30 Aralık 2013 Pazartesi

Yeni Yıl SEVGİ Getirsin...

,
Tüm dünyanın SEVGİyle aydınlandığı,korkuların son bulduğu...
Nefretin ve kinin yok olduğu...
Paranın,şanın,şöhretin,mevkinin,ünvanın mutluluğu getirmediğini,gerçek mutluluğun içimizde olduğunun anlaşıldığı...
Hırsların,hırsızlıkların son bulduğu...
Açlıktan ölen insanların kalmadığı,herkesin bir parça somununu paylaştığı...
Çocukların yüzünden gülücüklerin eksik ol...madığı...
Dinin sömürülmediği,hepimizin Tanrı'nın bir parçası olduğumuz inancının güçlendiği...
Dostluk,arkadaşlık,kardeşlik,aile kavramlarının değerinin bilindiği...
Aşkın ve sevginin hesapsızca,beklentisiz ve cesurca yaşandığı,bu değerlerin anlamını bulduğu...                               
Hepimizin insan olduğunun,birimizin bir diğerinden üstün olmadığının farkına varıldığı,kadın ve erkeğin eşit olduğu kavramının kabul gördüğü...
Yeni gelen yılların hiç bir şeyi değiştirmediğini,gerçek değişimin insanla başladığının özümsendiği...
Gökyüzünün sevinç ve kahkahalarla dolduğu...
Yeni bir yıl olması dileğiyle....                                   
SEVGİ ve IŞIK'la kalın...
Persephone;)
devamını oku →

28 Aralık 2013 Cumartesi

Kim Suçlu???

,
Hayat bize  seçenekler sunar,önümüze kapılar açar.Ya mantığımızla ya da duygularımızla bu seçenekleri değerlendirir ve yolumuza devam ederiz...Hiç bir müdahele yoktur, seçimlerimiz bize aittir.
Kimi  zaman da hayat bize mucizelerini sunar.Ya bu mucizeleri büyük bir minnetle kabul ederiz ya da cesaretimiz olmadığı için elimizin tersiyle iteriz...
Kader dediğimiz şey; bize sunulanların içinden ,bizim tercihlerimizden oluşan bir yoldur...Kaderimizi kendimiz ve seçimlerimiz belirler...
Seçimimiz bizi ulaşmak istediğimiz yere ulaştırıyorsa, kendimizi şanslı adlederiz...Tam tersi durumda şanssız oluruz...
Seçimlerimiz, beklentilerimizi karşıladığı sürece sorun yoktur...Peki karşılamadığında???
İşte sorunlar bu noktada varolmaya başlar...Önce kaderimize sonra şansımıza lanet ederiz...O da yetmez bir suçlu ararız...Önce hiç bir günahı olmayan hayatı suçlamaktan başlarız...O da yetmez çevremizdeki insanları suçlarız...
Ne kadar haklıyız suçlamalarımızda???
Senin seçimlerinden kim sorumlu???
İzleyeceğin yolu kim seçti???
Kader mi?
Şans mı?
Hayat mı?
Yoksa çevrendeki insanlar mı???
Yaptığın her seçimden,aldığın her karardan sen sorumlusun...Doğduğum aileyi de ben mi seçtim diyebilirsin...Belki seçmemişsindir belki de seçmişsindir...Unutma ki korkunç aile deneyimleri yaşayıp,kendi dünyalarında kahraman olmuş insanlar var...Yani ne olacağının seçimini yapan yine sensin...Boşyere bahanelere sığınma,suçlu arama...
Realiteni kendin yaratırsın...
Yaşamda varolma amacını kendin belirlersin...
Yaşadığın tecrübelerden ya dersler çıkarır ya da aynı hataları tekrarlamaya devam edersin.Dersler çıkarmadığın taktirde de 'Neden bu hep benim başıma geliyor?'diye  kara kara düşünürsün.
Ya sever sevilirsin ya da kin ve nefret saçarsın...
Seçimlerin senindir ve sana aittir...

