayısından  çok az bu memlekette...İstanbul'da durum buysa diğer illerin durumu çok daha vahimdir eminim...:)
21 Şubat akşamı Türkiye'de ilk defa bir kilisede İstanbul Tango tarafından Kumkapı Tarihi Vortvots Vorodman Kilisesinde milonga gecesi düzenlendi...Eh bir Tangosever olarak hiç kaçırılmayacak bir gece...Malum kilisede akustik şahane olur...Kutsal bir mekan ve Tango,kulağa çok hoş geliyor...Bir de muhteşem bir Tango şovu var...Hayatta kaçmaz...:)E tabi kaçırmadım da:)
Tango tutkusu bir yandan,fotoğraf tutkusu diğer yandan...Hem izledim hem fotoğrafladım hem de inanılmaz keyif aldım...Fotoğraflarla VortvotsVorodman Kilisesi'nde Tango...

Hüznün,yalnızlığın ve melankolinin dansıdır Tango...


Tango;bir varoluş,iki ayrı bedenin,tek bir beden halinde hareket etmesidir....

Karşılıklı birbirini anlamaya dayalı bir danstır Tango...

Önce iletişim kurman gerekir,tıpkı hayat gibi...Erkek konuşur,kadın erkeği dinler ve yanıtlar.Eğer karşındakini dinlemez,ne söyleyeceğini varsayarsan  yanıt veremez ve diyalog monoloğa dönüşür.


Tango,her iki kişinin kararlı hareket ettiği,genelde sessizliğin hüküm sürdüğü bir danstır.Bazen vahşi,bazen yumuşak,bazen de her ikisi birden olabilir.Engelleyici olmayan bir kucaklayış esastır..

Tango,kendimizi tanımaktır,karşımızdakinin bize ayna tutmasıdır....


Tango hayatın ta kendisidir...

Tangoda; ilişki diyalogtur,asla monolog ya da dayatma değildir;diyalog karşındakinin ne söylediğine kulak vermektir,ne söyleyeceğini bildiğini varsaymak değil,kucaklamak alan açmaktır,yakalamak değil...





Geniş ve görkemli bir avludan geçerek VortvotsVorodman Kilisesine ulaşıyorsunuz...Güler yüzlü ev sahipleri var bu kilisenin...Bu kilise 2011 yılından beri hem ibadethane hem de kültür merkezi olarak kullanılmakta...Konser,sergi ve çeşitli etkinliklere ev sahipliği yapmakta...21 Şubat gecesi de,biz Tango severlere kapılarını açtı...Muhteşem bir deneyimdi...Bunun için bu organizasyonu düzenleyen İstanbul Tangoya ve bize kapılarını açan Vortvots Vorodman Kilisesi yönetimine sonsuz teşekkürler... 

Ve işte gecenin yıldızları Özhan Azar&Silvina Walz...


Bugüne kadar izlediğim en etkileyici Tango şovdu...Huzurlu,kutsal bir enerji ve kutsal bir mekanda...Yaydıkları enerji büyüleyici...Bir yandan video çekmeye çalışıp,bir yandan da dolu dolu gözlerle şovu izlemek...Duygular tavan,tüyler diken diken,pür dikkat ve hayranlıkla seyreylemek...Ağlamaya ramak kala,Tangonun hüznün dansı olduğunu ispatlarcasına...İnsana geçen duygu paha biçilemez...
Ne yazık ki çekim çok iyi değil,aynı duyguyu vermiyor belki...Canlı canlı ve o atmosferde izlemenin tadı bir başka ama yine de izlenmeli...Teşekkürler Özhan Azar&Silvina Walz...
 


Umarım bir gün ben de bu kadar iyi Tango yapabilirim:)


SEVGİ ve IŞIK'la kalın...
Persephone


devamını oku →

20 Şubat 2014 Perşembe

BİLMECE

,
Kafan karışır bazen,
Öyle mi yoksa böyle mi diye!
İsyan edersin bazen kaderine, bazen kendine!
Sonra dersin kader dediğin nedir ki,
Yok be her şey senin elinde!
Yok aslında her şey benim elimde değil dersin!
Peki ya ne?
Bilmem ki!
Bilsem çözeceğim zaten...
E peki o zaman kimin elinde!
Kimine göre Tanrı'nın!
Kimine göre benim!
Kimine göre senin!
Üç bilinmeyenli denklem işte her şey...
Bazen ne Tanrı'nın!
Ne benim!
Ne de senin elinde!
Sorarsın kendine!
Yeterince emek vermedim mi bu işe?
Yoksa yeterince istemedim mi başarmayı???
Kah kendini suçlarsın...
Kah kaderini...
Kah başkalarını,en kolayı da budur zaten!
Suçla başkalarını!
Olmadı oyna üç maymunu...
Duymadım...Görmedim...Vallahi de Bilmiyorum...
Hem böylesi daha kolay herkes için..
İnan benim suçum değil!!!
Her şeyden sen suçlusun!!!
Tüm günah senin...
İşte bak çözüm...
Ne kadar basit!!!
Daha önce neden düşünmedin ki?
Neden üzdün bunca zaman kendini?
Ne gerek vardı kendini yormaya,
İnceden inceye düşünmeye....
At suçu başkasına ,kır kalpleri...
Nasıl olsa gelir yerine yenisi...
Belki de daha iyidir yenisi???
Aman boş ver yorma kendini!!!
Nasıl olsa değmez hiçbir şey...
Ne üzülmeye ne de yormaya kendini....
Eh işte her şey ne aldığın,
Ne algıladığın ile ilgili,
Gerisi de tamamen hikaye...


SEVGİ ve IŞIK'la kalın...
Persephone



devamını oku →

17 Şubat 2014 Pazartesi

YALNIZLIK NEDİR?

