17 Ağustos 2014 Pazar

SİMAV'ın ÇIĞLIĞINI DUYAN YOK...

,
17 Ağustos 1999'da yaşanan o korkunç depremde, deprem bölgesine gitmeyi çok istedim, ancak şartlar uygun olmadığı için gidemedim... Hep içime dert oldu, yaşanan acıları gördükçe acım iki katı artıyordu... Simav depremi sonrası, sevgili Vural abim ''kızım Simav'a gider misin? '' dedi. Nedenini, niçinini bile sormadım. ''Giderim,'' abi dedim... Hiç bir şey yapamasam da insanların dertlerine, acılarına ortak olmak istedim... Ve öyle de oldu...
Simav depremi sonrası; kuzenim İpek'le vurduk çantamızı sırtımıza, düştük Simav yollarına... İşte hikayemiz...


Simav'da çektiğim fotoğraf ve röportajlardan hazırladığımız videoyu izleyebilirsiniz....

Video için tık tık;)

Öncelikle Simav halkına bize kucak açtıkları ve sevgiyle karşıladıkları için Alim Ateş'e Simav yolculuğumuzda yol gösterici olduğu için... Simav yollarında beni yalnız bırakmayan kuzenim İpek Zeynep Köken'e keyifli yol arkadaşlığından dolayı... Beni bu konuda yüreklendiren canım abim Vural Şerifoğlu'na... Müziğiyle destek olan Gürol Ağırbaş'a sonsuz teşekkürler...



Hürriyet Pazar'da 2011 tarihinde çıkan yazımız;
Füsun Aneyzi - Vural Şerifoğlu Fotoğraflar: Füsun ANEYZİ
http://www.hurriyet.com.tr/pazar/18483305.asp?gid=59

19 Mayıs’ta, Simav’da 5.9 büyüklüğünde

bir deprem oldu. Geride bıraktığı hayatlar 

acımasızca sarsılmaya devam ediyor. 

Ama gündemde kendine yer bulamıyor. 

17 Ağustos Körfez Depremi’nin 12’nci yıldönümünden 

birkaç gün önce birilerinin Simav’daki 

depremzdelerin çığlığını duyması umuduyla...

Simav’a gelirken öfkeli yüzlerle karşılaşacağımızı düşünmüştük. Oysa gördüğümüz, tarifi güç bir ruh haliydi. Alim Ateş, Türk Telekom emeklisi. Simavlının sözcüsü gibi konuşuyor. Her gelene beyhude olduğunu bile bile bugüne kadar yaşananları anlatıyor:
“Kış bitince zorluklar biraz hafifler sanıyorduk. Soğuk hava bir dertti, şimdi sıcak ayrı bir dert. Yaşlısı da genci de dayanamıyor. Görüyorsun, birkaç ağaç gölgesi var sığınacak. Bu kadar insana hangi biri yeter? Gece çadıra girsen nefes alamazsın. Dışarıda yatarsın, sabaha kadar sivrisineklerle boğuşur, toz toprak olursun. Başımıza geldi, n’apalım, diyorduk. Ama devlet depremi öğrendi, bizi çaresiz bırakmaz, diyorduk. Çabuk unutulduk. Hadi ben emekliyim, üç kuruş maaşım var. Peki günlük siftahıyla yaşayan esnaf ne yapsın? Tek ziyaretçileri alacaklılar.”
Bu hızlı unutuluşun şaşkınlığı aslında çadırkentteki herkesin yüzüne yansımış. Beklentisi kalmamış insanlar toprağa serilmiş şiltelerin üzerinde sizi izliyor. Yine de her gördükleri yabancıya, seslerini duyurmaya aracı olur umuduyla yaklaşıyorlar. Yaşlı amcalar, teyzeler, “Dönünce derdimizi anlat evlat” diye ellerimize sarılyor. Utanıyoruz.
Bir başka yaşlı amca sık sık öksürükle kesilen kısık sesiyle anlatıyor: “Burada bin kişiye bir tuvalet düşüyor, baş edilir gibi değil. Zaten temiz çamaşırı, giysiyi unuttuk. Banyo için bizi belediye otobüsleriyle kaplıcaya taşıyorlar ama yaşlılar için bu da zor. Kış, yaşlıları kötü vurdu, hepsi halsiz düştü. Tuvalete zor gidiyorlar. Çocuklar kendilerini koruyamıyor. Doğru dürüst beslenemiyorlar zaten. Hepsinin rengi soldu. Eskisi gibi oyun oynayıp koşturamıyorlar. Halleri yok. Çadırlarda bütün gün yatıyorlar. Buradan hasta çıkacak hepsi.”

