Uzaklarda bir çan, gündoğumunu haber verdi. Vampirler seni ve Profesör van Helsing'i güneşin ilk ışınlarını karşılamak için bırakarak gölgelerin ardına çekildiler.
Van Helsing gülümsedi, ''Artık güvendeyiz,'' dedi. ''En azından gün boyunca '' Ona eşlik ederek manastırdan çıktın.
Her ikiniz de yeniden gece olacağını biliyordunuz.
Kendinizi kutlayın. Vampirlerle karşılaştınız ve çizik bile almadan kurtuldunuz. En azından şimdilik.
Duygusal vampirler yeryüzündeki en zor iç bunaltıcı varlıklardır. Ama artık bildiğiniz gibi güçlerinin kaynağı zayıflıklarıdır. Vampir kişilikler bu gecenin çocuklarını hem çekici hem de tehlikeli yapan olgunlaşmamış ihtiyaçlar nedeniyle çarpılmıştır. Bu ihtiyaçların ne olduğunu bilirseniz, vampiri de tanırsınız.
Anti-Sosyal Vampirler: Heyecan bağımlısıdır. Şeytani cazibeleri ve karanlığın gizli, cazip vaatleriyle sizi kendilerine çekerler. Gün ağarınca verdikleri sözleri hatırlamalarını beklerseniz kanınız kurur.
Dramatik Vampirler: İlgi için yaşarlar. Etkileyici performansları karşısında ağzınız açık kalır; ama perde inince vampir de parça parça olur. Gösteri aralarında onları yeniden yapıştırmanız gerekir.
Narsisit Vampirler: Tanrı'nın dünyaya gönderdiği armağanlar olduklarını düşünürler. Size de en az kendileri kadar özel olduğunuzu söylerler, ama bir kez istediklerini elde edince, adınızı bile zor hatırlarlar. Yeniden sizden bir şey isteyene kadar elbette...
Obsesif-Kompulsif Vampirler: Gerçek olmayacak kadar iyi görünürler. Deli gibi çalışarak, kuralllara uyarak ve otuz kilometre çapında bir dairenin içindeki, siz de dahil herşeyi kontrol ederek mükemmeliyete ereceklerine inanırlar.
Paranoyak Vampirler: Yalın ve gerçek yanıtlar arayarak geceyi tararlar. Kesin ve açık tavırları öyle güven vericidir ki! Sizi sorgulamaya başlayana kadar elbette...
Duygusal vampirlerin hasta olduklarını düşünmek sizi yanıltır. Kişilik bozukluklarına mikroplar ya da hayati organlardaki yaralanmalar değil, kişilerin kötü yönlendirilmiş ve kimi zamanda avlanmayı amaçlayan seçimleri neden olur. Rahatsızlıklarını hastalık olarak algılamak da tehlikelidir. Uygar insanlar hasta insanları rahat ettirmeye çalışırlar. Rahat ettirilmek de bu vampirlerin en son ihtiyacı olan şeydir. Gecenin çocuklarını anlamak için ne olduklarını iyi bilmeniz gerekir. Ve kendizi iyi tanımanız gerekir:
Bunu sakın unutmayın.
Kontrol vampir de değil, sizde. Vampirler sizi kendi arzularına boyun eğmekten başka seçenek olmadığına inandırmaya çalışırlar. Bu kesinlikle yanlış. Vampirlerle uğraşırken her zaman bir yol daha olduğunu sakın unutmayın, bu yol çekip gitmek olsa bile.
Gücün kaynağı ilişkilerdir. Vampirler doymak bilmez ihtiyaçları tarafından yalıtılmıştır. Sizin kanınızı emebilmelerinin tek yolu sizi de yalıtmalarıdır. Sizi güvendiğiniz kişilerden uzak tutmak hipnoz etme yöntemleridir. Eskiden inandığınız kuralların artık geçerli olmadığına inanmanızı isterler.
Sakın dinlemeyin! Perdeleri açın içeri güneş ışığı dolsun!
Vampirlere karşı gücünüz insanlığın geri kalanıyla, yani sizden daha büyük olan şeyle bağlantınızdır. Vampirlerle uğraşmak zorundaysanız, eski arkadaşlarınıza güvenin ve kendi değer yargılarınıza sıkı sıkı sarılın.Sırlar insanın canını yakar, paylaşmaktan en çok utandığınız şeyler, paylaşmaya en çok ihtiyacınız olan şeylerdir.
Güvende olmak korkularınızla yüzleşmeniz anlamına gelir. Vampirler sizi kontrol etmek için korku ve karmaşa yaratırlar. Kendinizi korkudan tabanları yağlamış bulursanız, durun ve arkanıza dönün. Güvenliğe giden yol her zaman korkuya doğrudur,ters yöne doğru değil.Vampirlerle başa çıkmak için en korkutucu görünen yol, genellikle en doğrusudur.
Haçlar ve sarımsak sizi duygusal vampirlerden korumaz. En iyi savunma silahlarınız bilgi, olgunluk ve nesnel, sağlam bir değerlendirmedir. Artık bilginiz var,olgunluk ve değerlendirmeyi de kendiniz sağlamalısınız.
Duygusal Vampirler
Dr.Albert J. Bernstein
Sevgi ve ışıkla kalın...
Persephone
10 Kasım 2013 Pazar
8 Kasım 2013 Cuma
Yargılama...
Yargılama ki, yargılanmayasın, çünkü hangi yargıyla yargılarsan, onunla yargılanacaksın. Hangi ölçüyle ölçersen, aynı ölçüde sana uygulanacaktır. Neden kardeşinin gözündeki çöpü görürsün de, kendi gözündeki merteği görmezden gelirsin...
M.S.2150
Thea Alexander
Sevgi ve ışıkla kalın...
Persephone
M.S.2150
Thea Alexander
Sevgi ve ışıkla kalın...
Persephone
6 Kasım 2013 Çarşamba
M.S. 2150
Herkes mutluluk arayışı içinde olduğuna göre, bakış açınızın boyutlarını bilmeniz son derece önemli; çoğu kere kısa vadeli mutluluklar uzun vadede acılara neden olurlar. Eğer yaşamınızdan geniş anlamda hoşnut olmak istiyorsanız, yaşam anlayışınızın ve bu anlayışın belirlediği seçimlerin uzun vadedeki sonuçlarını (zevk-acı) bilebilmeniz için bakış açınızı genişletmek zorundasınız.
Mikro sınırlar içinde olanlar, bir insanın fiziksel görünümünün ötesinde var olanları doğru biçimde idrak edemezler. Bilinçaltı, ruh ya da birlik-kardeşlik gibi kavramlar mikro adam için sadece soyut düşüncelerdir. Bir başka anlatımla, böyle biri kendini kimseye uzun süre bağlı hissedemez, kardeşçe duygular besleyemez, sevecen olamaz. Gerçekte kendisiyle yabancılaşmıştır, kendini kendinden(bilinçaltından) ayrı hisseder; bu yüzden kendini başkalarına karşı da yabancı, başkalarından da ayrı hissetmek zorundadır.
M.S.2150
Thea Alexander
Sevgi ve ışıkla kalın...
Persephone
Mikro sınırlar içinde olanlar, bir insanın fiziksel görünümünün ötesinde var olanları doğru biçimde idrak edemezler. Bilinçaltı, ruh ya da birlik-kardeşlik gibi kavramlar mikro adam için sadece soyut düşüncelerdir. Bir başka anlatımla, böyle biri kendini kimseye uzun süre bağlı hissedemez, kardeşçe duygular besleyemez, sevecen olamaz. Gerçekte kendisiyle yabancılaşmıştır, kendini kendinden(bilinçaltından) ayrı hisseder; bu yüzden kendini başkalarına karşı da yabancı, başkalarından da ayrı hissetmek zorundadır.
M.S.2150
Thea Alexander
Sevgi ve ışıkla kalın...
Persephone
5 Kasım 2013 Salı
Gecenin Çocukları
Carfax Manastırı'nda ışıklar yanıyor. Dedikodulara göre yıkıntılar egzantirik bir Avrupalı soylu beyefendi tarafından satın alınmış. Geceleri sisin arasında hareket eden tuhaf yaratıklar görülüyormuş. İnsanlar geceleri köpeklerin ulumaları ve pencerelerine çarpan yarasaların kanat çırpınışlarına benzer sesler nedeniyle rahat uyuyamıyorlarmış. Kentin en iyi evlerinde yaşayan genç kadınlar kendilerini tedirgin ve yorgunluktan tükenmiş hissettikleri karabasanlardan uyanıyorlarmış. Kimileri de hiç uyanmamış.
