31 Temmuz 2016 Pazar

Gün Bu Gün

,
Sen orada ben burada
Ne kadar adil bu dünya,
Mutluluk iki dudak arasında...
Güneş tepemde doğuyor bugün,
Akşamda tepemde batacak bu gün...
Varsın olsun akşam...
Aydınlıklar hepimizin...
Teselliler hep göğsümüzün sol tarafında...
Neşeyle doğsa da güneş,
Hep bir hüzünle batıyor...
Gel birlikte doğuralım günü,
Birlikte aydınlatalım bugünü...
Elele son verelim hüzünlere...
Güneş tepemizde batsa da,
Ay dünyamızı aydınlatsın...
Yıldızlar parlatsın geleceğimizi...
Aydınlıklar bizim olsun,
Karanlıklar gömülsün toprağa...


SEVGİ ve IŞIK'la kalın...
Persephone

devamını oku →

29 Temmuz 2016 Cuma

Dijital Aşk

,
İnternette tanışıp evlenen çiftlerin ilişkilerinin kötü gitmesi ve ayrılmaları daha olasıdır. Doğru mu Yanlış mı?















Yanlış. Bu türde yapılan ve 20.000 Amerikalıyı kapsayan 2013 yılına ait bir araştırma internette veya internet dışında tanışan evli çiftlerin aynı mutluluk puanlarına sahip olduğunu bulgulamıştır. Son derece mutsuz= 1, Kusursuz= 7 olan bir ölçekte internette tanışan çiftler için ortalama mutluluk skoru 5,64 iken internet dışında tanışanlar için bu skor 5,48'dir. Yani, illa bir etkiden bahsedeceksek, internette tanışan çiftler ilişkilerinde daha mutlular. Keza, saha araştırması süresince (yedi yıl) ayrılan çiftlerin oranı internette tanışanlarda (yüzde 5,96) diğerlerine göre (yüzde 7,67) daha azdı.
Peki eşinizle nerede tanıştığınız gerçekten önemli mi? İnternette tanışanlara bakacak olursanız, hiç önemli değil. Bu yüzden bir erkekle barda tanışmışsanız, ilişkinizin sonunun kötü biteceğini söyleyen parlak magazin dergilerinin Doğru Erkek mi Yoksa Bu Gecelik Doğru mu? adlı anketlerini bir kenara atabilirsiniz. Sanal dünyada tanışan çiftlerin ayrılık oranları azıcık daha fazladır, ama bunun dışında pek bir fark yok.
Tahmin edeceğiniz üzere, internette tanışmanın en popüler yolu arkadaşlık siteleridir. Bu durumda bazı sitelerin diğerlerinden daha iyi olup olmadığı sorusu akla gelmektedir. Hiç kuşkusuz alan araştırmasını yaptıran(öncü arkadaşlık sitelerinden birinin pazarlama yöneticileri) kişilerin aklında bu soru vardı. Neyse ki bu şirket araştırmacılara verileri manipüle etmeleri için hiçbir baskı yapmadı ve çeşitli arkadaşlık sitelerinde bir fark bulunmadı.
Yani yalnızsanız alacağınız ders basit: hemen gidip birini bulun. İnternette mi yoksa dışarıda mı tanıştığınızın hiçbir önemi yok. Gerçekten de, eğer amacınız evlilikse, söz konusu araştırmanın dayandığı gerçeği bilmeniz gerekir: artık her üç evlilikten biri internette başlıyor.




Kitap: psy-q  
Yazar: Ben Ambridge


SEVGİ ve IŞIK'la kalınız...
Sevgiler...