,




''Bize yalnızlığı anlat,''dedi, şehrin en zenginlerinden birinin oğluyla evlenmek üzereyken şehirden kaçmaya mecbur kalan bir genç kadın.
Kıpti ise şöyle karşılık verdi:
Yalnızlık olmazsa Sevgi de senin yanında uzun süre kalmayacaktır.
Çünkü Sevgi de göklerde dolaşıp canlılara başka şekillerde görünebilmek için dinlenmeye ihtiyaç duyar.
Yalnızlık olmazsa bitki ve hayvanlar hayatta kalamaz,toprak ürün vermez,sanatçılar yaratamaz,işler çoğalıp başka işlere dönüşemez.
Yalnızlık Sevgi'nin yokluğu değil,tamamlayıcısıdır.
Yalnızlık birlikteliğin yokluğu değil,ruhumuzun bizimle sohbet edecek kadar özgür olduğu ve yaşamımız konusunda karar vermemize yardım ettiği bir andır.
Öyleyse ne mutlu,yalnızlıktan korkmayanlara!Kendi kendilerine arkadaşlık etmeye korkmasınlar;uğraşacak iş,eğlence ya da yargılayacak insanlar bulmaya uğraşmasınlar...
Hayatta asla yalnız kalmayan kişiler,kendilerine yabancılaşır.
Oysa boş insan diye bir şey yoktur.Ruhumuzun derinliklerinde keşfedilmeyi bekleyen devasa bir dünya saklıdır.El değmemiş kudretiyle orada öylece durmaktadır;ama öyle yeni ve kuvvetlidir ki varlığını kabullenmeye korkarız.
Zira kim olduğumuzu keşfetmemiz durumunda,alıştığımızın çok daha ötesine gidebileceğimizi kabullenmek zorunda kalırız ve bu bizi korkutur.Sürekli,''Bana izin vermedikleri için yapmam gerekeni yapmadım,'' der ve riske girmememizin daha iyi olacağını düşünürüz.
Böylesi daha rahattır.Daha güvenlidir.Ama bir yandan da insanın kendi yaşamından vazgeçmesi anlamına gelir.
İşte bu yüzden bazı insanlar hayatlarını,''Hiç fırsatım olmadı!'' diye yakınarak geçirir.
Kendi sınırlamaları yüzünden her geçen gün biraz daha dibe batar;sonunda batmaktan kurtulabilecek güçleri kalmaz ve tepelerindeki açıklıktan süzülen ışığa bir daha hiç ulaşamazlar.
''Cesaretim yok,'' diyenlere ne mutlu!
Çünkü onlar,suçun başkalarına ait olmadığını kavramıştır.Er ya da geç yalnızlıkla ve yalnızlığın gizemleriyle yüzleşmelerini sağlayacak inanca kavuşurlar.
Gizemleri ifşa eden yalnızlığın karşısında korkuya kapılmayanlar içinse her şey farklı bir tat kazanacaktır.
Yalnızken olağan şartlarda gözlerinden kaçabilecek,başka bir sevgiyi keşfedeceklerdir.Yalnızken giden sevgiyi daha iyi anlayacak ve onun kararına saygı duyacaklardır.
Yalnızken bu sevgiye,dönsün diye yalvarmanın mı yoksa onunla yolları ayırmanın mı daha iyi olacağına karar verebileceklerdir.
Yalnızken,''hayır'' demenin daima cömertlik eksikliği anlamına gelmediğini,''evet'' demeninse daima bir erdem olmadığını kavrayacaklardır.
Böyle anlarda yalnız olanlar,''Vakit kaybediyorsun,'' diyen Şeytan'dan hiç ürkmez.
''Sen hiç kimsenin umrunda değilsin,'' gibi ağır laflar eden Şeytan'a asla kulak asmazlar.
İlahi Güç hem başkalarıyla konuştuklarımızı dinler hem de sessiz ve suskun kalıp yalnızlığın bir nimet olduğunu kabullendiğimizde bize kulak verir.
Böyle anlarda O'nun ışığı etrafımızdaki her şeyi aydınlatır ve ne kadar vazgeçilmez olduğumuzu,yeryüzündeki varlığımızın O'nun eserinde ne kadar müthiş bir fark yarattığını görmemizi sağlar.
Böyle bir ahenge eriştiğimizde alacağımız karşılık,arzu ettiğimizden de fazla olacaktır.
Yalnızlık tarafından sindirildiğini hissedenlerin şunu unutmamaları gerekir:Yaşamımızın en önemli anlarında yalnızızdır.
Annesinin karnından çıkan bir bebek yalnızdır;etrafında kaç kişinin bulunduğu önem taşımaz,neticede yaşayıp yaşamayacağına bebek kendi karar verir.
Sanatçı,eserinin karşısında yalnızdır;eserinin gerçek anlamda başarılı olması için sanatçının sessizliğe bürünmesi ve sadece meleklerin lisanına kulak vermesi gerekir.
İstenmeyen addedilen ölüm,karşımıza çıktığında;varlığımızın en önemli ve korkulan anı gelip çattığında yalnız olacağız.
Nasıl Sevgi ilahi varlığa özgüyse yalnızlık da insanlara özgüdür.Yaşamın mucizesini anlayan kişilerin hayatında Sevgi ve yalnızlık beraberce huzur içinde yaşayıp giderler.

Akra'da Bulunan Elyazması 
Paulo Coelho    


Bu dünyaya yalnız geldik,etramızdaki kalabalıklara rağmen yalnız yaşıyoruz ve yalnız öleceğiz...
SEVGİ ve IŞIK'la kalın...
Persephone
devamını oku →

MELEK VE RÜZGAR İLK ADIM...