Fena halde yanlış giden bir şey var, ancak olup bitenlere uygun tek açıklama da gündüz aydınlığında batıl inançlı boş lakırdılar gibi geliyor kulağa. Vampirler bir efsaneden ibaret değil mi? Modern dünyada bu ölümsüz ruhların dolaşıp canlıları avlayabileceği nerede görülmüş ki?
Gece giysileri içindeki uzun boylu, esmer, yakışıklı adam gülüyor: 'Vampirler mi? Bunlar ihtiyar kadınların çocukları korkutmak için uydurdukları masallardan ibaret! 'Gözleri insanı derinlerine çeken bir ışıkla parlıyor: 'Kendimi tanıtmama izin verin, ben Kont Drakula.'
Biz burada konuşurken bile vampirler sezdirmeden size yaklaşıyorlar. Gün ışığıyla yıkanan caddelerde, ofisinizin mavimsi floresan aydınlığında, hatta evinizin sıcaklığında. İhtiyaçları onları yırtıcı hayvanlara dönüştürene kadar normal insan maskelerini takacaklar.
Onların emdikleri kanınız değil, duygusal enerjiniz.
Sakın yanlış anlamayın, burada sözünü ettiğimiz, bir fiske darbesiyle uzaklaştırabileceğiniz, el fenerinizin ışığına gelen ufak böcekleri andıran gündelik rahatsızlıklar değil, onları 'ben önermeli cümlelerle' rahatça savuşturabilirsiniz. Bunlar karanlığa özgü yaratıklar. Sizi yalnızca rahatsız etmekle kalmaz, aynı zamanda hipnotize ederler, ta ki siz ağlarına takılana dek verdikleri yalan sözlerle aklınızı bulandırırlar. Duygusal vampirler önce içinize sızar, sonra içinizi boşaltırlar.
İlk bakışta sıradan insanlardan daha iyi görünürler. Romanyalı kont kadar etkileyici, sevimli ve yeteneklidirler. Onları seversiniz, onlara inanırsınız, onlardan başkalarından beklediğinizden daha fazlasını beklersiniz ve sonunda sizi ele geçirirler. Onları yaşamınıza davet eder, sizi boynunuzda bir ağrıyla, kanınız emilmiş, cüzdanınız bomboş ya da kalbiniz kırık bırakıp, gecenin içinde yitene kadar da yanlışınızı fark etmezsiniz. Hatta kendinize sorarsınız, suç onun muydu, benim mi?
İşte onlar: Duygusal Vampirler.
Hiç böyle bir tanıdığınız var mı, hiç karanlık güçlerini yaşamınızda hissettiniz mi?
İlk bakışta kusursuz görünen, tanıdıkça tam bir karmaşa oldukları ortaya çıkan insanlarla karşılaştınız mı?Ucuz bir neon lambası gibi bir sönüp bir parlayan ışıklarıyla kör oldunuz mu? Geceleri kulağınıza büyülü sözler fısıldayıp, gün doğmadan hepsini unutan bir sevgili olmadı mı yaşamınızda?
Hiç kanınız emilmedi mi?
Duygusal vampirler geceleri tabutlardan doğrulmaz. Sizin sokağınızda yaşarlar. Yüzünüze gülüp arkanızdan konuşan komşunuz, skor aleyhine dönene kadar yıldız oyuncu olan takım arkadaşınız; bu insanlar işler istedikleri gibi gitmediğinde öyle bir huysuzlaşır ki üç yaşındaki bir çocuğu bile şaşırtırlar.
Duygusal vampirler ailenizde de olabilir. Hiçbir işte tutunamayan kayınbiraderiniz... Kendisini yorgun düşüren ve bir türlü teşhis edilemeyen tuhaf bir hastalığa yakalanıp da, bakımınıza muhtaç olana kadar herkesin yardımına koşan silik, neredeyse görünmez teyze... Sürekli keyfinize bakın deyip, durmadan kendilerini memnun etmenizi bekleyen sevgili, fedakar ana-babanızın sözünü etmeye gerek var mı peki?
Hatta bu vampir yatağınızda da olabilir.Bir an sevimli, sevgi dolu, espriler yapan bir partnerken, bir sonraki an mesafeli soğuk bir yabancıya dönüşür...
Duygusal Vampirler
Dr.Albert J. Bernstein
Sevgi ve ışıkla kalın...
Persephone
4 Kasım 2013 Pazartesi
Mikro Ben'in Kendini Savunma Yöntemleri
Sözle Açığa Vurma: Uygunsuz istekleri onlardan sürekli söz ederek bastırmaya çalışma.
Dengeleme Çabası: Bir konudaki düş kırıklığını başka bir konudan aşırı zevk alarak dengelemeye (telafi etmeye), ya da bir zayıflığın etkisini güçlü bir yanı abartarak azaltmaya çalışma.
Gerçeğin Yadsınması: Genelde ''hastalanarak'' veya iş ya da hobilere kendini vererek Mikro ben'i gerçeğin istenmeyen sonuçlarından, o gerçeği yadsıyarak (gerçeği görmezden gelerek) koruma.
Başka Şeye Boşalma: Duyguları (genellikle öfkeyi) o duyguyu uyandıran kişiyi ya da nesnelerden daha az tehlikeli kişi veya nesnelere boşaltma. Hırsını başka birinden veya şeyden çıkarma.
Duygusallıktan Kaçınma: 'Ben'i acıdan korumak için duygusal bağlılıklardan kaçınma.
Düş Kurma: Ulaşılmamış isteklerin gerçekleşmiş olduğunu düşleyerek doyum sağlama.
Kimlik Edinme: Ünlü kişi ya da kuruluşlarla özdeşlik kurarak, bu sayede kendini daha değerli ve önemli hissetme.
Kendini Başka Biri Gibi Görme: Reddedilmemek için başkalarının değerlerini benimseme.
Kendini Soyutlama: 'Ben'e acı verebilecek koşullardan uzak durmak ya da bazı davranışların sonuçlarından kaçınmak için onları uygunsuz olarak niteleme.
Yansıtma: Kendi uygunsuz isteklerini başkalarına yükleme ya da karşılaşılan güçlükler konusunda başkalarını suçlama.
Akla Uydurma: Bir davranışın haklılığını ve onaylanması gerektiğini akla uygun biçimde kanıtlamaya çalışma.
Tepki Oluşturma: Tehlikeli(toplumsal açıdan kabul görmeyen) istekleri bunların karşıtlarından söz ederek bastırmaya çalışma.
Gerileme: Daha az olgun davranış isteyen ve daha düşük nitelikte amaçları olan, gerçekte aşılmış bilinç düzeylerine geri dönme.
Bilinç Dışına İtme: Acı veren ya da tehlikeli düşünceleri bilinçdışına itme.
Sevimli Olma Çabası: Kendine verdiği değeri desteklemek için başkalarının beğenisini kazanmaya çalışma.
Kendini Hırpalama Veya Cezalandırma: Ahlak dışı istek ve davranışları 'Ben'e acı çektirerek ödeme.
İnsanın kendini yadsıyan bu teknikleri kullanarak psikolojik acısını hafifletme çabaları, kısa vadeli(mikro) bakış açısından başarılı sonuç verir. Başka bir anlatımla, bu teknikler işe yarar. Onları kullanma nedenimiz de zaten işe yarar olmalarıdır. Ancak sağlanan bu başarı geçicidir, çünkü bu teknikler farkındalığımızı öyle azaltır ki, geniş (makro) bakış açısının değil sadece kendi düşüncelerimizin yarattığı gerçeğini kolayca unutabiliriz.
Belki de psikolojik savunma yöntemlerinin sonunda ulaştığı en önemli nokta, psikolojik gerilimin kaçınılmaz biçimde artarak bedeni hastalanmasına, yaşlanmasına hatta ölmesine neden olabilecek kadar hırpalaması, yıpratmasıdır. Bu konudaki ilk araştırma 1930'lu yıllara tıp doktoru Hans Selye yönetiminde yapıldı. Dr.Selye'nin vadığı sonuca göre gerilim veye direnme (ve bu durumun yarattığı sürtünme) olmasaydı, hastalık, acı veya ölümde olmazdı.
Kendini yadsıyan bu teknikleri kullanmak insanı sonuçta çok daha büyük acılara (psikolojik gerilimlere) götürür, çünkü bu teknikler acıların nedenlerini (olumsuz düşünceleri) asla ortadan kaldırmaz, sadece sonuçları, yani olumsuz duyguları geçici olarak hafifletir.
