28 Aralık 2015 Pazartesi

Kendime Düşünceler - Marcus Aurelius Antoninus

,

marcus aurelius antoninus




M.S. 121'de Roma'da doğan Marcus Aurelius M.S. 161'de Roma imparatoru oldu.Tarihte az rastlanılır olan İmparator - Filozof Marcus Aurelius, stoacı düşünceden etkilendiği 12 kitaptan oluşan eseri Kendime Düşünceler'i, 170 - 180 yılları arasında askeri harekatlar sırasında yunanca olarak kağıda döker. Kitabı basmak amacıyla değil, kendine notlar olarak yazmıştır.  
Stoacılar için insanın temel amacı mutluluktur. Mutluluğa ulaşmak içinse doğaya uygun yaşamak gerekir.
Marcus Aurelius Kendime Düşünceler'i stoacı felsefinin süzgecinden geçirerek notlarını düşüyor. Bir insanın her sabah uyanıp aynaya bakarak kendisiyle yüzleşmesi gibi kendisiyle yüzleşiyor Marcus ve vicdanını sorguluyor.
Kendime Düşünceler; 1. kitap Marcus'un hayatına anlam katan herkese ve her şeye teşekkürle başlıyor ve 12. kitap sonuna kadar kendine öğütler ve düşünceleri ile devam ediyor.
Kendime Düşünceler; yaşam kılavuzu niteliğinde bir kitap. Bir başucu kitabı.

12 Kitaptan oluşan Kendime Düşünceler'den alıntılar:
  • Dostlarına özen göstermeyi, onları sıkmamayı, ne de onlara düşkünlük göstermeyi; her durumda kendi kendine yetmeyi ve dinginliği. İleriye bakmayı, her şeyi, en önemli ayrıntıları bile düzenlemeyi, ama bunun gösterişsizce yapmayı... Her şeyde ölçülü ve kararlı olmayı, yeniliklere karşı kabaca davranmamayı ne de bunlar için yanıp tutuşmayı.
  • Başkalarının ruhunda olup bitenlerin ayrımına varamadığı için mutsuz olan bir insana rastlamak zordur; ama kendi ruhunun devinimlerinin ayırımına varmayan bir insanın mutsuz olması kaçınılmazdır.
  • Hiçbir zaman istemine karşı, bencilce, düşüncesizce ya da gönülsüzce davranma; birbirine karşıt nedenler sürüklemesin seni; düşünceni allayıp pullayarak güzelleştirmeye çalışma. Fazla konuşmaktan, gereğinden fazla işe karışmaktan kaçın... İçin huzur dolu olsun, başkalarının sağlayabileceği yardıma ya da dinginliğe gereksinimin olmasın. Kısaca dimdik durmalısın, başkaları ayakta tutmamalı seni.
  • Şeyleri, fikrini zorla kabul ettirmek isteyen kimsenin yargıladığı ya da senin onları yargılamanı istediği gibi değil, gerçekte olduğu  gibi gör.
  • Her zaman mutlu yaşayabilirsin, çünkü doğru yolu izlemek, ona göre düşünmek ve davranmak senin elindedir. Şu iki ilke Tanrı'nın ve insanların ve her ussal yaratığın ruhlarının ortak niteliğidir; başkalarının seni engellemesine izin verme, kendi iyiliğini doğruyu istemekte ve doğru davranmakta ara ve arzularını buna göre sınırlandır.