devamını oku →

28 Temmuz 2016 Perşembe

Hasta Odası

,
Hafif solgun, uykulu, acılara şahitlik etmiş bir hastane odasındayım. Penceresinden gecenin ıssızlığı eşliğinde, bahçesini seyrediyorum şimdi. Kulaklığımdan yükselen ses; Bülent Ortaçgil'in sesi 'Sensiz Olmaz' diyor... Kimbilir kimler gözyaşları içinde hastalarına, kaybettiklerine sensiz olmaz demişti bu bahçede...
Havanın serinliğinde binalar gözümde daha bir devleşiyor, taşları daha bir soğuk geliyor. Sokak lambasının ışığında ağaçlar daha bir yeşil. Camda asılı şanlı bayrağımız daha bir kırmızı.
Havanın deniz tuzu karışmış taze yaz kokusunu içime çekerken, hastanelerin o tuhaf kokusunu almaz olduğumu farkettim. Asıl tuhaf olan insanın her şeye alışıyor olması oysa ki. Yıllar yılı hastane koridorlarında dolaşmak bu kokuya karşı beni hissizleştirmiş. Bir çok şeye hissizleştiğim gibi. Alıştıkça hissizleşiyor insan. Sıradanlaşıyor alışılmaması gerekenler. Bir tuhaf duygu yitimi...
Odanın içine dalıyor gözlerim. Kimler gelip geçmişti bu odadan. Canlandırmaya çalışıyorum gözümde. Yapamıyorum. Kim acıları  görmek ister ki gören gözleriyle? Bembeyaz duvarlar sağlığın timsali gibi. Bu duvarlar arasından kimileri mutluluklarıyla, kimileri acılarıyla birlikte ayrılıyor.  Çare arayana çare olamamak zor. İnsan merhem olmak istiyor yaralara. Biliyorum ki herkesin bir derdi var, hangi derde çare olayım...
Koridordan gelen bir hastanın acılı haykırışı uzaklaştırıyor beni düşüncelerimden. Daha bir sessizleşiyor, içime kapanıyorum iyiden iyiye...
Dua ediyorum; 'Allah'ım dünyadaki tüm acıları dindir' diye.

Acılar da biz insanoğlu için mutluluklar da...




SEVGİ ve IŞIK'la kalın...
Persephone
devamını oku →

27 Temmuz 2016 Çarşamba

Sosyal Yatırım Sayesinde Hayatta Kalmak ve Serpilmek

,
Sosyal desteğe duyduğumuz ihtiyaç yalnızca kafamızın içinde değildir. Evrim psikologları sosyal bağlar ve ilişkiler kurmaya duyduğumuz ihtiyacın biyolojik yapımızın bir parçası olduğunu söylemektedirler. Olumlu bir sosyal bağ kurduğumuzda salgılanan haz verici oksitosin hormonu huzursuzluğumuzu azaltarak odaklanma yetimizi arttırır. Her sosyal bağlantı kardiyovasküler, nöro-endokrin ve bağışıklık sistemlerimizi güçlendirir, dolayısıyla ne kadar fazla bağ kurarsak o kadar sağlıklı hale geliriz.
Sosyal destek için öyle bir biyolojik ihtiyacımız vardır ki bedenimiz onsuz düzgün çalışmaz. Örneğin sosyal temasın olmayışı bir yetişkinin kan basıncına 30 puan ekleyebilmektedir. Chicago Üniversite'sinde psikolog olan John Caicoppo 'Yalnızlık' adlı ufuk açıcı kitabında otuz yıldan fazla bir zamana yayılan çalışmaları derlemiştir. Cacioppo kitabında sosyal bağlantıların yoksunluğunun bazı hastalıklar kadar ölümcül olabileceğini ortaya koymuştur. Doğal olarak bu durum fizyolojik açıdan da zarar vermektedir. 24.000 çalışan üzerinde yapılmış olan ulusal bir araştırmanın sonuçları, sosyal bağı zayıf olan kişilerin, sosyal bağları güçlü olanlara oranla iki ya da üç kat daha fazla depresyon yaşadığını ortaya koymuştur.
Diğer yandan, sağlam bir sosyal desteğe sahip olduğumuzda daha dayanıklı hale geliriz, hatta bu durum hayat süremizi bile etkileyebilmektedir. Bir araştırmada kalp krizi geçirdikten sonraki altı ay boyunca duygusal destek alan kişilerin, almayanlardan üç kat daha fazla yaşama şansına sahip oldukları ortaya konmuştur. Meme kanseri destek gruplarının ameliyat olan katılımcıların yaşamını iki kat uzattığı bir araştırmayla ortaya konmuştur. Araştırmacılar sosyal desteğin kişilerin yaşam süresinde sigara içmek, yüksek tansiyon, obezite ve spor kadar etkililolduğunu göstermişlerdir. Bir grup doktorun ifade ettiği üzere, 'Bir cankurtaran botunu denize indirirken kimse mobilyaları saklayıp yiyecekleri denize atmaz. Eğer insan hayatının bir bölümünden vazgeçmek zorundaysa bir arkadaşla geçirilen zaman listenin en sonunda olmalıdır: Hayatta kalmak için bu bağ gereklidir.' Denizdeyken yalnızca sala değil, saldaki arkadaşlarına da sarılanların suyun üzerinde kalacakları görünmektedir.