KİMSENİN UMURUNDA DEĞİLİZ KEŞKE DEPREMDE ÖLSEYDİK
Nimet Teyze’nin çadırına doğru yürüyoruz. Bir çeşmenin önündeki yalakta kirli bulaşıklar duruyor. Çocuklardan biri rengi kara sarıya dönmüş suyla oynuyor.
“Bugün çeşmenin suyu çok zayıf akıyor. Kusura bakmayın bulaşıkları yıkayamadık...” Nimet Teyze’ye cevap vermek istiyorum da ne denir? Bilemiyorum. Çadırın önündeki naylon örtüden içeri başımı uzatıyorum. Toprak zemine atılmış yataklarda iki çocuk derin bir uykuda. Çadırın içinden yüzüme doğru çarpan boğucu hava nefesimi kesiyor. Dayanılır gibi değil.
Nimet Teyze öğretmen emeklisi. “Kızımın eviydi” diyor. “Daha borcu vardı evin. Emekli ikramiyemi vermiştim. Çabuk ödeyelim diye dersanede çalıştım. Boşa gitti hepsi. Kiraya gidemeyiz, gelen bütün para banka borcuna gidiyor. Ev az, onların da kirası ödenecek gibi değil. 300 liralık evler 800 oldu. Bir de ev sahipleri depremzede olduğumuzu öğrenince yıllık kirayı peşin istiyor.”
Çocuklardan birinin ağlaması duyuluyor. Nimet Teyze içeri girdiğinde sözü donuk bakışlı kadınlardan biri alıyor: “Bu çadırlarda daha ne kadar yaşayabiliriz diye düşünürken bunu da kaybedeceğiz. Çadırları, gidin başka yerde kurun diyorlar. Buraya panayır kuracaklarmış. Görüntüyü bozuyoruz. Gözden uzak bir yere çekip gitmemizi istiyorlar.”
Çadırın önü giderek kalabalıklaşırken, öfkeli sesler konuşmaya içimizi acıtan hıçkırıklarla devam ediyor. “Burda can kaybı olmadı diye seviniyorduk ama galiba ilgi çekmek için can kaybı olması gerekiyormuş. Aslında buradaki çoğu kişi kısa sürede canını kaybedecek ama kimsenin umrunda olmayacak. Keşke depremde ölseydik!” Yaşlı amcalardan biri giriyor araya: “Öyle deme kızım, Allah büyük. Elbette bunun da bir çaresini bulunur.”

BİR TELEVİZYONU BİLE ÇOK GÖRDÜLER BİZE
Nimet Teyze çadırdan telaşla çıkıyor: “Emre çok ateşlenmiş. İçerisi çok sıcak, bir şilte atalım da dışarıda yatsın, hava alsın.” Kızlardan biri: “Bir bez ıslatıp getireyim, rahatlatır çocuğu” diyerek çeşmeye doğru koşuyor.
Alim Amca yorgun adımlarla yanımıza gelerek, “Hanımlar dertli değil mi?” diyor. “Canları çok sıkılıyor. Bir ara bir televizyon getirmişlerdi. Habercilere poz verdiler sonra onu da aldılar. İşi olanlar ilk günlerde belediyenin servisleriyle gidip geliyordu, sonra o servisleri de kaldırdılar. Çoğu kişi gidemediği için işinden çıkarıldı. Allah beterinden korusun diyoruz ama ne çare. Kış gelecek yine. TOKİ kışa evlerinizi yetiştiririz demişti ama daha hiçbir şeye başlanmadı. Nasıl olacak bilmem ki!”




SEVGİ ve IŞIK'la kalın...
Persephone





28 yorum :

  1. söyliycek hiçbirşey bulamıyorum :( emeğine sağlık...

    http://misstuti.blogspot.com.tr/

    YanıtlaSil
  2. Ya inanmıyorum hala yaraların sarılmamış olmasına.
    Evet biz İzmit olarak çok kayıp verdik ve evet biz 17 ağustostan önce deprem nedir bilmedik ama ölümün , yıkımın azı çoğu olmaz.
    Çok üzüldüm çok.
    Partiler ( o, bu diye ayırt etmiyorum şu durumda) oy istemeye gelince istiyorlar da niye kimsenin elinden tutmuyorlar.
    Yapın bişiler az yada çok . Sonra istemeye yüzünüz olsun. Yazık. 3 yıldır duyarsız kalmış olmaları çok yazık.
    Teşekkür ederim sana da ....

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Yok Gülaycım 2011 yılına ait bu yazı yayınlamamıştım... Depremden iki ğç ay sonra gittim Simav'a... İzmit depreminin yıldönümü diye yayınladım... Şu anki durumu bilmiyorum...:(

      Sil
    2. Tamam canım . Yani burası türkiye her şey olabilir çünkü :(

      Sil
    3. Sen de haklısın canım... İzmit ve Van'da olanları da gördük yıllarca oradaki insanlar acı çekti:(

      Sil
  3. Eşimle her akşam haberleri izlediğimizde tek bir şey söylüyoruz: "Allah bizi devlete muhtaç etmesin"...