  • Bir şeyi başarmak sana zor geliyorsa, bunun insan yeteneğini aşan bir şey olduğunu düşünme hemen; tersine, bir şey olanaklı ve insanın yapabileceği bir şeyse, senin de onu başarabileceğini düşün.
  • Olmayan şeyleri varmışlar gibi düşünme, var olan şeyler arasından en hoşuna gidenleri seç, eğer olmasalardı, onları nasıl isteyeceğini düşün. Ama sahip olmaktan mutluluk duyduğun şeyleri aşırı değerlendimemeye alıştır kendini; yoksa onları bir gün yitirirsen sarsılırsın.
  • Kendi kendime acı vermek yaraşmaz bana, çünkü başkasına hiçbir zaman isteyerek acı vermedim.
  • Utanmazın biri seni incitirse, hemen şunu sor kendine: ''Dünyada utanmazların bulunmaması olanaklı mıdır?'' Olanaksızdır. Öyleyse olanaksız olanı isteme; çünkü bu insan da dünyada var olması kaçınılmaz olan utanmazlardan biridir. Bu düşünceyi, bir hırsızla, bir hamle, ya da başka bir kötü insanla karşılaştığında da aklında tut, çünkü bu tür insanların var olmalarının olanaksızlığını anımsar anımsamaz,  onlara daha kolay katlanırsın.
  • Birinin yaptığı her eylemde, kendi kendine: ''Bu adam bu eylemiyle neyi amaçlıyor?'' diye sormaya alıştır kendini, olabildiğince. Ama kendinden başla; önce kendini incele.
  • Birisi beni küçümseyecek mi? Varsın küçümsesin. Ama ben kendi adıma kimsenin küçümsenecek bir şey yaptığımı ya da söylediğimi görmemesi için özen gösteririm. Birisi benden nefret mi edecek? Varsın etsin. Ama ben herkese karşı iyiliksever ve iyi niyetli olmayı sürdüreceğim, özellikle de  o kişiye hatasını göstermeye hazır olacağım; ama onu kınayarak ya da sabrımla ona gösteriş yapmaksızın, içtenlikli ve sevecen bir biçimde yapacağım buınu, tıpkı ünlü Phocion gibi; eğer olduğundan başka türlü görünmüyorsa. Çünkü insan, tanrılara hiçbir şeye öfkelnmeye ya da yakınmaya eğilimli olmayan birisi gibi görünmek için yüreğinin derinliklerinde böyle olmalıdır. Çünkü şu anda doğana uygun olanı yapıyorsan, evrensel doğa için uygun olanı şu ya da bu yolla ortak yararını gerçekleştirilmesi için çaba harcayan bir insan gibi hoşnutlukla karşılıyorsan, başına ne kötülük gelebilir?
  • Her şey senin düşüncene bağlı; düşüncen de sana. Bunun için, istediğin zaman düşünceni ortadan kaldır, burnu döner dönmez, dingin bir denizde, tek bir dalganın bile olmadığı bir koyda bulursun kendini.     
Kitap: Kendime Düşünceler
Yazar: Marcus Aurelius Antoninus
Çeviri: Ceyda Eskin
Sayfa: 142
Oda Yayınları