,
Melek ve Rüzgar aynı heyecanın içerisindeydi;ilk buluşma...
Buluşulacak yer,her ilk buluşmalarda olduğu gibi onlar içinde bir problemdi...Nerede?
Rüzgar çok endişeliydi;Melek'in üzerinde iyi bir etki bırakmak istiyordu;çünkü onu önemsiyordu bir bakıma da değer de veriyordu.Uzun süredir bu kadar önemsediği bir buluşma olmamıştı.Bunun da heyecanını iliklerine kadar hissettiği ortadaydı.İlk karşılaşma önemliydi,çünkü her şey o anda gizliydi...Ya hep ya hiç..Melek,yer seçimini ona bırakmıştı.Acaba Melek nasıl bir mekandan hoşlanırdı? Rüzgar'ın kafasında bir soru işaretiydi,çünkü onlar birbirine uzak iki yabancıydı,ne kadar birbirlerini yakın hissetseler de... Melek'e de sormak istemiyordu;kararsız,hiç bir şey bilmez bir adam gibi görünmek hoş olmazdı.Oysa ki bilirdi Rüzgar ne zaman nereye gidileceğini ama heyecandan kafası karışmıştı bir kere...İlk buluşmaydı ve konuşulacak çok şey vardı...Sessiz ve sakin bir yer olmalıydı gidilecek yer...Eee tabii biraz da romantik...Aslında bir yer vardı aklında,bu tanımlara uyan...Boğaza nazır,pekte lüks sayılmayacak ama hem keyifli hem de sakin,sessiz bir yerdi.Boğazın ılık,tuzlu sonbahar esintisi de ruhlarına iyi gelirdi. Acaba Melek balık sever miydi? Bunu mutlaka sormalıydı ona...Neden bu kadar gereksiz heyecan yapmıştı ki aslında anlamıyordu.Doğru düzgün tanımadığı biri için bu kadar heyecanlanıyor olmak,ona göre fazlasıyla tuhaftı.Mutlaka bir nedeni olmalıydı ama duygularına bir anlam vermekte güçlük yaşıyordu...
Melek hem çok heyecanlı hem de çok mutluydu.Uzun zamandan sonra ilk kez bu kadar heyecanlanıyordu.Acaba Rüzgar,kafasında hayal ettiği gibi bir adam mıydı? Duygu dolu,neşeli,hoş sohbet,yüzünde sürekli bir tebessüm bırakan bir adam...Yoksa yine bir yanılsama içinde miydi?Gerçek olanı görmekten fazlaca mı uzaklaşmıştı? Gördükleri,bu adam için hissettikleri bir yanılsama olabilir miydi? Her yeni tanıdığı yüz gibi,bu adam da maskeleriyle mi çıkmıştı karşısına? Gerçi şu an bunları düşünecek durumda değildi,zaten buna kafa yormaya da gerekte yoktu.Sadece tanışacaklar ve sohbet edeceklerdi.Bir beklenti oluşturmak saçmalıktı.Kendi kendine ''bu kadar heyecana gerek yok,sıradan ve dostça bir buluşma işte'' dedi...
Melek'in mesaj kutusuna o anda bir mesaj düştü,Rüzgar'dandı mesaj ''balık sever misin?'' diye soruyordu.Evet; Melek balık çok severdi, hele bir de yanında rakı varsa...Hemen cevapladı mesajı...Evet çok severim...
Rüzgar bu duruma çok sevindi;mekan işi tamamdı ve kendisinin de deniz ürünleriyle arası iyiydi...''İşte bir ortak nokta'' daha dedi Rüzgar kendi kendine...Gülümsedi,garipçe...
Rüzgar,Melek'e mesaj yazdı: O zaman cuma akşamı birlikte bir balık ziyafetine hazır ol:) Yanında rakıya ne dersin?Yoksa şarap mı tercih edersin? Bilemedim:) Boğazda güzel bir yer var,senin de seveceğini umuyorum...Ne dersin???
Melek:Kesinlikle rakı diyorum:)Balık rakısız,rakı da balıksız olmaz:) O zaman mekanın adresini yolla cuma akşam 20:00'de görüşürüz...:)
Ve böylece kesişen hayatlar,bir araya gelmek için ilk adımı atmış oldu...Hadi bakalım hayırlısı:))))