20.yüzyılın ikinci yarısında pek sık görülen alkol ve uyuşturucu bağımlılarının durumu bu anlattıklarıma çarpıcı bir örnek olabilir. Psikolojik acıyı hafifletmek için bilinçlerinin büyük bölümünü farkındalık dışı bırakıp (yadsıyıp), kendilerini rahatsız edici duygulardan geçici olarak kurtarıyorlardı, böylece geriye keyif verici duygular kalıyordu. Ama sıkıntıların gerçek nedenleri ortadan kalkmamış olduğu için, alkolün ve uyuşturcunun etkisi geçtiğinde, psikolojik acı hep artarak geri dönüyordu. Kendi rahatsızlıklarının sorumluluğunu üstlenmekten kaçındıkları sürece bağımlılıklarından kurtulmaları mümkün olmuyordu, ama bu arada psikolojik acı hiçbir şey tarafından dindirilmeyecek ölçüde büyüyordu. Sonra, ancak o noktadan sonra, kendi olumsuz düşüncelerinin sorumluluğunu kabullenmeye, yardım dilemeye, daha geniş bir bakış açısı edinip yeni bir yaşam felsefesine, Makro bakış açısına yaklaşan yeni bir gerçeğe doğru ilerlemeye hazır oluyorlardı.
Gecenin ne kadar karanlık olduğu hiç önemli değil. Er geç gün ışımak, güneş doğmak zorunda.
M.S.2150
Thea Alexander
Sevgi ve ışıkla kalın...
Persephone
Dengeleme Çabası: Bir konudaki düş kırıklığını başka bir konudan aşırı zevk alarak dengelemeye (telafi etmeye), ya da bir zayıflığın etkisini güçlü bir yanı abartarak azaltmaya çalışma.
Gerçeğin Yadsınması: Genelde ''hastalanarak'' veya iş ya da hobilere kendini vererek Mikro ben'i gerçeğin istenmeyen sonuçlarından, o gerçeği yadsıyarak (gerçeği görmezden gelerek) koruma.
Başka Şeye Boşalma: Duyguları (genellikle öfkeyi) o duyguyu uyandıran kişiyi ya da nesnelerden daha az tehlikeli kişi veya nesnelere boşaltma. Hırsını başka birinden veya şeyden çıkarma.
Duygusallıktan Kaçınma: 'Ben'i acıdan korumak için duygusal bağlılıklardan kaçınma.
Düş Kurma: Ulaşılmamış isteklerin gerçekleşmiş olduğunu düşleyerek doyum sağlama.
Kimlik Edinme: Ünlü kişi ya da kuruluşlarla özdeşlik kurarak, bu sayede kendini daha değerli ve önemli hissetme.
Kendini Başka Biri Gibi Görme: Reddedilmemek için başkalarının değerlerini benimseme.
Kendini Soyutlama: 'Ben'e acı verebilecek koşullardan uzak durmak ya da bazı davranışların sonuçlarından kaçınmak için onları uygunsuz olarak niteleme.
Yansıtma: Kendi uygunsuz isteklerini başkalarına yükleme ya da karşılaşılan güçlükler konusunda başkalarını suçlama.
Akla Uydurma: Bir davranışın haklılığını ve onaylanması gerektiğini akla uygun biçimde kanıtlamaya çalışma.
Tepki Oluşturma: Tehlikeli(toplumsal açıdan kabul görmeyen) istekleri bunların karşıtlarından söz ederek bastırmaya çalışma.
Gerileme: Daha az olgun davranış isteyen ve daha düşük nitelikte amaçları olan, gerçekte aşılmış bilinç düzeylerine geri dönme.
Bilinç Dışına İtme: Acı veren ya da tehlikeli düşünceleri bilinçdışına itme.
Sevimli Olma Çabası: Kendine verdiği değeri desteklemek için başkalarının beğenisini kazanmaya çalışma.
Kendini Hırpalama Veya Cezalandırma: Ahlak dışı istek ve davranışları 'Ben'e acı çektirerek ödeme.
İnsanın kendini yadsıyan bu teknikleri kullanarak psikolojik acısını hafifletme çabaları, kısa vadeli(mikro) bakış açısından başarılı sonuç verir. Başka bir anlatımla, bu teknikler işe yarar. Onları kullanma nedenimiz de zaten işe yarar olmalarıdır. Ancak sağlanan bu başarı geçicidir, çünkü bu teknikler farkındalığımızı öyle azaltır ki, geniş (makro) bakış açısının değil sadece kendi düşüncelerimizin yarattığı gerçeğini kolayca unutabiliriz.
Belki de psikolojik savunma yöntemlerinin sonunda ulaştığı en önemli nokta, psikolojik gerilimin kaçınılmaz biçimde artarak bedeni hastalanmasına, yaşlanmasına hatta ölmesine neden olabilecek kadar hırpalaması, yıpratmasıdır. Bu konudaki ilk araştırma 1930'lu yıllara tıp doktoru Hans Selye yönetiminde yapıldı. Dr.Selye'nin vadığı sonuca göre gerilim veye direnme (ve bu durumun yarattığı sürtünme) olmasaydı, hastalık, acı veya ölümde olmazdı.
Kendini yadsıyan bu teknikleri kullanmak insanı sonuçta çok daha büyük acılara (psikolojik gerilimlere) götürür, çünkü bu teknikler acıların nedenlerini (olumsuz düşünceleri) asla ortadan kaldırmaz, sadece sonuçları, yani olumsuz duyguları geçici olarak hafifletir.
20.yüzyılın ikinci yarısında pek sık görülen alkol ve uyuşturucu bağımlılarının durumu bu anlattıklarıma çarpıcı bir örnek olabilir. Psikolojik acıyı hafifletmek için bilinçlerinin büyük bölümünü farkındalık dışı bırakıp (yadsıyıp), kendilerini rahatsız edici duygulardan geçici olarak kurtarıyorlardı, böylece geriye keyif verici duygular kalıyordu. Ama sıkıntıların gerçek nedenleri ortadan kalkmamış olduğu için, alkolün ve uyuşturcunun etkisi geçtiğinde, psikolojik acı hep artarak geri dönüyordu. Kendi rahatsızlıklarının sorumluluğunu üstlenmekten kaçındıkları sürece bağımlılıklarından kurtulmaları mümkün olmuyordu, ama bu arada psikolojik acı hiçbir şey tarafından dindirilmeyecek ölçüde büyüyordu. Sonra, ancak o noktadan sonra, kendi olumsuz düşüncelerinin sorumluluğunu kabullenmeye, yardım dilemeye, daha geniş bir bakış açısı edinip yeni bir yaşam felsefesine, Makro bakış açısına yaklaşan yeni bir gerçeğe doğru ilerlemeye hazır oluyorlardı.
Gecenin ne kadar karanlık olduğu hiç önemli değil. Er geç gün ışımak, güneş doğmak zorunda.
M.S.2150
Thea Alexander
Sevgi ve ışıkla kalın...
Persephone
3 Kasım 2013 Pazar
Makro Felsefe
Dünyadaki tüm büyük dinler ''Ne ekersen onu biçersin'' derler. Makro felsefeye göre bu deyişin anlamı olumlu ve olumsuz düşünce kalıplarının yarattığı sonuçlarda aranmalıdır. Eğer gerçekleşmesinden korktuğunuz bir şey varsa, genelde gerçekleşir; çünkü, düşünce enerjinizi bu korkulu olaya harcar, dolayısıyla da onu kendi düşüncenizin enerjisiyle yaratmış olursunuz.
İki bin yılı aşkın bir süre önce, bilge kişi, mesellerinin 23:7'nci bölümünde ''Bir insanın yüreğinde ne varsa, kendisi 'o'dur'' demiş.
Makro felsefeye göre olumsuz düşünce, olumsuz duygu ve olumsuz deneyim üretir; oysa,olumlu düşünce olumlu duygu ve olumlu deneyime kaynak olur. Tek bir düşünce bile kaybolmaz. Düşüncelerimizin tümü eskilerin yüreğimiz dedikleri bilinçaltımıza kaydolur ve burada her olumsuz düşünce aynı yoğunlukta veya güçte olumlu bir düşünceyle dengelenene ya da yok edilene kadar olumsuz duygular üretmeyi sürdürür(+ ve -= 0).
Olumsuz düşünceler korku, öfke, düş kırıklığı, suçluluk duygusu, bunalım, üzüntü ve benzeri huzursuzluklar üretir. Olumsuz duygularımızı, onları yadsıyarak gidermeye çalışırız. Yani, olumsuz duygularımızı kendi olumsuz düşüncelerimizle yarattığımızı kabul etmek yerine, bu duygulardan onları bastırmak, başkalarına yansıtmak ya da mantıklı kılacak bahaneler bulmak gibi psikolojik savunma yöntemlerini devreye sokarak kurtulmaya çalışırız.