SEVGİ ve IŞIK'la kalın...
Persephone
   
devamını oku →

27 Aralık 2015 Pazar

Hayvanlardan Tanrılara Sapiens - Yuval Noah Harari

,

yuval noah harari


Kitabın yazarı 1976 doğumlu Yuval Noah Harari Oxford Üniversite'sinde tarih doktorasını tamamlamış. Şimdilerde Kudüs Üniversitesin'de Tarih Bölümü'nde dünya tarihi dersleri veriyor. Kitabı, ''Hayvanlardan Tanrılara Sapiens''i dört ana başlıkta ele almış: ''Bilişsel Devrim'', ''Tarım Devrimi'', ''İnsanoğlunun Birleşmesi'', ''Bilimsel Devrim''.
Son zamanlarda okuduğum en etkileyici kitaplardan biri '' Hayvanlardan Tanrılara Sapiens''. 2,5 milyar yıl önce Doğu Afrika'da insanlığın doğumuyla başlayan ve günümüze gelen Homo Sapiens'in gelişimini yalın, anlaşılır bir dille anlatmakta Harari.

Kitapta anlatılan bir çok konu günümüzden veya tarihten örneklerle detaylandırılıyor, bu da anlatılan konuyu akılda kalıcı kılıyor. Kitapta Türkiye'den ve Osmanlı tarihinden bir çok örnekle karşılaşıyor ve şaşırıyorsunuz. Tabii benim gibi kitabın başında yer alan minik yazılarla not düşülmüş yayıncının notunu gözden kaçırdıysanız. Yazar Harari, orjinal metinde yer almayan ancak kitabın yayınlanacağı her ülkeye özel değişiklikler yapmış. Gerçekten etkileyici ve güzel bir düşünce.
Harari; Homo Sapiens'in hoşgörüsüz bir canlı olduğunu, bilim iklimle bağdaştırsa da Homo Sapiens'in ayak bastığı her yerde canlı türlerinin çoğunluğunu yok ettiğini savunuyor.
İnsanların dedikodu becerilerinin, insanlığın ilerlemesinde çok büyük payı olduğunu iddia ediyor. Bunu da insanların dedikodu sayesinde kime güvenebileceğine dair bilgi, küçük grupların daha büyük gruplara dönüşmesine, dolayısıyla Homo Sapiens'in daha sıkı ve karmaşık işbirliği yöntemleri geliştirmesine yol açmasıyla açıklıyor.
Tarım Devrimi'ni neredeyse insanlık tarihinin talihsizliği olarak görüyor ve avcı - toplayıcı iken Homo Sapiens'in beslenmesinin daha çeşitli olduğunu, doğanın sırlarını daha iyi bildiklerini, Tarım Devrimi'nin insanlığın elindeki gıda miktarını arttırdığını ancak daha iyi beslenme yaratmadığını ve bununla birlikte nüfus patlamasına yol açarak şımarık seçkinler yarattığını ortaya koyuyor.
Paranın, mitlerin insan üzerindeki büyük etkisini, imparatorlukları, dini, mutluluğu, emparyalizmi, kapitalizmi, teknolojiyi mercek altına alıyor ve insalığın geleceği için ürkütücü senaryoları dile getiriyor.
Kitap, bir çok şeye farklı bir bakış açısı kazandırıyor.
Harari, kitabının son sözünde okurun tam kalbine nişan alıyor. ''Tanrıya Dönüşen Hayvan''.




SONSÖZ
TANRIYA DÖNÜŞEN HAYVAN

 70 bin yıl önce, Homo Sapiens hala Afrika'nın bir köşesinde kendi işiyle meşgul olan önemsiz bir hayvandı. İlerleyen bin yıllarda kendisini tüm gezegenin efendisi ve ekosistemin baş belasına çevirecek dönüşümü gerçekleştirdi. Bugün ise bir Tanrı haline gelmenin, sadece ebedi gençliğin değil, yaratmak ve yok etmek gibi ilahi beceileri de ele geçirmenin arifesinde.
Maalesef dünyadaki Sapiens rejimi şu ana kadar gurur duyabileceğimiz çok fazla şey üretmedi. Etrafımızı şekillendirdik, gıda üretimini arttırdık, şehirler yaptık, imparatorluklar kurduk, çok uzak ve geniş ticaret ağları oluşturduk, ama dünyadaki acıyı azalttık mı? Tekrar vurgulamakta fayda var, insan gücündeki büyük artış birey olarak Sapiens'in durumunu daha iyi hale getirmedi ve genellikle diğer hayvanlara çok büyük acılar çektirdi.
Geçtiğimiz on yıllarda nihayet insanların durumuyla ilgili bazı somut gelişmeler sağlayabildik ve kıtlığı, salgınları ve savaşı azaltabildik. Öte yandan, diğer hayvanların durumu her zamankinden de hızlı kötüleşiyor ve insanların durumundaki düzelme de hem çok yeni, hem de kesinlikle emin olmak için henüz çok erken.
Dahası, insanların yapabildikleri olağanüstü şeylere rağmen hedeflerimiz konusunda  değiliz ve her  zamanki kadar memnuniyetsiziz. Kano ve kadırgalardan buharlı gemilere ve uzay mekiklerine vardık ama kimse nereye gittiğimizi bilmiyor. Her zamankinden daha güçlüyüz ama bunca güçle ne yapacağımızı bilmiyoruz. Daha da kötüsü, insanlar her zamankinden daha sorumsuz gibiler. Uymamız gereken yegane yasalar fizik yasaları ve kendi kendini yaratmış küçük tanrılar olarak kimseye hesap vermiyoruz. Diğer hayvanları ve etrafımızdaki ekosistemi sürekli mahvediyoruz ve bunun karşılığında sadece kendi konforumuzu ve eğlencemizi düşünüyoruz, üstelik tatmin de olmuyoruz.
Ne istediğini bilmeyen, tatminsiz ve sorumsuz tanrılardan daha tehlikeli bir şey olabilir mi?