SEVGİ ve IŞIK'la kalın...
Persephone
          
devamını oku →

16 Şubat 2014 Pazar

Melankolik Hava

,
Son günlerde ağızlara dolanmış bir cümle ''hava tam da melankolik bir hava.''Sağım solum melankolik...Herkes kendinden şikayetçi.Hiç bir şey yapmama isteği,yorgunluk hissi,bir kendinden vazgeçmişlik hissi.Bir de günün stresi üzerine tuz biber oluyor.Bir iyiyiz,bir kötü...Hava durumuna eşlik etmekte psikolojimiz...
Bu psikolojiye melankoli demek ne kadar doğru bilemedim.Melankoli bir çeşit psikolojik rahatsızlık aslında.Çok sık kullandığımız,kendimize yakıştırdığımız bu kelimenin psikolojideki yeri nedir merak ettim doğrusu...Sakın demeyin!!! ''aman sen de ne garip şeyleri merak ediyorsun''diye:))) Ne yapayım işte benimde garip meraklarım var böyle:)))
Sigmund Freud'un melankoli hakkındaki düşünceleri nelermiş sizde bir bakın derim....Gerçi psikoloji ile  ilgili bir şeyler okuduğumuzda,bazı şeyleri mutlaka kendimizde de var olduğunu görürüz,ucundan kıyısndan,çaktırmadan bu bende de var dediğimiz olur..:))) Sakın korkmayın...:))) Bu o cinsten bir yazı değil...:)))
Sigmund Freud ve Melankoli Analizi:
''Bir duygusal yakınlığın en göze çarpan özelliği,sevilen nesnenin gerçek ya da duygusal kaybına neden olan heyecan gelmektedir.Bu durumların en önemli özelliği,egonun durmadan kendisini eleştirerek ve kınayarak zalimce kendi değerini düşürmesidir.Bu kötüleme ve kınamalar nesneyi en dibe koyar ve egonun intikamını alır.Nesnenin gölgesi egonun üzerine düşer ve buradaki içselleştirme şüphesiz bir şekilde açlığa kavuşur.
Ancak,bu melankolikler bize başka bir şeyi de göstermektedir;ego bölünmüştür ve iki parçaya ayrılmıştır ve bir parçası diğerine karşı hırslıdır.İkinci parça içselleştirme tarafından çoktan değiştirilmiştir ve kaybedilen nesneleri içerir.Ancak zalimce davranan parça bizim tarafımızdan tanınmamaktadır.Bu parça ego içindeki önemli birim olan ve normal zamanlarda egoya önemli bir tutum içinde olan bilinci de içerir.Bundan önceki durumlarda şöyle bir hipotez oluşturmuştuk:böyle bir birim egoda gelişir ve onunla anlaşmazlığa düşer.Biz bunu ''ego ideali'' olarak adlandırıyoruz ve görevleri aracılığıyla öz-gözlem, ahlaki vicdan, rüyaların sansürü ve psikolojik baskının başlıca etkisi gibi şeyleri ona atfediyoruz.Ego ideali narsizmin çocuksu egosunun kendi kendine yetebilmekten hoşlanan mirasçısıdır.Her geçen gün çevrenin ego üzerindeki etkilerini bir araya getirir.Bu yüzden egoyla kendini tatmin edemeyen bir adam yine de egodan farklılaşmış ego ideali ile tatmin bulabilir.Gözlemin yanılgılarında,bu birimin dağılması aşikar olur ve bu yüzden kendinden daha güçlü olanların,her şeyden önce ailesinin etkisinde kendi kökenini gösterir.Ancak söylemeyi unutmamalıyız ki ego ideali ve gerçek ego arasındaki uzaklığın miktarı bir bireyden diğerine oldukça değişiklik gösterir.Birçok insanda egodaki farklılaşma çocuklarda olduğundan daha fazla olmaz...
Melankoliklerin ızdırapları,hassaslıkta aşırıya kaçma konusunda egosuyla ve ideali arasında olan şiddetli çelişkinin bir ifadesidir.Kendini değersiz hissetme ve aşağılık kuruntusunda hiç durmada egoyu suçlu çıkarmaya çalışır.Sorulabilecek tek soru,biz yeni bir kuruma karşı sürekli olarak başkaldıran ego ve ego ideali arasındaki değişken ilişkinin nedenlerine mi bakıyoruz yoksa başka durumları bu olaylardan sorumlu tutmaya mı çalışıyoruz.
Çılgınlığa dönüşüm melankolik depresyon belirtilerinin en gerekli özelliği değildir.Bu gelişimi göstermeyen,bazısında tek bazısında ise yineleyen nöbet geçiren melankolikler vardır.
Bunun tam tersine,bazı melankolikler vardır ki tetikleyici sebep etiyolojik kısımda bir rol oynamaktadır.Bu durum genede sevdikleri bir nesneyi ölüm ya da nesneden libidonun vazgeçmesi gerektiği durumların sonucu olarak kaybettikten sonra ortaya çıkar.Bu şekildeki ruhsal kökenli melankoli çılgınlıkla sonuçlanabilir ve bu dönüşüm kendiliğinden olan bir durum gibi kolaylıkla bir çok kez tekrarlanabilir.Gidişatın durumu özellikle melankolinin çok az biçiminde ve durumunda psikanalitik araştırmaya gönderilenlerde biraz belirsizdir.Sadece,aşkın alçaklığını kendi kendine gösterdiği için nesnenin bırakıldığı durumları anlayabiliyoruz.Daha sonra egosunda özdeşleşme yoluyla yeniden kuruluyor ve ego ideal tarafından ağır bir şekilde kınanıyor.Nesneye yönelik saldırılar ve kınamalar daha sonra melankolik bir şekilde kendini suçlama biçimini alıyor.
Bu şekildeki melankoli de çılgınlığa dönüşebilir.Bu yüzden, bu olayın ihtimali klinik boyutun özelliklerinden bağımsız olan bir özelliği temsil etmektedir.
Bütün bunlara rağmen,egonun ego idealine karşı sürekli olan isyanına melankolinin kendiliğinden olduğu gibi ruhsal kökenli de olabilen her iki türünü paylaştıklarını söylemekte hiçbir zorluk görmüyorum.Kendiliğinden olan türünde ego idealinin daha sonra kendiliğinden ve geçici olarak ertelenmesiyle sonuçlanacak özel bir katılık göstermeye eğilimi olduğu varsayılabilir.Ruhsal kökenli olan türünde ise ego belki de ideal kısmındaki,reddedilen nesneyle özdeşleşme durumunda karşılaşılan kötü muameleyle isyana teşvik edilmiştir...''      
Psikanaliz'in babası Freud'a göre melankolinin pekte havayla ilgisi yok...Havaya ya da kendimize bu tip yakıştırmalar yapmak çokta anlamlı olmasa gerek...Melankoliğim diyorsanız sanırım bir uzmana danışmanız gerekmekte bu durumda...Ya da kendi kendimize kökenini bilmediğimiz kelimelerle ilgili yakıştırmalar yapıp,günlük hava şartlarıyla bağdaştırmamalıyız...
Hava melankolik değil,biz de melankolik değiliz...Peki kim melankolik!!!:))
Melankoliksek te bu havaya bağlı değil...

SEVGİ ve IŞIK'la kalın...
Persephone
    
devamını oku →

15 Şubat 2014 Cumartesi

BAZI İNSANLAR

,
Hayatımızda öyle insanlar vardır ki; yıllarca görüşmesek de tekrar bir araya geldiğimizde, kaldığımız noktadan devam ederiz. Zaten her zaman aklımızdadır bu insanlar. Çocukluğumuz, gençliğimiz, büyük ihtimalle yaşlılığımız... Biliriz, karşımızda ki insanın da bizim için aynı hisleri taşıdığını. Belki de tekrar karşı karşıya geldiğimizde, hep birbirimizin hayatındaymışız gibi sohbete başlamamız bundandır... Bu tip arkadaşlıklar hem kolay değildir hem de yaygın değidir. Ayrıca özel insanlardır, bu insanlar...
Hayatımızda öyle insanlar vardır ki; hep yanımızdadır. Hayatımızın her noktasında. Kendimiz dahil etmişizdir bu insanları hayatımıza ve hiç hayatımızdan eksik etmeyiz onları. Tüm dertlerimizi tasalarımızı, sevinç ve mutluluklarımızı paylaşrız onlarla. Her sırrımıza oratktırlar, saklamayız hiç bir şeyi. Bir nevi psikoloğumuzdurlar. Bu insanlar özel ötesidir. Arkadaştır, dosttur, kardeştir, yoldaştır...
Hayatımızda öyle insanlar vardır ki; hayatlarımız bir noktada kesişmiştir. Öyle bir zamanda karşımıza çıkmışlardır ki bu insanlara Tanrı'nın mucizesi deriz. Sanki o an bizim için gökyüzünden inmişlerdir. Tam da ihtiyacımız olan kişi ya da kişilerdir. Güç olmuşlardır, destek olmuşlardır, hayatımızın neşesi olmuşlardır. Türlü anlamlar yüklemişizdir. Ana, baba, kardeş, dost, arkadaş,nevlat ya da ne anlam ifade ettiğini hiç bir zaman anlayamamışızdır... Belki kısa bir süreliğine hayatmıza uğramışlardır, ama bir ömür boyu etkisini hissedeceğimiz izler bırakmışlardır yüreğimizde...Ve bu insanları her zaman hatırlarız, bir daha hiç görmeyecek olsak da, hayat yolumuz bir daha kesişmeyecek olsa da özel olduklarını yürekten biliriz... Öyle özel kalırlar bir ömür boyu, onlar bunu bilmeseler de...
Hayatımızda öyle insanlar vardır ki; varlığı hiç eksik olsun istemeyiz hayatımızda. Hep yanımızda olsunlar ister, gözümüzün ucundan ayırmaya kıyamayız... Sıcaklığını her daim hissetmek istersiz bu insanların. Huzurun diğer adıdır onlar... Yerine başka birilerini koyamayız onların...
Dünyaya gözlerimizi açtığımızda, var olma sebebimiz olan insanlarla hayat düzlemine başlarız.Yaşamımız boyunca bu düzlemde ilerlerken; hayatımıza anlam ve değer katacağını düşündüğümüz ya da hissettiğimiz insanları yavaş yavaş hayatımızın içine almaya başlarız. Doğduğumuz an itibari ile seçme hakkımız yokken, sonrasında seçtiğimiz insanlarla bir çok şeyi paylaşır ve yaşarız... Belli bir noktadan sonra artık tercih bizimdir... Ya doğru insanları ya da yanlış insanları seçer, hayatımıza alırız... Tabii doğru insan ya da yanlış insan... Neye göre?


