28 Şubat 2013 Perşembe

...

,
Yine çok yoğun bir gündü,bir sürü imzalanması gereken sözleşme,yazışma,ardı arkası kesilmeyen telefon görüşmeleri...
Betonerme gökdelenlerin arasından yürümeye başladığında saat akşamın sekizine geliyordu,hava kararmış,İstanbul'un kışının o is kokusu genzini yakmıştı...Kasvetli bir hava vardı...
Neyse ki artık trafik sorunu yoktu.Annesi öldükten sonra eski semtini geçmişte bırakıp,iş yerine yakın bir yere taşınmıştı...Yeni bir sayfa açmak istemişti belki de hayatında...Neyse ki bugün yüksek ökçeli ayakkabılarını giymediğine sevindi,yürümek istiyordu ve rahat rahat yürüyebilirdi...
Artık evde onu bekleyen bir annesi de yoktu.Sevdiği o güzel kafede bir kahve içip,günün yorgunluğunu atmasında kendince bir sakınca görmedi...
Garson masaya yaklaştı şekersiz sütlü kahve mi alırsınız hanımefendi diye sordu? Cevap tabii ki evetti!
Her zaman aynı kafeye giderdi,artık müdavim sayılırdı,zaten rutin bir hayatı vardı.Aynı yerde yemek yer,aynı kafeye gider,aynı yerde yürüyüş yapar...Rutinin dışına çıkmayı pek sevmezdi...
Bir kaç dergi karıştırdı kahvesini yudumlarken...İçinde geçmek bilmeyen bir sıkıntı vardı uzun zamandır,adını koyamadığı...Oturamadı daha fazla kafede...Eşofmanımı çekip rahat rahat evimde oturayım diye düşündü...
Eve geldiğinde kapıda kedisi hayalet karşıladı,bir tek o kalmıştı zaten annesinden yadigar geriye...Annesi onu bulduğunda küçücük,terkedilmiş bir yavru kediydi Hayalet..Sessiz sakin,varlığı yokluğu bir olan bir kediydi;bu sebeptendi adının Hayalet olması...Can dostu,yol arkadaşı...   
Üzerini değiştirdi,bir kadeh şarap doldurdu,televizyon koltuğuna oturdu,hayalet kucağına zıpladı...Televizyon kumandasını aldı,bir iki kanal zapladı.Bugünlerde televizyonda da doğru düzgün bir şeyler yok diye kendi kendine söylendi...Sonra radyo kanallarını karıştırdı,ruh haline uygun parçalar çalan bir kanal seçti kendine...
Kırklı yaşlarının sonlarına yaklaşmıştı artık...Zaman nasıl da hızla akıp geçiyordu...Annesi öleli neredeyse bir yıl olacaktı...Her şey dün gibiydi ama...Atamamıştı halen biricik annesinin acısını o çocuk yüreğinden...
Evlenmemişti,büyük bir aşk acısı yaralı bırakmıştı ruhunu,yüreğini...Anne olmayı o kadar çok istemesine rağmen,evlenmedi...Olmuştu aslında bir çok isteyeni,annesi de çok ısrar etmişti evlensin,bir yuvası olsun diye...Ama istemedi o evlenmeyi,koyamadı yerine başka kimseyi...
Şimdi pişman mıydı,emin değildi aslında duygularından...Belki hayatı bam başka bir yolda ilerliyor olacaktı,tercihlerini farklı kullansa... Zordu yalnız olmak...Yalnızlık Allah'a mahsus değil miydi zaten...Gülümsedi yine de olsun,hayalet var dedi...
Çok yorgundu,kafası karışıktı,işinden sıkılmıştı,acısı halen tazeydi.....İnsanın belli bir yaştan sonra farkındalığı da artıyor,hayatı daha fazla sorgular hale geliyordu...Bir şeyler eksikti ama ne?Bir türlü sorularının cevaplarını bulamıyordu....Çok sıklaşmıştı kendine soruları...Sıkışmış hissediyordu kendini...
Uzun zamandır hayali bir sahil kasabasında küçük ev yemekleri satan bir lokanta açmaktı...ama bir türlü cesaret edemiyordu...Neden yapamıyordu?Onu İstanbul'a bağlayan hiç bir şey kalmamıştı aslında...Birikmiş bir miktar parası da vardı...Peki neydi onu tutan???
Kendi kendine seçimlerimi yaşıyorum diye düşündü...Düşüncelerim değil miydi hayatımı var eden...Korkularım bedenimi sarmaya devam ettikçe daha da kapana kısılacağım...Birden içi ürperdi...Aynaya her yıl biraz daha yaşlanarak baktığını hissediyor...Bir kırışıklık,bir beyaz saç telinin daha artmış olduğunu görüyor...Daha ne kadar bu halde yaşayacaktı...Yarın çok daha  geç olmadan yola çıkmalıydı!!
Bunları düşünürken televizyon koltuğunda, kedisi hayaletle birlikte, çok sevdiği Eric Clapton'un Tears in Heaven şarkısıyla uykuya daldı...
Ertesi güne uyandığında,değişecek miydi acaba hayatı...Gösterebilecek miydi yola çıkma cesaretini!!!Kim bilebilir ki kendinden başka!!!


Sevgi ve ışıkla kalın...
Persephone



0 yorum to “ ... ”

Yorum Gönder