YUVAL NOAH HARARI
HAYVANLARDAN TANRILARA SAPİENS

Kitap: Hayvanlardan Tanrılara Sapiens
Yazar:Yuval Noah Harari
Çeviri: Ertuğrul Genç
Sayfa: 411
Kolektif Kitap
SEVGİ ve IŞIK'la kalın...
Persephone
devamını oku →

21 Aralık 2015 Pazartesi

Nostaljik Pazartesi: Fısıltı

,
Neler hissetmişim, neler yaşamışım da kalemim dile gelmiş yıllar öncesinde... Ne çok şey değişiyor insan hayatında. İnişler, çıkışlar... Zorlu bir yolda ilerlerken ne fırtınalar kopuyor yürekte. Geçmişin kapılarını aralarken nasıl da hüzünlü bir tebessüm beliriveriyor insanın yüzünde. Sevgili E.Q'nun ''nostaljik pazartesi'' fikrini sevmem en çok ta geçmişe atılan o minik geri adımlar...
31.10.2013 tarihinde yazmışım FISILTI yı...


SEVGİ ve IŞIK'la kalın...
Persephone
devamını oku →

Dünya Yuvarlaktır

,



Sakince oturup izliyorum insanları, hiçbir şey düşünmeden, hiçbir yorumda bulunmadan. Yalnızca izliyorum, yorumlarımı sonraya bırakıyorum.
İzlenim edinmeye devam etmek istiyorum. Yapamıyorum. Duraksıyorum ve kendimi sorguluyorum; ''Bu izlenmleri edinirken ne kadar objektifim acababa?'' ''Benlik duygumu bir kenara bırakabildim mi?''
Elimden geldiğince tarafsız bakmaya çalışıyorum. Sorularım sürekli kafamda dönüyor ve tek tek soruyorum kendime: ''Herkes kendini iyi ve mükemmel görürken bu dünyada yaşanan kötülüklerin kaynağı kim? Herkes olayları kendi bakış açısından yorumlarken ne kadar haklı? Neden empati yapmak, yapabilmek bu kadar güç? Neden iyinin, doğrunun ne olduğunu kendisinin bildiğini iddia eder insan?''
Dünya karşıt fikirlerle dolu. Toplumun genel geçer kuralları, doğruları var. Peki bunlardan birine karşı çıktığımızda yanlış mı yapmış oluruz? Haksız mıyızdır? İnsan her zaman haklı olamaz, eğer her zaman haklı olduğunu düşünüyorsa ortada bir yanlış vardır. Herkesin doğru kabul ettiğine yanlış diyorsa da haksız olduğu söylenemez kimi zaman. Bunun en güzel örneklerinden biri kabul ettiğim Galileo. Galileo dünya yuvarlaktır dediğinde tüm kabul görmüş fikirlere karşı çıkmış ve idam edilmek istenmemiş miydi? Bugün ise dünyanın yuvarlak olduğunu hepimiz kabul ediyoruz.
Her birimiz olayları, dünyayı farklı algılıyoruz. Olaylar karşısında tutum ve davranışlaımız birbirinden çok farklı. Kendi talep ve ihtiyaçlarımız doğrultusunda bir çok yargıya varıyoruz. Yaşanan olaylara ben gözüyle bakarsak her zaman haklıyızdır. İnsanların sen gözüyle de bakmaya ihtiyaçları vardır. Bu bakış açısını kazanamıyorsak zamanla kaybeden olmaya mahkum olur, yalnızlaşırız.
Yine kafamda deli sorular beliriyor:
''Önce ben demeden yaşayabiliyor muyuz? Şu yaşadığımız maddi dünyada manevi duygularımız mı güçlü yoksa önce maddi değerlerimiz mi geliyor bizim için? Olaylara bakış açım objektiftir diyebilir miyiz? Bu dünyada iyilik dolu bir kalbe sahip olduğumuzu iddia edebilir miyiz? Karşımızdakileri acımasızca yargılarken, kendimizi sorgulamayı düşünüyor muyuz?''
Önce insan kendi içine dönmeli... Birini yargılayacaksa, önce kendinden başlamalı... Bunu başarabildiğimiz gün bir adım daha ilerlemiş olacağız... Belki o zaman iyilik dolu kalplerin varlığından söz edebileceğiz...