SEVGİ ve IŞIK'la kalın...
Persephone
devamını oku →

13 Şubat 2014 Perşembe

BABASININ KIZI

,

                                                                   
     
Hep derler ya hani sevdikleriniz yanınızdayken,geçirdiğiniz zamanın kıymetini bilin. Hayat telaşının, zamana yetişme çabasının içinde çoğu zaman sevdiklerimizi aramayı bile unutuyoruz. Seni seviyorum demek bile zor geliyor, çok sevmemize rağmen. Bir sıcak kucaklamayı çok görüyoruz sevdiklerimize. Sevdiklerimizi kaybettiğimizde yitip giden zamanda paylaşamadıklarımıza yanıyoruz, telafisi de olmuyor...
Babam sen bizi bırakıp gideli üç yıl odu. Koskoca üç yıl... Diyorlar; zaman herşeyin ilacı, zamanla azalır acılar... Durdurmuyor zaman acımı... Diyorlar; Baba çınar ağacı gibidir, meyvesi olmasa bile gölgesi yeter... İnsan bilmiyor ki babası yanındayken bu cümlenin anlamını...
Canım babam bazen fikirlerimiz çatıştı, bazen tartıştık, çoğu zaman da beraber eğlendik... Sen varken güvende hissettim hep kendimi, başım sıkıştığında her zaman koşacağım bir babam vardı. Bulurdu elbet derdime bir çare... Yokluğunun boşluğu dolmuyor bir türlü... Biliyor musun çok istedim senin için bir şeyler yazmak ama elim varmadı bir türlü, bulamadım o gücü kendimde... Halen duvardaki fotoğrafına başımı kaldırıp bakamazken ne yazabilirdim ki...
Öyle çok özlüyorum ki...
Bazen uzak bir yere gittiğini, bir gün döneceğini hayal etmek bile varlığıma güç katıyor... Sık sık farkında olmadan; babam olsaydı diye başlayan cümleler kuruyorum... Bazen sessizce ağlıyorum, bazen de senin anılarınla birlikte gözyaşlarımı içime akıtıyorum... Kimi zaman rüyamda görüyorum seni; ''korkma bak yanındayım, hiç bir yere gitmedim, buradayım'' diyorsun...
Çılgındın...
Deliydin...
Sinirliydin...
Zekiydin...
Kültürlüydün...
Akıllıydın...
Öfkeliydin...
Mesafeliydin...
Merhametliydin...
Bazen bir o kadar da acımasızdın bana...
Belki de hayatı öğrenmem içindi acımasızlığın...
Çünkü; biliyordun, insanlar acımasız....
Kimse sevemezdi; senin sevdiğin gibi beni...
Çok şey öğrettin bana...
Kitapları sevmeyi, hayatı, insanları....
Şimdi şimdi anlıyorum demek istediklerini, hayat beni olgunlaştırdıkça.... 
Kocaman bir yüreğin vardı... Ve o yüreğe o kadar insanı sığdırmışsın ki... Herkes seni sevgiyle, gözleri dolarak, kimi zaman da yaptığın çılgınlıkları hatırlayıp gülümseyerek anıyor...
Benim bir çok huyumu sana benzetiyorlar ''Baba'sının Kızı'' diyorlar... İçin için gülüyorum. Çünkü;gurur duyuyorum sana benzemekten... İyi ki babamsın... İyi ki senin kızınım... İyi ki senin gibi deliyim... Seni çok özlüyor ve çok seviyorum... Tüm sevginle halen yanımda olduğunu ve beni kollayıp gözettiğini biliyorum...
Yokluğun dayanılmaz, 
Boğazım düğüm düğüm,
Gözyaşlarım birikir içimde,
Her baktığım yüz,senin yüzün,
İnsan anlamıyor ölümü başına gelmeyince,
Sen gittiğinde,anladım ki ölüm bir adım ötemizde,
Seni kaybedince daha çok sarıldım yaşama,
Sevgiye,sevince,mutlululağa...
Çünkü;öğendim ki,bir çocuk için en büyük kayıp,
Ana babasının kaybı...
Öğrendim ki;hayat ne mutsuz olacak kadar uzun,
Ne de sevgisiz yaşanacak kadar...
Rahat uyu,gözün arkada kalmasın...
Artık daha da güçlendim,
Ne yıkılırım ne de yıkmalarına izin veririm...
Çünkü;ben senin kızınım ''Baba'sının Kızı...''  

13.02.2014 
SEVGİ ve IŞIK'la kalın...
Persephone

                                      


devamını oku →

10 Şubat 2014 Pazartesi

,

En Güzel Blog Yarışması


En Güzel Blog Yarışması
Merhaba sevgili Blog Yazarları.! Yeni yarışmamız olan, "En Güzel Blog Yarışması" yakında başlıyor. Blog sayfalarınızın daha geniş kitleler tarafından duyulması, kalıcı bir takipçi kitlesi edinmesi ve siteler arası link trafiğini artırmak adına düzenlediğimiz etkinliklerden biriyle daha karşınızdayız.