Peki bu durumda Kim suçlu???

SEVGİ ve IŞIK'la kalın...
Persephone


Richard Bach'ın ''Mavi Tüy'' kitabından alıntı:

Kutsal İndiana topraklarında doğmuş,Fort Wayne'nin doğusundaki mistik tepelerde yetişmiş bir Usta gelmişti yeryüzüne.
Usta bu dünyayı İndiana'nın okullarında ve yetişkinliğinde de otomobil tamirciliği mesleğinde öğrendi.
Ancak Usta başka ülkelerden,başka okullardan ve yaşadığı yaşamlardan da çok şey öğrenmişti.Bunları hatırladı ve hatırlayınca da,akıllı  ve güçlü oldu,diğerleri onun gücünü gördüler ve kendisine akıl danışmaya geldiler.
Usta kendinede bütün insanlığa da yardımcı olacak güce sahip olduğuna inanıyordu e buna inandığı için bu kendsi için geçerli oluyordu. Diğerleri onun gücünü gördüler ve dertlerinden ve hastalıklarından kurtulmak için ona geldiler.
Usta her insanın kendini Tanrı'nın oğlu olarak görmesinin doğru olduğuna inanıyordu ve buna inandığı için de öyleydi.Çalıştığı garajlar,atölyeler onun bilgeliğini,onun elinin temasını arayanlarla,dışarıdaki sokaklar sadece o geçerken gölgesinin üstüne düşmesini ve böylece yaşamlarının değişmesini isteyenlerle doldu.
Kalabalıklar yüzünden ustabaşılar ve dükkan sahipleri onun da tamircilerin de otomobiller üzerinde çalışascak yer bulamadıkları için aletlerini toplayıp başka bir yere gitmesini istediler.
Böylece o da kırlara gitti ve kendisini izleyenler ona Mesih,mucizeler yaratan demeye başladılar;buna inandıkları için de öyle oldu.
O konuşurken bir fırtına kopsa,dinleyenlerden birinin üzerine bir damla düşmüyor,gökler gürlese,yıldırımlar düşse bile kalabalığın en sonundakiler sözlerini en öndeki kadar açık seçik duyuyorlardı.Ve onlarla hep mesellerle konuşuyordu.
Ve Usta onlara dedi ki:''Her birimizin içinde sağlığa ve hastalığa,zenginliklere ve yoksulluğa,özgürlüğe ve köleliğe rızamız yatar.Bunları kontrol eden sadece bizleriz,başka biri değil.''
Bir değirmenci ortaya çıktı;''Senin için böyle konuşmak kolay,Usta,çünkü sen bizim gibi değilsin,yönlendiriliyorsun ve bizler gibi çalışmak zorunda değilsin.Bu dünyada insan yaşamak için çalışmak zorundadır.''
Usta dedi ki:''Bir zamanlar büyük bir billur ırmağın dibinde bir köy dolusu yaratık yaşardı.
Genç ve yaşlı,zengin ve yoksul,iyi ve kötü hepsinin üzerinden sessizce akar geçerdi ırmak.Sadece kendi billur varlığını bilir,kendi yolunda giderdi.
Her yaratık kendi bildiğince ırmak dibinin köklerine ve taşlarına tutunurdu,çünkü tutunmak onların yaşam biçimiydi ve  doğuştan öğrendikleri şey akıntıya direnmekti.
Ama sonunda bir yaratık şöyle dedi:''Ben tutunmaktan bıktım artık,gözlerimle göremiyorsam da,ırmağın gittiği yeri bildiğime inanıyorum.Kendimi bırakacağım,beni istediği yere götürsün.Burada asılı kalırsam sıkıntıdan öleceğim artık.''
Öteki yaratıklar güldüler,''Aptal'' dediler.''Hele bir bırak o zaman taptığın o akıntı seni kayalardan kayalara çarpar ve sıkıntıdan öleceğinden daha çabuk ölür gidersin.''
Ama o onları dinlemedi ve derin bir soluk alarak kendini koyverdi.Aynı anda akıntı kendisini kayalara çarptı.