Kitap: Mutluluk Avantajı
Yazar: Shawn Achor


SEVGİ ve IŞIK'la kalın...
Persephone
      
devamını oku →

24 Temmuz 2016 Pazar

Algı Yönetimi

,


'Düşüncelerimiz kendimize mi aittir?' Sorusuna cevaplarınızı çok merak ediyorum. Tabii ki bana aittir, bu ne biçim soru diyebilirsiniz. Aslında düşüncelerimiz gerçek anlamda bize ait değiller. Düşüncelerinin kendine ait olduğunu düşünen kişi büyük bir yanılgı içindedir. İnsanların düşüncelerinin kendine ait olduğunu düşünmesi yani algısının yönetilebilmesi, algı yönetiminin başarılı bir sonucudur.
Algı yönetimi ilk olarak Amerika Savunma Bakanlığı tarafından tanımlanmış olsa da tarihi çok eskiye dayanıyor. Aristoteles 'Retorik' adlı kitabında bir ikna teorisi geliştirerek algı yönetimi ile ilgili ilk teorik çalışmayı yapmış.
Amerikan Savunma Bakanlığı'nın Algı Yönetimi tanımı şu şekilde: 'Kitlelerin duygu, düşünce, amaç, mantık, istihbarat sistemleri ve liderlerini etkileyerek seçili bilgilerin yayılması ve durdurulması; bunun sonucunda hedef davranış ve düşüncelerinin hedefleyenin istekleri doğrultusunda yönlendirilmesi. Algı yönetimi gerçekler, yansıtma, yanıltma ve psikolojik operasyonarın bir bütünüdür.' Algı yönetiminin en kısa tanımı ise hedef insan veya toplumu hedef alanın istediği şekilde düşünmeye ikna etmek için etkilemektir.
Algı yönetiminin ilk örneğini Amerika'nın Irak işgalinde görüyoruz. Amerikan kamuoyunda Irak'ın elinde kitle imha silahları olduğu ve bu silahları masum halkın üzerinde kullanacağı algısı yaratılmış. Böylece Irak'a yapılacak müdahalenin, Birleşmiş Milletler kararıyla uluslararası hukuka uygun hale getirilmiştir. İşgal sonrası hiç kimse kitle imha silahlarının nerede olduğunu sormamıştır. Bu başarının ardından yeni yüzyılın gizli silahı algı yönetimi; medya, siyaset, reklam ve şirketler tarafından yaygın bir şekilde kullanılmaya başlanmıştır. Sosyal medyada algı yönetiminden nasibini almıştır.
Algı yönetiminin amacı, insanların en güçlü organları olan beyinlerine nüfuz ederek onları dış dünyayı 'istenilen şekilde' algılamalarını sağlamak ve böylece yargılarınında istenilen yönde şekillenmesini sağlamaktır.   
Bireyin beklentileri ve istekleri algılanan uyarıcı ile ilgili olması gerekmektedir. Kısacası neyin, nasıl algılandığı bireyin ihtiyaç ve beklentileri ile doğru orantılıdır (Freud). Bu bağlamda da neyi nasıl agıladığımız tamamen beklentilerimizle ilgili.
Sosyal medyada aklımıza, mantığımıza, beklentimize uygun paylaşım gördüğümüzde hiç düşünmeden saniyeler içinde diğer kişilerle paylaşıyoruz. Bu paylaşımlar virüs gibi yayılıyor ve neye hizmet ettiklerini gerçek anlamda bilmiyoruz... Çok fazla bilgi ortalıkta dolaşıyor ve bu bilgiler kimler tarafından yayılıyor bilmiyoruz...
Ülke olarak zorlu bir süreçten geçiyoruz. Neye hizmet ettiğini bilmediğimiz bilgi paylaşımlarını, sosyal medyada paylaş düğmesine basmadan önce uzun uzun düşünmeliyiz...