SEVGİ ve IŞIK'la kalın...
Persephone
     

devamını oku →

15 Aralık 2015 Salı

NOSTALJİK PAZARTESİ: KENDİN OL

,
Sevgili blogger arkadaşımız EQ geçen hafta güzel bir fikirle çıkageldi karşımıza: ''Nostaljik Pazartesi.''
Geçmişte yazmış olduğumuz, sararmaya yüz tutmuş yazılarımızı gün yüzüne çıkartıyoruz yeniden. Bu fikir bir çok blogger arkadaşımızın da çok hoşuna gitti, tabii ki benim de. Neden olmasın dedik ve mazide yazdıklarımızı her pazartesi yad ediyoruz artık.
Ben de 7 Nisan 2014'te yazmış olduğum ''Kendin Ol '' yazımı hatırladım ve tekrar sizlere görücüye çıkardım;)

Yazıyı okumak, bir göz atmak  için tık tık ---> Kendin Ol


SEVGİ ve IŞIK'la kalın
Persephone
devamını oku →

6 Aralık 2015 Pazar

Siddhartha

,
siddartha
Kimi zaman hayatı, yaşam amacımızı, mutluluğumuzu sorgularız. Bir arayış içindeyizdir ama ne aradığımızı bilmeyiz. Bilmek, bilgi neden gerekli? Bitip tükenmeyen öğrenme isteği neden kaynaklanır? Belki kendimizi, hayatı, insanları tanıma, anlama, kavrama isteğinden meydana gelir.
Siddhartha; Hesse'nin bireysel bunalımların çözümünü doğu felsefesinde arayışının bir örneğidir.    
Roman kahramanı Siddhartha'nın önünde tek bir hedefi bulunuyor: Arınmış olmak, susamalardan arınmış. Ölerek kendinden kurtulmak, ben olmaktan çıkmak, boşalmış bir yürekle dinginliğe kavuşmak, benliksiz düşünmelerle mucizelere kapıları açmak, işte buydu onun hedefi. Ben tümüyle saf dışı bırakılıp öldürüldü mü, gönüldeki tüm tutku ve dürtülerin sesleri kısıldı mı, işte o zaman gözlerini açacaktı en son şey, varlıktaki artık Ben olmayan öz, o büyük giz.
Siddhartha; bu hedefine ulaşmak için tuhaf yollardan geçecekti. Bir Brahman olarak başladığı hayatına aradığını bulmak için en sevdiği insan, gölgesi Govinda ile birlikte çilekeşlerin peşine düşecek onlardan; soğuk ve sıcakta yaşamayı, aç kalmayı, nefsini terbiye etmeyi öğrenecekti. Buddha'yla tanışacak, öğretisini öğrenecek ve bununla da yetinmeyecekti. Bir kente doğru yola çıkacak orada Kamala'dan sevme sanatını, Kamaswami'den ticaret sanatını öğrenecekti. Ancak bunlarda ruhunu doyurmayacaktı.
Ve özüne, aradığını bulmaya tekrar ormana döncekti Yine bir çocuk olup, yeniden başlayabilmek için ırmağın kıyısında yaşayan, kayıkçı Vasudeva'nın (Sanskritçe'de Irmak Tanrısı anlamına gelir) yanına yerleşecek, gerçek bilgiye burada ulaşacak, aydınlanacak ve içinde aradağı Atman'a ulşacaktı.
Siddhartha'nın bu tuhaf yolunu izlerken, konunun içine çekiliyor, bir çok şeyi sorgulmaya başlıyorsunuz. Bir yol, bir öğreti sunuyor Hesse size. Bazı kitaplar, dönüp tekrar okutur kendini. Ben ikinci kez okudum. Tekrar dönüp okuyacağım belki de kimbilir.

Kitap: Siddhartha
Yazar:Hermann Hesse
Sayfa Sayısı: 148
Can Yayınları

SEVGİ ve IŞIK'la kalın...
Persephone

devamını oku →