Ancak yaratık bir daha tutunmayı reddedip de aradan bir zaman geçince akıntı onu dipten kaldırdı ve ondan sonra bir yere çarpıp bir yanını incitmedi.
Irmağın aşağısında kendisine yabancı olan başka yaratıklar,''Bir mucize bu!'' diye bağırdılar. ''Bizim gibi bir yaratık,ama uçuyor işte!Bizleri kurtarmaya gelen Mesih bu!''
Akıntıya kapılmış giden,''Ben sizden fazla Mesih değilim,''dedi.''Irmak bizleri özgürlüğümüze kavuşturmaktan zevk alıyor,eğer kendimizi koyvermeye cesaret edebilirsek.Bizim gerçek işimiz bu yolculuktur,bu serüvendir.''
Ama onlar,''Kurtarıcı!'' diye daha çok bağırarak sıkı sıkı tutundular kayalarına.Bir daha baktıklarında yaratık gitmişti ve onlara da artık sadece bir Kurtarıcı efsanesi yaratmak kalmıştı.''
Usta kalabalığın çevresinde her gün biraz daha arttığını gördü,kendisine her zamankinden daha çok yaklaşıp kendilerini iyileştirmesini,mucizeleriyle beslemesini,onlar için öğrenmesini,onların yaşamlarını yaşamasını istediklerini görünce,bir gün tek başına bir dağ tepesine gidip dua etti.
Ve kalbinde şöyle dedi:Ey Ebedi Parlak Olan,eğer istediğin buysa,bu kadehi al elimden,bu imkansız görevi bir yana bırakmama izin ver.
Başka bir insanın yaşamını yaşayamam,oysa on bin kişi benden yaşam bekliyor.Bunların olmasına izin verdiğim için pişmanım.Eğer istersen beni bırak da motorlarıma ve makinelerime döneyim ve başka insanlar gibi yaşayayım.
Ve dağın tepesinden bir ses duydu:Ne erkek ne kadın,ne yüksek ne hafif,sonsuz derecede sevecen bir ses.Ve bu ses dedi ki:''Benim değil,senin istediğin olacak,çünkü senin istediğin benim senin için istediğim şeydir.Öteki insanlar gibi sende yoluna git ve yeryüzünde mutlu ol.''
Usta bunu duyunca sevindi,teşekkür etti ve dağdan tamirci şarkısı mırıldanarak indi.Kalabalık dertleriyle çevresini sarıp kendilerini sürekli beslemesini ve mucizeleriyle kendilerini eğlendirmesini istediğinde Usta kalabalığa gülümsedi ve şöyle dedi:''Ben bu işi bırakıyorum.''
Kalabalık bir an şaşkınlıktan dona kaldı.
Ve Usta dedi ki:''Bir insan Tanrı'ya en çok istediğin şeyin,kendisine bedeli ne olursa olsun,ıstırap çeken dünyaya yardım etmek olduğunu söylerse ve Tanrı da ona yanıt verip ne yapması gerektiğini söylerse,o insan kendisine söyleneni yapmalı mıdır?
''Elbette,Usta!'' diye bağırdı kalabalık.''Tanrı istediği takdirde cehennem azabı bile çekmek bir zevktir onun için.''
''Bu azap ne olsa da,bu görev ne kadar güç olsa da mı?''
''Tanrı istemişse asılmak bir şereftir,bir ağaca çivilenip yakılmak insanı yüceltir,'' dediler.
Usta kalabalığa ''Tanrı sizin yüzünüze konuşsa ve YAŞADIĞIN SÜRECE YERYÜZÜNDE MUTLU OLMANI EMREDİYORUM deseydi, o zaman ne yapardınız? dedi.
Ve kalabalık sustu,öylece durdukları vadilerden,tepelerden tek ses çıkmadı.
Ve Usta sessizliğe dedi ki:''Mutluluk yolumuzda bu yaşam için seçtiğimiz bilgiyi bulacağız.Bugün ben bunu öğrendim ve şimdi sizi kendi yolunuzda istediğiniz gibi yürümeye bırakmayı seçiyorum.''
Ve Usta kalabalığın arasından geçerek kendi yoluna gitti,onları bırakıp kendi gündelik insanlar ve makinalar dünyasına döndü. 
    