Algımıza sahip çıkalım:)








Kaynak:
Ümit Özdağ 'Algı Yönetimi'
'İnternet'


SEVGİ ve IŞIK'la kalın...
Persephone

devamını oku →

14 Temmuz 2016 Perşembe

Pygmalion Etkisi

,

Romalı şair Ovidius'a göre heykeltıraş olan Kıbrıs prensi Pygmalion bir mermer parçasına baktığında mermerin içindeki heykeli görebiliyordu. Efsaneye göre Pygmalion, Galatea adında bir kadında kendi idealini, tüm tutku ve umutlarının doruğunu görmüştü. Bir gün mermeri yontmaya başladı ve vizyonunu taşa somutlaştırdı. İşini bitirdiğinde geri çekilerek eserine baktı. Heykel çok güzeldi. Galatea bir kadından daha fazlaydı: Bu heykel bütün umutları, bütün rüyaları, bütün olasılıkları ve tüm manayı ifade ediyordu; heykel güzelliğin ta kendisiydi. Pygmalion kaçınılmaz olarak heykele aşık oldu.     
Pygmelion elbette bir aptal değildi ve taştan bir kadına aşık olmamıştı. Onun aşık olduğu şey, idealinin hayata geçebilmesinin mümkün olmasıydı. Pygmalion tanrıça Venüs'e ona hayat vermesi için yalvardı. Venüs onun isteğini kabul ederek Galetea'yı canlandırdı. Pygmalion ile insan olan heykeli mutlu bir aşk yaşadılar.
Tabii bu bir efsane ama hayatımızda önemli bir yere sahip. Pygmalion etkisine bilim insanları iki faklı isim daha vermekte; 'Beklenti Etkisi', 'Kendini Gerçekleştiren Kehanet'. Bunun kısa bir açıklaması; bir kişinin potansiyeline olan inancınız, o kişinin potansiyelini hayata geçirir.
Hızlıca günümüze döndüğümüzde bu konu ile ilgili bir çok yapılmış çalışma görüyoruz. Bunlardan en tanınmış psikoloji deneylerinden biri Brain Rosenthall'e ait.
Brain Rosenthall liderliğindeki bir grup araştırmacı bir ilkokula giderek zeka testleri uygulamışlardır. Araştırmacılar daha sonra öğretmenlere her sınıftan akademik yıldızlar olarak tanımlanabilecek, gelişim potansiyeli en fazla üç öğrenciyi bildirmişlerdir. Öğretmenlerden araştırmanın sonuçlarını öğrencilerle paylaşmalarını istemiş ve onlara ne daha fazla ne daha az zaman ayırmaları konusunda uyarı yapmışlardır. Sonraki yıl öğrenciler bir kez daha teste alınmış ve ismi verilen bu üç öğrenci gerçekten de en yüksek notları almışlardır.
Bu üç öğrenci deneyin başında teste tabi tutulduklarında kesinlikle ve mutlak olarak sıradandı. Araştırmacılar bu çocukları gelişigüzel seçmiş ve öğretmenlerine becerileri konusunda yalan söylemişlerdi. Ama deneyden sonra bu öğrenciler gerçekten akademik yıldızlara dönüşmüşlerdi. Peki, bu üç sıradan çocuğun sıra dışı hale gelmesine ne neden olmuştu? Öğretmenlerin bu çocuklara onları etkileyecek hiçbir şey söylemememiş olmasına ve tüm öğrencielere aynı zamanı ayırmalarına karşın iki kritik şey gerçekleşmişti. Öğretmenlerin bu çocuklara inancı gayri ihtiyari olarak onlara yansımıştı. Daha da önemlisi bu sessiz mesajlar çocuklar tarafından algılanmış ve gerçeğe dönüşmüştü. Bu olgu 'Pygmalion Etkisi' olarak adlandırılır.
Pygmalion etkisi hayatımızın her yerinde. Aile yaşantımızda, arkadaş ilişkilerimizde, işimizde... Dile getirelim ya da getirmeyelim beklentilerimizin kendisi bir gerçeğe dönüşebilir. Bu etkinin her zaman gerçekleşeceğini varsaymak yanlış olabilir ama bu etkinin varlığını bilmek de şöyle bir cebimizde dursun...
İnsanlar onlardan nasıl bir davranışı bekliyorsak o şekilde davranırlar...