    YanıtlaSil
  4. Biz balık hafızalı bir millet değildik ama niye neden böyle olduk bilmiyorum. Yüzyıllık osmanlı tarihinden tut, cumhuriyete ait bütün tarihleri ezbere bilirizde, felaketleri pek hatırlamayız.
    Kaç zamandır aklımdasın, gelemedim bloğuna da Füsun. Yine hassasiyet gösterip, harika bir başlıkla yazmışsın yazını. Soluksuz okudum Simav daki desteğini ve yardımlarınızı. 17 Ağustosu Yalova da ailem, ben istanbulda yaşadık. en çok yıkımın ve can kaybının olduğu yerlerden biri Yalova dır. Hacı Mehmet ovası, kumdan kaleler gibi yıkıldı ve bir sürü akrabamızı kaybettik o dönem. Hatırlamak istemediğim bir dönem ama Türkiye de ki deprem gerçeğinden kaçamayacağımız gerçeği var önümüzde.
    Allah bir daha yaşatmasın, hala Yalova da, ehli olmayan müteahitler ev yapıyor, hemde aynı yere. Hacı mehmet ovasına ve inanır mısın, evler peynir ekmek gibi satılıyor orada.
    Kimse benim başıma da gelir demiyor. Alan razı, satan razı hesabı. Denetimde yoktur yeni yapılarda sanmıyorum.
    Bu konuda, sabaha kadar yazar-çizer-konuşurum, neyse doldurmayayım alanını.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Biz çok garip bir milletiz, çoktandır bundan eminim... Cehalet tavan yapmış, vicdan ise çoğu insanda kalmamış... İnsanlar aman bana bir şey olmasında kime ne olursa olsun diyor artık... Çoğunluk görmüyor olan biteni, zaten çok umursadıklarını da düşünmüyorum büyük bir çoğunluğun... Ben kimseyi kaybetmedim o büyük depremde çok şükür ama gerçekten yüreğimden çok şey kopup gitti... Allah siz ve sizin gibi yakınlarını kaybedenlere sabır versin, hiç kolay değil... Hayata biraz daha farklı bakmayı öğrenmeli insanlar, daha duyarlı olmalı... Başımıza ne gelecek bilmiyoruz, aslında dediğiniz gibi deprem kuşağında bir ülkeyiz ve ne zaman tekrar böyle bir büyük depremle karşı karşıya kalacağımız belli değil... Ve eminim devletin bu konuda bir hazırlığı da yoktur... Halk zaten çoktan unuttu... Bir daha başa gelmeyecekmiş gibi yaşamaya devam ediyor... İşte örneği de vermişsiniz Hacı Mehmet ovasından insanlar halen ev alma cesaretini gösterbiliyor... İstediğiniz kadar yazabilirsiniz.... Varsın dolsun... Sevgiler...

      Sil
  5. Benim üyelik gitmiş senden:( Yeniden üye oldum...

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Olsun önemli değil... Teşekkürler... Sevgiler...:)

      Sil
  6. ateş düştüğü yeri yakıyor işte:(
    seni de çok takdir ettim hatun bu arada..

    YanıtlaSil
  7. Ateş düştüğü yeri yakıyor ve maalesef hiç umursanmıyor :(

    YanıtlaSil
  8. emeğinize, yüreğinize sağlık

    YanıtlaSil


  9. çok pasif bir blog olmuş.tasarım kötü,yerleşim kötü.www.farklihayatlar.blogspot.com.tr tasarım ve kalite açısından güzel...

    YanıtlaSil
  10. Geldiğinde karşılaşmadık ama O gün orada olduğun için teşekkürler...Depremi 45 günlük bebeğimizle tüm dehşetiyle merkez üssünde yaşadım. 19 Mayıs 2011 saat 23:16...Hiç unutmayacağım bir andı. Beton duvarların,camların, çerçevelerin, üstümüze devrilen kırılan şeylerin korkunç gürültüsü içinde attığımız çığlığı duyamadığımı hatırlıyorum. Öd patlaması dedikleri şey bu olsa gerek, bir hafta sonra karaciğerim alerjik reaksiyonlar sergilemeye başlamıştı. Hala aklıma geldikçe panik duygusu kaplar beni. İkinci hayatım sayıyorum o günden sonraki her günümü. Çünkü elektriklerin gidip duvardan duvara savrulduğumuz o an her şeyin bittiğine adım kadar emindim...

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Çok geçmiş olsun:( Orada yaşananları kendi gözlerimle gördüm, günlerce etkisinden kurtulamadım... Bizde İstanbul'da yaşadık, çok büyük yıkımlar görmedik çok şükür ama gerçekten o an çok korkunçtu... Hele küçüçük bebeğinizle korkunuz, acınız ikiye katlanmıştır... Tekrar çok geçmiş olsun... Sevgiler...

      Sil
    2. Teşekkür ederim. Duyarlılığınız için, insaniyetiniz için...O gün deprem bölgesine çıkıp gelmek, insanlığın pek çoğunda uyanmış bir farkındalık değildir. Çok çok hassas bir kalbiniz olduğuna eminim :) Dilerim ki yer yüzünde yaşayan hiç bir canlı ona benzer bir an yaşamasın. Sevgiler...

      Sil