Bu savunma yöntemlerinin tamamı, sizi rahatsız eden duygularla ilgili farkındalığımızı azaltma ya da ortadan kaldıracak biçimde düzenlenmiştir. Böylece kendi farkındalığımızı kendimiz azaltıyor, bakış açımızı daraltarak mikro bakış açısı düzeyine indirgiyoruz. İçinde bulunduğumuz rahatsızlığın sorumluluğunu üstlenmek yerine bu sorumluluğu başka birine ya da başka bir şeye yüklemek de çok alışılmış tekniklerden biridir...
M.S.2150
Thea Alexander
''Dileyin, size verilecektir; arayın bulacaksınız; kapıyı çalın, size açılacaktır.''(Matta 7:7)
Sevgi ve ışıkla kalın...
Persephone
İki bin yılı aşkın bir süre önce, bilge kişi, mesellerinin 23:7'nci bölümünde ''Bir insanın yüreğinde ne varsa, kendisi 'o'dur'' demiş.
Makro felsefeye göre olumsuz düşünce, olumsuz duygu ve olumsuz deneyim üretir; oysa,olumlu düşünce olumlu duygu ve olumlu deneyime kaynak olur. Tek bir düşünce bile kaybolmaz. Düşüncelerimizin tümü eskilerin yüreğimiz dedikleri bilinçaltımıza kaydolur ve burada her olumsuz düşünce aynı yoğunlukta veya güçte olumlu bir düşünceyle dengelenene ya da yok edilene kadar olumsuz duygular üretmeyi sürdürür(+ ve -= 0).
Olumsuz düşünceler korku, öfke, düş kırıklığı, suçluluk duygusu, bunalım, üzüntü ve benzeri huzursuzluklar üretir. Olumsuz duygularımızı, onları yadsıyarak gidermeye çalışırız. Yani, olumsuz duygularımızı kendi olumsuz düşüncelerimizle yarattığımızı kabul etmek yerine, bu duygulardan onları bastırmak, başkalarına yansıtmak ya da mantıklı kılacak bahaneler bulmak gibi psikolojik savunma yöntemlerini devreye sokarak kurtulmaya çalışırız.
Bu savunma yöntemlerinin tamamı, sizi rahatsız eden duygularla ilgili farkındalığımızı azaltma ya da ortadan kaldıracak biçimde düzenlenmiştir. Böylece kendi farkındalığımızı kendimiz azaltıyor, bakış açımızı daraltarak mikro bakış açısı düzeyine indirgiyoruz. İçinde bulunduğumuz rahatsızlığın sorumluluğunu üstlenmek yerine bu sorumluluğu başka birine ya da başka bir şeye yüklemek de çok alışılmış tekniklerden biridir...
M.S.2150
Thea Alexander
''Dileyin, size verilecektir; arayın bulacaksınız; kapıyı çalın, size açılacaktır.''(Matta 7:7)
Sevgi ve ışıkla kalın...
Persephone
10 Ekim 2013 Perşembe
Geçicilik ve Yaşam Devreleri
Her şeyin size geldiği gibi ve sizin gelişip iyiye gittiğiniz başarı devreleri vardır,ve sizin yeni şeylerin ortaya çıkabilmesi ya da değişim-dönüşümün gerçekleşmesi için onları bırakmanız gerekir.Eğer siz o noktada onlara yapışıp direnirseniz,yaşam akışına uymayı reddediyorsunuz demektir ve bu durumda ıstırap çekersiniz.
Yukarı doğru yükseliş devresinin iyi,aşağı doğru iniş devresinin kötü olduğu doğru değildir;bunu sadece zihin böyle yargılar.Gelişme-büyüme genelde olumlu kabul edilir,ama hiçbir şey sonsuza dek büyümez.Eğer her ne türde olursa olsun büyüme sürüp dursaydı,o en sonunda azman ve yıkıcı bir hale gelirdi.Yeni büyüme-gelişmenin meydana gelebilmesi için çözülüp dağılma ihtiyacı vardır.Biri olmadan diğeri de var olamaz.
Aşağı doğru iniş,yani başarısızlık devresi spiritüel idrak için kesinlikle gereklidir.Sizin spiritüel boyuta çekilebilmeniz için bir düzeyde derin bir biçimde başarısız olmanız ya da derin bir kayıp veya acıyı deneyimlemiş olmanız gerekir.Ya da belki bizzat başarınız boş ve anlamsız hale gelir ve böylece başarısızlığa dönüşür.Her başarıda bir başarısızlık ve her başarısızlıkta bir başarı gizlidir.Bu dünyada form düzeyinde herkes er ya da geç 'başarısızlığa uğrar,'ve elbette,her başarı eninde sonunda başarısız olur.Tüm formlar geçicidir.
Siz hala aktif olup yeni formlar ve durumlar yaratıp tezahür ettirmenin tadını çıkarabilirsiniz,ama onlarla özdeşleşmezsiniz.Sizin onlarda bir benlik duygusu bulmaya ihtiyacınız yoktur.Onlar sizin yaşamınız değil,sadece yaşam durumunuzdur.
Fiziksel enerjiniz de devrelere tabidir.O daima zirvede olamaz.Yüksek enerjili olduğu gibi,düşük enerjili zamanlar da olacaktır.Son derece aktif ve yaratıcı olduğunuz dönemlerde olacaktır ama her şeyin durağan göründüğü,hiçbir yere ulaşmaz,hiçbir şey başaramaz göründüğünüz zamanlar da olabilir.Bir devre birkaç saat de sürebilir,birkaç yılda.Bu büyük devreler içinde büyük ve küçük devreler vardır.Birçok hastalık,yenilenme için yaşamsal önem taşıyan düşük enerjili devrelere karşı koymaktan kaynaklanır.Bunu yapma dürtüsü ve benlik değerinizi ve kimlik duygunuzu başarı gibi dış etkenlerden alma eğilimi siz zihinle özdeşleştiğiniz sürece kaçınılmaz bir illüzyondur.Bu illüzyon sizin düşük devreleri kabul edip onların olmalarına izin vermenizi güçleştirir,hatta olanaksız kılar.Böylece,organizmanın zekası kendini korumak için devreye girebilir ve sizi durmaya zorlamak için bir hastalık yaratabilir,ki gerekli yenilenme gerçekleşebilsin...
Şimdi'nin Gücü
Eckhart Tolle
Sevgi ve ışıkla kalın...
Persephone
Yukarı doğru yükseliş devresinin iyi,aşağı doğru iniş devresinin kötü olduğu doğru değildir;bunu sadece zihin böyle yargılar.Gelişme-büyüme genelde olumlu kabul edilir,ama hiçbir şey sonsuza dek büyümez.Eğer her ne türde olursa olsun büyüme sürüp dursaydı,o en sonunda azman ve yıkıcı bir hale gelirdi.Yeni büyüme-gelişmenin meydana gelebilmesi için çözülüp dağılma ihtiyacı vardır.Biri olmadan diğeri de var olamaz.
Aşağı doğru iniş,yani başarısızlık devresi spiritüel idrak için kesinlikle gereklidir.Sizin spiritüel boyuta çekilebilmeniz için bir düzeyde derin bir biçimde başarısız olmanız ya da derin bir kayıp veya acıyı deneyimlemiş olmanız gerekir.Ya da belki bizzat başarınız boş ve anlamsız hale gelir ve böylece başarısızlığa dönüşür.Her başarıda bir başarısızlık ve her başarısızlıkta bir başarı gizlidir.Bu dünyada form düzeyinde herkes er ya da geç 'başarısızlığa uğrar,'ve elbette,her başarı eninde sonunda başarısız olur.Tüm formlar geçicidir.
Siz hala aktif olup yeni formlar ve durumlar yaratıp tezahür ettirmenin tadını çıkarabilirsiniz,ama onlarla özdeşleşmezsiniz.Sizin onlarda bir benlik duygusu bulmaya ihtiyacınız yoktur.Onlar sizin yaşamınız değil,sadece yaşam durumunuzdur.
Fiziksel enerjiniz de devrelere tabidir.O daima zirvede olamaz.Yüksek enerjili olduğu gibi,düşük enerjili zamanlar da olacaktır.Son derece aktif ve yaratıcı olduğunuz dönemlerde olacaktır ama her şeyin durağan göründüğü,hiçbir yere ulaşmaz,hiçbir şey başaramaz göründüğünüz zamanlar da olabilir.Bir devre birkaç saat de sürebilir,birkaç yılda.Bu büyük devreler içinde büyük ve küçük devreler vardır.Birçok hastalık,yenilenme için yaşamsal önem taşıyan düşük enerjili devrelere karşı koymaktan kaynaklanır.Bunu yapma dürtüsü ve benlik değerinizi ve kimlik duygunuzu başarı gibi dış etkenlerden alma eğilimi siz zihinle özdeşleştiğiniz sürece kaçınılmaz bir illüzyondur.Bu illüzyon sizin düşük devreleri kabul edip onların olmalarına izin vermenizi güçleştirir,hatta olanaksız kılar.Böylece,organizmanın zekası kendini korumak için devreye girebilir ve sizi durmaya zorlamak için bir hastalık yaratabilir,ki gerekli yenilenme gerçekleşebilsin...