Yarışma Ödülü
Dereceye girecek olan ilk 6 Blog, sol tarafta görmüş olduğunuz "Yarışma Kazananları" alanında sitelerine direkt olarak 2 ay boyunca ücretsiz link kazanacaklar.. Yarışma birincisi ve ikincisine extra olarak jüri üyeliği verilecektir.

Yarışma Oylaması
Yarışmamızın kazananlarını "Blog Deposu Jüri Üyeleri" belirleyecektir. Yarışmaya katılan her blog, jüri üyeleri tarafından 10 tam puan üzerinden derecelendirilecektir.

Bilgi
(Jüri üyeleri yarışmaya hile karışmaması için yarışma sonunda açıklanacaktır)
(Yarışmaya katılan tüm blog sayfalarına yarışma süresince link verilecektir)

Yarışmaya Nasıl Katılırım
Yarışmaya katılmak isteyen blog sahipleri, önce bu yarışmayı sayfalarında duyurup, yayın içerisinde link verdikten sonra paylaşım yaptığı sayfa linkini alttaki yorum alanına bırakmalıdır.
http://blogdeposu.blogspot.com.tr/
Herkese bol şans..
devamını oku →

9 Şubat 2014 Pazar

DISPOSABLE İLİŞKİLER...

,
Günümüz insanı eline geçen her şeyi tüketir hale geldi. Buna insan ilişkilerini de dahil etmekten geri kalmadı. Tamamen yüzeysel, duygusuz, çıkara dayalı ilişkiler, birliktelikler geliştirdi. İş, arkadaşlık, dostluk, yapılan siyaset ,aşk ilişkileri kullan-at (disposable) üzerine kurulmaya başlandı... 
İhtiyacı tespit et ve bu ihtiyaca yönelik hedef belirle!
Hedefe yönel!
Hedefe kendi gözünde verdiğin değerden ,daha fazla değer veriyormuş hissi yarat!
İhtiyaç karşılanınca kullan-at (disposable)!
Tamamen insan olma özelliğini yitirerek kurulan iş ilişkileri, arkadaşlıklar, dostluklar, yapılan siyaset, aşklar...
Duygu yok! 
Vicdan yok! 
Adalet yok! 
Sadakat yok! 
Dürüstlük yok!
Sabır yok! 
Farkındalık yok! 
Empati yok!
Bunların varlığına kendi ikili ilişkilerimizde rastlaymazken, yaşadığımız toplumda adaletten, haktan, hukuktan, vicdandan bahsediyor olmak trajikomik bir durum olmaktan öteye gitmiyor. Çünkü; toplumu oluşturan biz bireyleriz.  
İnsanın evrimsel gelişiminin ileri bir noktaya taşınmasının yanı sıra bir çok özelliğinin erozyona uğraması şaşırtıcı. Aklı kullanma ve duygu açısından bakıldığında, yakın bir gelecekte ilk insandan pek bir farkımız kalmayacak.     
İnsanı insan yapan ,diğer canlılardan ayıran özelliklerimiz neler?
İnsanı diğer canlılardan ayıran en önemli özellik akıl ve ruhtur. İnsan akıllı, düşünme yetisine sahip, irade sahibi, sorumlu, özgür, duyguları (vicdan, merhamet, şefkat, his, adalet, özveri,cömertlik, sadakat, sabır, SEVGİ v.b) olan bir varlıktır.
İnsanı insan yapan özgür iradesidir. Hayvanlarda özgür irade kavramı yoktur, özgür irade akılla var olur. Zeka irade sahibi değildir, sadece aklın faaliyetleri için gerekli bilgi ve birikimleri toplar. Hayvanlar hayatta kalma ve karınlarını doyurma içgüdüsü ile hareket ederler. Bunun için pratik yollar keşfederler, bu da zekanın bir göstergesidir.Hayvanlar da belli bir zeka düzeyine sahiptir ama akla sahip değildirler. Akıl çok kapsamlı çalışan bir kavramdır ve kullanım açısından çeşitlilik gösterir. Çünkü; akıl insana özgüdür. Zeka doğuştan gelen bir yetenek, akıl ise onu kullanma yetisidir. Zeka, aklın kullanılması için vardır ve zekanın faydalı kullanılabilmesi aklın işlevsilliği ile mümkündür.
Akıl bir olay üzerinde fikir yürütebilme, doğru ve yanlışı ayırt edebilme yeteneği, zeka ise bir olayı anlama, kavrama ve çözme yeteneğidir.  
İnsan, bu özellikleriyle hayvan neslinden ve ilk insandan farklılık gösterir. 
Teknolojinin gelişmesi ile birlikte ilk insana dönüşmeyeceğiz kesin....Ama robotlaşma yolunda ilerleme çabasındayız...Zeka sahibi! Akıl ve ruh yoksunu! İnsanoğlunun gelişimini ne yazık ki ürkütücü buluyorum...
Her şeyi tüketiyoruz, en acısı da biz insanoğlu birbirimizi tüketiyoruz. Tüm değer yargılarımız yavaş yavaş eriyip gidiyor. Duygu yoksunu, sevgi, saygıdan ve empatiden uzak insan ilişkileri hayatımızın bir parçası oluyor ve biz bunu zaman içerisinde normal algısı içinde kabulleniyoruz. Yeni nesillere de bu verileri aktarıyor,sonra da kendi yansımamız olan bu nesli değer yargılarına sahip olmadıkları için eleştiriyoruz....Bir atasözü der ki: ''İğneyi kendine, çuvaldızı başkasına batır.''