  


devamını oku →

23 Aralık 2013 Pazartesi

Dokunmak...

,
Issız adanın ortasında kaybolmuş yalnızlığına,
Derin denizlerin mavisi tuz basar yaralarına,
Gökyüzü gömüldüğünde geceye,
Çığlık atar içindeki martılar ışığın özlemiyle,
Duymak istersin kulaklarında meleklerin kanat çırpışını,
Bilirsin çünkü; meleklerin kanat çırpışları güzel günlerin habercisi,
Ve
Yüzünü her güneşe döndüğünde yeşerir yüreğindeki umutlar,
Rüzgarda savrulan bir kuş tüyü yeniden bağlar hayata,
Ve
Kendi kendine dersin ki:Boşver nasıl olsa her karanlık,güneşle son bulur...




Bazen hayatı anlayabilmek için dokunmak,
Bazen de dokunabilmek için hayatı anlamak gerekir...
Tıpkı insanlar gibi....

Sevgi ve ışıkla kalın...
Persephone

devamını oku →

16 Aralık 2013 Pazartesi

Şehrin Işıkları...

,
Saat gece yarısnı geçmişti.Şehrin ışıkları tek tek sönmekteydi; Ahmet'in yüreğindeki ışıklar gibi....
Ahmet henüz otuzlu yaşlarının başındaydı ama o kendini çok daha yaşlı hissediyordu.Hayat ona adil davranmamış daha annesinin kokusunu duyamadan,annesi Ahmet'i dünyaya getirirken ebediyete göç etmişti.
İçinde hep bir suçluluk duymuş,kimseyle paylaşacak gücü hiç bir zaman kendinde bulamamıştı.
Ahmet'in babası bir fabrikada işçi olarak çalışıyordu ve eşi ölünce hayatta üç çocukla tek başına kalakalmıştı.Çok azimli ve sevgi dolu bir adamdı.Her türlü zorluğa rağmen üç çocuğunu tek başına büyütmüş,hepsinide okutmuştu.İkinci bir evliliğe hiç sıcak bakmamıştı.Eşini öyle çok sevmişti ki,evlenmeyi ona ihanet saymıştı...
Ahmet okuyup,başarılı bir avukat olmuştu.İyide para kazanıyordu,maddi sıkıntısı yoktu.Babasını ve kardeşlerini çok seviyordu.Yaşadıkları hayat mücadelesi onları birbirine kenetlemiş,yıllar bunu değiştirmemişti.İyi günde,kötü günde birlikteliğe örnek bir ailesi vardı....
Hayatta sahip olduğu tüm güzelliklere rağmen Ahmet mutsuzdu...Annesinin ölümüden duyduğu suçluluk bugüne kadar peşini bırakmamıştı...İçindeki bu çıkmaz hayatında sevgi eksikliği yaratmış,içindeki çocukla tüm bağını koparmıştı.Bir yanı hep hüzünlüydü.Bir iki aşk macerasından öteye gidemeyen birliktelikleri olmuştu....Ta ki karşısına Saliha çıkana kadar....
Saliha;iyi bir ailede büyümüş,iyi eğitim almış yeni stajyer avukattı.Ahmet'in çalıştığı hukuk bürosunda çalışmaya başlamıştı.Ahmet;Saliha'yı ilk gördüğünde hayatında bir şeylerin değişeceğini hissetmişti...Saliha'nın buğday sarısı lüle saçları,badem gözleri,yay gibi kaşları ve ok gibi kirpikleri vardı.Gülüşü güneş gibi her yanı aydınlatıyordu.Ahmet görür görmez Saliha'dan çok etkilenmişti.Saliha'yı tanıdıkça fiziksel güzelliği dışında yüreğinin güzelliğini de görmüştü...Saliha'da Ahmet'ten çok etkilenmişti...
Gece alaacakaranlığa karışırken,Ahmet şehrin sönen ışıklarıyla birlikte kafasında bir sürü soru,bitmek bilmeyen iç hesaplaşmalarıyla uykuya daldı....
Ahmet kendini sevemezken,Saliha onu sevecekmiydi?
Çocukluğundan bugüne gelen suçluluk duygusu,Saliha'ya olan sevgisini sunmaya izin verecek miydi?
Henüz kendini bağışlayamamışken,sevdiğini mutlu edebilecek miydi?
Çok mu karanlıktı geleceği???