Şimdi'nin Gücü
Eckhart Tolle
Sevgi ve ışıkla kalın...
Persephone
8 Ekim 2013 Salı
Yaşam Dramınızın Sonu
İnsanların yaşamlarında vuku bulan ve 'kötü' diye nitelendirilen şeylerin çoğu bilinçsizlikten dolayı meydana gelmiştir. Onlar bizzat insanların, daha doğrusu ego'larının yarattığı şeylerdir. Ben bazen bu şeylere 'dram' derim. Siz tam bilinçli olduğunuzda, artık yaşamınıza dram girmez. Şimdi size ego'nun nasıl iş gördüğünü ve nasıl dram yarattığını kısaca hatırlatayım.
Ego, siz orada tanık olan bilinç, yani izleyici olarak mevcut değilken yaşamınızı yöneten gözlemleyen zihindir. Ego kendisini düşman bir evrende ayrı bir parça olarak algılar, onun başka hiçbir varlıkla gerçek bir içsel bağı yoktur, o potansiyel tehtid olarak gördüğü ya da kendi amaçları doğrultusunda kullanmaya çalışacağı diğer egolar tarafından kuşatılmıştır. Temel ego kalıpları kendi yerleşik korkusu ve yoksunluk duygusuyla savaşacak şekilde tasarlanmıştır. Onlar direnme, kontrol, güç, aç gözlülük, savunma ve saldırıdır. Ego'nun bazı stratejileri son derece kurnazcadır, ancak onlar onun hiçbir sorununu gerçekten çözemez, çünkü ego'nun kendisi sorundur.
İster kişisel ilişkilerde, ister örgütlerde ve kurumlarda ego'lar bir araya geldiklerinde, er ya da geç kötü şeyler olur: çatışma, sorunlar, güç mücadeleleri, duygusal ya da fiziksel şiddet vs. şeklinde şu ya da bu tür bir dram vuku bulur. Buna savaş, soykırım ve sömürü gibi ortak kötülükler de dahildir, bunların hepsi kitlesel bilinçsizlikten kaynaklanır. Dahası 'ego'nun sürekli direnmesi bedendeki enerji akışında kısıtlamalar ve tıkanıklıklar yaratarak bir çok hastalığa neden olur. Siz Var'lığa yeniden bağlandığınızda ve artık zihniniz tarafından yönetilmediğinizde, bu şeyleri de yaratmaz olursunuz. Artık dram yaratmaz ve drama katılmazsınız.
Her ne zaman iki ya da daha fazla ego bir araya gelse, şu ya da bu tür bir dram ortaya çıkar. Ama, siz tamamen yalnız yaşasanız bile, yine de kendi dramınızı yaratırsınız. Siz kendi halinize üzüldüğünüzde bu dramdır. Geçmiş ya da geleceğin şimdiyi örtüp karartmasına izin verdiğinizde, psikolojik-zaman yaratıyor olursunuz, ki o dramı oluşturan malzemedir. Siz şimdiki anın olmasına izin vererek onurlandırmadığınızda, dram yaratıyor olursunuz.
Çoğu insan kendi belli yaşam dramına aşıktır. Öyküleri onların kimlikleridir. Onlar tüm benlik duygularını ona yatırmışlardır. Onların -çoğunlukla başarısız olan-bir yanıt, bir çözüm ya da bir şifa arayışları bile bunun bir parçası haline gelir. Onların en çok korktukları ya da direndikleri şey dramlarının son bulmasıdır. Onlar zihinleri oldukları sürece, en çok korktukları ya da direndikleri şey kendi uyanışlarıdır.
Siz olanı tam olarak kabullenerek yaşadığınızda, bu yaşamınızdaki tüm dramın sonu olur.Bu durumda ne kadar uğraşırsa uğraşsın kimse sizinle bir tartışmaya giremez. Siz tam bilinçli bir insanla tartışamazsınız. Bir tartışma zihninizle ve zihinsel bir pozisyonla özdeşleşmeyi ve diğer insanın pozisyonuna direnmeyi ve tepki göstermeyi ima eder. Sonuç zıt kutupların karşılıklı olarak güçlenmesidir. Bunlar bilinçsizliğin mekanikleridir, çalışma biçimidir. Siz hala fikrinizi açık ve kesin bir biçimde söyleyebilirsiniz, ama onun ardında hiçbir tepkisel kuvvet, hiçbir savunma ya da saldırı olmayacaktır. Böylece o bir drama dönüşmeyecektir. Siz tam bilinçli olduğunuzda, artık çatışma içine girmezsiniz. 'Kendisiyle bir olan hiç kimse çatışmayı bile hayal edemez.' der Mucizeler Kursu. Burada kastedilen sadece diğer insanlarla çatışma değil, daha temel bir biçimde kendi içimizdeki çatışmadır, artık zihninizin talepleri ve beklentileri ile, olan arasında bir çatışma olmadığında içinizde de çatışma olmaz...
Şimdi'nin Gücü
Eckhart Tolle
Sevgi ve ışıkla kalın...
Persephone
Ego, siz orada tanık olan bilinç, yani izleyici olarak mevcut değilken yaşamınızı yöneten gözlemleyen zihindir. Ego kendisini düşman bir evrende ayrı bir parça olarak algılar, onun başka hiçbir varlıkla gerçek bir içsel bağı yoktur, o potansiyel tehtid olarak gördüğü ya da kendi amaçları doğrultusunda kullanmaya çalışacağı diğer egolar tarafından kuşatılmıştır. Temel ego kalıpları kendi yerleşik korkusu ve yoksunluk duygusuyla savaşacak şekilde tasarlanmıştır. Onlar direnme, kontrol, güç, aç gözlülük, savunma ve saldırıdır. Ego'nun bazı stratejileri son derece kurnazcadır, ancak onlar onun hiçbir sorununu gerçekten çözemez, çünkü ego'nun kendisi sorundur.
İster kişisel ilişkilerde, ister örgütlerde ve kurumlarda ego'lar bir araya geldiklerinde, er ya da geç kötü şeyler olur: çatışma, sorunlar, güç mücadeleleri, duygusal ya da fiziksel şiddet vs. şeklinde şu ya da bu tür bir dram vuku bulur. Buna savaş, soykırım ve sömürü gibi ortak kötülükler de dahildir, bunların hepsi kitlesel bilinçsizlikten kaynaklanır. Dahası 'ego'nun sürekli direnmesi bedendeki enerji akışında kısıtlamalar ve tıkanıklıklar yaratarak bir çok hastalığa neden olur. Siz Var'lığa yeniden bağlandığınızda ve artık zihniniz tarafından yönetilmediğinizde, bu şeyleri de yaratmaz olursunuz. Artık dram yaratmaz ve drama katılmazsınız.
Her ne zaman iki ya da daha fazla ego bir araya gelse, şu ya da bu tür bir dram ortaya çıkar. Ama, siz tamamen yalnız yaşasanız bile, yine de kendi dramınızı yaratırsınız. Siz kendi halinize üzüldüğünüzde bu dramdır. Geçmiş ya da geleceğin şimdiyi örtüp karartmasına izin verdiğinizde, psikolojik-zaman yaratıyor olursunuz, ki o dramı oluşturan malzemedir. Siz şimdiki anın olmasına izin vererek onurlandırmadığınızda, dram yaratıyor olursunuz.
Çoğu insan kendi belli yaşam dramına aşıktır. Öyküleri onların kimlikleridir. Onlar tüm benlik duygularını ona yatırmışlardır. Onların -çoğunlukla başarısız olan-bir yanıt, bir çözüm ya da bir şifa arayışları bile bunun bir parçası haline gelir. Onların en çok korktukları ya da direndikleri şey dramlarının son bulmasıdır. Onlar zihinleri oldukları sürece, en çok korktukları ya da direndikleri şey kendi uyanışlarıdır.