SEVGİ ve IŞIK'la kalın...
Persephone
devamını oku →

3 Şubat 2014 Pazartesi

İÇİMİZDEN BİRİ ''RÜZGAR''

,
Rüzgar; güneşli bir sonbahar sabahına uyandı.Sabahları gözünü açar açmaz su ısıtcısının tuşuna basar,kahvesini hazırlar ve sigarasını yakardı.Yıllardır değişmemişti bu alışkanlık,eski eşinin dırdırları da değitirememişti bunu...Kahve ve sigara...Bir an düşündü,daha bir ömür boyu bu alışkanlığı değiştiremiyeceğim sanırım.Gülümsedi;'seviyorum be bu ikisni bir arada,varsın sürsün bir ömür boyu...'dedi kendi kendine..
Rüzgar;özgüveni yüksek,son derece dışa dönük bir adamdı.Üniversitede makine mühendisliği bölümünü bitirdikten sonra,henüz iş hayatına başlayamadan babasını kaybetmişti.Kendi mesleğini icra edemeden babadan kalan mağazanın başına geçmek zorunda kalmıştı.Büyük bir deri mağazaları vardı ve bu işi yapmak istemese de şartlar bunu gerektirmişti.İşlerini yoluna koyduktan sonra,üniversiteden beri beraber olduğu,büyük aşk yaşadığı kadınla evlenmişti.Hayatını bir karabasana çeviren o güne kadar her şey olağan seyrinde gitmekteydi.Babasının vefatıyla devraldığı işi daha yukarılara taşımak için gece gündüz uğraşıyordu.İşi,hayatının odağı haline gelmişti.Başına geleceklerden bihaber günlük koşuşturmasına devam ediyor,etrafında olan biteni gözlemleyemiyordu.Eşi karşısına geçip,en yakın arkadaşı ile birlikte olduğunu açıklayana kadar hiçbir şeyin farkına varamamıştı.
Nasıl olmuştu bu!neyi atlamıştı!En sevdiği arkadaşı ve hayatının aşkı nasıl böyle ihanet etmişlerdi ona?O günden sonra Rüzgar;içine kapanmış,hayatının o olaydan sonra ki kısmını büyük bir yalnızlık içinde geçirmişti.Durmadan kendini sorgulamış,sürekli nerede hata yaptığını düşünmekten kendini alamaz ve kendini suçlar hale gelmişti.Oysa ne büyük  bir aşkla evlenmişlerdi.Zaman içinde değişen ne olmuştu ve bu olanları göremeyecek kadar gözünü ne kör etmişti?Sorular...Sorular...Kafasının içinde bir türlü son bulmuyordu.Evliliğinde bir çocuk sahibi olmayı çok istemiş ama çocuk sahibi olabilecek uygun zaman gelene kadar eşinden ayrılmıştı.Şimdi ise bir çocuğu olmadığına şükrediyordu.Travmasını baskılamak için daha çok işine sarılmıştı.İnsan ilişkilerinde kendine güveni azalmış,çevresindekilere ise hiç güveni kalmamıştı.Artık hayatını yoluna koymak için bir şeyler yapması gerektiğini biliyordu.Altı aydır eski haline dönmek için uğraşıyordu ve başarılı da sayılırdı.Kabullenmişti artık olanları.İnsan hayatında inişler,çıkışlar vardı ve artık kendisi de dibe vurduğuna göre çıkma vakti çoktan gelmişti.İşte o gün bugün dedi kendine...Sonbaharın güneşli yüzüne,yüzünü dönerek gülümsedi.Bugün güzel bir gündü...İşine başladı,yine sabahın erken saatlerinde.İş konusunda disiplinliydi.Bu disiplini zamanla özel hayatına geçirmeyi de başardı.Oldukça yoğun bir tempoyla çalıştı.Akşamları işini,evine taşımaktan hoşlanmıyordu.Ona göre iş işte kalmalıydı,ne de olsa hayat bunun böyle olması gerektiğini acı bir şekilde öğretmişti.Akşam yemeklerini genelde dışarıda yerdi.Orada olmaktan huzur duyduğu,evi gibi hissettiği bir restoran vardı.Akşam yemeğini yine orada yedi ve evine öyle geçti.Kapıdan girer girmez,laptopunun açma tuşuna bastı..Klasik müzik dinlemeyi çok severdi ve müzik setine bir Bach CD'si yerleştirdi...Laptopunun başına döndü,günlük gazeteleri gözden geçirdi.Gün içinde haber okuyacak pek vakti yoktu ve akşamları okumayı alışkanlık haline getirmişti...Biraz da sosyal medyaya bakalım neler oluyor dedi ve twitter hesabına bağlandı.Ara ara yazıştığı bir bayan vardı,birden aklına düştü ve merhaba diyen bir mesaj attı...Çok geçmeden cevap geldi ve çok mutlu oldu,çünkü konuşacak birine ihtiyacı vardı.Sıkılmıştı artık yalnızlıktan...Uzun uzun günlük olaylardan,ülkenin gidişatından yazıştılar.Bu arada birbirlerinin isimlerini de öğrendiler.Bu cana yakın ama mesafeli,yazdıklarında huzur olan,umut dolu kadının adı Melek'ti...Adı gibi gerçekten bir melek olma ihtimali varmıydı?Yoksa yalnızlıktan halüsinasyon mu görüyordu Rüzgar?Böylesine hayat dolu,pozitif bakış açısına sahip olabilr miydi bir insan...Saçmalama Rüzgar dedi kendine... Neden olmasın yeryüzünde böyle güzel insanlar da var...  
Bir süre sonra günlük rutinlerinin arasına girmişti bu yazışmalar her ikisininde.Geceleri birbirlerine iyi geceler dilemeden uyumuyor,sabahları birbirlerine günaydın demeden güne başlayamıyorlardı.Gün içinde işlerinden vakit buldukça,yazışmaları devam ediyordu. Her ikisi de çok heyecanlı ve mutluydu.Bu durum aylarca sürdü ve artık buluşmaya karar verdiler...
Melek ve Rüzgar;iki farklı insan,iki farklı karakter ve kesişen hayatlar...
Her şey bir tesadüften mi ibaret?Yoksa hayat birbirine ihtiyacı olan insanlar için mucizesini mi sunuyor?


SEVGİ ve IŞIK'la kalın...
Persephone

devamını oku →

1 Şubat 2014 Cumartesi

,

En İyi Blog Yarışması


En İyi Blog Yarışması
Merhaba sevgili Blog Yazarları.! Yeni yarışmamız olan, "En İyi Blog Yarışması" yakında başlıyor. Blog sayfalarınızın daha geniş kitleler tarafından duyulması, kalıcı bir takipçi kitlesi edinmesi ve siteler arası link trafiğini artırmak adına düzenlediğimiz etkinliklerden biriyle daha karşınızdayız.

Yarışma Ödülü
Dereceye girecek olan ilk 6 Blog, sol tarafta görmüş olduğunuz sponsorlarımız alanında sitelerine direkt olarak 2 ay boyunca ücretsiz link kazanacaklar.. Yarışma birincisine extra olarak jüri üyeliği verilecektir.