Ahmet;içindeki çocukla iletişim kurmayı başarabilirse belki de doğru yolu bulacak...
Sevgi ve ışıkla kalın...
Persephone
        
devamını oku →

11 Aralık 2013 Çarşamba

Korkunun Karşıtı Sevgi

,
Herkesin yaşam amacı; mutlu olmak, nefes aldığı süreç boyunca hayatını anlamlı kılmak, sevmek, sevilmek, başarılı olmak ve paylaşmak...
Peki bunları gerçekleştirmekten bizi alıkoyan ne? Belki bunun için biraz zaman ayırıp,üzerine kafa yormak gerekir...
Korkular!!!
Evet bildiğimiz ama bilmek istemediğimiz korkularımız,öğrenilmiş çaresizliklerimiz bizi yapmak istediklerimizden alıkoyan...
Ya sevdiğim birini kaybedersem!
Ya işsiz kalırsam! Ya okulumda başarılı olamazsam!
Ya sevdiğim insan beni terkederse!
Bu korkularımız sonsuzdur ve bir çok şey daha eklenebilir...
Bu korkularla yaşamımızı devam ettirmeye çalıştıkça, düşüncelerimiz, enerjimizi bu olumsuzluklara aktıkça zaten kaçınılmaz sonumuzu kendi ellerimizle hazırlamaktayız... Evet!!! Ve işte yine; ''Korktuğum başıma geldi!!!'' Bu cümleyi hayatımızda ne kadar sık tekrarladığımızı bir düşünün!!!
Korkularımızı canlı tuttuğumuz sürece korktuğumuz hep başımıza gelecektir.Çünkü; düşüncelerimiz davranışlarımıza yansıyacak ve yaşam aynı nakaratı bizim için tekrarlayacaktır...
Hayat iniş ve çıkışlarla, yepyeni deneyimlerle dolu.Bir olaydaki negatif düşünceler ya da pozitif düşünceler o olayın şeklini tamamen değiştirmektedir. Yaşanan şeyi nasıl deneyimlemek istiyorsak öyle deneyimleriz ve bunu biz şekillendiririz. Dış etkenler yalnızca biz izin verirsek müdahil olur.
Korkularımızı, öğrenilmiş çaresizliklerimizi bir kenara bırakıp yeni deneyimlere kendimizi açmalıyız... Hayattaki seçimlerimizi kendimiz yaparız ve seçtiklerimizi yaşarız. Ya korkularımızla yaşamaya devam edip, aynı tekrarları yaşayacağız ya da hayallerimizi, yaşamak istediklerimizi gerçekleştirmek adına bir şeyler yapacağız...
Hayat bir çağlayan gibi hızla akmakta. On dakika sonra halen yaşıyor olacağımızın da bir garantisi yok. Sırf korktuğumuz için yaşayabileceğimiz güzelliklerden vazgeçmek niye???
İhtiyacımız olan tek şey SEVGİ; çünkü her şeyin özü SEVGİ'dir... Ve SEVGİ; korkunun karşıtıdır....



Sevgi sundukça, alacağınız karşılık yine sevgi olacaktır...

Sevgi ve ışıkla kalın...
Persephone
devamını oku →