Siz olanı tam olarak kabullenerek yaşadığınızda, bu yaşamınızdaki tüm dramın sonu olur.Bu durumda ne kadar uğraşırsa uğraşsın kimse sizinle bir tartışmaya giremez. Siz tam bilinçli bir insanla tartışamazsınız. Bir tartışma zihninizle ve zihinsel bir pozisyonla özdeşleşmeyi ve diğer insanın pozisyonuna direnmeyi ve tepki göstermeyi ima eder. Sonuç zıt kutupların karşılıklı olarak güçlenmesidir. Bunlar bilinçsizliğin mekanikleridir, çalışma biçimidir. Siz hala fikrinizi açık ve kesin bir biçimde söyleyebilirsiniz, ama onun ardında hiçbir tepkisel kuvvet, hiçbir savunma ya da saldırı olmayacaktır. Böylece o bir drama dönüşmeyecektir. Siz tam bilinçli olduğunuzda, artık çatışma içine girmezsiniz. 'Kendisiyle bir olan hiç kimse çatışmayı bile hayal edemez.' der Mucizeler Kursu. Burada kastedilen sadece diğer insanlarla çatışma değil, daha temel bir biçimde kendi içimizdeki çatışmadır, artık zihninizin talepleri ve beklentileri ile, olan arasında bir çatışma olmadığında içinizde de çatışma olmaz...
Şimdi'nin Gücü
Eckhart Tolle
Sevgi ve ışıkla kalın...
Persephone
4 Ekim 2013 Cuma
Olumsuzluğu Kullanıp Bırakmak
Ego olumsuzluk yoluyla realiteyi kurnazca yönlendirip sonuçta istediği şeyi elde edebileceğine inanır. O, olumsuzluk yoluyla arzu ettiği bir koşulu kendisine çekebileceğine ya da istemediği bir koşulu ortadan kaldırabileceğine inanır. Mucizeler Kursu doğru biçimde, siz her ne zaman mutsuzsanız, bilinçaltında, mutsuzluğun istediğinz şeyi 'elde etmenizi sağlayacağı' inancına sahip olduğunuzu işaret eder. Eğer 'siz' (yani zihin) mutsuzluğun işe yaradığına inanmasaydınız, onu neden yaratacaktınız ki?Gerçek şu ki, olumsuzluk kesinlikle işe yaramaz. O, arzu edilen koşulu çekmek yerine, o koşulu yerinde tutar. Onun tek 'yararlı' işlevi ego'yu güçlendirmesidir ve işte bu yüzden ego onu sever.
Bir kez herhangi bir olumsuzluk biçimiyle özdeşleştiğinizde, onu bırakmak istemezsiniz ve derin bilinçaltı düzeyde, siz olumlu değişimi istemezsiniz. O sizin üzgün, öfkeli ya da haksızlığa uğramış kişi kimliğinizi tehtid edecektir. Siz o zaman yaşamınızdaki olumluyu görmezden gelir, yadsır (inkar eder) ya da baltalarsınız. Bu yaygın bir fenomendir. O aynı zamanda delicedir.
Olumsuzluk tamamiyle doğal olmayan bir şeydir. O psişik bir kirleticidir ve doğanın kirletilip tahrip edilmesi ile ortak insan psişesinde birikmiş yoğun olumsuzluk arasında derin bir bağ vardır. Gezegen üzerinde, insanlardan başka hiçbir yaşam formu olumsuzluğu bilmez, aynı şekilde insanlardan başka hiçbir yaşam formu kendisini besleyip yaşatanYerküre'yi kirletip zehirlemez. Siz hiç mutsuz bir çiçek ya da stresli bir meşe ağacı gördünüz mü? Siz hiç üzgün bir yunusla, kendini beğenmeyen bir kurbağayla, gevşeyemeyen bir kediyle, ya da nefret ve içerleme taşıyan bir kuşla karşılaştınız mı? Ara sıra olumsuzluğa benzer bir şey hissedebilen ya da sinirli davranış belirtileri gösteren hayvanlar, sadece insanlarla yakın temas içinde yaşayan ve böylece insan zihnine ve onun deliliğine bağlanan hayvanlardır.
Herhangi bir bitkiyi ya da hayvanı izleyin ve onun size olanı kabullenmeyi, Şimdi'ye teslim olmayı öğretmesine izin verin. Onun size Var'lığı öğretmesine izin verin. Onun size bütünlüğü, bir olmayı, kendiniz olmayı, gerçek olmayı öğretmesine izin verin. Onun size yaşamayı ve ölmeyi bir soruna dönüştürmemeyi öğretmesine izin verin....
Şimdi'nin Gücü
Eckhart Tolle
http://tr.wikipedia.org/wiki/Eckhart_Tolle
Sevgi ve ışıkla kalın...
Persephone
Bir kez herhangi bir olumsuzluk biçimiyle özdeşleştiğinizde, onu bırakmak istemezsiniz ve derin bilinçaltı düzeyde, siz olumlu değişimi istemezsiniz. O sizin üzgün, öfkeli ya da haksızlığa uğramış kişi kimliğinizi tehtid edecektir. Siz o zaman yaşamınızdaki olumluyu görmezden gelir, yadsır (inkar eder) ya da baltalarsınız. Bu yaygın bir fenomendir. O aynı zamanda delicedir.
Olumsuzluk tamamiyle doğal olmayan bir şeydir. O psişik bir kirleticidir ve doğanın kirletilip tahrip edilmesi ile ortak insan psişesinde birikmiş yoğun olumsuzluk arasında derin bir bağ vardır. Gezegen üzerinde, insanlardan başka hiçbir yaşam formu olumsuzluğu bilmez, aynı şekilde insanlardan başka hiçbir yaşam formu kendisini besleyip yaşatanYerküre'yi kirletip zehirlemez. Siz hiç mutsuz bir çiçek ya da stresli bir meşe ağacı gördünüz mü? Siz hiç üzgün bir yunusla, kendini beğenmeyen bir kurbağayla, gevşeyemeyen bir kediyle, ya da nefret ve içerleme taşıyan bir kuşla karşılaştınız mı? Ara sıra olumsuzluğa benzer bir şey hissedebilen ya da sinirli davranış belirtileri gösteren hayvanlar, sadece insanlarla yakın temas içinde yaşayan ve böylece insan zihnine ve onun deliliğine bağlanan hayvanlardır.
Herhangi bir bitkiyi ya da hayvanı izleyin ve onun size olanı kabullenmeyi, Şimdi'ye teslim olmayı öğretmesine izin verin. Onun size Var'lığı öğretmesine izin verin. Onun size bütünlüğü, bir olmayı, kendiniz olmayı, gerçek olmayı öğretmesine izin verin. Onun size yaşamayı ve ölmeyi bir soruna dönüştürmemeyi öğretmesine izin verin....
Şimdi'nin Gücü
Eckhart Tolle
http://tr.wikipedia.org/wiki/Eckhart_Tolle
Sevgi ve ışıkla kalın...
Persephone
24 Eylül 2013 Salı
9 Eylül 2013 Pazartesi
4 Ağustos 2013 Pazar
Göçmen Çiçek
| GÖÇMEN ÇİÇEK Aykırı bir uçurumum yolunun üzerinde
Elini uzatacağın dalları yamacında saklayan
Birden bire patlayan Bir çığlığım sessizliğinde Ele-güne karşı seni utandıran Yaz günü palto giyerim Ceplerim dolu şiir Gören beni deli sanır Adım kaçığa çıkar Keşke kaçsam Keşke kaçabilsem şu dünyadan. Aykırı bir şiirim kitabının arasında Kargacık burgacık bir yazıyla yazılmış Sondan okumaya başla Nokta koy her dizenin önüne Anlamaya çalış... Bedeninin bir noktasından dalıp Yüreğini bulabilirim Geceyse başlar yastığa düşerse
Ve yorgunsa yüzün
Yıldızları soluğumla bir bir ateşleyip Kandiller gibi baş ucuna koyabilirim... Ey bütün tufanların ardında Bulduğum dinginlik! Göçmen çiçeği dünyanın Köklerini ardısıra sürükleyen çılgınlık! Madem ki yaşam bu Madem ki taşın taş olmaktan öte Bir umarı yok Bir türkü söyle kadınım Yürüsün dünyaya mutluluk... Yağıyor incecik bir yağmur dışarda Yüzün çamurlar üstünde tüten buhur Islak toprak kokusu Doluyor odama Sıkılıyorum Kitapların üstüme yıkılacağından Korkuyorum şimdi Yel esiyor söküyor duvardaki bir resmi Yerine senin yüzünü koyuyor. Yüzün şimdi karşımda Yüzün akşam karanlığında Toprağın üstüne bırakılmış Bir demet çiçek gibi parlıyor.. O zaman açıyorum Bütün perdeleri O zaman yakıyorum Bütün ışıkları Camları darmadağın ediyorum Yüzünü avuçlarıma alıyorum Alnını öpüyorum Dünyayı öper gibi... Sana uzanamadığım gün Ellerim yok sanıyorum Senin bakışlarını yakalayamadığım gün Gözlerim yok... O zaman bir yumruk Bütün gücüyle vuruyor Eski bir piyanonun tuşlarına Binlerce martı kayalıklara çarparak ölüyor Ay ışığı tutkal gibi Yapışıyor pencereme Açamıyorum perdeleri Şiir yok artık Türkü dindi.. Meyvelerini taşıyamayan Ağaçlar gibiyim Sularını taşıran ırmaklar gibi.. Bu kadar mutluluk çok bana Onu günlere Onu aylara bölmeliyim Ve bir tek gülüşünü senin Kutlamalıyım yıllarca... Sana yüreğimde bir sürgün yeri Göçüp konacak Bir toprak yaratsam Kadınım, sarışınlığının bittiği anı Gizli bir esmerliğe eklesem.. Göçmen çiçek Her yerin yabancısı Yolların, yolların ötesinde Bize bir tek Yarınlar kaldı Göğün tükenip, denizin Başladığı yerde... Ahmet Erhan Uğurlar olsun... 04.08.2013 Sevgi ve ışıkla kalın.... Persephone |
29 Temmuz 2013 Pazartesi
HASRETİNDEN PRANGALAR ESKİTTİM
Seni anlatabilmek seni.