Yarışma Oylaması
Yarışmamızın kazananlarını "Blog Deposu Jüri Üyeleri" belirleyecektir. Yarışmaya katılan her blog, jüri üyeleri tarafından 10 tam puan üzerinden derecelendirilecektir.

Yarışmaya Nasıl Katılırım
Yarışmaya katılmak isteyen blog sahipleri, önce bu yarışmayı sayfalarında duyurup, yayın içerisinde link verdikten sonra paylaşım yaptığı sayfa linkini alttaki yorum alanına bırakmalıdır.
Herkese bol şans.. http://blogdeposu.blogspot.com/
devamını oku →

İÇİMİZDEN BİR ''MELEK''

,
İstanbul'un küçük bir semtinde Melek adında bir kız yaşıyordu. Annesi Melek'e hamileyken,bir rüya görmüş ve kızının olacağını hissetmişti.Rüyasında kızının isminin Melek olması söylenmişti.Annesi bu rüyanın etkisinde kalmış,kızı olacağını öğrendiği gün isminin Melek olmasına karar vermiş ve eşi de saygı göstermişti.Adı gibiydi Melek,tertemiz bir yüreği vardı.Herkesin yardımına koşar,elinden geldiğince çevresindekilere yardım etmeye çalışırdı.Hem yüreği hem de güzelliğiyle mahallesinin gözdesiydi.
Melek,bir sonbahar sabahına uyandı.O gün doğum günüydü...Penceriyi açtı ve derin bir nefes aldı.Güneşli,güzel bir bahar havası vardı dışarıda.Ağaçlar,sonbaharın hüznünü taşıyor,bedeninden bir parça olan yapraklarla vedalaşıyordu.Kuşların cıvıltısı Melek'in doğum gününü kutlar gibiydi yoksa o heyecanla ona mı öyle gelmişti....
O gün,onu çok daha farklı süprizler bekliyordu,ama olacaklardan habersizdi.Bir doğum günü planı yapmamıştı,uzun süredir de doğum gününü kutlamıyordu aslında.Yaşama sevinci hep içindeydi,ona göre her yeni gün doğum günüydü.Mucizelere inanırdı ve her yeni günün mucizeler getireceğini bilirdi.Bugünde öyle bir gündü.
Henüz otuzlu yaşların başındaydı.Genç yaşına rağmen,uzun süredir yalnızdı,güvenememişti kimseye.İlişki bile diyemeceği,adını koyamadığı bir aşk yaşamıştı.Bu aşkın her zaman karşılıksız olduğunu düşünmüş,ama bir türlü unutamamış,büyük bir yanılsama içine girmişti.Bir gün doğru adamı bulacağına,henüz onu görmeden tanıyıp hissedeceğine inanıyordu.
Herzaman ki rutininde olan bir güne başlamıştı.İşe gitmek için hazırlandı ve yola çıktı.İş yerinde her şey normal akışında işliyordu.Öğle saati geldiğinde bir arkadaşıyla yemeğe çıktı.Arkadaşı ona doğum günü sebebiyle bir süpriz haırlamıştı;bir kek üzerinde bir mum ve güzel bir gümüş takı.Çok mutlu olmuştu Melek;çünkü hatırlanmak,değer görmek güzeldi.Kıymetini bilirdi,böyle anların ve insanların.Mumu üflerken bir dilek diledi ve dilek o anda evrende gerçekleşmek üzere yankı buldu.
Akşam eve gittiğinde anne ve babası da onun için küçük bir kutlama hazırlamışlardı,ne de olsa Melek en değerli varlıklarıydı.Kutlama bittikten sonra Melek odasına çekildi.Dans etmek ve müzik onun için bir tutkuydu.Ruhuyla bütünleştiğini hissediyor,bu da ona huzur veriyordu. Düşük seste açtığı müziğin ritminde dans etmeye başladı,bu onun için bir ritüeldi.Ritüelini tamamladıktan sonra,bilgisayarının başına geçti,cevaplaması gereken bir kaç e-mailini cevapladı.Biraz da sosyal medyada haberlere bakmak için kişisel hesaplarını açtı.
O gün ne olup bittiğini,twitter hesabından gözden geçiriyordu.O sırada mesaj kutusuna,bir mesaj düştü.Gelen özel mesajlara yanıt vermezdi pek.Hele ki özel sorular içeriyorsa,direkt mesajı silerdi.Yine de kimden geldiğini görmek için mesaj kutusunu açtı.Arada bir,sosyal ve güncel olaylardan yazıştığı birinden  gelmişti mesaj.Çok nadir yazışmalarına rağmen,her nedense her zaman bu insanın özel biri olduğunu düşünmüş ve hissetmişti.Zaten bu hissine güvendiği için,mesajlarına cevap veriyordu.Ve hislerinde de yanılmamıştı,gerçekten özel biriydi.Kendi kendine,hayatımda biri olacaksa bu adam olsun dedi bir an.Henüz birbirlerini tanımıyor,isimlerini dahi bilmiyorlardı.Ne garip bir histi bu!!!
O gece hiç bitmeyecek kadar uzun oldu, evren isteklerine kulak vermiş,cevaplıyordu sanki.Uzun uzun günlük olaylardan,ülkenin gidişatından yazıştılar.Bu arada birbirlerinin isimlerini de öğrendiler.  
Bir süre sonra günlük rutinlerinin arasına girmişti bu yazışmalar her ikisininde.Geceleri birbirlerine iyi geceler dilemeden uyumuyor,sabahları birbirlerine günaydın demeden güne başlayamıyorlardı.Gün içinde işlerinden vakit buldukça,yazışmaları devam ediyordu. Her ikisi de çok heyecanlı ve mutluydu.Bu durum aylarca sürdü ve artık buluşmaya karar verdiler...
Yeni bir başlangıç ve içlerinde yeni umutlar vardı...Bir bilinmeze doğru ilk adımlarını atmışlardı...
Hikayenin sonu nasıl biter bilinmez...Belki mutlu bir son,belki de yarım kalacak bir aşk hikayesi...Belki de uzun yıllar sürecek güzel bir dostluk...

Hikayenin sonun sizlerin hayal gücüne bıraktım.Bakalım nasıl bir son yazacaksınız bu hikayeye?;)


SEVGİ ve IŞIK'la kalın...
Persephone

devamını oku →