SEVGİ ve IŞIK'la kalın...
Persephone    
devamını oku →

13 Temmuz 2016 Çarşamba

Tüketiyoruz

,
Yürüyorum hızlıca,
Zamanla yarışıyorum,
Duruyorum arada,
Yalnızca bir yudum nefes almak için...
Bir sağa bir sola savruluyorum.
Kim farkında bunun benden başka? 
İnişler, çıkışlar... 
Kim görüyor bunları benden başka? 
Kimse!
Çünkü bu savruluş; benim! 
Bu iniş çıkışlar; benim!
Bugün giymek ister misin benliğimin örtüsünü? 
Anlamak, gerçekten anlamak ister misin beni? 
Bugün bir kez benim yerime nefes almak ister misin? 
Bakmak ister misin benim penceremden? 
Var mı buna cesaretin? 
Bir kez de senin bulunduğun yeri, benim gözlerimle görmek ister misin?
Nasıldır durduğun yer!!!
Ne kadar kolay insanları yargılamak...
Kendi adaletinle dar ağacına yollamak...
Bir başkasının duygularını, varlığını hiçe saymak...
Görmezden gelmek...
Ucuz ve seviyesiz politikalar üretmek...
Değersizleştirmek, hiçe saymak...
Ne kadar kolay değil mi?
Bir insanı anlamamak!
Anlamaya çalışmamak..
Tüket, 
Durmadan tüket, 
Her şeyi tüket,
İnsanı,
Duyguları,
Dünyayı,
Değerleri,
Dostlukları,
Arkadaşlıkları,
Akrabalıkları,
Aşkları....
Yozlaştır dilediğince...
Basite indirge bir çok şeyi...
Ucuz bir dedikodu gibi...
Unut gün gelip, devranın döneceğini...
Unut ki; rahat rahat ezip geçebilesin önüne gelen her şeyi...
Ne uğruna?
Bunu sen de gayet iyi biliyorsun!
Bir hiç uğruna!!!
Doğduk, beşyüz milyonda bir ihtimalle...
Ne büyük şans değil mi aslında? 
Söylemesi bile zor 'beşyüz milyonda bir!'
Ve işte her şeye rağmen, beşyüz milyonda bir ihtimale rağmen, sen de ben de yaşıyoruz...
Bugün sen benden üstünsün, yarın ben senden...
Aslında kimse, kimseden üstün değil...
Bu yalnızca; 
Bir yanılgı... 
Yanılsama...
Algıda seçicilik...
Ve sana küçük bir sır vereyim mi?
'Sen de ben de öleceğiz,
Seni de beni de bir avuç toprak örtecek...'
Bilmem anlatabildim mi?

SEVGİ ve IŞIK'la kalın...
Persephone





devamını oku →

12 Temmuz 2016 Salı

kafamda deli sorular

,
Gerçek ve hayal arasındaki fark ne? 
Kim söyleyebilir bunu? 
Yarattığın gerçekliğin, hayalden ibaret olmadığını kim kanıtlayabilir sana?
İnandıklarından ibaret değil mi gerçeklerin?
Ne gerçek, ne hayal... 
Ayırt edebilir misin bunu? 
Sen inanmak istediğin için değil mi gerçeklerin? 
Sen yaratmadın mı gerçeklerini? 
Sen seçmedin mi inandıklarını?
Yoksa inandıklarını öğrettiler mi sana? 
O zaman sen de gerçek değilsin!!!
Sen öyle inandığın için, öyle olsun istiyorsun her şey!!!
Sen öyle düşünürken, ben niye böyle düşünüyorum? 
Farkı yaratan ne? 
Karakterimiz mi? 
Kişiliğimiz mi?
Bizi eğiten öğretmenlerimiz mi? 
Bizi büyüten ailelerimiz mi? 
Hangisi? 
Bilmiyorsun... 
Anlam veremiyorsun hiçbir şeye...
Farklı insanlar, farklı bakış açıları...
Doğru tek doğru mu? 
Yanlış tek yanlış mı? 
Peki ya gerçek tek mi? 
Din, dil, ırk ayırt eder mi? 
Nedir bizi farklı kılan? 
Hayallerimiz mi? 
Neden farklıyız? 
Gerçek tekse, doğru tekse, yanlış tekse?
Söylesene! 
Söyleyemezsin di mi? 
Sen de bilmiyorsun, tıpkı benim gibi!!!
İnanmak istiyorsun! 
Öyle olsun istiyorsun! 
Yalnızca...
Benim ben!!! 
Her şey benim diye haykırmak istiyorsun dünyaya!!!
Yalan mı?
Yanlış mı? 
Belki evet! Belki de hayır! 
Belki de tek gerçeği sen değil, ben biliyorum!
Ya öyleyse! 
Evet evet gerçeği, doğruyu, yanlışı, neyin hayal olduğunu ya bir tek ben biliyorsam!!! 
Ne olacak şimdi?
Çıkmaz sokaktasın BİNGO!!!
Ah insanoğlu!!!
İşte o kocaman egonla karşı karşıyasın, hadi şimdi ayıkla pirincin taşını!!!


SEVGİ ve IŞIK'la kalın...

Persephone
devamını oku →