İyi çocuklara, kahramanlara.
Seni anlatabilmek seni,
Namussuza, halden bilmeze,
Kahpe yalana.
Ard- arda kaç zemheri,
Kurt uyur, kuş uyur, zindan uyurdu
Dışarda gürül- gürül akan bir dünya...
Bir ben uyumadım,
Kaç leylim bahar,
Hasretinden prangalar eskittim.
Saçlarına kan gülleri takayım,
Bir o yana
Bir bu yana...
Seni bağırabilsem seni,
Dipsiz kuyulara.
Akan yıldıza.
Bir kibrit çöpüne varana.
Okyanusun en ıssız dalgasSına
Düşmüş bir kibrit çöpüne.
Yitirmiş tılsımını ilk sevmelerin,
Yitirmiş öpücükleri,
Payı yok, apansız inen akşamdan,
Bir kadeh, bir cigara, dalıp gidene,
Seni anlatabilsem seni...
Yokluğun, Cehennemin öbür adıdır Üşüyorum, kapama gözlerini...
AHMED ARİF
Sevgi ve ışıkla kalın...
Persephone
8 Temmuz 2013 Pazartesi
Uğurlar Ola
Bazen gözlerin görmez, kulakların duymaz, sesin çıkmaz olur...
Çığlıkların sessizliğinde boğulurken,
İnsanların gördüğü yalnızca gülen yüzündür...
O kadar çok kurmak istediğin cümle varken,
Hepsi bir bir boğazında düğüm olur...
Acıyı gözlerinle görüp, yüreğinde hissederken,
Çaresizliğine kahrederken,
İsyanın içinde bir çığ gibi büyürken,
Karanlık gidişe dur demek bencilliğindendir...
Oysa ki o gidiş, O'nun kurtuluşudur...
Gitmek kurtuluşsa lakin, bırak gitsin...
Neden bunca hüzün, bu yüreğindeki iç çekiş...
Seni seviyorum...
Seni seviyorum...
Ve hep seveceğim...
Uğurlar ola...
Sevgi ve ışıkla kalın...
Uğurlar ola...
Sevgi ve ışıkla kalın...
Persephone
15 Mayıs 2013 Çarşamba
Her Yeni Yaş İçindir
Beni bundan böyle
Beklese-beklese
Hüzün bekler,
Çağırsa-çağırsa
Hüzün.
Neden mi?
Neden olacak..
O kadar gezilip görüldü ki..
Hep ben bir şeyden,
Bir yer’den
Bir kimse’den uzaktaydım
Ve kendimden.
Ölüm beklemez beni..
Çünkü, ben gene de
Bir şeye,
Bir yer’e
Ya da bir kimseye giderken de
Kendimden uzakta olacağım.
İşte
Bunun adı hüzündür.
Özdemir Asaf
Sevgi ve ışıkla kalın...
Persephone
7 Mayıs 2013 Salı
Göğe Bakma Durağı
İkimiz birden sevinebiliriz göğe bakalım
Şu kaçamak ışıklardan şu şeker kamışlarından
Bebe dişlerinden güneşlerden yanab otlarından
Durmadan harcadığım şu gözlerimi al kurtar
Şu aranıp duran korkak ellerimi tut
Bu evleri atla bu evleri de bunları da
Göğe bakalım
Falanca durağa şimdi geliriz göğe bakalım
İnecek var deriz otobüs durur ineriz
Bu karanlık böyle iyi afferin Tanrıya
Herkes uyusun iyi oluyor hoşlanıyorum
Hırsızlar polisler açlar toklar uyusun
Herkes uyusun bir seni uyutmam bir de ben uyumam
Herkes yokken biz oluruz biz uyumayalım
Nasıl olsa sarhoşuz nasıl olsa öpüşürüz sokaklarda
Beni bırak göğe bakalım
Senin bu ellerinde ne var bilmiyorum göğe bakalım
Tuttukça güçleniyorum kalabalık oluyorum
Bu senin eski zaman gözlerin yalnız gibi ağaçlar gibi
Sularım ısınsın diye bakıyorum ısınıyor
Seni aldım bu sunturlu yere getirdim
Sayısız penceren vardı bir bir kapattım
Bana dönesin diye bir bir kapattım
Şimdi otobüs gelir biner gideriz
Dönmeyeceğimiz bir yer beğen başka türlüsü güç
Bir ellerin bir ellerim yeter belleyelim yetsin
Seni aldım bana ayırdım durma kendini hatırlat
Durma kendini hatırlat
Durma göğe bakalım
Turgut Uyar
Sevgi ve ışıkla kalın...
Persephone
Şu kaçamak ışıklardan şu şeker kamışlarından
Bebe dişlerinden güneşlerden yanab otlarından
Durmadan harcadığım şu gözlerimi al kurtar
Şu aranıp duran korkak ellerimi tut
Bu evleri atla bu evleri de bunları da
Göğe bakalım
Falanca durağa şimdi geliriz göğe bakalım
İnecek var deriz otobüs durur ineriz
Bu karanlık böyle iyi afferin Tanrıya
Herkes uyusun iyi oluyor hoşlanıyorum
Hırsızlar polisler açlar toklar uyusun
Herkes uyusun bir seni uyutmam bir de ben uyumam
Herkes yokken biz oluruz biz uyumayalım
Nasıl olsa sarhoşuz nasıl olsa öpüşürüz sokaklarda
Beni bırak göğe bakalım
Senin bu ellerinde ne var bilmiyorum göğe bakalım
Tuttukça güçleniyorum kalabalık oluyorum
Bu senin eski zaman gözlerin yalnız gibi ağaçlar gibi
Sularım ısınsın diye bakıyorum ısınıyor
Seni aldım bu sunturlu yere getirdim
Sayısız penceren vardı bir bir kapattım
Bana dönesin diye bir bir kapattım
Şimdi otobüs gelir biner gideriz
Dönmeyeceğimiz bir yer beğen başka türlüsü güç
Bir ellerin bir ellerim yeter belleyelim yetsin
Seni aldım bana ayırdım durma kendini hatırlat
Durma kendini hatırlat
Durma göğe bakalım
Turgut Uyar
Sevgi ve ışıkla kalın...
Persephone
27 Nisan 2013 Cumartesi
sessizlik...
Sessizlik gecenin içinde,
Bir çığ gibi büyürken...
Soğuk, taş kaldırımlarda
Eze eze geçiyorum ayak izlerini...
Her attığım adım sana doğru giderken,
Sensizliğim bir haykırış, bir isyan...
Kayboluyorum gecenin matemini tutan karanlıkta...
Ardımda ne bana ne de sana ait bir iz var...
Sevgi ve ışıkla kalın...
Persephone
Bir çığ gibi büyürken...
Soğuk, taş kaldırımlarda
Eze eze geçiyorum ayak izlerini...
Her attığım adım sana doğru giderken,
Sensizliğim bir haykırış, bir isyan...
Kayboluyorum gecenin matemini tutan karanlıkta...
Ardımda ne bana ne de sana ait bir iz var...
Sevgi ve ışıkla kalın...
Persephone
Aysel Git Başımdan
Aysel git başımdan ben sana göre değilim
Ölümüm birden olacak seziyorum.
Hem kötüyüm karanlığım biraz çirkinim
Aysel git başımdan istemiyorum.
Benim yağmurumda gezinemezsin üşürsün
Dağıtır gecelerim sarışınlığını
Uykularımı uyusan nasıl korkarsın, hiçbir dakikamı yaşayamazsın.
Aysel git başımdan ben sana göre değilim.
Benim için kirletme aydınlığını, hem kötüyüm karanlığım biraz çirkinim
Islığımı denesen hemen düşürürsün, gözlerim hızlandırır tenhalığını
Yanlış şehirlere götürür trenlerim.
Ya ölmek ustalığını kazanırsın, ya korku biriktirmek yetisini.
Acılarım iyice bol gelir sana, sevincim bir türlü tutmaz sevincini.
Aysel git başımdan ben sana göre değilim.
Ümitsizliğimi olsun anlasana hem kötüyüm, karanlığım biraz, çirkinim.
Sevindiğim anda sen üzülürsün.
Sonbahar uğultusu duymamışsın ki içinden bir gemi kalkıp gitmemiş, uzak yalnızlık limanlarına.
Aykırı bir yolcuyum dünya geniş,
Büyük bir kulak çınlıyor içimdeki.
Çetrefil yolculuğum kesinleşmiş.
Sakın başka bir şey getirme aklına.
Aysel git başımdan ben sana göre değilim, ölümüm birden olacak seziyorum, hem kötüyüm, karanlığım biraz, çirkinim.
Aysel git başımdan seni seviyorum...
Attila İlhan
Sevgi ve ışıkla kalın...
Persephone
Ölümüm birden olacak seziyorum.
Hem kötüyüm karanlığım biraz çirkinim
Aysel git başımdan istemiyorum.
Benim yağmurumda gezinemezsin üşürsün
Dağıtır gecelerim sarışınlığını
Uykularımı uyusan nasıl korkarsın, hiçbir dakikamı yaşayamazsın.
Aysel git başımdan ben sana göre değilim.
Benim için kirletme aydınlığını, hem kötüyüm karanlığım biraz çirkinim
Islığımı denesen hemen düşürürsün, gözlerim hızlandırır tenhalığını
Yanlış şehirlere götürür trenlerim.
Ya ölmek ustalığını kazanırsın, ya korku biriktirmek yetisini.
Acılarım iyice bol gelir sana, sevincim bir türlü tutmaz sevincini.
Aysel git başımdan ben sana göre değilim.
Ümitsizliğimi olsun anlasana hem kötüyüm, karanlığım biraz, çirkinim.
Sevindiğim anda sen üzülürsün.
Sonbahar uğultusu duymamışsın ki içinden bir gemi kalkıp gitmemiş, uzak yalnızlık limanlarına.
Aykırı bir yolcuyum dünya geniş,
Büyük bir kulak çınlıyor içimdeki.
Çetrefil yolculuğum kesinleşmiş.
Sakın başka bir şey getirme aklına.
Aysel git başımdan ben sana göre değilim, ölümüm birden olacak seziyorum, hem kötüyüm, karanlığım biraz, çirkinim.
Aysel git başımdan seni seviyorum...
Attila İlhan
Sevgi ve ışıkla kalın...
Persephone
25 Nisan 2013 Perşembe
Bahar Gelmiş Memleketime
Uzun ince bir yolda ilerliyorum,
Çocukluğuma doğru...
İçim kıpır kıpır,kelebekler uçuşuyor...
Heyecanlıyım..
Dört bir yanım sarı ayçiçek tarlaları...
Her biriyle tek tek selamlaşıyorum...
Güneşin ışıltısı, denize yansımış...
Deniz; henüz üzerinde uyunmamış çarşaf gibi...
Maviliği için için yakıyor insanı...
Çocukluğumun en güzel anılarından biri bu deniz,
İlk kulaç atışımı hatırlatıyor, gülümsüyorum...
Kuşlar birbirleriyle şakalaşıyorlar...
Sanki arada da bana göz kırpıyorlar...
Hoşgeldin anılarına dercesine...
Sağımı solumu bembeyaz papatyalar süslemiş...
Duvağı yüzüne örtülü gelin gibi...
Alamıyorum bakışlarımı üzerlerinden...
Görmeye değer manzara;
Yağlı boya tablo misali...
Rüzgar bir anda hamle yapıyor,
O da ne!
Camdan içeri süzülen erguvan kokusu,
Ohhhh mis..
Çekiyorum ciğerlerime..
Verirken soluğumu,
Bırakmak istemiyorum...
Öyle güzel ki,
Ama ne çare!
Bilmez miyim her güzel şeyin, bir sonu olduğunu...
Şehre girerken gözlerime inanamıyorum,
Babamın elimden tutup, götürdüğü lunapark...
Halen dimdik ayakta,
Bir damla süzülüyor yanağımdan...
Babam ve ben...
Yüreğimde hüzün, inceden bir sızı...
Avucumdan kayan çocukluğum...
Deli gibi ordan oraya koşuşturduğum kırlar...
Tırmanmaktan yorulmadığım akasya ağaçlarım, erik ağaçlarım...
Çoluk çocuk, genç, yaşlı
Traktör tepesinde yol adığım kiraz bahçelerim...
Caddelerinde taklar kurulmuş 23 nisan şenliklerim...
Gözümünün önünden geçen bir çok fotoğraf karesinden kesitler...
Ne de güzel anılar bırakmışım geride, bu şehirden ayrılırken...
Şimdi şimdi anlıyor insan...
Oysa ki her yaz tatilinde İstanbul'dan bu güzel şehre dönerken,
İki gözüm iki çeşme ağlardım...
Her şey değişiyor zamanla,
Başka bir pencereden bakar oluyor insan ...
İşte hayat...
Çocukken ağlaya ağlaya geldiğim bu şehir,
Bugün yüzümde tebessüm bırakıyor...
İyiki gelmişim, bugün bu şehre detirtiyor...
Çocukluk anılarımın şehri Tekirdağ'a
Sevgi ve ışıkla kalın..
Persephone
Çocukluğuma doğru...
İçim kıpır kıpır,kelebekler uçuşuyor...
Heyecanlıyım..
Dört bir yanım sarı ayçiçek tarlaları...
Her biriyle tek tek selamlaşıyorum...
Güneşin ışıltısı, denize yansımış...
Deniz; henüz üzerinde uyunmamış çarşaf gibi...
Maviliği için için yakıyor insanı...
Çocukluğumun en güzel anılarından biri bu deniz,
İlk kulaç atışımı hatırlatıyor, gülümsüyorum...
Kuşlar birbirleriyle şakalaşıyorlar...
Sanki arada da bana göz kırpıyorlar...
Hoşgeldin anılarına dercesine...
Sağımı solumu bembeyaz papatyalar süslemiş...
Duvağı yüzüne örtülü gelin gibi...
Alamıyorum bakışlarımı üzerlerinden...
Görmeye değer manzara;
Yağlı boya tablo misali...
Rüzgar bir anda hamle yapıyor,
O da ne!
Camdan içeri süzülen erguvan kokusu,
Ohhhh mis..
Çekiyorum ciğerlerime..
Verirken soluğumu,
Bırakmak istemiyorum...
Öyle güzel ki,
Ama ne çare!
Bilmez miyim her güzel şeyin, bir sonu olduğunu...
Şehre girerken gözlerime inanamıyorum,
Babamın elimden tutup, götürdüğü lunapark...
Halen dimdik ayakta,
Bir damla süzülüyor yanağımdan...
Babam ve ben...
Yüreğimde hüzün, inceden bir sızı...
Avucumdan kayan çocukluğum...
Deli gibi ordan oraya koşuşturduğum kırlar...
Tırmanmaktan yorulmadığım akasya ağaçlarım, erik ağaçlarım...
Çoluk çocuk, genç, yaşlı
Traktör tepesinde yol adığım kiraz bahçelerim...
Caddelerinde taklar kurulmuş 23 nisan şenliklerim...
Gözümünün önünden geçen bir çok fotoğraf karesinden kesitler...
Ne de güzel anılar bırakmışım geride, bu şehirden ayrılırken...
Şimdi şimdi anlıyor insan...
Oysa ki her yaz tatilinde İstanbul'dan bu güzel şehre dönerken,
İki gözüm iki çeşme ağlardım...
Her şey değişiyor zamanla,
Başka bir pencereden bakar oluyor insan ...
İşte hayat...
Çocukken ağlaya ağlaya geldiğim bu şehir,
Bugün yüzümde tebessüm bırakıyor...
İyiki gelmişim, bugün bu şehre detirtiyor...
Çocukluk anılarımın şehri Tekirdağ'a
Sevgi ve ışıkla kalın..
Persephone
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)



